Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / HAYME ANA (DEVLET ANA)’YI NASIL BİLDİK?

HAYME ANA (DEVLET ANA)’YI NASIL BİLDİK?

Yazar: Ergun BAKAR

Giriş

Türk tarihi araştırma ve kaynaklara ulaşma açısından oldukça güç bir alan oluşturmaktadır. Orta Asya’da, Hun ve Göktürk Devletleri ile tarih sahnesine çıkan bu topluluk tarihi ve coğrafi etmenlerin nedeniyle dünyanın farklı bölgelerine göç etmek durumunda kalmış ve bu durum Türk tarihini incelemek için farklı dil, kültür ve din alanlarında uzmanlıklar gerektirmiştir.  Tarihi dönemlerin ve tarih araştırmalarının önemli bir öğesi de tarihte yer alan önemli figürlerdir. Mete Han, Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihi şahsiyetler Türk ve dünya tarihinde derin izler bırakan önemli tarihi figürlerdir. Bunun yanısıra, tarihte yer edinen, tarihin akışını değiştiren ve bugünkü dünyanın oluşumunda önemli etkileri olan kadın figürler de “Türk Tarihi” alanında önemli yer kaplamaktadır. Bu çalışmamızda Osmanlı Devleti’nin bir dünya devleti haline gelmeden önceki döneminde, Kayı Aşireti’nde çok önemli bir rol üstlenen ve tarihimizde “Devlet Ana” ismiyle anılan Hayme Ana ile Domaniç’in Çarşamba Köyü’nde yer alan Hayme Ana Türbesi’nin inşaa süreci üzerinde duracağız. Çalışmamızda ağırlıklı olarak ikincil kaynaklar kullanılsa da özellikle II. Abdülhamit dönemindeki Hayme Ana türbesinin keşif ve inşa sürecine dair Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde yer alan belgelere de göz atmak oldukça faydalı olacaktır.

Türk Tarihinde Kadınlar

   Orta Asya ile Orhun ve Selenga ırmakları çevresinde başladığı düşünülen Türk tarihinin neredeyse her döneminde önemli kadın figürlere rastlamak mümkündür. İskit-Saka toplumundaki “Amazonlar”,yani kadın savaşçılar, Mete Han’ın eşi Ulu Hatun, ve Sabar Devleti’nde Bo(ğ)arık Hatun islamiyet öncesi Türk tarihinde örnek verilebilecek kadın figürlerden sadece birkaçıdır. İslami dönemde kurulan Türk Devletleri’ne bakacak olursak, Dede Korkut Hikayeleri’nde geçen “Selcen”, “Banu Çiçek” ve “Burla Hatun”lar, Büyük Selçuklu döneminde yaşayan Altuncan Hatun, Gevher Hatun (Sultan Alparslan’ın kız kardeşi) ve Terken Hatun (Melikşah’ın zevcesi), Anadolu Beylikeri dönemindeki “Mama Hatun”, hatta Uzak Doğu’da, Hindistan’da kurulan Türk Devletleri’nde yaşayan “Sultan Raziye” ve “Güllü-Behişt” ve yine Safevi Devleti’ndeki “Taçlı Begüm” ve “Hayrunnisa Begüm” isimleri oldukça önemlidir. Bu noktada altını çizmemiz gereken farklı bir isimse şüphesiz Memluklar döneminde yaşayan “Şecerud-Durr” olmalıdır.[1]Mamafih, Şecerud-Durr figürü üzerinde durmamız gerekiyor çünkü tarih yazımında çok karşımıza çıkmasa da bu kadın İslam hakimiyeti döneminde Mısır’da hükümdarlık yapmış ve Mısır Memlukluları’nın ilk kadın sultanı olmuştur.[2]

    Osmanlı dönemindeki kadın figürleri ise oldukça geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Başta kadın sultanlarımız Hürrem ve Kösem Sultan olmak üzere, IV. Mehmet’in eşi Haseki Sultan, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşına damgasını vuran Nene Hatun ile Kara Fatma, Çanakkale savunması için Kosova’dan gelen Zeynep Mido Çavuş gibi pekçok örnek isim Osmanlı tarihindeki kadın figürüne ışık tutar. Milli mücadele döneminde ise Halide Edip başta olmak üzere Fatma Seher Hanım, Gördeşli Makbule Hanım ve Ayşe Çavuş gibi sayısız isim tarihimizde mevcuttur.

