stuart
Medium'dan alınmıştır.

İktisatın Mozartı: John Stuart Mill

Giriş

John Stuart Mill, küçük yaştan itibaren aldığı iyi eğitim sayesinde sadece ekonomi değil, felsefe de etkili olan ve bilimsel metodolojiye katkılar yapan önemli iktisatçılardan birisidir ve liberalizmin en önemli düşünürlerindendir. Serbest piyasa ekonomisini savunan Mill, bu görüşleri ile Adam Smith’in takipçilerindendir. Bu çalışmamızda John Stuart Mill’in hayatından, görüşleri ve görüşlerini etkileyen etmenlerden, yaşadığı zaman ve ortamdan, benimsediği iktisadi düşüncelerinden ve kuramından, eserlerinden bahsedilecektir.

1. John Stuart Mill’in Hayatı

Bilimsel metodolojiye önemli katkılar yapan ve liberalizmin en önemli düşünürlerinden olan Mill, 1806’da Londra’da doğdu. İlk eğitimlerini ünlü felsefeci aynı zamanda babası James Mill’den aldı. Çocukluğundan itibaren David Ricardo, Jean-Baptiste Say, Jeremy Bentham, Henri de Saint-Simon ve Auguste Comte gibi döneminin önemli düşünürleriyle etkileşim içinde oldu.[1] Eşsiz bir zekâya sahip olan Mill formel bir okula gitmemiş ve üniversiteden de mezun olmamıştır. Babası James Mill ve babasının yakın arkadaşı Jeremy Bentham’ın geliştirdiği faydacılık felsefesi doğrultusunda bir eğitim almış; ustası olan babası tarafından tamamen evde eğitime tabi tutulmuştur.[2] Daha üç yaşındayken Yunanca öğrendi; sekiz yaşında ise Latince öğrenmeye başladı. Çağının neredeyse bütün bilimleriyle uğraştı.[3]On bir yaşına geldiğinde politik iktisat üzerine çalışmalar yaptı ve on dört yaşında zamanının bilimini bilen biri haline geldi. On sekiz yaşında ekonomik konular üzerinde makaleler yayınladı. Yirmi beş yaşında depresyon geçirdi. Sebebi ise, James Mill, oğlu J. S. Mill’i küçük yaşta insanüstü bir eğitime tabi tutmasıydı. Doğu Hindistan Şirketi’nde şef olan babası vaktinin önemli bir kısmını Mill’in eğitimine ayırmış, annesinin Mill’in üzerinde fazla bir etkisi olmamıştır. Mill otobiyografisinde, “Asla çocukluğumu yaşayamadım” demektedir ve babasının çok sıkı eğitimi nedeniyle duygu kapasitesinin zayıf kaldığına inanmıştır.[4] Bu durumunu döneminin müzikleri ve sanatıyla atlatıp depresyon döneminden kurtuldu. 1820 ve 1821 yılları arasında Fransız iktisatçı John Baptiste Say ile tanışmak için gittiği Fransa’da hukuk öğrenimine başladı. 1823’te öğrenimini yarım bırakarak Doğu Hindistan Şirketi’nde çalışmaya başladı.1856 yılında emekli oldu.

1851 yılında, 21 yıl boyunca verimli bir arkadaşlık sürdürdüğü büyük aşkı Harriet Taylor ile evlendi. Taylor, aynı zamanda felsefe alanında, özellikle feminist akımda, ün salmış bir katılım gösterdi. Aslında Taylor’ın, Mill’in kadın hakları hakkında yazmaya teşvik ettiği kişi olduğu düşünülmektedir. John Stuart Harriet Taylor ile tanıştığında, Taylor hala evli bir kadındı; ancak, büyük aşklarından dolayı ayrı durmak istememişlerdir. Bu nedenle, bu arkadaş çifti o dönemin önyargılı Victoria toplumu tarafından acımasızca eleştirilmiştir.

Mill, ömrünün sonuna kadar yazdığı önemli yazıların iki farklı taslağını çıkarmış ve bunların yayıma hazırlanmasına büyük çaba harcamıştır. Öğrenmiş olduğu en önemli şey: “iyi yazı yoktu, iyi düzeltilmemiş yazı vardı.” Mill 1822’den ölümüne dek yazılarını titiz bir şekilde listelemiş ve çalışmalarını ileri nesillere miras bırakmıştır.1873’te Avignon, Fransa’da yaşamını yitirmiştir.

2. Ekonomistin Temel Düşünceleri

Mill, faydacılık ekolünün sıkı ilkeleri doğrultusunda eğitilmiş olmasına rağmen, bu ekolün sınırlarını çok aşmış bir felsefî miras bırakmıştır. Faydacılık ekolünün yanı sıra, çok değişik kaynaklardan ve felsefî anlayışlardan da etkilenmiştir.

Ekonomistin temel düşünceleri detaylı bir şekilde aşağıda sıralanmıştır:

2.1. Faydacılık

Mill’in faydacı gelenek ile tanışması Bentham’ın meslektaşı olan babası James Mill sayesindedir. Bentham’ın görüşlerine büyük değer veren James Mill bu görüşlerin İngiltere’ye yayılması ve büyük etki uyandırmasında etkin bir rol üstlenmiştir. Babasının telkinleri ile faydacı gelenek ile hemhal olan Mill kendisine miras kalan görüşlerdeki eksiklikleri fark edince, hem faydacı düşüncenin esaslarını inceleyip Bentham’ın düşüncesindeki eksiklikleri gidermek hem de savunduğu doktrinin esaslarına temel teşkil edecek yeni bir motif bulmak amacı ile faydacı düşünceyi yeniden yorumlamaya çabalamıştır. Genel olarak metafiziğe karşı bir duruş sergileyen ve her fırsatta olgular dünyası ile bilimsel yöntemin üstün değerini vurgulayan Mill psikoloji ve mantığı dayanak noktaları olarak almış ve görüşlerini bu dayanak noktaları üzerinden oluşturmaya çalışmıştır. Modernitenin esaslarından olan aydınlanma ve ilerleme düşünceleri Mill’in kendi düşünce dünyasını önemli ölçüde etkilemiş ve Mill’in özellikle insanî yaşamların iyileştirilmesinde bilgi ve doğal bilimsel yöntemlerin etkin olması gerektiğine dair görüşlerinin şekillenmesine olanak sağlamıştır. Mill, “faydayı ahlâkî meselelerde nihai karar verici olarak kabul ediyorum” ifadeleri ile kendisine kalan miras ile ilgili temel düşüncesini özetlese de bu miras ile ilgili olarak ilk yaptığı, faydacı geleneğe hizmet etmiş olanların özellikle Epiküros ve Bentham’ın haz kavramına yüklediği anlamdan ve dolayısıyla bu bağlamda gelen eleştirilerden kurtulmak olmuştur. Bütün faydacı gelenek boyunca ‘insanların mümkün olduğunca acıdan uzaklaşıp hazza yöneldiği’ düşüncesi hâkim olmuştur. Eylemin ahlâkî boyutu ile ilgili olarak tek ölçüt kabul edilen haz ‘biricik iyi’ olarak tanımlanmış, haz ve acının eylemlerimiz açısından ne yapmamız gerektiğini bize söyleyebileceği savunul-muştur. Mutluluktan haz ya da acının yokluğu anlaşılmış hazza ulaşmaya yönelik her şey arzulanmaya değer görülmüştür. [5]

Bu anlayışta ‘bize haz veren her şey iyidir düsturu ile hareket edilmiş, fakat hazların yalnızca niceliksel olarak değerlendirilmesi sonucunca insan deneyimi ya da yaşam hayvani varoluş seviyesine indirgenmiştir. Böyle değerlendirildiğinde faydacılığın sadece domuzlara yarayan bir doktrin olabileceğini savunan Mill, hayatın hayvanların hayatı ile kıyaslanması insan haysiyetini yerle bir eder. Bir hayvanın zevkleri insan denilen varlığın mutluluğu için yeterli değildir. Üstelik insan hayvan iştihalarından daha yüksek yetkileri olduğunu bir kez fark edince, bu yetilerin tatminini gözetmeyen hiçbir şeyi mutluluk olarak kabul etmez ifadeleri ile hiçbir insanın sahip olduğundan daha üstün nitelikler vadedilse bile, insanların sahip oldukları gurur ve haysiyet duygusu dolayısıyla bir hayvanın yerine geçmek istemeyeceğine vurgu yapar. Mill’e göre niteliksel bir ayrıma tabi tutulması gereken hazların seçimiyle ilgili değerlendirmelerdeki mihenk taşı büyük ölçüde hazları deneyimleyen kişinin seçimidir. Ancak manevi ve zihni faaliyet ve şeylerin maddi şeylere üstünlüğü göz ardı edilemez. İnsanlar akıl sahibi bir varlık olarak deneyimlediği hazlar arasında seçim yapma hakkına sahiptir. Bu hak, bazı insanların kendi manevi güçsüzlükleri ya da bu hazlar daha kolay elde edilmesi nedeniyle aşağı hazlara yönelip onları seçebileceği anlamına gelebilir. Mill bu görüşünü şu sözleri ile özetler[6];

“Halinden memnun bir domuz olmaktansa halinden memnun olma-yan bir insan olmak; mutlu bir budala olmaktansa mutsuz bir Sokra-tes olmak daha iyidir. Eğer domuz ve budala başka görüşte iseler bu onların meselenin ancak bir yüzünü bilmelerinden kaynaklanır.”[7]

Haz kavramına yönelik bu değerlendirmelerinden sonra Mill eksikliklerini gidermeye çalıştığı faydacı anlayışı şu ifadeler ile yeniden tanımlar:

“Ahlâk, bir takım hareket ve düsturlardır ki kendilerine uyulduğu zaman mümkün olduğu kadar bütün insanlığa, yalnız insanlığa değil tabiatlarının elverişli olduğu müddetçe bütün duygulu mahlûklara hem nitelik hem de nicelik olarak oldukça zengin bir yaşam sunar”.[8]

Bütün faydacı anlayışlarda olduğu gibi Mill’in doktrininde de ahlâkî eylem ve yaşamın tek amacı mutluluktur. İnsanın arzu ettiği bir şey olarak düşünülen mutluluk hazların sürekli olarak sürüp gitmesi anlamına gelmez. Çünkü böyle bir durum imkânsızdır. Hareket ve sükûnet arasındaki ilişki mutluluğun açığa çıkması notasında haz ve acı arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Nitekim herhangi birinin uzamasının diğerini hazırlaması anlamına geldiği düşünülebilir. Yaşam içinde her insan hayatın kendisine sunduğu her şeyden faydalanabilmeli, hatta daha fazlasını isteyerek ve bekleyerek çaba harcamalıdır. Elindeki ile yetinen Mill açısından daha iyi bir yaşamdan kendisini mahrum bırakmış olacaktır. Yaşam içinde her insan kendisini kuşatan bir ilgi kaynağı bulabilir ve farklı şekillerde çabalayarak hayatını daha kıymetli bir hale getirmeye uğraşır. Bu uğraş içinde bulunduğu yaşam alanının her bir üyesi için söz konusudur. İnsan bazen kendine dönük ve ben merkezli ilgi ve kaygılara odaklansa da toplumsal olarak başkaları ile birlikte yaşamak zorundadır. Bu durum onu zaman zaman toplumsal ilgi ve kaygılara yönelik olarak, kendini ve mutluluğunu düşünmekle beraber sahip olduğu sağduyu ve tedbir duygusu ile başkalarını da düşünmek ve onlar içinde hareket etmek zorunda bırakır.[9]

Dolayısıyla insan zaman zaman başkalarının mutluluğunu düşünmek sureti ile insanlığın en yüksek derecede faydası için kendi mutluluğunu terk edebilmelidir. Öyle ki Mill’in düşüncesinde bireyselliğin ancak başkalarını ilgilendirmeyen konular söz konusu olduğunda ön plana çıkabileceğine işaret edilir. Bu noktada Mill şu görüşlerini paylaşır[10]:

Hareket tarzında iyi’nin faydacı bakımdan mihenk taşı olan mutluluk yalnızca etkenin değil tüm ilgililerin mutluluğudur”.[11]

Birey ve toplum arasında kurulması gereken uyum ve ahenk ilişkisine dikkat çeken Mill kendisini Nasıralı İsa’nın ‘başkasının size yapmasını istediğiniz şeyi siz de başka-sına yapın ve komşunuzu kendiniz gibi sevin’ altın düsturu ile haklı çıkarmaya çalışır. Toplum içinde yaşayan her bir birey bu düsturlar sayesinde kendi faydasına olan şey ile toplumun faydasına olan şey arasında çözülmez bir bağ kurar. Mutluluk temel anlamıyla arzu edilendir. Ancak insan aynı zamanda toplumsal sağduyu, irade ve fedakârlık duygularına da sahiptir. Dolayısıyla başkalarının mutluluğu söz konusu olduğunda insan kendi mutluluğunu bir kenara bırakabilmelidir. Şuna da dikkat edilmelidir ki, insanın kendisi ve başkaları için mutluluğu arzu etmesi düşüncesi bireysel irade ile genel irade arasında bir çelişki doğurmaz. Çünkü irade mutluluğa ulaşma yolunda acıdan uzaklaşıp hazzı elde etmek için genel irade ile uyumlu bir hale sokulur. İradenin toplumsal mutluluk için nasıl bir araç konumuna sokulduğunu göstererek ‘Humecu bir duygudaşlık etiğinin çizgisinde ilerleyen’ Mill alışkanlıkların duygulara ve yaşama değer katan biricik şey olduğuna da değinir. Bu noktadan hareketle Mill’in faydacı görüşünde, haz ve mutluluk kavramının bireyden sosyale, özelden genele doğru bir genişleme içinde olduğu ve gerçek bireysel haz ve mutluluğun bu genişleme sayesinde mümkün olabileceği söylenebilir. Mill faydacı doktrininin iki temel dayanağa ya da yaptırıma sahip olduğuna dikkat çeker. Bunların birincisi; insanların mutluluğu arzuladığı ve Tanrının iyiliği düşüncesinden yola çıkarak, hem toplumsal hayatta hem de Tanrı katında önem arz eden ceza ve mükâfatın insandaki sadakat duygusu ile birleşerek eylemler üzerinde etkili olması sonucunda ortaya çıkacağını düşündüğü dıştan yani, toplumsal ya da Tanrısal kaynaklı yaptırımdır. İkincisini ise insanın içinden gelen ve vicdan olarak beliren iç kaynaklı yaptırımlardır. Nitekim eylemin sonucuna göre içimizdeki ses de bizi ya ödüllendirir ya da cezalandırır. Ortalama olarak aynı ilgi ve kaygılara sahip insanların oluşturduğu toplulukta hayatın gayesi olan mutluluğa ulaşma yolunda, insan eylemlerine yön verecek haz yanında bu tür yaptırımlar ile faydacı düşünce hem bireyin hem de bireylerden oluşan topluluğun en yüksek derecede mutluluğunu hedefler. Faydacı düşünce bu hedefe yönelirken kendi nazariyesini kabul eden bireylerin kendi iyilik ve mutluluklarını toplumsal iyi ve mutluluk ile örtüştürme imkânı, dolayısıyla toplumsal anlamda güven ve uzun süreli bir iyilik vadeder. [12]

2.2. Rasyonalitenin Önemi

Mill’in babasıyla sürdürdüğü çelişkili ilişkiye rağmen bu, yazarın faydacı etiğinde temel bir etkendi. John Stuart Mill, insanın rasyonelliğin gelişimini desteklemesi gerektiğini düşünmüştür, çünkü bu şekilde üstün bir varoluş tarzı elde edilebilirdi.
Faydacı teorisinin bir parçası olarak Mill tarafından önerilen ilkelerden bir diğeri, bireyin birçok insanda mutluluğu teşvik etmek için, aklın sınırları dahilinde kaldığı sürece hareket etmesi gerektiği inancından oluşmaktadır.[13]

2.3. Pozitivizme İlgi

John Stuart Mill ayrıca, sosyal bilimlerin bağımsız bir birimi temsil ettiği Comte’un önerilerini özel bir gayretle inceleyerek bölümlerin toplamı olmadan, pozitivist yöntemlere girişmiştir. Bu toplumsal birlik, kolektif bir iradenin ve genel bir vicdanın ifadesi olan fikir birliği ile sağlanmaktadır. Buna karşılık, kolektif bir doğanın uyumu, cezalar veya ödüller yoluyla bireysel gönüllülük yoluyla elde edilebilir.[14]

Aynı şekilde, Comte tarafından önerilen pozitivist yöntem, sosyal bilimlerin gerçekte kanıtlanamayacak herhangi bir yöntem ve açıklamaya uymaması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu yazarın önerilerini sosyolojisinde uygulayan Mill, Comte’nin pozitivizminin çok kısıtlayıcı olduğunu ve ekonomi alanından uzaklaştığını düşünmüştür. Mill, Comte’a, pozitivist ilkelerini eserleri için kullanacağını, ancak Comtian teorilerini ekonomik disipline titizlikle uygulamasının karmaşık olduğu göz önüne alındığında, geçici bir niteliğe sahip olacağını bildirmiştir. [15]

2.4. Görüngücülük Üstüne Görüşleri

Pek çok 19.yy düşünürü gibi Mill de toplumsal ve siyasal reformlardan yana olmuş, bunun için de doğa bilimlerinin kullandıkları yöntemleri doğru olarak belirlemek gereksinimini duymuştur. Bu amaçla yazdığı “A System of Logic (Bir Mantık Dizgesi)” İngiliz Deneyciliği’nin en kapsamlı yapıtı sayılmıştır. Burada Mill, Hume ve Kant’la temelleri atılan Görüngücülük’ü geliştirmiştir.[16]

2.5. Tümevarımın Temeli

Mill, tümevarımsal bir çıkarsama yapmanın hangi temele dayandırılabileceğini sorgulamıştır. Her tümevarımda, geçmişte meydana gelmiş olan bir olayın aynı ya da yeterince benzer koşullar oluştuğunda yine ortaya çıkacağı varsayımı temel alınmaktadır. Mill, bu varsayımı doğanın gidişinin tekdüzeliği ilkesi olarak belirler. Her tümevarım bu ilke ile temellenir fakat ilke tümevarımı kanıtlamaz: onun doğruluğu için zorunlu koşul oluşturmaktadır.[17]

2.6. Nedensellik

Doğadaki tekdüzelikler eş zamanlı ya da ardışıklı şekilde olmaktadır. Ardışıklı olanların bir bölümü doğayı kavramakta temel değer taşır. Bunlar “nedensellik yasası” adıyla anılır. Mill’e göre yalnız doğa yasaları değil, onlara temel olan, doğanın gidişinin tekdüze olduğu ve her olayın bir nedeni olduğu gibi ilkeler de deneylerden kaynaklanan bilgilerdir.[18]

2.7. Psikoloji üstüne düşünceleri

Doğa bilimlerinin yöntemlerini ve ilkelerini böylece belirleyen Mill, insan davranışlarının yasalarla belirlenebileceğini öne sürerek psikolojinin bir bilim olmasının olanaklı olduğunu savunmuştur. İnsan eyleminin özgür olmasının bunu önleyici bir nitelik taşımadığını düşünen Mill, Hume gibi belirlenimciliğin bir baskı ya da sınırlama düşüncesi getirmediğini vurgulamıştır.[19]

2.8. Feministlik

Kadın sorunu çağımızda önemli kazanımlar elde etmiş olsa da biçimsel ile gerçek olan arasındaki boşluk halen devam etmektedir. Varolan bu boşluğu ortaya koyup çözüm üretmek ise geçmişin izlerini sürmeyi gerektirmektedir. Bu amaçla yola çıkıldığında 19.yy en önemli filozoflarından biri olan John Stuart Mill’in kadın sorununa katkısının irdelenmesi kaçınılmaz olacaktır. Felsefe tarihine bakıldığında Platon’dan sonra kadın sorununu bu denli kapsamlı bir şekilde ele alan tek feminist erkek filozof Mill olmuştur. John Stuart Mill, liberal ve yararcı teorileri ile kadınların bağımsızlığını uzlaştırma denemesi yaparak, kadınlarla erkeklerin eşit olduğu savını kanıtlamaya çalışmıştır.[20]

Mill, kadının toplum içindeki performansını ele aldığı farklı işler yaptığı için de övgüde bulunmuştur. En seçkin eserlerinden “Kadın Kölelik” te bu konuya değinmiştir. Mill, insanlığın gelişimi için cinsiyet eşitliğinin önemini savunmuştur.[21]

Mill, her iki cinsiyet arasındaki sosyal ilişkilerin, yani birinin yasaya göre diğerine bağımlı olduğu durumların, modern toplumların gelişmesine engel teşkil ettiğini açıklar. Mill, biri ya da diğeri için imtiyaz veya sakatlık olmadan, mükemmel bir fırsat eşitliği ile değiştirilmesinden bahsetmiştir.[22]

3. Bu Temel Düşünceleri Belirleyen Etmenler

John Stuart Mill, 19. yy. İngiltere’sinin en etkin entelektüelleri arasında yer almaktadır. Hayatı boyunca hiç okula gitmemesine rağmen, babasından aldığı eğitimi sayesinde, çok genç yaşlardan itibaren dönemin ünlü İngiliz düşünürleri arasında kendisine önemli bir yer edinmiş, bu sayede birçok ünlü fikir adamıyla beraber çalışma ve fikir alışverişinde bulunma fırsatına sahip olmuştur. Bu sayede Mill, hem onları etkilemiş hem de kendisi bu ünlü entelektüellerden etkilenmiştir. Fakat onun dönemin ünlü fikir adamlarıyla girdiği bu ilişkide bazı düşünce adamlarından daha fazla etkilendiğini ve bu etkilerin onun faydacı ahlâk anlayışı üzerinde önemli tesirleri olduğunu düşünüyoruz. Şimdi kısaca onun etkilendiği bu ünlü entelektüellerin kimler olduğunu ve hangi açıdan onu etkilediklerini ele alalım. [23] Mill’in entelektüel gelişimini etkileyen önemli kişilerin başında dönemin en ünlü düşünürleri arasında yer alan babası James Mill gelmektedir. James Mill özellikle John Stuart Mill’in sıkı bir Benthamcı ve faydacı olarak yetişmesinde başrolü oynayan kişidir.


James Mill’den sonra Mill’in yaşamında en etkili kişi, faydacılığın kurucusu Jeremy Bentham’dır. Özellikle sıkı bir Benthamcı olan James Mill vasıtasıyla John Stuart Mill, entelektüel gelişiminin ilk dönemlerinde Bentham’ın düşüncelerine sıkı bir bağlılık içerisinde yetişmiştir. Mill’in entelektüel yaşamında önemli bir etkiye sahip bir diğer kişi ise pozitivizmin kurucusu olan ünlü Fransız filozof Auguste Comte’dur. Mill, Comte’un üç hal kanunu teorisinden, pozitif metodoloji ve toplumun aydın bir sınıf tarafından yönetilmesi gerektiğiyle alakalı düşüncelerinden etkilenmiş ve onun bu düşüncelerine faydacı ahlâk anlayışı içerisinde yer vermiştir. Dönemin ünlü romantiklerinden olan Thomas Carlyle, Mill’in entelektüel yaşamında önemli bir yere sahip olan bir başka isimdir. Onun, Mill’in hayatındaki en önemli rolü, Mill’in romantizmi keşfetmesini sağlayarak babasının ve Bentham’ın faydacı anlayışlarındaki problemli noktaları görmesini sağlamış olmasıdır. Bunun yanında onun faydacılığa yapmış olduğu eleştiriler, Mill’i ahlâk alanında çalışmaya yöneltmiştir. Mill’in entelektüel yaşamında önemli bir etkiye sahip olan bir diğer kişi de Samuel Taylor Coleridge’dir. Onun muhafazakâr görüşleri, Mill üzerinde etkili olmuş ve bu görüşler faydacılık içerisinde yer alan muhafazakar düşüncelerin temelini oluşturmuştur.[24]

Mill’in entelektüel yaşamı açısından bahsedilmesi gereken son kişi Avignon’da yan yana yattığı, 1851 yılında evlendiği eşi Harriet Taylor’dır. Taylor’ın Mill’in fikirlerini ne ölçüde etkilediği, günümüzde Mill’le ilgili olarak yapılan önemli tartışmaların başında gelmektedir. Ancak etkisinin ne ölçüde olduğu tartışmalı olsa da Harriet Taylor’ın Mill’i feminizm ve sosyalizme ilgi göstermesi noktasında etkilediği, ikili arasındaki ilişkide eleştirmenler arasında genel kabul gören bir görüştür. Kabul edilmelidir ki, Mill gibi bir düşünürün tüm entelektüel gelişimini bu altı kişiyle sınırlandırmak mümkün değildir. 19.yy.İngiltere’sinin bu büyük düşünürleri yanında Mill, Alexis Charles Henri Clerel de Tocqueville, William Wordsworth David Ricardo gibi dönemin diğer ünlü entelektüellerinden de etkilenmiştir.

Mill’in entelektüel gelişimini sadece şahıslara bağlı kalarak açıklamak, onun faydacı ahlâk anlayışının nasıl bir dönüşüm geçirdiğinin ortaya konulması noktasında eksik bir yaklaşım olacaktır. Mill’in entelektüel gelişimi üzerinde, hayatında yaşamış olduğu olaylar da, en az yukarıda bahsettiğimiz ünlü düşünürler kadar önemli etkiler bırakmıştır. Özellikle yaşadığı üç olayın, Mill’in hayatında çok büyük etki oluşturmuştur.[25]

Bu olaylardan ilki, 1826 yılı sonbaharında geçirdiği ruhsal bunalımdır. Bu bunalım ve bu olayın Mill üzerindeki etkileri günümüzde onunla ilgili olarak yapılan tartışmaların başında gelmektedir. Kendi yazmış olduğu Autobiography adlı eserinde “Hayattaki bütün hedeflerine ulaştığını, peşinden koştuğun o bütün kuramsal ve düşünsel değişimlerin tam şu anda gerçekleştiğini varsayalım. Bu seni çok mutlu edecek mi? O önüne geçilemeyen öz bilinç kendine özgü bir biçimde cevap verdi:“ Hayır!” O an yüreğime bir şey saplandı, hayatımın üstüne kurulu olduğu tüm temel çöktü. Oysa bütün mutluluğum bu hedefin peşinde koşmaktan kaynaklanıyordu. Hedef çekiciliğini yitirmişti. O zaman araçların ne anlamı kalırdı ki, yaşamak için hiçbir gerekçem kalmamış gibiydi.”[26]şeklinde ifade ettiği bu bunalım, onun düşünce hayatında oldukça etkili olmuş, bunalımdan kurtulduğunda ise James Mill ve Bentham’ın düşüncesine olan bağlılığını gözden geçirmeye başlamıştır.

1832 yılında Bentham’ın ölümü, ikincisi ise 1836 yılında James Mill’in ölümüdür. Bu iki üzücü olay Mill’in düşünce özgürlüğünü kazanmasını sağlaması açısından bizce çok önemlidir. Çünkü James Mill ve Bentham hayat-tayken her düşüncesini özgürce ifade edemeyen Mill, bu iki olaydan sonra tam anlamıyla artık istediğini ifade edebilen özgür bir düşünür olmuştur.[27]

 

3.1. Ekonomistin Yaşadığı Zaman ve Ortam

Viktorya dönemi, İngiltere’nin Kraliçe Viktorya tarafından yönetildiği 1837’den 1901’e kadarki dönemini kapsar.

1 Mayıs 1851’de Kraliçe Viktorya Prens Albert’le Londra Kristal Saray’da ilk Büyük Fuarı açtı. Fuarda dünyanın her yerindeki ülkeden sanayi örnekleri bulunuyordu. Fuar katılımcılarının yarısından fazlası İngiliz’di; çünkü 1851 ‘de İngiltere çok büyük bir imparatorluğa sahipti ve dünyanın en önde gelen endüstriyel devletiydi.

Viktorya’nın iktidarı süresince İngiltere her zamankinden daha fazla güçlendi, imparatorluk bazıları için büyük zenginlik getirdi ve İngiltere, milyonlarca insanı yönetti. Birçok Viktoryalı, Hindistan’da asker, tüccar ve devlet görevlisi olarak çalıştı. Viktorya döneminde kâşifler Afrika’nın derinlerine dalmaya başlamıştı. 1868’de başbakan Benjamin Disraeli yönetimde ve tekrar 1874’den 1880’e İngiltere, Hindistan’a en kısa güzergâh olan Süveyş Kanalının kontrolünü ele geçirdi ve parlamento Viktorya’ya Hindistan İmparatoriçesi’ unvanını verdi.[28]

3.1.1. Kırsal Yaşam

Toprak sahipleri, İngiltere’nin en zengin ve en güçlü kişileri olmaya devam ettiler. Köyde büyük bir evde yaşayan bey, genellikle köylülerin evlerinin sahibiydi ve köylülerin çoğu onun arazisinde çalışırdı. Küçük çiftlik sahipleri genelde iyi durumdaydılar ve bağımsızdılar. Yoksul, sıradan köylüler, su tesisatı bulunmayan rutubetli ve soğuk evlerde yaşarlardı.

1880 yılında koşullar değişmeye başladı. Ucuz buğday ve dondurulmuş et ithal edildi. Margarin icat edildi ve tereyağından daha ucuzdu. Bütün bu rekabet, İngiliz tarımını kötü yönde etkiledi. Toprak sahiplerinin durumu kötüye gitti, ücretler düştü ve işsizlik başladı. Büyüyen şehirlerde iş bulmak için daha çok kişi köyden şehirlere göç etmeye başladı.[29]

3.1.2. Şehir ve Kasaba Yaşamı

Viktorya Britanyası dünyanın en önemli sanayi devleti hâline geldi. Daha çok sanayileşme, bütün ülkede daha fazla sayıda pamuk fabrikası, daha büyük kömür madenleri ve daha çok fabrika anlamına geliyordu. Var olan ve yeni gelişen şehirler çabuk büyüdü. 1880’lere gelindiğinde Tees Nehrinde 50.000 nüfusla Middlesbrough endüstri şehri gelişmişti. 1830’da bölgede sadece bir çiftlik evi vardı.

İnsanların yaşamlarındaki bu büyük değişim, sorunları da beraberinde getirdi. Fabrikalar ve madenler, çalışmak için tehlikeli ve sağlıksız yerlerdi. Çalışma saatleri veya ücretlerle ilgili kurallar yoktu, işçilerin evleri ucuz ve kötü yapılıyor, işçiler su tesisatı veya tuvaleti olmayan evlere sıkıştırılıyordu. Pis su kanalları genellikle içme suyu sağlayan pompalara yakındı.

Maddi durumları daha iyi olanlar için tren seferleri işe gitmeyi kolaylaştırdı. Böylece şehirlerin sınırlarında daha büyük evleriyle, ağaçlı ve bahçeli banliyöler büyüdü. 1901’de Birmingham ve Manchester gibi büyük şehirlerin yeni belediye binaları, kütüphaneleri, sanat galerileri ve parkları vardı.[30]

3.1.3. Değişimle Mücadele

1830’lar düşük ücretler ve işsizliğin olduğu kötü yıllardı. 1836’da Francis Pale ve William Lovett önderliğindeki bir grup vasıflı işçi bir tüzük hazırlamaya karar verdi. Bu tüzük, parlamentoda bazı reformlar; özellikle çalışanların parlamentoya seçilebilmesi amacıyla bütün yetişkin erkekler için oy hakkı ve parlamento üyeleri için ücret talep ediyordu. Ülkenin her yerindeki işçiler bunların kabul edilmesi için kampanya yürüttüler; ancak istenen reformlar hemen gerçekleşmedi.

Zamanla işçiler bir sendikaya katılırlarsa birbirlerine yardım edebileceklerini ve belki de işverenlerini ücretler ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi konularında zorlayabileceklerini fark ettiler. 1880’lerin sonlarında kibrit kutusu üreten kadınlar ve rıhtım işçileri tarafından yapılan grevlerin her ikisi de başarılı oldu. Fakat işverenler sık sık lokavt ilan ettiklerinden grevler risk taşıyordu. Bunun sonucunda işçiler işlerini kaybediyor ve aileleri aç kalıyordu.[31]

3.1.4. Reformlar

Viktorya döneminde pek çok kişi reform için çaba gösterdi ve tüzükçülerin istediği değişikliklerin çoğu sonunda gerçekleşti. 1884’e gelindiğinde 21 yaşın üzerindeki erkeklerin çoğu oy kullanabiliyordu. 1901’de işçi sınıfından birkaç parlamento üyesi vardı; ancak parlamento üyeleri 1911’e kadar ücret almadı.

Birçok kişi şehirleri sağlıklı ve işyerlerini güvenli hâle getirmek için kurallar gerektiğini fark etti. Kraliçe Viktorya’nın hükümdarlığı boyunca dört kez başbakan olan William Gladstone birçok reform yaptı. 1870’te kendisi görevdeyken 10 yaşın altındaki tüm çocuklar için eğitim olanağı sağlandı ve çalışan erkekler 1884’te oy hakkına sahip oldu.

Viktorya’nın hükümdarlığı sırasında başka reformlar da yapıldı. 1875’te parlamento, temiz su sağlanmasını, kanalizasyonu ve çöp toplanmasını zorunlu hâle getiren yasaları çıkardı. Kolera gitgide yok oldu.

  1. Shaftesbury Kontu hayatını şehirlerdeki insanlara yardımcı olacak yasalar için mücadele ederek geçirdi. Bu yasaları madenlerde ve fabrikalarda çocukların çalıştırılmasını durdurdu ve bir fabrika işçisinin çalışmasını 10 saatle sınırladı. İş güvenliğiyle ilgili de düzenlemeler getirildi. Birçok sorun işçilerin lehine düzeldi; ancak yoksulluk ve hastalıklar tamamen ortadan kalkmadı.[32]

 

4. Ekonomistin Teorik Bulgularına İlişkin Tarihi Kayıtlar

4.1. Ücret Fonu

Mill’in iktisat alanında en büyük başarısı, ortalama ücretlerin kısa dönemde belirlenmesini açıklamayı amaçlayan ücret fonu kuramıdır. Klasik kuramda ücret, sermaye stokundan yapılan avans (öndelik ödemesi), üretim dönemi boyunca işçilerin geçimini sağlayan bu kaynak, ücret fonu olarak adlandırılmaktadır, işçilere verilen bu öndeliğin, üretim dönemi sonunda kârla birlikte kapitaliste geri döndüğü ileri sürülmüştür. Mill, ücretlere ayrılan bu fonu devir eden sermayenin doğrudan iş gücü istihdamında kullanılan bölümüyle özdeşleştirerek, ücret fonunun tanımını netleştirdi. Mill’e göre, ücretler, iş gücü arzı ve talebine, diğer bir deyişle, işçilerin sayısı ile sermayenin doğrudan iş gücü alımında kullanılan kısmı arasındaki orana dayanmaktadır. Bu durumda, genel olarak ücretler, işçi kullanmak için ayrılan fonda bir artış olmaksızın ya da istihdam edilmek isteyenlerin sayısında bir azalma olmaksızın artamaz. Böylece toplam ücretler ve ortalama ücret düzeyi, ücret fonu tarafından bağımsız olarak belirlenmekte ve ücret fonu ile toplam ücretlerin değiştirilemez bir sınırını oluşturmaktadır. 1869’da ücret fonunun değiştirilemez sınırları olduğu görüşünden vazgeçen Mill, ücretlerin, işverenin ayırdığı fonların ötesinde, lüks harcamalarını da etkileyecek düzeye yükselmesinin olanaklı olduğunu, yükselmenin gerçek sınırının, işverenin işi terk etmek zorunda kalacağı nokta olduğunu ileri sürmüştür. Böylece Mill, ücretlerin sermayeden ödendiği görüşünü sürdürmekle birlikte, sabit bir büyüklüğe sahip olduğu görüşünü bırakmıştır.

Mill, gerçek doğa yasaları olan üretim yasaları ile belirli koşullara ve insan arzusuna bağlı olan bölüşüm yasaları arasında net bir ayrım yaparak politik iktisadın önceki tüm yorumlarından ayrılmıştır. Ona göre, diğer iktisatçılar üretim yasaları ile bölüşüm yasalarını karıştırmışlardır. Gelirin bölüşümü, toplumsal kurumların ürünüdür ve doğal ya da evrensel değil; tarihsel ve görelidir. Durgunluğun bölüşümle ilişkisi konusundaki görüşleri de diğer klasik iktisatçılardan farklıdır. Büyümenin yavaşlamasını ve durgunluğunu kısa süreli sorun olarak ele almış ve bunun sermaye ve ihracıyla, üretken olmayan yatırımlarla, sermaye israfı ile yalnızca geciktirilebildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, durgunluğun gelir bölüşümünde iyileşmelere yol açacağını çünkü sermayenin birikim oranının değişmediği ve üretken alanlara yatırıldığı takdirde, kârların asgari bir düzeye ineceğini ve daha fazla yatırım için herhangi bir dürtü kalmayacağını böylece üretim artışı yerine emeğin daha çok ödüllendirileceğini savunmuştur.

Kârın kaynağının emeğin ürününün değeri ile emeğe ödenen ücret arasındaki fark olduğu Ricardo formülünden yola çıkan Mill: “sermayenin kâr sağlamasının nedeni, besinlerin, giysilerin, malzeme ve araçların, bunların üretilmeleri için gerekli olan zamandan daha uzun süre dayanmalarıdır.” diyerek, emek ürünlerinin süreleri arasındaki fark konusunda belirsiz bir yaklaşım getirmiştir. Ücretlerin bir oranı olarak kârın yerine, kârın sermayeye oranıyla ilgilenmiştir.[33]

 

4.2. Fayda İlkesinin Kanıtlanması

Fayda ilkesinin hayata geçirmeye karar verme aşamasında daima olmasa da elle tutulur, açık ve kolay bir yöntem önerdiğini savunan Mill, bu ilkenin kanıtlanmasına oldukça büyük önem vermektedir. Filozofumuzun bu konuyu, Utilitarianism adlı eserinde 12 paragrafta ele alması, onun bu konuya verdiği önemin bir göstergesi olarak yorumlanabilir ki, zaten bazı eleştirmenler, bu bölümü ahlâk felsefesi tarihinin en önemli tartışması olarak kabul etmektedirler. Mill, fayda ilkesinin kanıtlanmasını üç adımda gerçekleştirmektedir. İlk adımda kanıt için hangi yöntemin kullanılması gerektiğini, ikinci adımda fayda ilkesiyle ilgili nasıl bir kanıtlamanın mümkün olduğunu, son adımda ise; ikinci adımda belirlenen kanıtlamanın fayda ilkesine nasıl uygulanacağını ortaya koymaktadır. İlk adımda Mill, fayda ilkesinin kanıtlanmasıyla ilgili tartışmada dikkati yöntem sorununa çekmektedir. Yöntem sorununda klasik İngiliz deneyciliğinden hareket eden düşünürümüz, fayda ilkesinin kanıtlanmasının deney ve gözlem sınırları içerisinde yer aldığını savunarak, fayda ilkesinin deney ve gözlem dışında herhangi bir şekilde ispatlanamayacağını iddia etmektedir. Mill, burada açıkça ahlâkın sezgiyle ispatlanabileceğini savunan sezgicilere saldırmaktadır. Aslına bakılırsa onun, sezgicileri “ilk prensipleri ortaya koyma noktasında isteksiz fakat bütün ahlâk yasasını ortaya koyma noktasında istekli olan, hantal, sıkıcı bir tez” olarak nitelediğini düşünürsek, onun fayda ilkesinin ispatlanmasıyla alakalı olarak yöntem üzerinde ısrarla durmasının nedeni daha iyi anlaşılacaktır.[34]

Fayda ilkesinin kanıtlanmasında gözlem ve deneyi tek yöntem olarak belirleyen Mill’in bu ilkenin kanıtlanmasındaki ikinci adımı ise, fayda ilkesinin ilk ilke olması nedeniyle doğrudan kanıtlanamayacağını savunması oluşturmaktadır. Ona göre son amaçlara ait olan ilkeler, doğrudan kanıtlamaya uygun değildirler. Buradan hareketle fayda ilkesi de asıl amaç olduğuna göre, fayda ilkesinin de doğrudan kanıtlanması Mill’e göre mümkün olma-maktadır. Bu nedenle o, fayda ilkesini dolaylı olarak kanıtlamaya çalışmaktadır. Şöyle ki, iyi olduğu kanıtlanabilen herhangi bir şey, iyi olduğu kanıt-sız olarak kabul edilen bir şeye sebep gösterilerek iyi olmaktadır. Mesela, hekimlik sanatı iyidir, çünkü sağlığı temin etmektedir; yine aynı şekilde musiki de iyidir, çünkü bize haz sağlamaktadır. Buradan hareketle Mill, kendiliğinden iyi olan her şeyi kapsayan bir ilkenin varlığının iddia edilmesi ve bütün diğer iyi şeylerin bu ilkenin sebepleri değil, sonuçları olduğunun savunulması durumunda, bu ilkenin ya kabul edileceğini ya da reddedileceğini ancak kanıtlanmamış olmayacağını iddia etmektedir. Böylece Mill, fayda ilkesinin kanıtlanmasında gözlemden hareket ederek, olandan olması gerekeni çıkarmaktadır. Fayda ilkesinin kanıtlanmasında kanıtın nasıl olması gerektiğini tartıştık-tan sonra Mill, üçüncü adımda, fayda ilkesi için olabilecek tek kanıtlama olarak ifade ettiği kanıtı ortaya koymaktadır. Ona göre bir şeyin “görülebilir” olmasının tek kanıtı herkesin o şeyi “görmesi”dir. Yine aynı şekilde bir şeyin “işitilebilir” olmasının tek kanıtı, herkesin o şeyi “işitmesi”dir. Buradan hareketle Mill, aynı kanıtlamanın fayda ilkesi için de kullanılabileceğini savunmaktadır. Buna göre, o, bir şeyin “arzu edilir” olmasının tek kanıtı olarak herkesin o şeyi “arzu etmesi”ni göstermektedir. Dolayısıyla kanıtı tersten aldığımızda Mill, herkesin fayda ilkesinin asıl amacı olan mutluluğu arzu etmesinden hareket ederek mutluluğun arzu edilir olduğunu, bunun sonucu olarak mutluluğun sebebini teşkil eden fayda ilkesinin de arzu edilir olduğunun ispatlanacağını savunmaktadır. Bu kanıtlamanın sonucu olarak Mill, mutluluğu, bir tek arzu edilen, arzu edilmeye tek layık olan, insan yaşamının amacı olması bakımından ahlâkın mihengi ve tek ölçütü olduğunu iddia etmektedir. Filozofumuzun, mutluluğu ahlâkın asıl hedefi olarak belirlemesi ve ahlâki failin mutluluktan başka bir şey arzu etmeyeceğini savunması karşımıza bir problem çıkarmaktadır.[35]

 

5. Eserleri

Mill, 19. yüzyılın önemli liberal düşünürlerinden biridir. İktisadi düşünce tarihindeki önemi, İngiliz empirizminde John Locke, George Berkele, David Hume ve Jeremy Bentham’dan etkilenmiş ve yapıtlarında bu düşüncelerin iyi bir sentezini yapmış olmasından kaynaklanmaktadır. 1848’de, yani Ricardo’nun aynı adı taşıyan yapıtından 30 yıl sonra ‘Politik İktisadın İlkeleri (Principles of Political Economy)‘ adlı yapıtı yayınlanmış, İngiltere’de uzun yıllar ders kitabı olarak okutulmuştur.

En dikkat çekici eserlerinden bazıları şunlardır[36]:

-Çağın ruhu ,1831
-Şiir nedir?, 1833
-Amerika’da toplumun durumu, 1836
-Medeniyet,1836
-Mantık sistemi,1843

En çok alıntı yapılan metinleri[37]:

-Özgürlük Üzerine, 1859.
-Temsilci hükümetle ilgili hususlar, 1861.
-Faydacılık, 1863
Kadınların köleliği, 1869
-Otobiyografi, 1873

Sonuç

Mill, üretim maliyetlerinin doğal fiyatları belirlediğine ilişkin kuralın çeşitli istisnalarını tartıştı. Bu istisnalardan özellikle ücret fonu en önemlisidir. Mill’in “ücret fonu” kuramı, muhtemelen onun iktisat kuramına yaptığı en önemli katkılardan biriydi. Kuram, düzeltmelerle birlikte günümüzdeki ücret fonu kuramıdır.

Diğer bir yandan Malthus’un nüfus teorisini izleyerek, işçilerin nüfus artışını hızlandırmakla kendi sefaletlerini bizzat hazırladıklarını öne sürmüştür. Yalnızca tümden gelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp tüme varımsal mantığı da formüle ederek geliştirmiş olan Mill, mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır. Ahlak alanında yararcılığı savunan Mill, hazzı ya da mutluluğu insan eylemlerinin en büyük amacı ve mutlak ölçüsü yapmış ve yararcılığında, genelin iyiliğini ve refahını temele almıştır. Serbest piyasa ekonomisinin savunan Mill, bu görüşleri ile Adam Smith’in takipçilerindendir.

John Stuart Mill, dönemin etkili ve üretken iktisatçılarından biridir. “İktisadın Mozart’ı” ifadesinin en çok ona yakıştığı görülmektedir. Mill, çocukluğundan ölümüne kadar felsefe ve ekonomiye katkılarda bulunmuştur. Birçok düşünürden etkilenmesi onun görüşlerinde zaman zaman farklılıklar oluşturmuştur.

Mill’in, babası tarafından eğitim görmesinin duygularında körelmeye sebep olduğundan bahsetse de felsefeye, şiire, müziğe tutkusu ve en önemlisi yaşadığı dönemde önyargı ile karşılanan aşkı bunun doğru olmadığını göstermektedir. John Stuart, Harriet Taylor ile tanıştığında, hala evli bir kadındı; ancak, büyük aşklarından dolayı ayrı durmak istemediler. Bu nedenle, bu arkadaş çifti o dönemin önyargılı Victoria toplumu tarafından acımasızca eleştirildi.
John Stuart Mill, eşsiz zekâsıyla, iktisat, psikoloji ve görgüncülük üzerine düşünceleriyle ve kadının toplumdaki yerini ele aldığı eserinde cinsiyet eşitliğini savunmasıyla döneminden günümüze hem etkili eserler bırakmış hem de etkili iktisatçılardan ve felsefecilerden birisi olmuştur.


KAYNAKÇA

Aerkul, John Stuart Mill, 24 Aralık 2013, https://akademikokumalar.wordpress.com/2013/12/24/john-stuart-mill-1806-1873/ (E.T: 10.06.2020)

AYDIN Metin, John Stuart Mill’in Faydacılık Ahlakı, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/192175, (E.T: 21.07.2020)

AYDIN Metin, John Stuart Mill’in Erdem Teorisi ve Araçsallaştırılmış Erdemler, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/490250, (E.T: 21.07.2020)

Dünyayı değiştiren 10 etkili iktisatçı, 26 Ağustos 2016 https://www.paraanaliz.com/2016/genel/dunyayi-degistiren-10-onemli-iktisatci-1797/ , (E.T: 10.06.2020)

KÜÇÜK Nimet, John Stuart Mill’de Kadın Sorunu, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/7106, (E.T: 21.07.2020)

John Stuart Mill biyografisi, faydacılık, diğer katkılar ve eserler, https://tr.thpanorama.com/articles/cultura-general/john-stuart-mill-biografa-utilitarismo-otros-aportes-y-obras.html, (E.T: 12.06.2020)

John Staurt Mill, On Liberty, (çev. M.Osman Dostel), Liberte Yayınları, Ankara, Şubat 2012

John Stuart Mill Kimdir?, 25 Mayıs 2016 https://www.paraborsa.net/i/john-stuart-mill-kimdir/ (E.T: 11.06.2020)

MÖNGÜ Bahtinur, Modern Dünyada Mutluluk: John Stuart Mill’in Faydacı Etiği, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/32510, (E.T: 21.07.2020)

Nicholas Capaldi, JOHN SlUART Mlll, A BIOGRAPHY, (çev. İsmail Hakkı Yılmaz), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Şubat 2011

Victoria Dönemi Britanya Hakkında Bilgi, https://www.nkfu.com/victoria-donemi-britanya-hakkinda-bilgi/ , (E.T: 10.07.2020)