Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Kıbrıs
cyprusobserver.wordpress.com 'dan alınmıştır.

İki Uluslu Bir Devlet Kurmak; Kıbrıs Cumhuriyeti 1960

Öz

Kıbrıs Adası, tarihi ve konumu açısından büyük öneme sahip, Doğu Akdeniz’e ve Ortadoğu’ya hâkim konumda bir adadır. Kıbrıs Adası, Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olup ortalama 80 km genişlik ve 230 km’lik uzunluğu ile 9283 km karelik bir alanı kaplamaktadır. Ada üzerinde yaşanan çekişmelerin kökü derin bir tarihe sahiptir. Ada tarih boyunca Mısırlılara, Hititlere, Yunanlılara, Fenikelilere, Asurlulara, Perslere, Romalılara, Bizanslılara, Fransızlara, Venediklilere, Cenevizlere, İngilizlere ve Türklere ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı idaresindeki ada 1878 yılında Osmanlı-Rus Savaşı’nın etkisi ve güvenlik gerekçesiyle Birleşik Krallık’a devredilmiştir. Bu devrin ardından 1960 yılına kadar Birleşik Krallık egemenliğinde kalan adada uluslararası hukuk gözetilerek Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık tarafından imzalanan antlaşmalarla oluşturulan iki uluslu, milli aidiyet kavramı olmayan bir anayasa ile Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.[1] Bu çalışmada, Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan’ın Zürih-Londra Antlaşmaları ile 1960 yılında kurulan, iki milletin ortak bir yönetimde birleştirildiği Kıbrıs Cumhuriyeti incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Cumhuriyeti, Zürih-Londra Antlaşmaları, İki Uluslu Devlet

 

Giriş

1931 yılında adada yaşayan Rumların, adayı hakkaniyet ölçüleri dışında yöneten Birleşik Krallık idaresine karşı başlattıkları bir hareket olarak ortaya çıkan Kıbrıs Sorunu, Birleşik Krallık’ın almış olduğu bazı sert tedbirler ve yasaklamalar sonucunda fazla büyümeden bastırılmıştır fakat zaman içerisinde karışıklık artarak devam etmiştir.  Adadaki bu karışıklık, ada üzerinde hak iddia eden Yunanistan’ın Kıbrıs’taki Rum halkı ile işbirliği içerisine girmesi ve adanın tek başına Yunanistan’a bağlanması için faaliyetler yürütülmesine zemin hazırlamıştır. Bu faaliyetlere karşın adadaki Türk halkı ise Türkiye ile ilişkilerini daha da arttırmaya ve Türkiye’nin ilgisini bu konuya çekmeye çalışmıştır. Her iki ada halkının Kıbrıs’ın kime ait olduğu veya adanın gerçek sahiplerinin kimler olduğu sorularına vermeye çalıştıkları cevaplar, bir süre sonra tarafların birbirlerini düşman olarak görmelerine sebep olmuş ve bu durum kısa zamanda çatışmalara dönüşmüştür. Çatışmalar karşısında Birleşik Krallık idarecileri çeşitli çözüm paketleri uygulamaya koymuş fakat başarılı olamamışlardır. Öte yandan adadaki çatışmalar, NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan’ı çok kez karşı karşıya getirmiş ve bölgede gerilim artmıştır. Bu gerilim ortamı içerisinde Sovyetler Birliği’nin ada içinde AKEL isimli komünist partiye destek vermesi ABD’nin tepkisini çekmiş ve Kıbrıs’ta çözümün hızlanması için taraflara baskı yapmasına sebep olmuştur. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri bakanları önce New York’ta NATO toplantısında bir araya gelmiş ardından Zürih ve Londra’da konunun çözümüne yönelik görüşmeler yapmış ve nihayetinde taraflar arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmıştır.

 

1. Zürih ve Londra Antlaşmaları

19 Ağustos 1955’te Londra’da Yunanistan ve Türkiye’nin de katıldığı bir konferans toplanmıştır. Yunanistan “enosis”i[2], Türkiye mevcut statükonun devamını, Birleşik Krallık ise “self-government (kendi kendini yönetme)” ilkesini teklif etmiş ancak bir sonuca ulaşılamamıştır. Kıbrıslı Rumların, Türkleri azınlık statüsünde değerlendirmeye çalışmaları Türkiye tarafından “iki toplum arasında tam bir eşitlik bulunduğu” görüşü ile reddedilmiştir.[3] Londra Konferansı’ndan bir sonuç alınamaması üzerine Birleşik Krallık hazırladığı planları devreye sokmuştur. Bu planlar arasında önemli bir gelişme olarak bahsedilmesi gereken hareket, Lord Cyril Radcliffe’in hazırladığı anayasa taslağıdır.[4] 19 Aralık 1956’da açıklanan ve içişlerinde Kıbrıs’a özerklik verilmesini öngören anayasa taslağı, Yunan hükümeti tarafından kabul edilmez bulunmuştur. Yunanistan sunulan belgeyi reddetme sebebi olarak, Kıbrıs halkına kendi kaderini tayin hakkının tanınmamasını ve ada valisine çok geniş yetkiler verilmesini göstermiştir.[5]

Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ve Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis döneminin dışişleri bakanları Fatin Rüştü Zorlu ile Evangelos Averoff, Kıbrıs sorununun çözümüne dair bir dizi görüşmede bulunmuşlardır.[6] Ardından Şubat 1959’da İsviçre’nin Zürih kentinde daha kapsamlı ve çözüme odaklı olarak, bir hafta süren görüşmeler sonunda 11 Şubat 1959’da Kıbrıs konusunda prensipte anlaşmışlardır.[7] Adada yaşayan her iki toplumun ihtiyaçlarına ve beklentilerine uygun bir anayasanın hayata geçirilebilmesine yönelik Londra’da yapılması düşünülen daha kapsamlı bir anlaşma için hazırlıklara başlanmıştır. Bu soruna taraf olan Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan, adanın taraf devletlerden birinin egemenliğinde kalması veya bölünmesi yahut bir devlete katılması yerine bağımsız bir devlet olarak uluslararası camiaya katılmasını ve bu katılmanın koşullarını kabul etmişlerdir.[8] Kıbrıs Türk Toplumu, adanın paylaştırılması yönündeki “taksim”[9] tezini, Kıbrıs Rum Toplumu ise “enosis” tezini Türkiye ve Yunanistan’ın iki uluslu yapıyı destekleyen tutumları sebebiyle değiştirmiş görünmek durumunda kalmışlardır ve bağımsız cumhuriyeti kabul etmişlerdir.[10] Genel olarak Zürih ve Londra Anlaşmaları, Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumları arasında imzalanan bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs halklarının durumunu belirleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı oluşturan ve onaylayan antlaşmalardır.

kıbrıs cumhuriyeti
lobbyforcyprus.wordpress.com’ dan alınmıştır.

Bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve üzerinde anlaşılan yapının, Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan tarafından garanti edilmesi ilkelerine dayanan uzlaşma ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına karar verilmiştir.[11] Zürih ve Londra Antlaşmalarının hukuksal bir etki doğurabilmesi için Kıbrıs’taki Birleşik Krallık egemenliğinin devri, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Kıbrıs Devleti’nin uluslararası statüsünü belirleyen düzenlemeleri içeren nihai bir antlaşma hazırlanması gerekmiştir. Bu hazırlık aşaması 16 Ağustos 1960’a kadar sürmüş; bahsedilen tarihte İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve yeni Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Lefkoşa Antlaşmaları ile Kıbrıs Anayasası yürürlüğe girmiş, böylece Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kurulmuştur.[12]

Milli aidiyet ve kültürel aidiyet bireyin müdahalesi dışında gelişen aidiyetlerdir ve bireyin bu aidiyetlere sahip olması için herhangi bir eylemi gerçekleştirmesi gerekmemektedir. Bu bağlamda birey herhangi bir eylemde bulunmaksızın kimlik sahibi olmaktadır. Umut Özkırımlı’ya göre Kant’ın “iyi irade, özgür ve özerk iradedir” düşüncesinin siyasi alandaki yansıması “kendi kaderini tayin hakkı” en yüce değer, vatandaşların özerk idaresini yansıtan cumhuriyetçilikse en geçerli yönetim biçimi oluyordu.[13] Kıbrıs örneği özelinde bakıldığında Kıbrıs halklarının kendi kaderlerini tayin haklarının ilgili devletlerce sınırlandırıldığını ve bu durumun hem ilgili devletlerin çıkarlarının çatışmasını önlemek hem de Kıbrıs’ın kendi içinde huzurunu sağlamayı hedeflediği görülür.[14] Bu çözümün adadaki halkların kendi kaderini tayin hakkını kullanmalarına imkân bırakmayacak şekilde hayata geçirilmesi hem Kıbrıslılar hem de ilgili devletler içindeki bazı çevrelerce eleştirilmiştir. Esasen sömürge yönetiminin son bulduğu ülkelerde uygulanan, “halkların kendi kaderini tayin etme hakkı”, adanın özel şartları ve o dönemdeki konjonktür sebebiyle uygulama alanı bulamamıştır. Bunun yerine, kültürel yapıları ve siyasi hedefleri farklı iki toplumun aynı devlet çatısı altında yaşayabilmesi için; özel statüye sahip, antlaşmalar yoluyla egemenliğin iki eşit egemen topluma devredildiği bir devlet kurulmuştur.[15]

 

 

2. Antlaşmalar İle Kurulan İki Milletli Devletin Yapısı

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası yapılan anlaşmalar sonucunda adadaki sorunun kalıcı çözümünü gözeterek iki toplum arasında denge kurulmasını amaçlamıştır. Gücü doğrudan birinin eline vermek yerine, eşit olarak paylaştırarak iki toplumu birbirine denetçi durumuna getirmiş ve ortak karar alınmasını amaçlamıştır. Tüm bunları yaparken iki toplumun da kültürünü ve aidiyetlerini eşit oranda korumaya çalışmıştır.

Anayasasına göre Kıbrıs, başkanlık rejimi ile yönetilen bağımsız bir cumhuriyettir. Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı yardımcısı ise Türk olup, her biri Türk ve Rum toplumları tarafından ayrı ayrı genel oy ile beş yıl için seçilmişlerdir.  Cumhuriyetin resmi dili Türkçe ve Rumca olup, yasama ve yürütmeye ilişkin resmi belgeler her iki dilde de yayınlanmak zorundadır.[16] Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından bir “Bakanlar Kurulu” ile kullanılacaktır. Kararların mutlak çoğunlukla alınacağı “Bakanlar Kurulu”, Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek 7 Rum ve Cumhurbaşkanı yardımcısı tarafından seçilecek 3 Türk bakandan oluşacaktır.[17] Yasama yetkisi, Temsilciler Meclisi’nce kullanılacaktır. Bu Meclisin üyelerinin % 70’i Rum, % 30’u Türklerden oluşacak ve bu üyeler her iki cemaat tarafından ayrı ayrı, genel oyla beş yıl için seçilecektir. Cemaat Meclisleri’nin yetki alanları dışında kalan tüm konularda yetki bu meclise ait olacaktır. Yetki konusunda anlaşmazlıklar, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte belirlenecek bir Türk, bir Rum ve tarafsız bir hâkimden oluşacak “Yüksek Anayasa Mahkemesi” tarafından çözümlenecektir.[18] Her toplumun kendisi tarafından belirlenecek sayıda üyeden oluşan bir “Cemaat Meclisi” bulunacaktır. Dinsel, eğitsel, kültürel ve kişisel statü konularında yetkili Cemaat Meclisleri, topluluklarının gereksinimleri uyarınca kendi topluluklarına bağlı kişileri vergilendirme hakkına sahip olacaktırlar.[19]

Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yunanistan ve Türkiye’nin her ikisinin taraf oldukları milletlerarası örgütlere ve ittifak antlaşmalarına katılmaları dışında, dışişleri, savunma ve güvenlik konusundaki bütün kanun ve kararlar hakkında ayrı ayrı veya ortak veto hakkına sahiptirler. Bunların dışındaki tüm kanun ve kararları Cumhurbaşkanı ve yardımcısının yeniden incelemek üzere Temsilciler Meclisi’ne gönderme hakları vardır.[20]

Kamu çalışanlarının % 70’i Rum ve % 30’u Türklerden oluşacaktır. Bu orana her kademede olabildiğince uyulmaya çalışılacaktır. Cumhuriyet başsavcısı, genel müfettiş, genel muhasebeci ve banka genel müdürlüğü gibi bazı memurlukların yardımcıları adadaki iki toplum fertleri arasından seçilerek belirlenecektir. Bu memurluklara atamalar Cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından ortaklaşa yapılacaktır. Kıbrıs’ın % 60’ı Rumlardan, % 40’ı Türklerden oluşan toplam 2000 kişilik bir ordusu olacaktır. Emniyet kuvvetlerindeki Rum-Türk oranı %70 ve %30 olarak belirlenmiştir. Mevcut durumda görev yapmakta olan Türkler’in mağdur olmamaları için başlangıçta bu oran azami %60-%40 olabilecektir. Silahlı kuvvetlerin komutan ve yardımcıları ayrı topluluklara mensup olacak ve Cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından ortaklaşa tayin edileceklerdir. Komutanlardan birinin Türk olması zorunludur.[21]

Yargı yetkisine gelince, davalı ve davacının aynı topluluğa mensup oldukları durumlarda, bu topluluğa mensup hâkimlerden oluşan bir mahkeme yetkili olacaktır. Eğer davalı ve davacı farklı topluluklara mensupsa, “Yüksek Mahkeme” tarafından hâkimlerden oluşan karma bir mahkeme davaya bakmakla yetkili kılınacaktır. “Yüksek Mahkeme”, Cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından ortaklaşa olarak belirlenecek iki Rum, bir Türk ve bir tarafsız hâkimden oluşacaktır. Tarafsız hâkimin iki oy hakkı bulunacaktır.[22]

 

Analiz

Kendine özgü bir “çözüm” aracı olan Kıbrıs Devleti, Kıbrıs’ta yaşayan toplumların menfaatleri ile doğrudan ilgili üç devlet tarafından, uluslararası antlaşmalar yoluyla kurulmuş olan “yetkileri sınırlandırılmış bir devlet”tir.[23] Adadaki çatışan menfaatleri çözmek ve adada düzen sağlayabilmek için, Kıbrıs Devleti’nin içerideki ve dışarıdaki yetkileri, üç devlet tarafından kısıtlanmıştır. Anayasa bir komisyon tarafından hazırlanmış ve bu komisyonda, iki toplum temsilcisi gözlemci olarak hareket etmiştir. Anayasası kendi yetkililerince hazırlanmamış ve yürürlüğe girdikten sonra da Kıbrıs Devleti vatandaşları tarafından istedikleri şekilde değiştirilemeyecek olan bir devlettir.[24] Anayasa’nın kazuistik (her durumun kuralla çözülmesine dayalı) bir yöntemle hazırlanarak, fazla maddeden oluşması ve anlaşmazlık çıkabilecek noktaların ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi, klasik anayasa yapım tekniğiyle uyuşmamaktadır. Anayasa’nın bu kadar ayrıntılı hazırlanmış olması, antlaşmalarla sağlanmış olan hassas dengenin bozulmaması endişesini yansıtmaktadır.[25]

Egemenlik yetkisi, her iki topluma müşterek olarak tanınmış böylece taraflardan herhangi birinin, adada tek başına ve bütün adayı kapsayacak şekilde bağımsızlık ve egemenlik iddiasında bulunamaması amaçlanmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın temel hükümleri, devleti kuran antlaşmalardan esinlenerek, bir yandan iki toplumun eşitliğini, diğer yandan da egemenliğin ortak kullanımını öngörmektedir.[26] Uzlaşma sonucunda oluşan bu anayasa, sayısal verileri temelde dikkate almamış ve her iki toplumun da genel iradeyi belirleme hakkını kabul ederek bu hükümleri, değiştirilmesi mümkün olmayan temel hükümler olarak ilan etmiştir. Hemen hemen bütün konularda, her iki topluma eşit haklar tanıyan anayasa, iki tarafın rızası olmadan değiştirilemeyecek bir siyasi sistem yaratmıştır. Bu şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, bir halkın anayasal düzeni belirleme hakkını ifade eden “içsel kendi kaderini tayin hakkı”nın geniş ölçüde kısıtlandığı görülmektedir.[27]

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘içsel kendi kaderini tayin hakkı’nın sınırlandırılması, iki toplum arasında dengeyi temin için bulunan bir formülken, ‘dışsal kendi kaderini tayin hakkı’nın sınırlandırılması, garantör devletlerin çıkarlarının bağdaştırılması için bulunan bir formüldür.[28] Kıbrıs, bu şekilde, sömürgeci devlet olan İngiltere ve soruna taraf olan diğer devletler Türkiye ve Yunanistan’ın öngörmüş olduğu koşullarla uluslararası camiaya bir devlet olarak katılmıştır.

 

Sonuç

Kıbrıs, tarihi boyunca birçok millete ev sahipliği yapmış, Doğu Akdeniz’in merkezinde jeopolitik konumuyla önemini korumuştur. Gerek adanın jeopolitik önemi, gerekse üzerinde yaşayan halkların çeşitliliği adayı birçok çatışmanın, mülkiyet iddiasının merkezi konumuna getirmiştir. Sömürge yıllarının ardından adada yaşanan karışıklıkların çözümü için uluslararası antlaşmalarla bir formül geliştirilmiş ve iki uluslu bir devlet inşa edilmiştir. Bu formül kendine has bir örnek olup aynı zamanda egemenlik hakları sınırlandırılmış bir devleti doğurmuştur. Egemenlik hakları sınırlandırılmış, çözüm için kulak verilmemiş ve bir devleti bir arada tutan en önemli faktör olan birlikte yaşama isteği sorgulanmamış bu insanların başat güçlerin kurduğu düzene uyması beklenmiş fakat zaman; bir şeyler görmezden gelinerek planlanan ile gerçeğin uyuşamayacağını göstermiştir. Belki de en açık ifadeyle ütopik bu devlet mekanizması üç yıllık tıkanıklıklarla dolu bir denemenin ardından sorunu çözmek bir yana  yeni sorunlar doğurmuştur. Kıbrıs sorunu tüm bu “denge”ye dayalı anayasaya, uluslararası antlaşmalara rağmen içte bir çözüme ulaşılamadığından nihayete erememiş, aksine sonrasında yaşanan kırımlar, saldırılar, terör, darbe (1974 yılındaki Makarios’a karşı darbe), Türkiye’nin adaya müdahalesi(1974), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması(1983) ve adanın “taksim”i, BM’nin çözüm planlarının kabul edilmeyişi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti”  adıyla girmesi gibi bir dizi olayla daha da çetrefilli bir hal almıştır.

 

 


Kaynakça

Artuç, İbrahim. Kıbrıs’ta Savaş ve Barış. İstanbul: Kastaş Yayınevi, 1989.

C.G., Tornaritis. Cyprus and Its Constitutional and Other Legal Problems. Nicosia, 1980.

Fırat, Melek M. 1960-1971 Arası Türk Dıs Politikası ve Kıbrıs Sorunu,. Ankara: Cem Wep Ofset Yayınları, 1997.

Gazioğlu, Ahmet C. İngiliz Yönetiminde Kıbrıs Son İki Yıl (1958-60) Enosis Çemberinden Kıbrıs Cumhuriyeti’ne. Lefkoşa: Kıbrıs Araştırma Ve Yayın Merkezi, Nisan 2000.

Gürel, Şükrü Sina. Kıbrıs Tarihi Kolonyalizm, Ulusçuluk ve Uluslararası Politika. Cilt 2. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1985.

Özersay, Kudret. Kıbrıs Sorunu: Hukuksal Bir İnceleme. Ankara: ASAM Yayınları, 2002.

Özkırımlı, Umut. Milliyetçilik Kuramları Eleştirel Bir Bakış. Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2019.

Pappas, Byron N. CYPRUS: STATE CREATION WITHOUT A NATIONAL IDENTITY. Washington, D.C.: Georgetown University, October 31, 2012.

Serter, Vehbi Zeki. Adım Adım Kıbrıs Cumhuriyeti (1960-1963). Ankara: Genelkurmay Personel Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, 2014.

Tosun, Fatih. ULUSLARARASI HUKUKTA KUVVET KULLANMA VE YENİ DEVLET OLUŞUMU: KOSOVA VE KUZEY KIBRIS TÜRKCUMHURİYETİ (KKTC)/GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ (GKRY) ÖRNEKLERİ, HARP/HAREKÂT HUKUKU ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ. İstanbul: T.C. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI HARP AKADEMİLERİ KOMUTANLIĞI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ, 2009.

Dipnotlar

[1] PAPPAS, Byron N. Cyprus: State Creation Without a National Identity, Georgetown University

Washington, D.C., October 31, 2012  s.32.

[2] Konu ile ilgili kavramlardan olan “Enosis” Yunanca  birleşmek anlamına gelmektedir. Kıbrıs Rum topluluğu içinde adanın Yunanistan ile birleşmesi tezini anlatmak için kullanılır.

[3] TORNARİTİS C.G., Cyprus and Its Constitutional and Other Legal Problems, Nicosia, 1980, s. 30.

[4] A.g.e, PAPPAS, s.35.

[5] A.g.e, TORNARİTİS, 1980, s. 36.

[6] SERTER, Vehbi Zeki, Adım Adım Kıbrıs Cumhuriyeti, Ankara, 2014, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Daire Başkanlığı Yayınları, s.42

[7] GAZİOĞLU, Ahmet C., Enosis Çemberinden Kıbrıs Cuhuriyeti’ne, Nisan 2000, s.53.

[8] ERTEGÜN, N. (1984). The Cyprus Dispute and The Birth of the Turkish Republic of Northern Cyprus’den Aktaran TOSUN, Fatih,

[9] Konu ile ilgili kavramlardan olan “Taksim” paylaştımak anlamına gelmektedir ve adanın Rumlar ve Türkler arasında paylaştırılmasını kasteder. Kıbrıs Türk Toplumunun çözüm önerilerinin başında gelir.

[10] GÜREL, Şükrü S., Kıbrıs Tarihi; Kolonyalizm, Ulusçuluk ve Uluslararası Politika 2, Kaynak Yayınları, Ekim 1985, s.178-179

[11] ÖZERSAY, K. Kıbrıs Sorunu: Hukuksal Bir İnceleme. ASAM Yayınları. Ankara 2002

[12] TOLUNER, S, (1977) Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk. İstanbul: Fakülteler Yayınları, s.73’den Aktaran TOSUN, Fatih

[13] ÖZKIRIMLI, Umut, Milliyetçilik Kuramları; Eleştirel Bir Bakış, Doğubatı Yayınları 1999 s.32

[14] A.g.e. ÖZERSAY, 2002, s.48

[15] NECATİGİL, Z.M. (1998)  The Cyprus Question and The Turkish Position in International Law’ den aktaran TOSUN, Fatih

[16] FIRAT, M. Melek (1997),  1960-1971 Arası Türk Dıs Politikası ve Kıbrıs Sorunu, Cem Wep Ofset Yayınları, Ankara. S.59

[17] A.g.e FIRAT, s.59-62

[18] A.g.e FIRAT s.59-62

[19] A.g.e FIRAT s.59-62

[20] A.g.e FIRAT s.59-62

[21] A.g.e FIRAT s.59-62

[22] A.g.e FIRAT s.59-62

[23] A.g.e ÖZERSAY, s.42

[24] ÖZARSLAN, B. B. (2007). Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliği’nin Yaklaşımı. S.75’den aktaran TOSUN, Fatih

[25] A.g.e. ÖZARSLAN, B.B s.79’den Aktaran TOSUN, Fatih

[26] A.g.e, ÖZERSAY s.48

[27] ARSAVA, A. F. (1996). Kıbrıs Sorununun Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (51/1), s.43-51.’ Den aktaran TOSUN, Fatih

[28] A.g.e ARSAVA’den aktaran TOSUN, Fatih