Hayme Ana (Devlet Ana) Kimdir?

  Hayme Ana (Haymana) ya da kimi söyleyişlere göre “Devlet Ana”, Oğuzların Kayı Boyu’nda yaşayan bir kadındır. Kendisi Gündüz Alp’in eşi, Ertuğrul Gazi’nin annesi ve Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin babaannesidir, yani Domaniç yöresinde kullanılan tabirle söylersek ninesidir. Zaten türbesinin kapısında da “Osman Gazi’nin Ninesidir” yazmaktadır.

 Ayrıca, parantez açmamız gereken diğer bir mesele ise Hayme Ana’nın eşi Gündüz Alp’e dair farklı kaynaklarda farklı isimler kullanılmasından kaynaklanan bir kafa karışıklığıdır. Hayme Ana’nın eşi Gündüz Alp bir takım tarihi kaynaklarda “Süleyman Şah” olarak isimlendirilmiştir. Bu isimlendirme dolayısıyla tarihte iki tane Süleyman Şah figürü karşımıza çıkmakta ve bu ikili çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Bu iki figürü ayrı ayrı açıklamamız gerekirse ilk bahsedeceğimiz Süleyman Şah Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusudur. Yani I. Kılıçarslan’ın babası, Rukneddin Mesud’un dedesi olan Süleyman Şah’tır. Bu kişi Büyük Selçuklu Devleti komutanlarından olup Habur nehrinde boğularak şehit olmuş ve cenazesi Halep şehri yakınlarına defnedilmiştir. Sonraki süreçte cenazesi buradan kaldırılarak Türkiye sınırına yakın bir bölgeye taşınmış, Türkiye’nin sınırları dışındaki tek toprağı olan Ceber Kalesi civarına defnedilmiştir. Bunun yanısıra geçen yıllarda (22 Şubat 2015) Suriye’deki iç karışıklık ve DAEŞ terör örgütü tehlikesinden ötürü bu türbenin yeri tekrar değiştirilmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan bir operasyonla sınırımıza daha yakın bir yere taşınmıştır.[3]

   Bu noktada bahsetmemiz gereken ve Hayme Ana’nın eşi olan Süleyman Şah’ı tanımlarken kullandığımız Gündüz Alp olarak anılan tarihi şahsiyet; Hayme Ana’nın eşi, Ertuğrul Gazi’nin babası ve Osman Gazi’nin dedesidir. Son olarak “Gündüz Alp’in kabri nerededir?” diye soracak olursak eğer, cevap Beypazarı’nın Hırkatepe Köyü olarak karşımıza çıkmaktadır.

  Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hayme Ana, Kayı Aşireti’ne mensup, tarihsel bir kadındır. Esasen, Hayme Ana ve Kayı Boyu ile Osmanlı Devleti’nin ilişkisi Aşıkpaşazade gibi Osmanlı döneminin önemli tarihçilerine dayandırılarak yazılmıştır. Bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Kayı Boyu ile Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin kan bağı veya akrabalık ilişkisini ortaya koyan herhangi bir belge yoktur. Bu konudaki çıkarımlar veya yorumlar İ. Hakkı Uzunçarşılı gibi köklü tarihçilerimizin Aşıkpaşaza’nin Tevarih-i Ali Osman gibi Osmanlı döneminde yazılan eserleri temel almasından kaynaklanmaktadır. Yine bu noktada Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden edindiğimiz belgede, II. Abdülhamit döneminde Söğüt’e Ertuğrul Gazi türbesinin yerini keşif amacıyla gönderilen heyetin bu akrabalık ilişkisine dair herhangi bir ipucu bulamadığı açık şekilde görülmektedir.

  Hayme Ana, kocası Gündüz Alp’in Beyliği döneminde Kayı Boyu ile beraber Anadolu’ya gelmiş, kocasının ölümünden sonra uzun süre beyliği yönetmiştir. O dönemin şartlarına bakacak olursak Kayı Boyu’nu kışlak ve yaylak dönemlerinde uzun süre bir arada tutmuş ve oğlu Ertuğrul Gazi beyliği ele alana dek obasını ve halkını sağ salim bir arada tutmayı başarmış oldukça güçlü bir kadın profiline sahip olduğunu görmemiz zor olmayacaktır.

Hayme Ana Türbesi’nin Yapılışı ve

Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri’nin Başlaması

 Hayme Ana türbesinin yapılışında Sultan II. Abdülhamit’in ve bu dönemdeki konjönktürel yapının oldukça büyük bir etkisi bulunmaktadır. Bildiğimiz gibi 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı tarihinde Osmanlıcılık, pan-İslamizm, pan-Türkizm veya Turancılık gibi ideolojik fikirler imparatorluğu çöküşten kurtarmak için ön plana atılmış ve İlber Ortaylı’nın tabiriyle dünya tarihinin son evrensel imparatoru olan II. Abdülhamit bu fikirlerin neredeyse hepsine ayrı ayrı değer vermiş ve uygulamaya çalışmıştır.[4] Bu yüzden, II. Abdülhamit döneminde Hayme Ana Türbesi’nin yerinin araştırılmasını ve Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri’nin başlatılmasını bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Kemal Karpat’ın “Politicization of Islam” (İslam’ın Siyasallaştırması) kitabındaki ifadelerin ışığında bu dönemin politikalarının bugünkü modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attığını söylemek de abartı sayılmamalıdır.[5] Kısacası, Hayme Ana Türbesi’nin yerinin bulunup inşa edilmesi aslında bir bakıma bu ideolojik bilincin oluşması için bir araç olarak kullanılmıştır. Ayrıca, türbenin keşfi ve yapımından sonra başlanan Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri dönemin gerektirdiği şekilde kalıcı bir Osmanlılık hafızası (bilinci) oluşturmak ve bu sosyal dönüşümün kalıcı bir kimlik olarak tanımlanması anlamına da gelebilmektedir.

  Bu dönem üzerinde çalışmalar yaparken dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, yine bu türbenin yapıldığı süreçte karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki modernleşme ve özellikle merkezileşme çabalarının zirveye çıktığı bir süreçte Osmanlı toplumunun uzak geçmişiyle tarihi & kültürel bağlar kurmak ve unutulan (toplumsal) hafızayı yeniden canlandırmak, devlet ile millet arasında oluşan bağları kuvvetlendirmekteydi. Bu bağlar sayesinde var olan devlet otoritesi ve halk arasındaki uyumun artması da kolaylaşmaktaydı. Üzerinde durmamız gereken diğer bir noktada 1876 sonrası açılan Osmanlı mekteplerinde öğrencilere verilen tarih dersleriydi ve bu dersler sayesinde öğrenciler Osmanlıların uzak geçmişi hakkında daha kolay şekilde bilgi sahibi oluyorlardı. Tüm bu bilgiler ışığında bir değerlendirme yapıldığında Hayme Ana Türbesi’nin yapımı ile Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri’nin başlamasının imparatorluğun meşruiyeti ve ideolojisi açısından da önemli bir rolü olduğu şüphesiz bir gerçektir.[6]

  Konuyla ilgili yaptığımız bu çalışmada göz önüne almamız gereken bir diğer husus, II. Abdülhamit’in 19. ve 20. yüzyılda Karakeçili aşiretine ayrı bir anlam ve önem vermesidir. Bilindiği gibi Karakeçili aşiretinde uzun yıllar devam eden göç festivalleri, Bilecik’te Ertuğrul Gazi mezarının ziyareti ve pirinç pişirilmesi ile şekillenmiştir. 1895 yılından sonra, Abdülhamit Han’ın katkıları sayesinde bu törenler resmi bir kimlik kazanmıştı. Söz konusu törenler II. Abdülhamit’in desteğiyle Domaniç’te ve Hayme Ana Türbesi’nde de görülmeye başlanmış ve bu festivallerde bir tür Yeniçeri bölüğü temsili olarak yer almıştır.[7] 1895 yılından itibaren Sultan II. Abdülhamit’in katkıları ve müdahaleleri sayesinde resmi kimliğe dönüşen bu törenlerde Kütahya, Eskişehir ve Bilecik’te yaşayan Karakeçili aşireti üyeleri toplanmıştır. Bu bakımdan Faruk Sümer’in yazısında altı çizilen şu noktaya da dikkat edilmelidir. Sümer’in verdiği bilgilere göre Sultan II. Abdülhamit, 1901 yılında bu aşiretin liderlerine Mecidi ve Osmani süslemeleri (Mecidi ve Osmani Nişanları) takdim etti. Buna ek olarak, padişahın güvenliği için sarayda kurulan bir askeri birlik, Karakeçili aşiretinden oluşuyordu ve bu birliğin adı “Söğütlü Maiyet Bölüğü” idi.[8]

  Bu noktada sorulması gereken soru sultanın neden bu aşirete önem verdiği olmalıdır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden (BOA) elde ettiğimiz belgeye göre, Anadolu Selçuklu Devleti’nin tarihi döneminde Ertuğrul Gazi ve Karakeçili kabilelerinin başarısı ve kahramanlığı bu ilginin nedeniydi. Sonuç olarak, bu dönemde Osmanlı soy kütüğünü Kayı Boyu’na dayandırarak; Ertuğrul Gazi ya da Hayme Ana gibi “Müslüman-Türk tarihinin” bazı önemli mitik karakterlerinin kullanılması gerekiyordu ve bu yüzden bu kişiliklerin altı çizilmeye çalışıldı.

  Uzunçarşılı tarafından kullanılan gelenek ve rivayete göre Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’dır ve mezarı Domaniç’teki Çarşamba köyündedir. Ayrıca, Yavuz Sanemoğlu tarafından yapılan çalışmada Sünnah Hoca adlı bir kişiyle Domaniç’te söyleşi yapılmış ve bu söyleşiden edinilen bilgiler bu çalışmada kullanılmıştır. Sanemoğlu’nun Domaniç ve çevresi ile ilgili söyleşi yaptığı Sünnah Hoca adlı kişi, söyleşinin yapıldığı süreçte 95-100 yaşındadır. Bu söyleşiden edinilen bilgiye göre Süleyman Şah’ın ölümünden sonra Domaniç ve Söğüt çevresine gelen Kayı Aşireti’ne Ertuğrul Bey seçilene dek Hayme Ana’nın başkanlık ettiği rivayet ediliyor. Ve yine bu rivayete göre bu aşiretin Domaniç ve Söğüt çevresinde yerleştiği dönemde Hayme Ana, bölgedeki en onurlu insanlardan biriydi. Bu kadın, hem Ertuğrul Gazi’nin gelişmesinde, hem de Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin çocukluğunda önemli bir role sahipti. Ve rivayete göre bahar aylarında hayatını kaybeden Hayme Ana, Domaniç’in Çarşamba köyü yakınlarında bir tepeye gömüldü.[9]

  Türbenin yapılışına gelecek olursak Sultan II. Abdülhamit, dönemin Bursa valisine bir buyruk yazarak Domaniç bölgesine bir heyet göndermiş ve Hayme Ana’nın mezarının yerini bulmasını emretmiştir.[10] Yapılan araştırmalar aylar sürmüş ve mezar yerinin keşfinden sonra Domaniç’in “Çarşamba” adlı köyünde bir türbe inşa edilmiş ve adı Hayme Ana Türbesi olarak belirlenmiştir. Türbenin inşasından sonra da Sultan II. Abdülhamit’in bu türbeyle ilgilendiği ve buraya halı ve avizeler gönderdiği[11] Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde yer alan belgelerde açıkça görülmektedir.

  Yukarıda bahsettiğimiz gibi 1900’lu yıların başında Hayme Ana Türbesi yapılmasıyla ‘Hayme Ana’yı Anma ve Göç Festivalleri’ başlamış ve günümüze kadar bu festivallere devam edilmiştir. Ayrıca, ülkemizin önemli siyasetçileri içinde bulunduğumuz yıllarda bile bu törenlere katılmayı ihmal etmemektedirler.[12]

  Bitirirken, Hayme Ana Türbesi  toplumumuza ve dünyaya Osmanlı’nın sosyal ve kültürel mirasını yansıtan önemli mekanlardan birisidir. II. Abdülhamit dönemindeki inşasından sonra bu mezar zamanla tahrip olmuş ve 1954’te restore edilmiştir. Bu restorasyonda mezarın kubbe tamamen değiştirilmiş veya kurşunla kaplanmıştır. Günümüzde çoğu insan burayı ziyaret ediyor[13] ve söylediğimiz gibi Hayme Ana ‘yı Anma ve Göç Şenlikleri türbenin yapılışından beri devam ediyor.

Sonuç

  Sonuç olarak, 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu hakkında yapılacak bir çalışma tarihçi adayları için zor bir görev olarak kabul edilebilir. Kapsamlı bir sonuca ulaşmak pek çok olay, olgu ve kaynağı karşılaştırmalı bir şekilde araştırma gereksinimi vardır. Bu çalışmada, halifeliği en etkin biçimde kullandığı düşünülen Osmanlı padişahı II. Abdülhamit döneminde, Ertuğrul Gazi’nin validesi olan Hayme Ana ve bu tarihi figürün Domaniç’in Çarşamba Köyü’nde bulunan türbesi araştırılmıştır.

  Yine bu çalışmada, 19. ve 20. yüzyılın küresel perspektifteki genel özelliklerine işaret edilerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasal, kültürel ve konjönktürel perspektifleri ele alınarak, Osmanlı öncesi Türk tarihine dönüşü imgeleyebilecek bir olay olan Hayme Ana Türbesi inşaatı ele alınmıştır; çünkü Domaniç’te Hayme Ana Türbesi’nin yapımının nedenleri ile II. Abdülhamit döneminde vurgulanan erken Osmanlı karakterleri ve dönemin Osmanlı politikalarına dair işaretler taşımaktadır. Sonuç olarak, Domaniç’in Çarşamba köyünde Hayme Ana’nın Türbesi’nin yapılması ile Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri’nin kutlanmaya başlaması, II. Abdülhamit döneminin siyasi, ekonomik ve kültürel koşullarından kaynaklanmıştır. Ayrıca, bu türbe için önemli miktarda devlet bütçesi tahsis edildiği ve mezarın inşası için bir komite görevlendirildiği de vurgulanması gereken diğer bir gerçektir. Bunun yanında, Domaniç’in Çarşamba köyünde inşa edilen Hayme Ana Türbesi, sadece bir mezar odası değil; aynı zamanda bir okul ve aşevi de içermekteydi. Son olarak, II. Abdülhamit’in politikaları nedeniyle ortaya çıkan Hayme Ana’yı Anma ve Göç Şenlikleri’nin kutlanması, zamanla bir devlet törenine dönüşerek farklı kimliğe kavuşmuştur. Bu nedenle Cumhuriyet döneminde de siyasiler bu törenlere katılmayı tercih etmişlerdir. Örnek vermemiz gerekirse, eski Cumhurbaşkanlarımızdan Cemal Gürsel, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu törenlere katıldığını biliyoruz.

KAYNAKÇA

Armağan, Mustafa. Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı 2. İstanbul: Timaş Yayınları, 2009.

Deringil, Selim. The well-protected domains: ideology and the legitimation of power in the Ottoman Empire, 1876-1909. London; New York: I.B. Tauris ; New York : In the U.S.A. and in Canada distributed by St. Martin’s Press, 1999.

Karpat, Kemal. The politicization of Islam: reconstructing identity, state, faith, and community in the late Ottoman State. New York: Oxford University Press, 2001.

Öcal, Safa. Devlet Kuran Kahramanlar. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1987.

Ortaylı, İlber. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul: Alkım Yayınevi, 2006.

Ortaylı, İlber. İmparatorluğun Sonu. İstanbul: 2003.

Özbayrak, İzi Karakaş. II.Abdülhamit Döneminde Uygulanan Sosyal Yardım Politikaları. İstanbul: Libra Kitapçılık ve Yayıncılık, 2011.

Senemoğlu, Yavuz. Söğüt. Bilecik: Bozüyük Basımevi, 1958.

Sümer, Faruk. Osmanlı Türklerinin Menşei Kayılar, Ertuğrul Gazi ve Karakeçili Oymağı, Resimli Tarih Mecmuası, Sayı 22, Ekim 1951.

Tekin, Yusuf. İkinci Abdülhamit’ten Cumhuriyet’e Miras:Ulus Devlet Yaratma Projesi. İstanbul:Bilim Evi Basın Yayın, 2009.

Uzunçarşılı, I. Hakkı. Osmanlı Tarihi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988-1996.

İnternet Kaynakları:

https://www.haberler.com/hayme-ana-senlikleri-nde-iktidar-ve-muhalefetten-5006678-haberi/

https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/suleyman-sah-karakoluna-tahliye-operasyonu-sah-firat

[1] Hava Selçuk, Türk Tarihinde Kadın ve Savaş, s. 85-117.

[2] Kazım Yaşar Kopraman, “Şecerü’d-Durr”, Prof. Dr. Kazım Y. Kopraman Makaleler, Yayına Hazırlayanlar: E. Semih Yalçın-Altan Çetin, s. 393-394.

[3]https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/suleyman-sah-karakoluna-tahliye-operasyonu-sah-firat

[4]İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, s. 36-45.

[5] Kemal Karpat, The Politicization of Islam: reconstructing identity, state, faith, and community in the late Ottoman State, (New York: Oxford University Press), 2001.

[6] Selim Deringil, The Well Protected Domains: Ideology and legitimation of power in the Ottoman Empire, 1876-1909, (London; New York : I.B Tauris; New York: In the USA and in Canada distributed by St. Martin’s Press, 1999).

[7]I. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988-1996,) C:1, 101.

[8]Faruk Sümer, Osmanlı Türklerinin Menşei Kayılar, Ertuğrul Gazi ve Karakeçili Oymağı, Resimli Tarih Mecmuası, Sayı 22, Ekim 1951, 1017-1018.

[9]Yavuz Senemoğlu, Söğüt, (Bilecik: Bozüyük Basımevi, 1958), 18-19-20.

[10]Safa Öcal, Devlet Kuran Kahramanlar, (İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1987), 36.

[11]İlber Ortaylı, İmparatorluğun Sonu, (İstanbul: 2003), 118.

[12]https://www.haberler.com/hayme-ana-senlikleri-nde-iktidar-ve-muhalefetten-5006678-haberi/

[13]

Yazar Hakkında

Ergun BAKAR

Boğaziçi Üniversitesi – Tarih Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir