Hindistan-Pakistan
Kaynak: Sameer Mushtaq / Al Jazeera)

Hindistan-Pakistan Arasında Savaş Çıksa Kim Kazanır?

Yazar: İsam ez-Ziyat

Keşmir olayları Hindistan ve Pakistan arasındaki savaş çanlarını çalıyor. 2 Eylül sabahı Hindistan ve Pakistan arasında savaş başladı. Her iki taraf için de uzun uzadıya hesaplar yapılıyor ve düşünceler ortaya koyuluyor. Yine de savaş çanlarının çalınması daima savaş olacağı anlamına gelmiyor, özellikle de iki komşu ülkeden bahsediyorsak. Politikacılar, size Hindistan ve Pakistan arasında bir savaşın çıkmasının mantıken olanaksız bir durum olduğunu; ordu ise siyasete kapanmış her kapının anahtarının askerlerde olduğunu söyler. Fakat meydana gelenler, bugünkü dünyanın çoğu zaman mantık dışı olduğunu gösterir. Çoğunlukla görüşme masalarının arkasına askerler konur ki daha zayıf taraf, daha güçlü olanın şartlarına boyun eğsin.

Süregelen olaylar bize Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşın kesinlikle ihtimal dışı olmadığını gösteriyor. Eğer gerçekleşirse ne ilk ne de son olacak, aksine 4. savaş vuku bulacak. İlk savaş 1947 yılında şimdikiyle aynı sebepten dolayı gerçekleşti. 1947 yılının Haziran ayında Keşmir’deki Müslümanlar Mihraca’nın (Hari Singh) kararlarına karşı Pakistan’a katılmamak için bir ayaklanma başlattılar. Ayaklananlar “Azad Keşmir” veya “Keşmir el-Hurra” bölgesinde ilk bağımsız hükümet kuruluşunu ilan etti ve çoğunluğu Müslümanlardan oluşan fakat bölgede soykırımlar sebebiyle azınlık kalan Müslümanların 200 binden fazlasının Azad Keşmir bölgesine firar etmesine sebep olan Cammu Keşmir bölgesi sakinleri ayaklananlara şiddetle karşılık verdi.

Pakistan’daki kabile liderleri Müslümanlara yardım amaçlı Keşmir bölgesine girdi. Mihraca ise Hintlilerden “yardım” talebinde bulundu onlara katılımı “zorunlu” kıldı. Muharebe 1947 yılının Haziran ayından 1948 Mayıs ayına kadar devam etti. Daha sonra diplomatik görüşmeler başladı ve savaş durdu. Diplomasi tam anlamıyla işe yaramadı ancak düşmanın içindeki ateşi söndürmese de biraz dindirmiş oldu. Çok geçmeden 1965 yılında iki ülke arasında 2. savaşta ateş tekrar alevlendi. Bunun sebebini tahmin etmek hiç de zor değil: “Keşmir Sorunu”. Fakat bu sefer anlaşılması zor olan durum, atışmaların her iki taraf için stratejik olarak hiçbir önem taşımayan bir bölgede gerçekleşmesiydi. Belki de iki taraftan biri bölünme günü olduğunun farkında değildi. Ateş o zamanda Hintlilerin desteğiyle giderek alevlendi ve tamamen 2019 yılında da yapıldığı gibi zor kullanılarak Keşmir bölgesi için özerklik geçersiz kılındı. Daha sonra yapılacak veya ihtimal dahilinde olan her türlü siyasi müzakereye kapılar kapatıldı.

2. savaş daha yıkıcı ve kanlıydı. Her devlet bir diğerini savaşa mecbur ediyor, sonra da uluslararası toplulukları kendisinin mazlum olduğunu, cani olmadığını göstermeye çalışıyordu. Hindistan 2. savaşa hafif saldırılarla başlamıştı. Pakistan ise önceden görülmemiş Amerikan silahları ve tanklarla savaşı tırmandırıyordu. Hindistan da çok sayıda askerle ve zırhlı araçlarla karşılık veriyordu. Pakistan hemen uluslararası topluluktan bir girişim talebinde bulundu ve istediğini de elde etti. İki taraf ateşkes için anlaşmaya vardı. Fakat Pakistan bazı kuvvetlerini Cammu bölgesine ve Keşmir’den Hint kısmına sızdırmak suretiyle bir darbe yaparak bu ateşkesi bozuverdi. Hindistan ateşkes kararından vazgeçti ve doğrudan Pencap bölgesine çekildi.

Pakistan Yenilgiye Uğruyor

Savaş bir sene sürdü ve Taşkent Antlaşması’yla son buldu. Bu tabi ki de gecikmiş bir sondu. 1971 yılı gerçekten gecikmiş olduğunu ve kapsamlı bir nükleer savaşın, yöneticilerin de düşündüğü gibi ihtimal dışı olmadığını gösterdi. 3. savaş başladı fakat bu sefer korkutucu olan durum savaşın sadece iki taraf arasında olmamasıydı. Hindistan tam anlamıyla ezici bir saldırı gerçekleştirdi. Sadece 2 hafta süren Yıldırım Savaşı, Kuzey Pakistan’ın Güney Pakistan’dan ayrılmasına ve “Bangladeş” adında yeni bir cumhuriyet kurulmasına sebep oldu.

1971 Aralık ayında Hindistan Hava Kuvvetleri, Pakistan havaalanlarını ve uçaklarını yoğun bombardıman altına aldı. Saldırılar 2 gün boyunca Hindistan, Kuzey Pakistan semalarını tam kontrol altına alıncaya kadar kesilmedi. Takip eden günlerde Pakistan denizaltısı 80 kişiden oluşan tüm mürettebatıyla derin sulara gömüldü. Hindistan tarafındaki “Hayber” ve “Şah Cihan” adında 2 destroyer savaş gemisi onları harap etti. Ayrıca birçok gemilerini de esir aldı.

Ardı ardına gelen bu darbelerden sonra Pakistan Kuvvetleri, karşılık veremeyeceklerini ve ellerinden çekilmekten başka bir şey gelmeyeceğinin farkındaydı.

Uluslararası topluluk, savaşın durması için alınması planlanan her kararın Rusya tarafından “veto” edilmesini büyük bir şaşkınlıkla karşıladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu iş işten geçtikten sonra Rusya’nın veto etme hakkını hiçe saymayı başarabildi. Hindistan “Dhaka” bölgesini kontrol altına aldı ve orada bulunan yaklaşık 2 bin Pakistan askerini teslim aldı. Daha sonra Hindistan Dhaka’nın kendi mülkü olduğunu belirten bir bildiri yayınladı. Bu durum ise Pakistan Kuvvetleri komutanının teslim verme belgelerine attığı imzasıyla tasdik edilmiş oldu. Pakistan Cumhurbaşkanı Yahya Han bu duruma daha fazla katlanamayıp 20 Aralık 1971 tarihinde görevinden istifa etti.

Savaş 20 gün daha devam etti ve Hindistan, komşusuna kendi topraklarında büyük zararlar verdi. Bilinmeyen sayıda sivil ve askerin öldürülmesinin yanı sıra başkanlarını da görevden uzaklaştırdı. Sadece bu savaş sırasında 1200 Pakistan askerine karşılık yaklaşık 2500 Hint askeri öldürüldü. 616 Hindistan askerine karşılık 93 bin Pakistan askeri esir alındı. Hindistan tarafında sadece bir fırkateyn hasar görürken, karşı tarafta Pakistan bir adet fırkateyn, bir adet deniz altı, bir adet mayın tarama gemisi ve 3 adet silahlı savaş botu kaybetti. Son olarak Hindistan 5 adet savaş uçağı kaybederken; Pakistan 50 adet savaş uçağı kaybı verdi.

Yeni Bir Savaşa Engel Olan Ne?

Geçen 3 savaş bizlere tek bir gerçeği bildiriyor: Keşmir sorunu iki tarafın rızasının olduğu bir çözüme kavuşmadıkça 2019 yılında veya gelecek herhangi bir yılda tekrar vuku bulması ihtimal dahilindedir. İki tarafta asla razı olmayacak çünkü ikisinin de istediği tek şey bölgede mutlak hakimiyettir. Ve mutlak hakimiyet ancak rakibini ortadan kaldırmakla elde edilir. Bir yanda gözlerini öç ve intikam hırsı bürümüş Pakistan, diğer yandan güç ve üstünlük mücadelesi veren Hindistan için yeni bir savaşı olanaksız görmek, amiyane tabirle safdillik olacaktır. Peki şu anda hangisinin askeri gücü daha fazla? İki taraf arasındaki askeri kuvvet tartısı ne tarafa ağır basacak?

Bu durum tek bir cümleyle özetlenebilir. Pakistan ordusu 137 devlet arasında 15. sırada bulunurken Hint ordusu en güçlü 4. orduya sahiptir.  Hint kuvvetlerinde şu an görevde bulunan asker sayısı 1 milyon 300 bindir. Buna ek olarak ihtiyaç durumunda gönüllü yedek kuvvet olarak bekleyen asker sayısı ise 2 milyon 100 bindir. Ayrıca Hindistan gerektiği durumda askerlik yapmaya uygun 450 milyon vatandaşa sahiptir. Bu demek oluyor ki nüfusu yaklaşık 1 milyar 500 bin olan Hindistan’ın %30’u reşittir.

Diğer tarafa baktığımızda, Pakistan ordusunun görevde 650 bin, yedek kuvvetlerinde ise 550 bin askeri olduğunu görüyoruz. Geniş çerçeveden baktığımızda ise nüfusu 200 milyona ulaşan Pakistan’ın ihtiyaç durumunda göreve alınmaya uygun 76 milyon vatandaşa sahip olduğunu görebiliyoruz.

Ancak bu karşılaştırmadaki kusur şudur ki artık doğrudan savaş yapılan bir zamanda yaşamıyoruz. İki taraftan askerlerin kendi saflarında dizilip gündüz saatlerinde savaştıktan sonra sonuca karar verilen bir savaş meydanı artık kalmadı. Geleceğin çetin savaşlarında, güdümlü füzeler ve bombardımanlar savaşın sonucunu belirliyor. Artık verilen kayıpları saymak yok.

Değineceğimiz nokta, hangi devletin ağır mühimmata ne kadar yatırım yaptığını daha açık bir şekilde ortaya koyuyor: Pakistan, 2018 yılında silahlanmaya yaklaşık 11 milyar dolar- gayri safi milli hasılanın %3,6’sı kadar- harcadı. Hindistan ise aynı yıl içinde 58 milyar dolar- gayri safi milli hasılanın %1,2’si kadar- yatırım yaptı. Bu rakamlara ek olarak, Pakistan’ın geçtiğimiz senelerde milli harcamalarını %20 oranında silahlanma üzerine yapmış olması da gelişim odaklı çabalarını gözler önüne seriyor. Aynı şekilde Hindistan’ın yıllık milli harcamalardan silahlanmaya sadece %12 oranında bir pay ayırarak şu anda kendisine olan güvenini sergiliyor.

Bu yüzden, eğer rakamlar konuşacaksa Hindistan üstün gelir. Sahip olduğu insan gücünün yanında 3500’ü aşkın tanka da sahip. Pakistan ise elinde sadece 2500 adet tank bulunduruyor. Hindistan 10 bin bombardıman silahı ve ekipmanına sahipken; Pakistan’da sadece 4500 adet bulunuyor. Hindistan’ın harcamalara gösterdiği önemi göz önünde bulundurduğumuzda anlıyoruz ki Hint ordusu, elinde bulundurduğu silahların en iyi şekilde görevlerini yerine getirmelerini zorlaştıracak bakım-koruma, yedek parça ve diğer lojistik hizmetler hususunda ciddi eksikliklerle karşı karşıya.

Peki Göklerdeki Savaşın Hâkimi Kim Olacak?

İlk saldırı, gerek savaş uçakları gerekse zeminden atılan füzeler kullanılarak yapılan hava saldırısı olmalıdır. Hindistan 4 binden fazlasına sahipken Pakistan’da bu füzelerden sadece bin adet bulunmakta. İki ülke arasındaki yakınlığa göre arada sadece sınırın olması, menzil açısından bir problem teşkil etmiyor.

Füzeler Hindistan’a üstünlük veriyor fakat geri kalan hava saldırı silahlarına güvenilmesi zor. Saldırı uçakları, taşıma uçakları ve alıştırma helikopterleri de içinde bulunan yaklaşık bin adet hava filosuna sahip. Askeri mühimmat ikmali için 350’den fazla havaalanına sahip. 1300 hava filosuna sahip olan komşu ülkesi Pakistan’ın sadece 150 havaalanı bulunmakta. Fakat Çin’in yardımlarını da eklersek Hindistan’a yapılan saldırıların Pakistan ve Çin üzerinden gelebilme ihtimali de oluşur. Çin ise kendini koruyabilmek için 750 adet savaş uçağına ihtiyaç duyacak. Bu rakam Hindistan’ın elinde olmayan bir rakamdır. Hindistan esas olarak hava saldırılarında onlarca yıldır Rus yapımı ve her an görevi bırakabilme ihtimali olan MİG-21’i kullanıyor. Bu denklemden Çin’i çıkarsak bile Pakistan’ın hava saldırı filosunun az sayıda olmasına rağmen tesiri oldukça yüksektir.

Sonuç olarak, iki güçlü ülke arasındaki savaşın sonucu kimin ilk ve doğru saldırıyı yapacağına bağlıdır. Sonuna kadar kimin ayakta kalacağına ilişkin fikirler değişiklik gösterebilir. Fakat her iki tarafın savaştan hasar almadan çıkmayacağına dair görüşler değişmeyecek. Bu işten tek karlı çıkan, Hindistan’a silah sağlayan Rus satıcılar ya da Pakistan’a silah satan Amerika ve Çin gibi silah temin eden ülkelerdir. İki ülke arasındaki sınır birbirine yaklaşıyor ve bazı bölgeler (örneğin Keşmir) iç içe giriyor. Dolayısıyla her iki ülkenin de karşılaşabileceği zararı kısıtlayabilmesi gittikçe zorlaşıyor. Her türlü senaryo sonunda, iki devlet de savaşı sürdürebilmek için kendi halkına baskı ve engellemelerde bulunacaktır.

 


Kaynakça

https://www.sasapost.com/who-wins-if-india-fights-pakistan/