Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Araştırma Yazıları / İdeoloji Kavramı Üzerine Kısa Bir Bakış

İdeoloji Kavramı Üzerine Kısa Bir Bakış

Yazan: Batuhan YAŞAR

1.İdeoloji Kavramı Üzerine Kısa Bir Bakış

İdeoloji kavramı kötü anlamda kullanılma olasılığı da bulunan özel kavramlardan biri olarak literatürde yerini almaktadır. Marksist terminolojide yanlış bilinç ve hakikatin karşıtı olarak tanımlanması, bu olumsuz imajın meydana gelmesi halini iyice güçlendirmiştir.

Aslında ideoloji konusunda tek ve kesin bir düşünüş şeklinin tezahürü durumu söz konusu değildir (Macit, 2016).[1]

Destutt de Tracy’e göre ise ideoloji bilimsel bir disiplindir. Kendi fikir bilimi için bir isim olarak ‘’ideologie’’ sözcüğünü yaratan Tracy; insan düşüncesini sinir sisteminin faaliyeti olan bir duyumun ayrıntılarından başka bir şey olmadığını iddia eder(Encyclopaedia Britannica, 2018)[2].

Genel manada ideoloji; siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan bir hükümetin, siyasi partinin, toplumsal sınıfın veyahut da mikro anlamda ele alacak olursak bireyin davranış ve düşünüşlerine yön veren politik, bilimsel, felsefi, hukuksal, dinsel, estetik, ahlaki temellere dayanan düşünceler bütünüdür. En basit ve anlaşılır anlamıyla; düzenlenmiş, sistematik fikirler bütünüdür.

İdeolojiyi açıklama ve anlamada bu genel çerçevenin dışına çıkacak ve maddeleştirecek olursak:

  • İdeoloji, bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları imgesel ilişkinin imgesel biçimde tasarımlanmasıdır(Macit, 2016).[3]
  • İdeoloji; ülküsel, düşünsel ve tinsel olmayıp maddi bir varoluşa sahiptir.
  • İdeoloji; bir inanç, bir düşünce demetidir (Ergil, 1983).[4]
  • İdeoloji; toplumsal yaşamdaki fikir, inanç ve değerleri üreten genel maddi süreçtir(Macit, 2016).

İdeoloji; küçük bir grubun üyeleri tarafından benimsenip buradan yayılabileceği gibi, büyük kitlelerce de benimsenebilir. Bir ideoloji lokal olarak belirli bir bölgenin düşünüş yapısıyla bağdaşarak o alanda kabul görebileceği gibi, o bölgenin sınırlarını aşarak kabul edilebilirliğini artırmak suretiyle yayılabilme etkinliğini de gösterebilmektedir.

Tarihin bir döneminde kitlelerce benimsenmiş olan bir ideoloji, ilerleyen süreçte küçülüp yok olma seviyesine gelebileceği gibi ideolojilerin kapsayıcılık dereceleri de zamana ve durumlara karşılık olarak değişiklik gösterebilmektedir (Ergil, 1983).[5]

Örneğin; İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünyadaki düzenin farklılaşması sonucu süper güç olarak ortaya çıkan ABD ve SSCB, yeni dünya düzeninin iki önemli aktörü oldular. Bu tarihe kadar hâkim olarak etkinliğini sürdüren sömürgecilik düzeni de hakimiyetini kaybetmiş ve yerini milli bağımsızlık anlayışının hâkim olduğu bir ortama bırakmıştır. Bu anlayışı iyi değerlendiren SSCB, anti-emperyalizm ve anti-sömürgeciliğe karşı, eşitlik, kardeşlik ve bağımsızlık değerleri ile dünyaya öncülük ediyor ve sosyalizm yükselen bir değer olarak tarih sahnesindeki rolünü genişletiyordu.

 Sosyalist sistemi dünyaya ihraç noktasında girişimlere başlayan SSCB, Almanya’nın işgalinden kurtardığı topraklardan çıkmayarak onları sosyalist sistemin bir parçası haline getirme faaliyetlerini sürdürürken, anti sömürgeci tutumunu işgalci bir tavra dönüştürerek bazı ülkeleri işgal etme temayülü içerisine girdi.

Gerek SSCB’nin dayatmalarıyla gerekse mevcut durumun getirmiş olduğu zorunluluklar çerçevesinde komünizmin yükselen bir değer olduğu ve dalga dalga yayıldığı bir dönemden günümüze kadar gelindiğinde bu değerin aynı etkinliğini sürdürdüğünü söylemek olanaksızdır. Fakat tam anlamıyla yok olduğunu ve silindiğini söylemekte yanlış olacaktır. Dünya bazında ele alacak olursak bir zamanların hâkim denilebilecek etkinlikte olduğu bu ideoloji günümüzde mikro denilebilecek seviyelerde etkinliğini sürdürmektedir.

2.İdeolojiyi Hazırlayan Dönem, Doğuşu ve Gelişimi

Sosyoloji gibi ideoloji sözcüğünün de doğum yeri Fransa’dır. Doğum ve gelişim tarihinin 18. yüzyılın sonları ve 19.yüzyılın başlarına doğru uzanması sebebiyle gelişim aşamasında, içerisinde bulunduğu zaman aralığının etkilerinden nasibini almıştır. 19. yüzyılın içerisinde yer alan geniş çaplı değişim ve dönüşümler, doğal olarak ideolojinin gelişiminde de rol oynamışlardır. Bu rol ilerleyen süreç içerisinde ideoloji kavramının içeriğinde de değişiklikler meydana getirmiştir. 19. yüzyılı tarih içerisinde keskin dönüşümlerin yaşandığı, deyim yerindeyse devrimler yüzyılı olarak adlandırmak çok da yanlış olmasa gerek. Fakat bu devrim olgusu tek bir kulvarla sınırlı kalmayarak siyasal, sosyal ve iktisadi alanlar başta olmak üzere topluma ve hayata etki eden hemen hemen tüm noktalara sirayet etmiş vaziyetteydi.

İdeoloji kavramını da tek bir noktaya yerleştirerek, o nokta üzerinden değerlendirmek veyahut da aidiyetini o noktada görmek son derece yanlış olacağından, topluma etki eden bu değişim ve dönüşümlerin ideoloji kavramında, dolayısıyla içeriğinde değişimlere yol açması tabii bir durumdur. Bu duruma paralel olarak Tracyde ideolojiyi kurgu ve inşa ile işe başlatır. En basit olandan yani duyumsamadan başlayarak tinin en yüksek aşamasına ilerleyip; etik, siyaset ve iktisadı temelden yeniden inşa etme düşüncesindedir(Çağan, 2008).[6]

İdeoloji kavramı ilk olarak, Fransız düşünürü Antoine Louis ClaudeDestutt de Tracy tarafından kullanılmıştır. Batı’nın giderek laikleşmesi, rasyonel ve pozitivist bir hal alması sebebiyle eski sistem ve düşünüş yapısı işlerliğini kaybetmiştir.

Yeni bir yapının inşasının kaçınılmaz hale gelmesi sebebiyle ideolojiye geçiş, bu gereksinimin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebepten dolayıdır ki ideoloji kavramının Fransız İhtilalinden hemen sonra 1796 yılında Tracy tarafından kullanılmasının tesadüf olarak görülmesi yanlış olacaktır.

Tracy’e göre ideoloji; yeni bir fikir bilimi, yeni bir fikiroloji idi.[7] Aydınlanma Çağı’nda tipik olan akılcı bir motivasyonun beraberinde, objektif olarak fikirlerin kaynaklarının bulunmasının imkânsızolmadığını düşünüyor ve ideolojinin istikrarlı bilim dallarıyla aynı statüyü paylaşacağına inanıyordu. Yani Tracy, ideoloji kavramını düşünceyi inceleyen bilim anlamında kullanıyordu.

Tracy, Fransa’yı yeniden kurmak için beyin işçiliğini üstlenerekInstitutNationale’e katılır ve ilerleyen süreçlerde enstitünün en önde gelen isimlerinden biri olarak kendisi ulusal eğitim programlarını oluşturmaya adamıştır(Çağan, 2008).[8]

Önceleri Napolyon’un da çalışmalarından memnun kaldığı Tracy ve beraberinde bulunduğu bazı düşünürlerle fikir ayrılığına düşmesi sebebiyle Bonapart, bu düşünürleri eleştirmek ve küçük düşürmek nedeniyle onlara yönelik ‘ideologlar’ terimini kullanmış ve onları çene çalmakla suçlamıştır. Entelektüelleri siyasi otoriteyi yıpratmaya çalışan tehlikeli gruplar olarak gören Napolyon, ideolojiyi Bonapartotoriterizmine karşıt bir görüş olarak kabul etmiştir. Napolyon’a göre ideologlar aklın yasalarını araştırmak için çıktıkları bu yolda kendi kapalı sistemlerinin içerisinde kapalı kalarak pratik gerçeklikten uzak düşmüşlerdi.

Bonapart, kentsoylu sınıfın mali sermaye ile sanayi sermayesi kesimlerinin henüz güçsüz oluşları nedeniyle, kentsoylu sınıfın içinden ticaret sermayesi kesimi ile küçük mülkiyetli köylüleri esas alan bir denge oluşturmuş, yoksul köylüler ise, silah taşımak, asker olmak, yurttaş-birey olmak ayrıcalıklarına kavuşmuştu (Oskay, 1980)[9]. Napolyon’un 1789 Devrimi’nin yarattığı ‘beklentileri daraltmak’ isteği ideologlarla arasını açmış ve fikir ayrılığına düşülmesine sebep olmuştur.

1789 Devrimi’nin vaatlerinden demokratik nitelikte olanlarının unutturulmasına büyük önem verilen bu dönemdeNapolyon, “Fransa’yı kurtarmak’ için ideolojilerin değil, insan kalbinin bilinmesini ve tarihin öğrencelerinin gözönünde tutulmasını” savunmaya başlamıştır(Oskay, 1980).[10]

İdeoloji terimini ilk kullanan Tracy olsa da, bu terimi; siyaset, toplum ve tarih felsefesi hatta ekonomik olguları açıklamak için en fazla kullanan isimlerin başında Karl Marx gelmektedir. İdeoloji kavramına önceleri olumsuz bir şekilde kullanma eğiliminde olan Marx; ideolojiyi gerçeğin baş aşağı, eğri-büğrü olmuş bir yansıması olarak tanımlamıştır. İdeolojilerin gerçekliği bozarak aktardığı düşüncesinde olan Marx, ideolojiye kuruntular ve aldatmacalar topluluğu der.

Fakat ‘Alman İdeolojisi’ adlı eserinde bu olumsuz kullanımdan ve düşüncelerinden ayrılarak her ideolojinin yanıltıcı olduğunu ileri sürmenin yanlış olacağını belirtir.

Alman İdeolojisi’nde; Marxist kurama göre ideoloji, son çözümlemede, üretim biçimi tarafından belirlenen bir olgudur ve daha çok kapitalist sınıfın egemen olduğu modern Batılı toplumun çözümlemesinden yola çıktığı için ideoloji kavramı da çoğunlukla bu sınıfın hegemonik ideolojisi olarak incelenmiştir(Oskay, 1980).[11]

İdeoloji kavramının gelişim sürecine bakacak olursak, doğuşunda rasyonel ve objektif bir noktadan harekete başlayarak zamanla daha sübjektif ve irrasyonel bir hale gelerek ilerlemeye devam etmiştir. Başlangıçta da pozitivist olarak ve bir bilim ciddiyeti ile tanımlanmaya çalışılan ideoloji, günümüzde artık rahatlıkla yorumlanabilen; kişi, grup veyahut başka toplumlarda daha farklı yansımalar üzerinden tanımlanabilen, doğuş aşamasındaki konumuna nazaran daha esnek bir hal almış durumdadır. Başlangıçta seçkinci ve elitist bir yapıda bulunan ideoloji kavramını, politikacıların, düşün adamlarından ödünç alması, kavramın toplumsal söyleme yakın ve gündelik hayatta etkin bir hal almasına yardımcı olmuştur(Çağan, 2008).[12]

3.İdeoloji iyi midir? Kötü müdür?

Tanımlarken de değinildiği üzere ideoloji kavramının hem anlam olarak hem de yapısal manada masif bir zemin üzerine oturmamış olmasından kaynaklanan bir kesinlik problemi vardır. Yani tam anlamıyla ideolojinin tanımı şudur bile diyemezken, ideolojinin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna dair de kesin bir cevap aranmaksızın artı ve eksi yönleriyle, ancak bu iki soru üzerinden yorumlama ve değerlendirmeler yapılabilir. ‘İdeoloji aslında iyi midir? Yoksa kötü müdür?’ soruları üzerinden değerlendirme yaparken, genel anlamda ortak bir kanıya varmaktan ziyade ideoloji kavramından beklentiler ve değerlendirme kıstasları daha büyük önem arz etmektedir. Yani bu soruların cevapları ideolojiden ne beklediğinize ve onu hangi kriterler üzerinden incelemeye tabi tuttuğunuza göre değişebilmektedir. Örneğin Marxist anlayış ideolojiyi ağırlıklı olarak ekonomi üzerinden değerlendirmeye alırken Gouldner ve Poulantzas ise siyasal ideoloji üzerinde durmuşlardır. Bu bir anlamda indirgemedir ve yoğunluk verdikleri parçadan bütüne doğru bir çıkarımı bünyesinde barındırır.

İdeoloji kavramı hem gerçekliği gizleyen hem de toplumsal yapılar içerisinde insanları bir araya getirerek harekete geçirecek izlenceler anlamında kullanılabildiğinden ortaya şöyle bir ikilem ortaya çıkmaktadır:ideoloji denilen olgu hem insanları ve toplumları değiştirip ileriye götürmeye yarayabilen bir anlatım biçimi, hem de tutucu ve insanın kendi gerçekliğini kavramasını önlemeyi amaçlayan bir yanlış bilinç üretimi düzeneğidir bu kavramlaştırmaya göre(Oskay, 1980).[13]

İdeoloji hangi toplumda doğmuş olursa olsun insanın yaşam koşullarıyla olan gerçek ilişkilerini somut bütünlükler içerisinde değil kısmi ve yanlı karakteriyle yansıtır (Ergil, 1983).[14]

İdeoloji bünyesinde ummayı ve ereği barındırdığından ilişkilerini farklı yöntemler kurmuş olsa da bir umudu, bir isteği dile getirir. Bir ideolojinin gerçek anlamda tanımı yapabilmek, yapı ve amaçlarını anlayabilmek için arkasında yatan iradeyi doğru bir şekilde incelemek gerekir. Çünkü her zaman sunduğu öğreti ile pratikteki yansıması kolektif bir şekilde ilerlemeyebildiği gibi beklenenin aksine sonuçlarda verebilmektedir. Örneğin Mao önderliğinde kurulan Çin’de eşitlik anlayışı çerçevesinde gelişen ve ideolojik destek ile meşruiyet kazanan politikaların uygulamasında ciddi problemlerle karşılaşılmış, halk büyük sıkıntılar çekmiş hatta binlerce insan açlıktan ölmüştür. İdeoloji yoksa Napolyon’un da söylediği gibi pratiklikten gerçeklikten uzak bir halde midir?

Her ideoloji aslında insanın gerek davranış biçimlerini gerek hayalhanesini gerekse düşünüş ve irdeleyiş tarzını belirleyen, kısıtlayan hatta yeri geldiğinde engelleyen bir konumda ve güçtedir. İdeolojiye katılma; hissi anlamda bir yoğunluk, istek ve neredeyse içgüdüsel bir bağlılıkla meydana gelmektedir. Bu duygusal bağ ile bağlanma durumu çevreyi ve durumları irdelemeyi güçleştirdiği gibi beraberinde bir aidiyeti de getirmektedir. İdeoloji insan ile direk olarak bağlıdır ve bağlandığı andan itibaren hükmeder. İçerisinde gizlilik barındırmaz ve net çizgiler çerçevesinde ilerler. Neyin yapılması gerektiğini, neyin iyi neyin kötü olduğunu, neyin yanlış neyin doğru olduğunu net bir biçimde ifade eder ve uyulmasını ister. Bir bireyin, bir ulusun ya da küçük bir toplumun egemenliğini haklı çıkarıyor olsalar da evrensel olduklarını öne sürerek kendilerini bütün insanlığa kabul ettirmek ve benimsetmek isterler. Bir ideolojinin küçük bir toplumda doğarak çok büyük kitlelerce benimsenebileceği gibi o toplumda lokal olarak hayatına devam da edebilir. Bu durum değişkenlik gösterebilmesine karşılık ideolojiler kendilerini her durumda, her yerde ve her zaman geçerli görmektedirler.

İdeoloji aynı zamanda psikolojik de bir olgudur. Toplumsal yaşamın karmaşıklığı birçok birey tarafından anlaşılması güç ve temkinli yaklaşılması gerekilen bir durumdur. Çoğu zaman bireyler bu anlaşılması güç durumdan bir anlam ve üretim çıkarmak yerine sunulmuş olan bütünler arasında seçim yapmayı daha makul bulurlar.Tatmin arzusunda bulunan insan, ideolojinin bünyesinde barındırdığı duygusal temelin aracılığı ve hissettiği gereksinimden dolayı katılımda pek de zorluk çekmez. Bireyin beklenti, arzu ve istekleri ne kadar dar bir çerçevede olursa olsun bu katılımla genişletilerek evrenselleştirilir. Yani kısaca burada bir yanılsama mevcuttur. İdeolojiler taleplere göre kılık değiştirebilir, özgül çıkarlarını evrensel bir zeminde gösterebilirler.

Örneğin; orta sınıf çıkarları doğrultusunda sosyalizm adı altında alt sınıfla birleşerek üst sınıfı yok etmeye çalışabilir. Yine aynı orta sınıf üst sınıfla çıkarları doğrultusunda bir birlik oluşturarak faşizm adı altında disiplin altına alarak depolitize etme girişiminde de bulunabilir(Ergil, 1983).[15]

Bu bir nevi çıkarlar dengesi durumudur ve bu durumda ideolojinin araç konumunda olduğu söylenebilir. Kitleleri bir araya getiren, kolektif bir şekilde hareket ettiren ve içerisinde barındırdığı insanları yönlendiren bir yapının suistimal edilebilirlik derecesi son derece yüksektir. Bireyler üzerinden hareketle gerçekleştirilmesi çok zor olan eylemler, duygusal bağlarla bir ideolojiye bağlı olan ve aidiyet duygusu ile katılma sağlayan bireylerle çok daha kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir. Çünkü bu bağlılık sürükleyici ve harekete geçiricidir.

Sonuç Yerine

Toplumsal yaşamın karmaşıklığının yanı sıra daha farklı psikolojik etmenlerde insanları aidiyet duydukları ve bir arada hissettikleri bir değerler sistemi içerisinde bulunmaya itebilir. Örneğin, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşamış fakat daha sonra hayatını idame ettirebilmek için Avrupa’ya göç etmiş ailelerin içerisinde bulundukları ve öğrendikleri kültürden ayrılarak bambaşka bir kültürün içine girdiklerinde yaşadıkları şok, onları çeşitli arayışların içerisine sürüklemiştir.

Ayrılıkçı, ırkçı söylemlerin yanı sıra bulundukları meslek grupları sebebiyle bile dışlanmaya maruz kalan insanlar bu durumun üstesinden gelebilmek için psikolojik olarak birey üstü bir yapıya dahil olma ihtiyacı hissedebilirler. Fakat Avrupa yapısı itibariyle Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve farklı kültürlerinden insanların bir araya geldiği bir mozaik olduğundan bu birey üstü yapıyı kurmak pek de kolay değildir.

Çünkü bu insanlar farklı siyasi görüşlerde, farklı anlayışlarda ve farklı perspektiftelerdir. Milliyetçilik bağlamında bir birleşme söz konusu olsa da bu bireylere uygulanan tezinde bu yönlü olması hasebiyle anti tez olarak milliyetçiliğin sunulması beklentiyi tam olarak karşılamamaktadır. Bu boşluğu tam olarak doldurabilecek olan öğeler dinsel ve inanç içerikli olanlardır.[16] Çünkü bu insanları yaşadıkları toplumdan ayrı kılacak, özgül kimliğini kazandıracak ve kanıtlayacak en etkin enstrüman bağlı olduğu inanışlardır; bunların içinde dini inanışlar, felsefik inanışlar ve bağlı bulunduğu hissedilen birçok inanış sayılabilmektedir.

Kaynakça

Kaynakça

(2018, Temmuz 16). Encyclopaedia Britannica: https://www.britannica.com/biography/Antoine-Louis-Claude-Comte-Destutt-de-Tracy adresinden alındı

Çağan, K. (2008). İdeoloji. Ankara: Hece Yayınları.

Ergil, D. (1983). İdeoloji Üzerine Düşünceler. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 69-95.

Hayes, C (2011). Milliyetçilik Bir Din, İZ Yayıncılık

Macit, H. (2016, Bahar). İdeoloji Üzerine Felsefi Bir Değerlendirme. Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi , 30-34.

Oskay, Ü. (1980). Popüler Kültür Açısından “İdeoloji” Kavramına İlişkin Yeni Yaklaşımlar. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 197-253.

Örs, Birsen (2014) 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 7. baskı, 7-9

Dipnotlar

[1]Macit H.,İdeoloji Üzerine Felsefi Bir Değerlendirme, Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi , (2016), s.30.

[2]Encyclopaedia Britannica,,https://www.britannica.com, https://www.britannica.com/biography/Antoine-Louis-Claude-Comte-Destutt-de-Tracy, (16 Temmuz 2018).

[3][3]Macit H., a.g.e, s.33

[4]Ergil, D. İdeoloji Üzerine Düşünceler,Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,(1983), s.69.

[5]Ergil,D.,a.g.e, s.75-77.

[6]Çağan, K. , İdeoloji, Ankara: Hece Yayınları,(2008), s.124.

[7] Örs, Birsen, Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları sf.9

[8]Çağan, K. , a.g.e, s.173.

[9]Oskay, Ü., Popüler Kültür Açısından “İdeoloji” Kavramına İlişkin Yeni Yaklaşımlar, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,(1980), s 197-253.

[10] Oskay, Ü.,a.g.e, s.201.

[11] Oskay, Ü. ,a.g.e, s.207.

[12] Çağan, K. ,a.g.e, s.174.

[13] Oskay, Ü. ,a.g.e, s.220-224.

[14] Ergil, D. ,a.g.e, s.81-83.

[15] Ergil, D. ,a.g.e, s.85-89.

[16]Carlton Hayes, Milliyetçilik Bir Din, İZ Yayıncılık

 

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Batuhan Yaşar

Batuhan Yaşar
TESAD Siyaset Birimi Araştırmacı Yazarı

Bir Yorum

  1. Avatar

    Çok başarılı bir yazı olmuş tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir