Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Feminist Tarih / Hikayesinin Dışına Taşan Bir Özne: Sabiha SERTEL
Sabiha Sertel portresi

Hikayesinin Dışına Taşan Bir Özne: Sabiha SERTEL

Öz

Ölüm yıldönümün 50. Yılında, 2 Eylül tarihinde Tarih Vakfı’nda ‘Fikre Yeter Artık Tahakkümünüz’ başlıklı Sabiha Sertel’i anma, anlama programı düzenlendi. İki oturumdan oluşan programdaki tüm konuşmacıların konu başlıkları hayli ilgi çekici ve dolu doluydu. Sabiha Sertel’le bizzat tanışmış, çalışmalarını onun üzerine sürdüren insanlardan bilgi almak Sabiha Sertel ile ilgili daha evvel araştırma yapan bana ilham olmuş ve bu yazının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ufak çaplı bir biyografik inceleme yazısı olma amacı güden bu yazıda Sabiha Sertel’in doğumundan ölümüne kronolojik olarak yaşamı tüm detaylarıyla ele alınmamakta olup Sabiha Hanım’ın yaşamındaki kırılmalardan, onu farklı kılan, hikayesinin dışına taşıran olaylardan örnekler verilmektedir.

Henüz yedi yaşında bir kız çocuğu iken babasının “Sen elifbayı ne yapacaksın, dikiş dik, nakış yap…” sözlerine karşı tavır alan Sabiha Hanım, babasının annesine, kendisine karşı olan tutumunu, annesi Atiye Hanım’ın babası Nazmi Efendi’nin hizmetçisi olduğunu kabullenişini gözlemlemiş ve tüm bunlara karşı tavır almıştır.[1]Konumuzun çerçevesini Amerika’da öğrenim gördüğü yıllarda okuduğu düşünürler etkisinde geliştirdiği sosyalist düşünce, yazı hayatına başladığında ele aldığı kadın sorunları temelli yazılardan örnekle feminist düşünce oluştursa da, Sabiha Sertel’in (Sabiha Zekeriya, Sabiha Nazmi) düşünce yapısını, ideallerini, arzuladığı düzeni anlamlandırmayı mümkün kılan çocukluğunu geçirdiği 1908 Devrimi’nin şekillendiği Selanik, fikirlerinin geliştiği aile ve arkadaş ortamı da onun hayata bakışını teşhis etmek bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Okula başlayacağı gün çarşaf giyme mecburiyeti ile karşı karşıya kalan, durumun idrakinde zorlanan, ağabeylerinin, annesinin sürekli tekrarladığı Namık Kemal’in şiirleriyle büyüyen, babasının annesinin eve geç kalması üzerine onu ‘tek taraflı, hemen, istediği gibi’ boşaması vahameti ile tanışan, babasız bir çocukluk geçiren, niçin sorusunu dilinden düşürmeyen, inatçı, adet, ayıp, kanun tanımayan, okumayı seven, ev işlerinden hiç hoşlanmayan, Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı metninden etkilenip bir kadının evleneceği adamı önceden görmesi, tanıması gerektiği meselesini henüz 11-12 yaşında, üstelik henüz 1908 Devrimi gerçekleşmemişken, konuşabilen, istibdat devrinde konuşulanlara kulak kabartan, yorum yapan, duyarlı bir erken çocukluk dönemi geçirmiştir.

20 Temmuz 1908’de devrim patlak verdiğinde de hem okulda hem aile içinde konuşulan konuları etraflıca düşünmüş, savunduklarını dillendirmekte tereddüt etmemiştir. O yaz devrim yılının yazı Selanik’te mutlu, aydınlık, müreffeh, hürriyet ve bayram havasında geçerken Sabiha için yepyeni bir dönem başlamaktadır: Devrimin getirdiği özgürlük havasında, sansürsüz, korkusuz bir çalışma ortamında İdadi’ye başlayacaktır.[2] (Kadınlar için Osmanlı döneminde ilk idadi (lise seviyesinde eğitim verilen okul) II. Abdülhamit döneminde 13 Mart 1880’de açılmış fakat iki sene sonra kapanmış, daha sonra ilk resmi idadi 1911 yılında Aksaray’da açılmış olarak görülse de[3] 1908 sonrası Selanik’te idadi eğitimi verildiği Sabiha Sertel’in anılarından anlaşılmaktadır.). İdadi yıllarında toplumsal sorunlara karşı duyarlılığı gitgide artmaktadır. Yıldız Sertel’in aktardığı somut bir örnek önem teşkil etmektedir: İbret gazetelerini karıştırırken denk geldiği Namık Kemal’in yazısı ona küçüklüğünden beri gözlemlediği annesi ile babasının ilişkilerini, aileyi, kadın sorununu tekrar tekrar düşündürmesi bakımından mühim görülmekte ve aynen aktarılmaktadır:

“Bizde aile hakkında bir fikir edinmek için orta halli birinin evine gidilse, nasıl yaşadığına bakılsa ne görülür? Önce ailenin babası göze çarpar, onun tavrına dikkat olunursa görülür ki eskiden çocukmuş, her türlü ihtiyacını sağlayacak bir dadı ve bir beslemesi varmış. Her belasını o çekermiş, biraz büyümüş evlendirmişler. Dadı gitmiş yerine bacı gelmiş. Efendinin münasebetli münasebetsiz ne kadar merakı varsa, hanım onları yerine getirmedikçe, boğazından rahat lokma geçme ihtimali yoktur.”[4]

Bu konu çocukluğundan beri onun meselesi olmuş, okul sayesinde de kadın sorunun kişisel, ailevi bir problem olmaktan öte, Tanzimat döneminden itibaren aydınların, düşünürlerin bu konuda kafa yorduğu, yazılarında işlediği, Osmanlı toplumunun temel bir sorunu olduğunu öğrenmiştir. Sabiha Hanım aynı zamanda o dönemde şekil kazanan insaniyetçilik-milliyetçilik tartışmalarında Tevfik Fikret’in düşüncelerini izlemiş, insaniyetçilikten yana bir tavır koymuştur.[5] Devrim sonrası karşı-devrim olayları, yeni gelen hükümetin baskısı altında da Sabiha Hanım bildiği değerleri savunmakta ısrar etmiş, Sabiha Nazmi imzasıyla ilericilik, gericilik, eğitim, kadın-erkek eşitliği, müsavi haklar, şeriatçılık, devrim gibi konuları işlediği yazıları Yeni Felsefe dergisinde yayımlanmaya başlamış, burada yazdığı Osmanlı Cemiyetinde Kadın başlıklı yazısı yılın en iyi yazısı ödülünü kazanmıştır. Eğitime devam etme, daima öğrenme arzusu kurmuş olduğu Tefeyyüz Cemiyeti’nde vücut bulmuştur (Tefeyyüz Cemiyeti idadiden sonra üniversite eğitimi alamayan bazı kadınların girişimiyle, hukuk, felsefe, mantık, sosyoloji, iktisat derslerinin verildiği bir cemiyet olarak kurulmuştur.).

Balkan Harbi sırasında hayatı yeni bir dönemece girmiş, birçok kadın gibi gönüllü hasta bakıcılığı yapmış, vatan savunmasında kadınlar hangi rolleri ifa ederlerse hepsini yerine getirmiştir.

Selanik’ten ayrılma vakti geldiğinde de ilk etapta önemsediği eşyaları kitapları ve yazıları olmuştur. İstanbul’a geldiğinde yaşamı yeni bir boyut kazanmıştı, Zikri Bey (Zekeriya Sertel) ile evlenmesi dahi büyük bir olaydır çünkü ilk defa dönme cemaatine mensup bir kadın cemaat dışından biriyle evlenmiştir. Bundan sonra savaş yılları, Büyük Mecmua yılları gelecektir. Halide Edip vasıtası ile Sabiha Hanım ve Zekeriya Bey’in Amerika’ya gitmesi onun sınıf bilinci edinmesine katkıda bulunacaktır. Amerika’da okuduğu kitaplar, kurduğu cemiyetler, işçilerle müzakereleri bu bakımdan mühimdir.

1919 yılında, 17 sayı Büyük Mecmua -edebi ve ilmi haftalık mecmua- adlı bir haftalık dergi çıkarmaya başlamışlardır. Amaçları halka ümit ve cesaret vermek, halkı uyandırmak olan derginin yazı kadrosunda Ömer Seyfettin, Ali Canip (Yöntem), Falih Rıfkı (Atay), Yusuf Ziya (Ortaç), Orhan Seyfi (Orhon), Faruk Nafiz (Çamlıbel), Köprülüzade Fuad, Mehmet Emin (Yurdakul), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu), Reşat Nuri (Güntekin) vardır. Bu dergide Türkçülük, milliyetçilik, Yeni Osmanlılık, sosyalist bakımdan iktisadi akımlar, emperyalizme karşı yazılar, feminizmi ele alan yazılar yer almaktadır. Harp hayatının kadınlık hayatında da yenilikler meydana getirdiğini belirten Sabiha Sertel, kadınların eski, geleneksel düşünceye uymayan adımlar attığını belirtmekte, devlet bürolarına, ticarethanelere, fabrikalara girdiklerini, kendilerinin de hayatta savaşmaya elverişli güce, zekaya sahip olduklarını ispatlamaya çalıştıklarını söylemektedir.[6] 27 Mart 1919’da kadın ve erkeğin aynı darülfünuna (üniversite) gitme meselesi tartışılmaktadır tüm gazetelerde, dergilerde. Sabiha Sertel’in kadrosunda yer aldığı Büyük Mecmua da bu tartışmalara katılmış, bu tartışmanın yapılmasının dahi çağa aykırı olduğunu belirtmiştir.

Sabiha Zekeriya, Türk kadınının savaş yıllarında gösterdiği büyük çabayla, toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ortaya koymakta, erkeklerle müsavi haklardan faydalanmak için bu sebebi göstermektedir. Kadın kamusal alanın her köşesine girmeli, kadınlar intihap hakkından faydalanabilmeli demektedir. Yazıların başlıklarından anlaşılacağı gibi kadın meselesi onun için elzemdir, merkezdedir: Türk Kadınlığının Terakkisi, Kadınlığın Hukuku Bahsi, Hilal-i Ahmer Hanımlar Cemiyeti, Türk Feminizmi, Kız Darülfünunu Meselesi, Südne ve Dadı Mektebi, Kadınlara Çalışma Hakkı, Kadınlar ve İntihap…[7]

Büyük Mecmua işgal karşıtı yazılar yayımladığı için kapatılmıştır. Sabiha Zekeriya Halide Edip’in sağladığı olanakla Amerika’ya gidecektir, Amerika yılları Sabiha Hanım için bir fikirsel, ideolojik bağlamda bir dönüm noktasıdır. Columbia Üniversite’sine bağlı Sosyal Hizmet Mektebi’ne kayıt olmuştur. Burada aldığı eğitim, seminerler cins bilinci ve sınıf bilinci edinmesine sebep olmuştur. Hocası W. F. Ogburn’un tavsiye ettiği Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Kadın ve Sosyalizm adlı yapıtları okumakta, yaşadığı olaylarla ilişkilendirip bilinçlenmektedir. Marx, Engels, Kautsky okumaktadır. Öğrendiği bilgileri pratiğe geçirmek için de New York’ta yaşayan göçmen işçilerle çalışmaktadır. İşçilere ilk taleplerini sorduğunda, Hıristiyan mezarlığına gömülmek istemediklerini söylemiş, bunun çaresine bakılmasını istemişlerdir. Sabiha Hanım anılarında bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Zavallı insanlar… Amerika’nın bir köşesinde, işsizlik, açlık, yoksulluk içinde sürünürken en büyük dertleri Hıristiyan mezarlığına gömülmekmiş.”[8]. Burada çalışmalarına disiplinli bir şekilde yürütmektedir.

Çalışmalarını tamamladıktan, öğrenimini bitirdikten sonra 19 Temmuz 1923’de İstanbul’a dönmektedir. Eşi Zekeriya Bey’e Basın-Yayın Müdürlüğü görevi verilmekte fakat basına sansür konmasını kabul etmemesinden ötürü istifa etmektedir. Sabiha Hanım da hayalini kurduğu projeleri (Sosyal İnceleme Projesi) hayata geçiremeyeceğini anlamış ve büyük umutlarla geldikleri Ankara’dan ayrılarak İstanbul’a geçmişlerdir.

Resimli Ay dergisi 1 Şubat 1924’te basın hayatına katılan, gerçekçi bir halk dergisi olma ideali olan bir dergidir. Resimli Ay, Milli Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kurulan Yeni Türkiye’de içtimai pürüzleri işlemek, saltanat devrinden kalan her türlü bozuklu gözler önüne sermek ve bu sorunlara çözümler üretmek gayesiyle ortaya çıkmıştır.[9] Yedi yıl yayına devam eden Resimli Ay’ı iki devreye ayırmanın mümkün olduğunu belirten Sabiha Sertel 1924-1928 dönemlerini, demokrasinin kurulması için savaş ve sosyal sorunların incelenmesi devri olarak nitelendirmektedir. 1928’den 1930’a kadar devam eden süre ise, yeni bir edebiyatın doğduğu, yazılarda sosyalist fikirlerin ön plana çıktığı, yazı kadrosuna Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Suat Derviş, Vala Nureddin, Sadri Ertem gibi yazarların da girdiği bir dönemi ifade etmektedir.[10]

Atatürk’ün gericilere karşı halkı aydınlatmak maksadıyla İstanbul’da bir gazete çıkarma kararı alması üzerine, Yunus Nadi Bey memurluğunda, Zekeriya Bey ve Nabizade Hamdi’nin katılmasıyla 24 Mayıs 1924’te Cumhuriyet gazetesi çıkarılmıştır. Bu gazetede Sabiha Sertel’e de bir fıkra sütunu ayrılmış, mahkeme kapısı ile ilk defa karşılaşmasına sebebiyet veren yazıyı da orda yazmıştır. Fatih’te yangın yerine üç haftalık çocuğunu bırakan annenin haberini okumuş ve annenin savcılığa sevk edilmesini eleştirmiştir. “Bir fazla tabak sofrayı dağ gibi ezdi” başlıklı yazısıyla, sosyal eşitsizlikleri, toplumdaki düzensizliğin, adaletsizliğin böyle durumlara sebep olduğunu yazmış ve hükümeti tenkit gerekçesiyle mahkemeye sevk edilmiştir. Sosyal konuları, iktisadi problemleri, eşitsizlikleri aktarmanın bilincinde olan Sabiha Sertel’in beraatine karar verilmiş fakat kendisinin de belirttiği gibi sefalet, işsizlik yüzünden çocuklarını yangın yerlerine atmak mecburiyetinde olan anneler kurtulamamıştır.[11]

Resimli Ay’ın demokrasi uğruna verdiği mücadeleler, sosyal düzensizliği, eşitsizliği eleştiren, nitelikteki yazıları devam etmiştir.

Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması ve Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarılması ile yeni bir döneme girilmiştir. Gerici gazetelerin yanında komünistlerin çıkardığı Orak, Çekiç, Aydınlık dergileri de kapatılmıştır. İstiklal Mahkemesi’nin bir taşla üç kuş vurma amacı güttüğünü söyleyen Sabiha Sertel, Kürt isyanına katılanları cezalandırırken aynı zamanda basını susturmak ve işçi hareketlerini köstekleme amacı güttüklerini söylemektedir.

Resimli Ay’ın da işin içine girmesiyle Zekeriya Bey Sinop’ta kalebentliğe mahkum olmuş, Resimli Ay’ın bundan sonra imtiyaz sahibi Sabiha Sertel olmuştur. Resimli Ay 1926 Şubat’tan itibaren Sevimli Ay olarak yayın hayatına sahib-i imtiyaz-ı Sabiha Sertel öncülüğünde devam etmiştir.

Sevimli Ay’daki ‘Doğumun Kontrolü’ başlıklı yazısından ötürü Sabiha Sertel savcılığa çağrılmakta, kadınların cins meselesi üzerinde ilmi bir yazı yazmasının ayıp sayıldığı bir dönemde Sertel birçok ilke imza atmaktadır.

Resimli Ay’ın ikinci evresi, Zekeriya Bey 1925 yılında döndüğünde, Resimli Ay Limited Şirketi’nin kurulmasıyla başlamıştır. Eleştirel niteliği daha çok artmakta, yeni katılan isimlerle sosyalist düşüncenin ağırlığı hissedilmektedir.

Sabiha Sertel bir yazısında devletçilik prensibinin servet kaynaklarının halk yararına millileştirme amacından uzaklaştırılıp sermayedarlığın gelişmesine hizmet eden bir nitelik aldığını belirtmekte, başka bir yazısında da ‘Ben İnsan Değil Miyim’ diye sorarak başlamakta, kadınlardan tanık olmaz diyen katibiadili ve aynı zamanda Medeni Kanun’da mevcut yasaların yürümediğini tenkit etmektedir.[12]

1928 yılında yazı kadrosuna Nazım Hikmet’in girmesiyle serbest şiirle tanışan Sabiha Sertel, ondan çok şey öğrendiğini belirtmektedir. Resimli ay bu aşamadan sonra sol yazarların buluştuğu, ezilen sınıfın, cinsin konu edildiği yazıların yoğun olarak yer aldığı bir dergi olmuştur.[13]

Resimli Ay’ın haftalık çıkan kolu Resimli Hafta’da 4 Eylül 1924’ten itibaren Cici Anne imzalı Sabiha Sertel yazılarına rastlanmaktadır. Okuyucudan gelen mektuplar üzerine şekillenen Cici Anne sütunu kısa bir süre içinde toplum mühendisliği işlevi görmeye başlamıştır. Resimli Perşembe de aynı şekilde Cici Anne imzasıyla 1925-1929 yılları arasında sürekli olarak yazdığı bir diğer dergidir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerine dair düşüncelerinin zamanla değiştiği bu sütunda yazdığı yazılar vasıtasıyla fark edilmektedir. Özellikle 1928 sonrası Cici Anne’nin kırılma noktası olarak ifade edilebilecek konular ele alınmış, sosyalist düşüncenin kadın ve aileye yönelik tezleriyle harmanlanan yazılar ortaya çıkmıştır. Misal, Sertel aileyi alım satım işlemlerinin kurumsallaştığı bir zemin olarak görmekte, yıkılmaya mahkum olduğunu dile getirmektedir. Medeni Kanun’un kadını esaretten, zulümden kurtarmadığını ifade ederken Simone de Beauvoir’ın çözümlemelerinde ifade ettiği dile rastlanmaktadır. Bu dönemde sosyalist feminizmin yıllar sonra kavramsallaştıracağı terminoloji ve metot ile toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışını yermektedir.[14] Cici anne mahlasıyla son olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde yazan Sertel burada da iktidara yakın fakat sosyal ortamı eleştirel nitelikteki yazılarına devam etmektedir.

Bu etaptan sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde, Tan Gazetesi’nde yazılarını sürdürecek, dört ciltlik bir Çocuk Ansiklopedisi yazacak, Projektör dergisinde (1936 yılında yalnızca bir kez yayımlanmıştır.) çıkan ‘Mebus Bayanlar Niye Bağırmıyorsunuz’ başlıklı bir yazı kaleme alacaktır. Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel’in 4 Aralık’ta Tan Gazetesi’nde yayımlanan makaleleri son yazıları olacaktır. Tan baskınından sonra değil yazı yazmak kapı dışına çıkamayacak duruma gelmişlerdir. 1950’de ailecek Türkiye’den ayrılmak üzere yola çıkmışlardır. Sabiha Sertel için ikinci kez zorunlu göç yaşanmakta, tarih tekerrür etmektedir.[15]

1968’de Bakü’de hayata veda eden Sabiha Sertel çocukluğundan itibaren yazan, düşünen, sorgulayan bir isim olmuştur. Tüm hayatı, yaşadıkları, yaşadıkları karşısında yazdıkları değerlendirmeye tabi tutulduğunda sosyalizmi ve feminizmi ortak bir paydada buluşturduğu anlaşılmaktadır. Dönemin, değişen yaşam dinamiklerinin şartlarına göre yazılarının içeriği değişse de o daima ezilenlerin yanında olduğunu yazılarıyla kanıtlamıştır. Türk Kadınlar Birliği ile hiçbir bağlantısı olmaması hasebiyle feminist hareketle ilişkilendirilemeyeceğini söylemek mümkün değildir. O kendi içinde, beslendiği kaynaklar, ortamlar ışığında Yeni Türkiye’de ve Osmanlı’da adeta sosyalizmle feminizmi ortak bir paydada buluşturmuştur.

KAYNAKÇA

KURNAZ, Şefika, Yenileşme Sürecinde Türk Kadını, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011.

ÖZDEMİR, Özlem, “İki Sistemli Kuram Olarak Sosyalist Feminizm”, Dergipark, Sonbahar 2017, sayı 8, s.395-414.

SAYGILIGİL, Feryal (der.), Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solundan Kadın Portreleri’, Dipnot Yayınları, Ankara, 2017.

SERTEL, Sabiha, Roman Gibi, Can Yayınları, İstanbul, 2015.

SERTEL, Sabiha-Zekeriya, Davamız ve Müdafaamız, Can Yayınları, İstanbul, 2015.

SERTEL, Yıldız, Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı? , Belge Yayınları, İstanbul, 2001.

TOPRAK, Zafer, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2014.

DİPNOTLAR

[1] Yıldız Sertel, Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı?, Belge Yayınları, İstanbul, 2001, s.19.

[2]Yıldız Sertel, a. g. e, s.30-49.

[3] Şefika Kurnaz, Yenileşme Sürecinde Türk Kadını, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011, s.44-102.

[4]Yıldız Sertel, Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı?, Belge Yayınları, İstanbul, 2001, s.51.

[5]Yıldız Sertel, a. g. e, s.57.

[6] Sabiha Sertel, Roman Gibi, Can Yayınları, İstanbul, 2015, s.25.

[7] Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2014, s.175-205.

[8] Sabiha Sertel, Roman Gibi, Can Yayınları, İstanbul, 2015, s.50.

[9]Sabiha Sertel, a. g. e, s.80.

[10] Sabiha Sertel, a. g. e, s.81.

[11] Sabiha Sertel,a. g. e, s.84-85.

[12] Sabiha Sertel, a. g. e, s.87-92.

[13]Sabiha Sertel, a. g. e, s.93-94.

[14]FeryalSaygılıgil (der.), Kadınlar Hep Vardı ‘Türkiye Solu’ndan Kadın Portreleri’, Dipnot Yayınları, Ankara, 2017, (Aynur Soydan Erdemir ‘Sabiha Zekeriya Sertel: Bir Hayalin Peşinde…) s.103-107.

[15]FeryalSaygılıgil, a. g. e, s.112-116.

Yazar Hakkında

Feyzanur İnce / TESA Tarih Masası Yardımcı Direktörü

İstanbul Üniversitesi 

İktisat Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir