Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Biyografi / Hikayesinin Dışına Taşan Bir Özne: Yaşar Nezihe
yaşar nezihe tesad tarih yazı

Hikayesinin Dışına Taşan Bir Özne: Yaşar Nezihe

Öz

Daha evvel Sabiha Sertel, Suat Derviş ve Zehra Kosova isimlerinin incelendiği Hikayesinin Dışına Taşan Özne serisinin dördüncü başlığını; Osmanlı feminist hareketinin işçi sınıfından temsilcisi, emeğiyle, şiiriyle direnen bir özne, ‘ilk kadın sosyalist şair’, ‘1 Mayıs şairi’ Yaşar Nezihe oluşturmaktadır. Yaşar Nezihe’nin yaşamındaki kırılmaları, hikayesinin dışınan taşıran olayları ele alma amacı güden bu çalışma üç bölümden meydana gelmekte olup, yazının giriş bölümünde Yaşar Nezihe’nin hayatı genel hatlarıyla kısaca ele alınacaktır. Birinci bölümde Yaşar Nezihe’nin şair, yazar kimliğine vurgu yapılarak ‘Emeğiyle, Şiiriyle ‘Yaşayan’ Bir Şair, Yazar: Yaşar Nezihe’ başlığı teşrih edilecektir. İkinci bölümde onun Osmanlı feminist hareketiyle ilişkisi işlenecek olup ‘Kadınlar Dünyası’nın Farklı Dünyası’ başlığı açıklanacaktır. Üçüncü bölümde aile hayatı feminist perspektiften irdelenecektir. Yazı boyunca verilen örneklerden hareketle, sosyalist-feminist tarih yazımının önemine vurgu yapılarak çalışma nihayetlendirilecektir.

Anahtar Kavramlar:  Şair Yaşar Nezihe, Yaşar Zeliha, 1 Mayıs Şairi.

 

Giriş

“Geldim geleli aleme gülmez yüzüm hayfa/ Üst üste gelir lahzada bin türlü belaya/ Geçmekte hayatım gami hicranla Neziha/ Alemde benim çektiğim hep kahr-ı beşerdir.”[1]

Kendisinden önce verem, yoksulluk ve bakımsızlıktan ölen kardeşlerinin ardından ailesinin, kardeşleriyle aynı akıbete uğramasın diye Yaşar ismini koyduğu Yaşar Nezihe çocukluğundan itibaren mücadelesini sürdürmüş, zorlu yaşam koşullarına direnmeyi erken yaşlarından itibaren öğrenmeye başlamıştır. Hazal Halavut’un ifadeleriyle “şiirini imkansızlıkların içinden çıkaran”, “içine doğduğu ekonomik ve kültürel sınıfın sınırlarını ihlal etme gücüne sahip” olan Yaşar Zeliha (İsmi yıllar sonra evlendiği Atıf Efendi tarafından değiştirilip, Yaşar Nezihe olacaktır, yazının bazı bölümlerinde Yaşar Zeliha bazı kısımlarında da Yaşar Nezihe olarak anılması bundan mütevellittir.) İstanbul’un Şehremini semtinde 17 Ocak 1882 tarihinde dünyaya gelmiştir. Kaya Hanım ve Kadri Efendi’nin üçüncü çocukları olan Yaşar Zeliha’nın adı kendinden önce ölen kardeşleri hasebiyle, ailesi tarafından Yaşar olarak konulmuştur. Annesi o henüz altı yaşındayken hayata gözlerini yummuştur. Annesi ve babasına, ilişkilerine dair örnekler üçüncü bölümde verileceğinden ötürü burada bahsedilmeyecektir. Annesi öldükten sonra hayatına giren babasının teyzesi Yaşar Zeliha’nın şiire olan tutkusundaki en büyük etmenlerden biridir.

“İçimdeki okuma hırsını yenemiyordum.” şeklinde ifade ettiği okuma aşkını babasının kendisini okula yazdırmayı kabul etmemesine rağmen bir senelik mektep eğitimiyle neticelenmiştir. Bu da  Hazal Halavut’un aktarımı olan Yaşar Zeliha’nın ifadeleriyle aşağıda yer aldığı şekliyle mümkün olmuştur:

“Bir müddet, mektep parasını küçük ellerimin kazancı ile temin ve tedarik ettim. Öğle teneffüsünde oynamak üzere arsaya çıktığımız zaman ısırgan tohumu, ebe gümeci, deve dikeni ve papatya çiçeği toplamaya, bunlardan demetler yaparak satmaya başladım. Bu suretle elime geçen parayı mektebe veriyordum. Buna nihayet bir sene dayanabildim. Ama benim için iftirak-ı kat’ı muhakkaktı.”[2]

“Ben öksüzüm hoca efendi, beni okutunuz! Demiştim. Hoca benim ismimi “kendi gelen” koymuştu” (Us, 1948: 3)[3]

Böylelikle bir sene gibi çok kısa bir süre zarfında eğitim hayatına devam etse de bundan sonraki yaşamında okuma-yazma Yaşar Zeliha için vazgeçilmez unsurlar olarak kalacaktır. İlk şiiri henüz 14-15 yaşlarındayken Terakki gazetesinde 1901 yılında yayımlanmıştır. Bundan sonraki süreçte de Sabah, Menekşe, Kadın Yolu, Kadınlar Dünyası, Malumat, Nazikter gibi dergilerde Mazlume, Mahmure, Mehevre mahlaslarıyla yazıları yayınlanmıştır.[4]

Babasının zoruyla hiç istemediği halde kendinden 27 yaş büyük Atıf Zahir ile evlenmiş ve bir yıl sonra boşanmıştır. Yaşar Zeliha’nın adı ilk eşinin isteğiyle yaşar Nezihe olmuştur. Yazının bundan sonraki bölümlerinde Yaşar Nezihe olarak anılacaktır. İkinci evliliğini Mehmet Fevzi ile yapan Yaşar Nezihe’nin bu evlilikten Suad, Vedad, Sedad isimlerinde üç çocuğu olmuş, bu evlilik de 1910 yılında son bulmuştur. Bu yıllarda yaşadığı acısını, deneyimini (1910’lu yıllar) Bir Deste Menekşe (1924), Feryatlarım (1934) başlıklı kitaplarında dile getirmiş, kelimelere dökmüştür. Üçüncü evliliğini; daha evvel hoşlanmasına rağmen babasının itirazı üzerine sonlandırdığı ilişkisinin aktörü Yusuf Niyazi ile yapan Yaşar Nezihe elli gün evli kaldıktan sonra onunla da yazının üçüncü bölümünde detaylarıyla aktarılacağı üzere yollarını ayırmıştır.

Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi yıllarında  okuma yazma bilmeyen komşularının yakınlarına mektup yazarak geçimini sağlayan Yaşar Nezihe iki oğlunu kaybetmenin acısına rağmen oğlu Vedat için ve yaşam için direnmiş, emeğiyle mücadele etmiştir.

Kadınlar Dünyası’na, Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’ne üye olması, ilk kez peçesiz fotoğrafı dergi sayfalarına taşan kadınlardan olması Yaşar Nezihe’nin kendine sunulan çerçevenin dışına çıktığının göstergelerindendir. Bu kadar üretken bir emekçi şair yazar olmasına rağmen ölmeden evvel öldü haberleri çıkmış, kendinden uzun süre haber alınamamış ve en nihayetinde sosyalist-feminist tarih için büyük önem teşkil eden büyük şair hafızalardan silinmiş, unutturulmaya yüz tutulmuştur. 1949-1954 yılları arasında Kadın Gazetesi’nde şiirleri yayımlanmasına halen varlığını sürdürmesi de unutulmasının önüne geçememiştir. 6 Kasım 1971 yılında 89 yaşında hayata veda ettiğinde ardında iki yüz elli bestelenmiş yüzlerce şiir, iki kitap, çok sayıda makale bırakan emekçi şair Yaşar Nezihe hikayesinin dışına taşarak, yaptıkları ve yazdıklarıyla hatırlanmayı, belleklere kazınmayı, tarih sayfalarına konu olmayı fazlasıyla hak etmektedir.

 

2. Emeğiyle, Şiiriyle ‘Yaşayan’ Sosyalist Bir Şair, Yazar: Yaşar Nezihe

“Ey işçi!..                                                                                                                                        

Bugün hür yaşamak hakkı seninken                                                                                          

Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.

Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin                                                                                          

Kalbinde niçin yok ona karşı bir kin?

Rahat yaşıyor; işçi onun emrinde münkad;                                                                                    

Lakin seni fakr etmede günden güne berbad.

Zenginlere pay verme yazıktır emeğinden.                                                                                     

Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.

Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün                                                                                 

  Bir parça da evlatlarının yüzü gülsün.

Ey işçi!..                                                                                                                                          

Mayıs Bir’de; bu birleşme gününde                                                                                                           

Bir şüphe bugün kalmadı bir mani önünde.

Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;                                                                                          

Yıllarca bu birlikte devam eyleyin siz.

Patron da fakir işçilerin karnını bilsin                                                                                            

Ta’zim ile hürmetle sana başlar eğilsin.

Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi                                                                                                  

Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.

Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay                                                                                         

Sen bunları hep kendin için şan ve şeref say.

Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü                                                                                        

Ses kalmadı; her velvele bir mum gibi söndü.

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;                                                                                                      

Sen olmazsan etmezdi teali medeniyet.

Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!                                                                                  

Kuvvetlidir hak. Hakkı haksızlara anlat.”

Hazal Halavut Yaşar Nezihe’nin Hayatta Kalma Hikayesi’ni ele aldığı makalede Yaşar Nezihe’yi anlatan Rıfat Necdet (1925) ‘Feryatlarım’ ve Taha Toros ‘Mazi Cenneti’ eserlerindeki ilgili bölümleri, ikincil, biyografik kaynakları anlamlandırmaya çalışmaktansa, onun hayatını gerçekten anlamayı, öğrenmeyi mümkün kılanın ölen iki çocuğunun (Suad, Sedad), hayatta kalan tek oğlunun (Vedad), babasının (Kadri Bey), boşandığı eşlerinin (Atıf Zahir Efendi, Mühendis Fevzi Bey, Yusuf Niyazi) izlerini sürebileceğimiz, fukaralıktan hastalığa, türlü musibetlere, Arzu-yıİntihar’larına kadar hayat dönemeçlerini, yaşam koşullarını anlattığı şiirlerini okumak olduğunu belirtmektedir.[5] Tüm bunlar göz önünde bulundurularak Yaşar Nezihe’nin sosyal çizgisini ayan beyan dışa vuran Aydınlık’ın15. Sayısındaki ilk şiiri 1 Mayıs ile makalenin bu bölümüne başlanılması uygun görülmüştür.

Bu noktada Gülten Akın’ın muazzam ifadelerini aktarmak şiirini, sanatını direniş biçimi olarak kullanan Yaşar Nezihe’nin hikayesinin dışına taşma hadiselerini aktarma gayesi güden çalışmanın bu bölümü için gayet yerinde olacaktır:

“Şiir, insanla insan, insanla dünya arasındakini seçerek bir başka düzleme aktarır ve yeniden kurar. Bir özel di olmakla birlikte şiir bir iletişim aracıdır. Nesnel dayanağı olan coşkulu bir söylemdir. Kimi kez doğru giden bir oktur. Yeniden düzenlenmesi gereken yaşama, dünyaya usla karşı çıkıştır. Başkaldırıdır.” (Gülten Akın, Kırmızı Karanfil (1956-1971, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008, Not: Arka kapak yazısından alıntılanmıştır.)

Yaşar Nezihe’nin kimi çevrelerde feminist olarak adlandırılmaması, hatta bazı kimselerce sosyalist çizgisine dahi şüpheyle yaklaşılması söz konusu olmuştur. Şiirleriyle; yoksulluğunu, açlığını, kimsesizliğini, emeğinin karşılığını alamadığını, gündelik direniş biçimini (James C. Scott) nasıl yansıttığı gözlemlenmekte; eril tahakkümü, zulmü, umarsızlığı tecrübe edip tüm bunları ince ama aleni motiflerle işleyip şiirlerine aktardığı görülmektedir.

Bu noktada Yaşar Nezihe’nin sosyalist kimliğine şaibeli bir durummuş gibi yer veren kaynaklardan birkaç örnek vermek ve bu kaynaklardaki yorum yanlışlığına vurgu yapmak gerekmektedir. Misal İlknur Tatar Kırılmış ‘İlk Kadın Sosyalist Şair Yaşar Nezihe Bükülmez Mi’ adlı makalesinde; A. Cerrahoğlu’nun Türkiye’de Sosyalizm Tarihine Katkı adlı eserinde Yaşar Nezihe ismini anarken onu sosyalist olarak anmasındaki etkenin Aydınlık’ta yazan ilk kadın olmasından ileri geldiğini belirtmektedir. Daha geniş anlamda ise Türkiye ve Sosyalizm çalışmalarında sıklıkla (?) adının geçmesinin sebepleri; ilk işçi kadın şair olması, sosyalist içeriği belirgin dört şiirin şairi olması, Amele Cemiyeti’ne üyeliği, grevlere destek vermesi, komunizm suçlaması (3 Haziran 1925) ile tutuklanmasıdır.[6] Şevket Süreyya Bey’in (Aydemir) İstiklal Mahkemesi duruşmsasında silah arkadaşım dediği Yaşar Nezihe’nin sosyalizm ile ilişkisinin yalnızca evlat sevgisi neticesinde gerçekleşmiş olabileceğini belirten Kırılmış oğlu Vedat Bükülmez sayesinde Yaşar Nezihe’nin bu çevreye dahil olduğunu belirterek ‘hikayesinin dışına taşan’ öznenin karar alıcı, direnişçi, üretici, emekçi yanını gözardı etmektedir. Ayrıca verdiği örneklerin yoğunluğu ile yaptığı yorum çelişki yaratmakadır. Yaşar Nezihe 1 Mayıs şairi unvanını da sosyalist şair unvanını da sonuna kadar haketmektedir.

Başka bir yanlış da Ayfer Yılmaz’ın Geçmişten Günümüze Kadın Şairlerin Konumuna Genel Bakış adlı makalesinde yer almaktadır. Yaşar Nezihe’yi Tanzimat sonrasının divan şairlerinden olarak anmakta fakat bir yanlışı da açığa vurmaktadır. Ölüm tarihini 1935 olarak kaydeden Yılmaz, yıllarca -Taha Toros ile yolu kesişene dek- ölü şair olarak ‘yaşayan’ Yaşar Nezihe’nin ölüm tarihini yanlış aktarmaktadır.[7] Yaşar Nezihe 89 yaşına dek yaşamış, bestelenen şiirleriyle, yazılarıyla, sosyalist çizgiyi benimsemiş eserleriyle yaşayan, direnen bir özne olarak 1971 yılına kadar yaşamını sürdürmüştür.

Üçüncü evliliğinin de hayal kırıklığıyla son bulması üzerine kaleme aldığı şiiri günlük hayatını, acısını, ızdırabını şiire nasıl işlediğini göstermekte, ızdırap şairi unvanını herkesten çok kendisinin benimsediğini fakat bir yandan da gelecek için umudunu, harekete geçme arzusunu bizlere göstermektedir:

Yaşar Nezihe’nin hayatı incelendiğinde kadınların, işçi sınıfının ortak deneyimlerinin onda vücut bulduğu gözlemlenmektedir.

Yoksulluk sadece şairenin başında olan bir durum değildir. Savaş yıllarının doğal bir neticesidir. Nazikter’de yayınlanan “Ekmek Kömür İhtiyâcı” isimli manzûmesiyle Yaşar Nezihe, savaşın açtığı sosyal yaraya kendi mahallesini tasvir ederek işaret eder. Mahalleden iki gündür verilmiyor ekmek Kolay değil gece gündüz bu açlığı çekmek Zavallı milletin aç karnı dört buçuk senedir İâşe meselesi hallolunmuyor bu nedir?… Satıldı evlerin eşyası hep bir ekmek için Ne yaptı millet acep bu azâbı çekmek için Kiminde kalmadı yatmak için yatak yorgan Acıkınca bulamadı birçokları yazık kuru bir nân Şaşırdı genç kadınlar yollarını oldu zelîl Eden bu milleti açlıktır hep bu rütbe sefîl .[8]

Sonuç olarak; kadınlık, annelik deneyimini, işçi sınıfına mensubiyetini şiirlerine taşıran Yaşar Nezihe yapıtlarıyla toplumsal-gerçekçiliğin ciddi örneklerini sunmaktadır.

 

2. Kadınlar Dünyası’nın Farklı Dünyası: Yaşar Nezihe

1928 yılına kadar Nazikter, Rübâb, Yarın, Mâlûmât, Kadınlar Dünyâsı, Kadın, KadınYolu, Menekşe, Nay, Envâr-ı Vicdân, Terâkki, Şehir, Osmanlı Kadınlar Âlemi ve Aydınlık‟ta yazmıştır. Yazının bu bölümünün konusunu Yaşar Nezihe’nin 4 Nisan 1913’te yayın hayatına başlamış Kadınlar Dünyası ile ilişkisi oluşturmaktadır. Dış kıyafetin değişimi, eğitim, işçi hakları, cinsiyet eşitliğinin her alanda imkanı için kadınlar bu dergide yazı yazmakta ve derginin dernek kolu olan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan sayesinde taleplerine kamusal alana taşımayı başararak değişimin önünü açmaktadır. Yaşar Nezihe de bu dergide yazan, peçesiz fotoğrafı dergi kapağına taşınan ilk kadındır. Kadınlar Dünyası Ulviye Mevlan önderliğinde kurulan ve bünyesini eğitimli, orta ve üst sınıf kadınların oluşturduğu bir dergidir. Yaşar Nezihe bu minvalde değerlendirildiğinde, ayrı dünyası ile öne çıkan, Kadınlar Dünyası’na dışarıdan dahil olmuş, sınıfı, eğitim durumu diğer kadınlardan farklı şair-yazardır.

Yaşar Nezihe ihmal edilen bir soruyu dile getirmekte ‘Niçin biz kendimiz için çalışırken Anadolu kadını için de çalışmıyoruz?’ diye sorarak dışarıdan dahil olduğu bu dergide, özgün sorular sormakta, şikayetlerini dillendirmektedir:

“Düşünmeli değil miyiz? Anadolu’da kadınlığın mevki-i içtiması tarlada amelelik, evde hizmetçilik, ahırda seyislik ve hayvanat-ı bakaraya muavinliğinden başka bir şey değildir. Onlar, ev işini yapar. Onlar, köylerine dört beş saatlik uzaklıktaki tarlalarında çalışır. Onlar, odun için ormana, öküzleri, koyunlar için meraya koşar… Yazın kızgın güneş altında, kışın dondurucu kar tufanları arasında bila-inkıta uğraşır, didinir; fakat bütün bu ikdam-ı mesai-i takat o bedbahtları yine bir bilasipare-i sefalet şeklinde yaşamaktan, yine kocalarının, hatta köylerinin hakaret ve tecavüzatına uğramaktan kurtulamazlar. Çünkü onlar erkeğin esiri, tarlanın esiri, her işin esiridirler… Bu hep böyle erkeklerin yapacakları işler altında sefil ve pejmürde ezilerek ve aciz kaldıkları vakit birkaç kuruşluk sadaka-i mehr ile sokak ortalarına atılarak mı harap olacaklar? Niçin bunların da nihayet her kadın gibi bir kadın olduğunu anlayıp anlatmıyoruz? Niçin, niçin, niçin? (Anadolu’da Hayat-ı Nisvan, Kadınlar Dünyası, nr. 147, 13 Haziran 1330.)”[9]

 

3. Yaşar Nezihe’nin Kız Çocuğu, Eş ve Anne Olarak ‘Aile İçi’ Deneyimi

Deneyim: İnsanın toplumsal pratik içinde, kendi doğal ve sosyal çevresiyle kurduğu doğrudan ilişkiden çıkan özel ve genel bilgileri… Toplumsal pratik her deneyimin temelidir. Tüm deneyimlerin en son dayanağı insanların toplumsal pratikleri içinde, algılama, gözlemleme, eşyaların dönüştürülmesi gibi faaliyet biçimleri içinde kendisiyle doğrudan ilişki kurdukları nesnel gerçektir.”[10]

Marksçı-Leninci Felsefe sözlüğünden alınmış deneyim mefhumunun tanımı yazının gidişatı bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Yaşar Nezihe’nin kadınlık-annelik deneyiminin kişisel deneyim olmanın ötesinde toplumsal pratikler sonucu oluşmuş gerçeklikler olduğunun bilincinde olmak marksist perspektiftten ayrıca ehemmiyet arz etmektedir.

Yaşar Nezihe’nin de yaşamsal dinamikleri, hayat dönemeçleri değerlendirildiğinde, onun bir evlat olarak (Burada elbette evladın cinsiyetinin ehemmiyeti aşikardır, kız evlat olması hasebiyle eşitsizliğin dinamikleri evvela baba tarafından inşa edilmektedir.), bir eş olarak (Yine aynı şekilde eşin cinsiyetinin kadın olması elzemdir, bedenden ibaret görülen, dişilikle özdeşleştirilen tarafa istenildiği şekilde davranılmakta hatta bırakılıp terkedilebilmektedir.), ve bir anne olarak ömrünün son demlerinde şiirlerine yansıttığı üzere görülebilmekte olan, oğlunun şiddetine maruz kalma hadisesi de aynı derece önemlidir. Yaşar Nezihe’nin bir erkeğin çocuğu, bir erkeğin eşi ve bir erkeğin annesi olarak yaşamsal pratikleri değişse de sonuç aynı kapıya çıkmaktadır. Bu noktadaSimone de Beauvoir’dan direkt bir alıntı yapmayı durumun ‘Fransa’da da Türkiye’de de’, ‘20. yüzyılın başında da sonunda da’, hatta tüm dünyada koşulların, toplumsal, kültürel, entelektüel, ekonomik, hukuki yapının değişiklik göstermesiyle ufak tefek farklılıkların olabileceği ihmal edilmemekte; ancak kadınların tüm dünyada ortak deneyimlere sahip olabileceğini de  göstermektedir:

“KADININ öyküsü hala dişilik görevleri içine hapsolduğundan fiziksel yaşam eğrisine erkeğinkinden çok daha fazla bağımlıdır ve bu eğri erkeğinkinden çok daha sarsıntılı ve kopuktur. Kadın yaşamının bütün dönemleri durgun ve tekdüzedir; ama bir dönemden öbürüne geçişler tehlikeli bir hoyratlıktadır; erkeğinkinden daha etkili bunalımlara yol açar; ergenlik, cinsel yaşamın başlaması, yaşdönümü başlı başlarına birer bunalımdırlar.”[11]

Cinselliğe yapılan vurgu, kadının bedeninin denetiminin erkeğe ait olması, kadını okutmamak, terk etmek, kadını dövmek için sebep olarak gösterilmektedir. Ev içinde ücretlendirilmeyen emeği babası, kocası, oğlu ve patronu yani tüm patronları tarafından sömürülmektedir. Kapitalizmin gelişmesi, sanayileşme, teknolojik gelişim emek sömürüsünü daha mümkün kılmak, gözler önüne sermekle birlikte bu tarım devriminden itibaren kadınların temel sorunudur. Fatmagül Berktay Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın kitabının, Eski Mezopotamya’dan Kaynaklanan Bir Sistem başlıklı makalesinin Kadının İkincilleşmesive Kutsal Ailenin Kurumlaşması alt bölümünde bunu izah etmektedir: Kadının ikincilleştirilmesini binlerce yıl geriye götürerek açıklamaktadır. İ.Ö 3500 ile 3000 yılları arasında Mezopotamya’da ilk kentsel toplulukların ortaya çıkması, kent devletlerinin gelişmesi, mücadele girişimlerine sebebiyet vermekte ve askeri gücün, rekabetin öneminin artmasıyla bu gücü tekellerinde tutanların mülk sahibi sınıflar olmasını sağlamaktadır. Mülkiyetin babadan oğula geçmesini güvence altına alan ve kadın bedeninin, cinselliğinin denetimini erkeklere veren ataerkil aile kurumlaşmıştır, bu çerçevede kadın cinselliği, evvela babanın, sonra da kocanın malı olarak belirlenmiştir.[12]

Babası için yazmış olduğu 1928 yılında Nazikter’de yayımlanan aşağıda yer alan dizeler Yaşar Nezihe’nin kız çocuğu olarak yaşadığı acı deneyimlerin bir ürünü olarak ortaya çıkmakta, aynı zamanda birçok kız çocuğunun da babası ile ilişkisinin panaromasını çizmektedir.

“Sana karşı kalbimde ne derin bir kinim var/ Bu kinim zail olmaz asırlar geçse bile/ Bir avuç toprak olsam yine nim payidar/ Haşre dek yazacağı kinimi ilaveyle…”[13]

Zehirli güllere benzer bu zalim erkekler                                                                         

Zehirleriyle fenaya bizi sürüklerler                                                                                                         

Temas etmeyelim o zehirli güllere biz                                                                                                               

Fakat bu defa emin ol, fena zehirleniriz

Bugün onlara karşı metin olmalıyız                                                                                                            

Niçin bir erkek için muttasıl yorulmalıyız                                                                                                 

Bugün bu gamları onlar için sürüklüyoruz                                                                                            

Ümidimiz var ati için ne bekliyoruz![14]

Bu şiirin nefret söylemleri içeren, ürkütücü bir yanının olmasında temel sebep Yaşar Nezihe’nin yaşam koşullarıdır. Yaşar Nezihe’yi eğitimden mahrum bırakan, bir nevi annesinin erken yaşta ölümüne sebep olan, istemediği, kendinden yaşça büyük biriyle evlenmesine neden olan babası; çocuğu olmadığı için onu terk eden ilk kocası, üç çocuğuyla Yaşar Nezihe’yi terkedip, kaçan, iki çocuğunun yoksulluk, sefalet içinde ölmesinde büyük bir payı olan ikinci kocası ve son olarak onu bırakan üçüncü kocası referans alındığında Yaşar Nezihe’nin erkekleri zalim olarak nitelendirmesi haklı gözükmektedir. Elbette o yalnızca kendi hayat tecrübelerini, gündelik yaşamını şiire aktarmakla kalmamış, döneminde yaşamış birçok kadının da sesi olmuştur.

 

Sonuç

Yaşar Nezihe hikayesinin dışına taşarak emeğiyle, şiiryle kazıyarak, direnerek kendi koşullarının aşmıştır. Bu bağlamda Yaşar Nezihe’nin, dışarıdan kadın hareketine dahil olmuş bir kadın (Buradaki dışarıdanlıktan kasıt, onun eğitim görmemiş, belirli bir aydın sınıftan gelmemiş olduğundan mütevellittir.) sorduğu soru çok elzemdir: “Niçin biz kendimiz için çalışırken Anadolu kadını için de çalışmıyoruz?” [15]

Bu yazıda sosyalist çözümlemenin unsurlarını taşıyan bir perspektif ve aynı zamanda feminist metodolojiyi benimseyen bir gözle tarihe bakmak ve kapitalist işleyişe, emeğin, bedenin sömürülmesine karşı çıkışın sosyalist-feminist tarih yazımı ile mümkün olup olmadığı irdelenmek istenmiştir. Unutturulan, görmezden gelinen, ihmal edilen anılar, anlatılar, şiirler, yazılar vasıtasıyla belleklere kazınacak olan kadınlar, elbette yalnızca burjuva kadınlar değildir. İşçi, emekçi kadınların da tarih sahnesinde büyük bir yeri vardır. Bu yazı kadın hareketine sonradan dahil olmuş Yaşar Nezihe’nin babasına, oğullarına, kocalarına yazdığı şiirlerin bize anlattıklarının ehemmiyetini idrak etme amacı gütmektedir. İster aile kurumunun reformunu talep etsin, ister aile kurumunu baştan aşağı alaşağı etmek istesin kadınların, sosyalist kadınların talepleri düzen içinde var olarak veya başka bir düzen var ederek ontolojik kaygılarını gidermek, var olduklarını, güçlerini, becerilerini kanıtlamaktır. Yaşar Nezihe’yi feminist görmeyenler olsa da sosyalist kimliğini de yalnızca girdiği çevreyle sınırlı olarak kabul etseler de, onun kullandığı dil sosyalist-feminist ideolojinin dilidir. Sosyalizmin ve feminizmin terminolojisini kullanarak yazılarına, şiirlerine can vermiş ve direniş biçimlerini yansıtmışlardır.

Cinsel ve ekonomik tüm eşit koşulların yerleşmiş olduğu bir düzeni talep eden kadınlar şiirlerle, yazılarla isteklerini içten dışa aktarmışlardır. Resmi tarih yazıcıları onların bu hareketlerini görmezden gelmiş, unutturmuştur. Örneğin Cumhuriyet tarihi anlatılırken Nezihe Muhittin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadınlar Birliği’ne dair en ufak bir şey aktarılmamaktadır. Alternatif tarih yazımına bakıldığında ise yine örneğin işçi sınıfının tarihi aktarılırken eril dil, bilgi, belge kullanılmakta kadın yine ihmal edilmektedir.

Kate Millet kadınların bağımlı durumunu yaratanen temel öğelerden birisinin ataerkil düzenin kadınları sistematik biçimde bilgisiz bırakması olduğunu belirtmektedir. Kapitalizmin yabancılaşma kavramına başvurarak Osmanlı Feministleri’nden bir örneğin sosyalist kimliği deşifre edilmeye çalışılmış, sosyalizmle feminizmin birleştirici unsurlarına vurgu yapılarak, sosyalist hareketin feminist okumasının, feminist hareketin de sosyalist okumasının yapılabileceğine değinilerek araştırma sonlandırılmıştır. Benzer şekilde yanlış bilinç mefhumu cinsiyetlerarası ilişkiye uyarlandığında görülmektedir ki Osmanlı feministleri egemen cinsiyetin -ataerkin- düşüncelerini eleştirmektedir. Yani doğru bilince sahiptir. Osmanlı feministlerinden Yaşar Nezihe  yazılarında, şiirlerinde egemen sınıfın ve egemen cinsiyetin düşüncelerini tenkit etmektedir. Her türlü emek, beden sömürüsüne karşı çıkan bu Osmanlı feministi, sosyalizmle feminizmi ortak paydada birleştiren sosyalist-feminizmin yıllar evvelki habercisidir..

Farklı görüşten, gelenekten isim özelinde hem sosyalist hem de feminist literatürün derlendiği, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan bir yolda Yaşar Nezihe üzerinden sosyalist-feminist bir metodoloji izlenerek yürütülen çalışma nihayetlendirilmektedir.

Yeni bir düzen kuramsal çerçeveye oturtulduğu vakit geriye kalan onu pratiğe dökmektir. Kuramsal bir düzleme oturtmak için de elbette tarihsel bağlama, öznelere ihtiyaç vardır. Bu zamana kadar deneyimleri göz ardı edilmiş kadınların izini sürmek bu açıdan değerlendirildiğinde hem pozitivist, ilerlemeci, realist, tarafsız tarih anlayışını bertaraf ederek kadınların yararına bir tarih yaratımı amacını gütmektedir.

Kadının toplumdaki konumunun, kültürel entelektüel pozisyonunun erillik tarafından şekillenmesini, ataerkil yapının başlangıcını kapitalist sistem üzerinden açıklayan sosyalist feminist kuram Yaşar Nezihe üzerinden izah edilmeye çalışılmıştır.. Kapitalizm kadın erkek herkesi sömürmekte fakat erkeğin kadın üzerindeki denetimini de artırmaktadır. Tarihte böyle öznelerin var olduğunu bilmek kapitalizme ve ataerkil sisteme birlikte karşı çıkışın mümkün olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

Kaynakça

AYKOL, Hüseyinn, Aykırı Kadınlar ‘Osmanlı’dan Günümüze  Devrimci Kadın Portreleri’, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2015.

BUHR, Manfred, KOSING Alfred, Marksçı-Leninci Felsefe Sözlüğü, Konuk Yayınları, İstanbul, Birinci Baskı:1976.

ÇOLAK, Güldane, UÇAN, Lale, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Basında Kadın Öncüler, Heyamola Yayınları, İstanbul, 2008.

KIRIILMIŞ, İlknur Tatar, İlk Kadın Sosyalist Şair Yaşar Nezihe Bükülmez mi?, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/8 Fall 2009.

KIRILMIŞ, İlknur Tatar, Şair Bir Halk Kızı: Yaşar Nezihe Bükülmez, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 1/4 2012 s. 70-84, TÜRKİYE International Journal of Turkish Literature Culture Education Volume 1/4 2012 p. 70-84, TURKEY.

SAYGILIGİL, Feryal, Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solundan Kadın Portreleri’, Dipnot Yayınları, Ankara, 2017.

YILMAZ, Ayfer, Geçmişten Günümüze Kadın Şairlerin Konumuna Genel Bir Bakış, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt:1, Sayı:2, 2012.

Dipnotlar

[1] Güldane Çolak, Lale Uçan, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Basında Kadın Öncüler, Heyamola Yayınları, İstanbul, 2008, s.60.

[2] Feryal Saygılıgil (der.), Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solundan Kadın Portreleri’, Dipnot Yayınları, Ankara, 2017, s.61.

[3] İlknur Tatar Kırılmış, Şair Bir Halk Kızı Yaşar Nezihe Bükülmez, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 1/4 2012 s. 70-84, TÜRKİYE International Journal of Turkish Literature Culture Education Volume 1/4 2012 p. 70-84, TURKEY, s.71.

[4] Hüseyin Aykol, Osmanlı’dan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2015, s.32.

[5]FeryalSaygılıgil (Haz.), Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solundan Kadın Portreler,’, (Hazal Halavut, Yaşar Nezihe’nin Hayatta Kalma Hikayesi (Mak.), Dipnot Yayınları, Ankara, 2017, s.55-93.

[6] İlknur Tatar Kırılmış, İlk Kadın Sosyalist Şair Yaşar Nezihe Bükülmez Mi, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/8 Fall 2009.

[7] Ayfer Yılmaz, Geçmişten Günümüze Kadın Şairlerin Konumuna Genel Bir Bakış, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt:1, Sayı:2, 2012, s.54.

[8] İlknur Tatar Kırılmış, a. g. e, s. 77-78.

[9] Feryal Saygılıgil, a. g. e, s. 73-74.

[10]Manfred Buhr-Alfred Kosing,  Marksçı-Leninci Felsefe Sözlüğü, Konuk Yayınları, İstanbul, Birinci Baskı:1976, s.68.

[11]Simone de Beauvoir, İkinci Cins ‘Evlilik Çağı’, Bertan Onaran (çev.), Payel Yayınları, İstanbul, 2010.

[12] Fatmagül Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın ‘Hristiyanlıkta ve İslamiyette Kadının Statüsüne Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım’, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.81.

[13] Feryal Saygılıgil, a. g. e, s.62.

[14]FeryalSaygılıgil, a. g. e, s. 70.

[15]FeryalSaygılıgil (Der.), Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solundan Kadın Portreleri’, Dipnot Yayınları, Ankara, 2017, Makale: Hazal Halavut, Yaşar Nezihe’nin Hayatta Kalma Hikayesi,s.73.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Feyzanur İnce

Feyzanur İnce
TESAD Genel Sekreteri - Röportaj Birimi Direktörü - Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir