disiplinci
Kaynak: Universo da Filosophia

Hastalık ve Disiplinci İktidarın İnşası Üzerine İnceleme

Özet

Hastalıklar, disiplin odaklı bir devlet mekanizması kurulmasının temellerini oluşturmaktadır. Disiplinci iktidar mekanizması, toplumda normallik kalıplarının içerisine yerleştirilemeyen kişileri ve toplumun dışlanan tarafını oluşturma üzerine kuruludur. Dışlama ve kapatılma, disiplin mekanizmasının kullanılmasında etkili olmuştur. Kapatılmaları, içleme ve karantinaya alma takip etmiş ve tıp ile siyasetin bir araya getirildiği, modern devletin disipliner kurumlarının oluşturulması tetiklenmiştir. Modern devlet, kurmuş olduğu kurumlar ile normali ve anormali belirleme yetkisi ile güç kazanmayı ve gücü korumayı amaçlamıştır. Bu yazıda, disiplinci iktidarın temellerinin atıldığı hastalıklar, hastalıkların modern devlet kurumlarının oluşumuna olan etkileri ve gözetleme iktidarının özellikleri üzerinde durulacaktır.

Anahtar Kelimler: Veba Salgını, Cüzzam, Çiçek Hastalığı, Delilik, Disiplin

 

Giriş

Hastalıklar ve disiplinci iktidar mekanizmasının kurulması arasında önemli bir etkileşim vardır. Disiplinci iktidar mekanizması, tıbbi bilgi ile siyasetin iç içe geçtiği bir yapıdan oluşmaktadır. Modern iktidarın rasyonelleşme, disiplin etme, bireyselleşme ve standartlaşma ilkeleri çerçevesinde kurulmasıyla birlikte iktidar stratejilerinde değişim yaşanmıştır. Hükümran iktidar için insanları yaşatmak bir hedef olmadığı gibi iktidarın gücünü belirleyen şey topraklarında kurmuş olduğu egemenlik ve insanlar üzerindeki öldürme yetkisidir. Modern devletin kurulmasıyla birlikte iktidarın gücünü belirleyen etkenler değişmiştir. Yönetim; salt akıl, bilgelik ve sağduyu gibi genel ilkelerin hayata geçirilmesinden daha fazla şeye gerek duyar. Bilgi zorunludur; devletin kuvvetine ilişkin somut, kesin ve dengeli bilgilere gerek vardır.[1]

Nüfusu denetlemek ve kontrol etmek iktidarın güç kazanması ve gücünü koruması açısından önemlidir. Nüfusu denetlemek ve kontrol etmek, yaşatma ve ölüme bırakmak olmak üzere iki zıt durum üzerine kuruludur. Bedenleri korumak için kontrol ve gözlem mekanizmasının etkin olduğu sağlık politikaları uygulayan bir iktidar ortaya çıkmıştır. Üretimin devamını sağlayacak nüfusun sağlığından sorumlu bir iktidar yapısı kurulmuştur.

Hastalıklar, hastane ve hapishane gibi devletin disipline edici modern kurumlarının oluşturulmasında önemli bir role sahiptir. İktidar, kurmuş olduğu bu disipliner kurumlar ile insanları denetlemeyi amaçlamıştır. Modern iktidar, standartlaştırma ilkesi çerçevesinde ilerlediği için hastalıklar, belirlenmiş normallik ölçütünü engelleyen durumlara sebebiyet vermektedir. İnsanları etiketlemek ve yapıştırılan etiketler üzerinden insanların belirli kurallara tabi olmaları, standartlaştırmanın özelliğidir. Modern iktidar kurumlarının bakım ve ıslah etme amaçları vardır. Foucault’ya göre toplumsal tedavi meselesi, öncelikle yönetim ilişkisinin radikal biçimde tersine çevrildiği ve yönetim ile halk arasındaki ilişkinin nitel bir dönüşüme uğratıldığı bir düzleme tekabül eder.[2] Hayatları düzene sokmak ve insanları hiyerarşik kalıpların içine yerleştirmek, modern iktidarın yöntemleri hâline gelmiştir. Geçmişte yaşanan salgınlar ve hastalıklar modern iktidarın oluşmasında belirleyici etkenlerden biri olmuştur. Modern iktidarının aracı olan disiplin, yaşanan salgınların kontrol edilmesi için kullanılmaya başlanmıştır.

 

1. Veba Salgını ve Disiplinci İktidar

Salgın hastalıklar politikayı etkileyen önemli olaylardır. Disiplinci iktidarın doğuşunun ilk izlerini barındıran veba salgını en önemlileri arasındadır. 1347 yılında Avrupa’da yayılmaya başlayan veba salgını sonucunda birçok insan hayatını kaybetmiştir. Özellikle kentsel bölgeleri etkileyen salgın, liman kentlerinden iç bölgelere doğru hızla yayılmıştır. Kentsel bölgeler, yoğun insan nüfusu barındırması ve ticari faaliyetlerin yoğunluğu gibi nedenler ile salgının hızla yayıldığı yerler hâline gelmiştir.

Veba salgını, insanların yaşam şeklini ve ölüme olan bakış açısını değiştirmiştir. Serflik sisteminde çözülme yaşanması toplumsal bir değişime neden olmuştur. İnsan sayısında yaşanan ciddi kaybın emeğe olan ihtiyacı artırması sonucu emeğin satılması düşüncesi ortaya çıkmıştır. Köylülük ve zanaatkârlık değişim yaşamaya başlamıştır. Ayrıca dini yöntemlerin salgını önleyemediği görülmüştür ve modern tıp gelişim göstermeye başlamıştır. Temizlik, çevrenin korunması ve artık süreklilik arz edecek olan karantina uygulamaları gibi etkin tedbirler, bir kamu hizmeti olarak özellikle yerel yönetimlerin temel görev ve sorumluluk alanlarına dâhil olmuştur.[3]

Veba salgını büyük çaplı olsa da salt sıradan ölümler, felaket zincirleri oluşturmamıştır. Bütün bu ve benzeri ekonomik ve sosyal sonuçlardan dolayı birçok tarihçiye göre Kara Ölüm, Orta Çağ’ın sonunu hazırlamış ve modern çağın başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir.[4] Avrupa’da sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda değişimler yaşanmıştır. Feodalizmin gücünü yitirmesiyle birlikte emeğe olan ihtiyaç artmış ve ücretli emek gelişim göstermeye başlamıştır. Kilisenin salgını önleyememesi ile kiliseye olan inancın zayıflaması, reform hareketinin gelişim göstermesinde etkili olmuştur. Ayrıca veba salgınını önlemek amacıyla disiplinli bir çalışma yürütülmesi amaçlanmıştır. Veba salgınlarının yıkıcı etkileri bir halk sağlığı kavramını gündeme getirmiştir. Salgın denetim altına alınacaksa bu ancak toplumsal tabanda gerçekleştirilebilirdi. Salgın hastalıklar tıbbın bir bilim olarak henüz yetersiz olduğunu gösterirken, halk sağlığı kavramının da temellerini attılar.[5] İnsanları kontrol etmek, hasta sayılarını tespit etmek, ölü sayısını belirlemek ve insanları karantinaya almak gibi faaliyetler ile disiplin, yapılan çalışmalara dâhil olmaya başlamıştır. Bu 17. yüzyılda ortaya çıkacak olan gözetleme iktidarının ilk sinyalleridir.

 

 2. Veba, Cüzzam ve Çiçek Hastalığı

Foucault, “Hapishanenin Doğuşu’’ adlı kitabında salgın hastalıkların da Sanayi Devrimi ve teknolojik gelişmeler gibi siyasal anatominin oluşmasında etkili olduğunu belirtir. Siyasal anatomi okul, kışla, teknik okullar, hastaneler ve hapishaneler gibi hayatın her alanında yer almaktadır. İktidar, siyasal anatomi ile birlikte itaatkâr bedenler üretir.

Foucault, yaşanan veba salgınının disiplinci bir iktidarın oluşumunun ilk aşaması olduğundan bahseder. Bu, disiplinci toplumun başlangıcıdır. Disiplin, karışma alanı olan vebaya karşı, çözümleme alanı olan kendi iktidarını egemen kılmaktadır.[6] Veba salgınının toplumda yaratmış olduğu karışıklığı düzenlemek için tıbbi ve siyasi disiplin eklemlenmeye başlanmıştır. Hastaları belirlemek, insanları belirli alanlarda karantina altında tutmak, hasta ve ölü sayılarını tespit etmek ve hareket hâlindeki nüfusu kontrol etmek amacıyla yapılan faaliyetlerde disiplin odak noktası hâline gelmiştir. Bireylerin sabit bir yere kapatılmaları; en küçük hareketlerin bile denetlendiği; bütün olayların kaydedildiği; kesintisiz bir yazı faaliyetinin merkez ile çevreyi birbirlerine bağladığı; iktidarın hiyerarşik ve sürekli bir biçimine göre, hiçbir paylaşım olmadan icra edildiği; her bireyin sürekli olarak saptandığı, incelendiği ve canlılar, hastalar ve ölüler olarak dağıtıma tabi tutulduğu bu kapalı, parçalara ayrılmış ve her noktası itibariyle gözetim altında olan mekânda, bütün bu unsurlar bütüncül bir disiplinsel düzeneğin modelini meydana getirmektedirler.[7]

İktidarın vebalıya ve cüzzamlıya olan bakış açısına bakıldığında vebanın nasıl bir bireyselleştirici etkiye sahip olduğu görülmektedir. İktidarın vebalıya olan yaklaşımı, disiplinci iktidarın özelliklerini ortaya çıkarmaktadır. Veba salgını iktidarın denetleyici ve düzenleyici bir mekanizma kurmasını sağlamaktadır. Fakat cüzzamlılara karşı uygulanan dışlama metodu, iktidarın bedenler üzerinde tam anlamıyla bir disiplin mekanizması uygulayamamasına yol açar. Cüzzam, bedenlerin toplumdan dışlanmaları üzerine kuruluyken vebada ise hasta kişiler, toplumdan dışlanmak yerine içeri alınır. Böylece veba, iktidarın disipliner faaliyetlerinin önünü tamamen açmaktadır. Veba iki grup arasındaki kitlesel ve ikili ayrımdan daha çok, çok yönlü ayrımlara, bireyselleştirici dağıtımlara, gözetimlerin ve denetimlerin bir örgütlenmesine, iktidarın yoğunlaştırılmasına çağrıda bulunmaktadır.[8]  Foucault, cüzzamlının toplumdan dışlanmasıyla arınmış bir toplumun oluşturulma hedefi olduğunu belirtir. Vebada ise disiplinli bir toplum inşa etme amacı vardır.

Veba salgını ile birlikte devlet, toplumu denetlemek için karantina yöntemini kullanmıştır. Karantina yöntemi ile bütün şehirler takip edilmeye başlanmıştır. Veba, planlamanın önünü açar. Kaç kişinin hasta olduğu, ölü sayılarının belirlemesi, sokağa çıkanların kontrol edilmesi gibi durumların denetlenmesini gerektirir. Şehir planlaması yapmak, kişilerin adlarını ve yaşlarını bilmek, sokağa çıkma kısıtlamaları veba salgınının kontrol edilmesini sağlayacak unsurlar hâline gelmiştir.

Çiçek hastalığı, tıbbi bilgilere ulaşma hedefi barındırması nedeniyle veba ve cüzzamdan ayrılmaktadır. Cüzzam, dışlama yöntemine dayalıyken veba ise hastaların karantinaya alındığı disipliner bir yöntem barındırır. Çiçek hastalığında ise durum bunlardan farklıdır. Burada sorun, disiplin yardıma çağrılsa bile, bir disiplini dayatmak değil, kaç kişinin, kaç yaşında, hangi sonuçlar ve hangi ölüm oranlarıyla çiçek hastalığına yakalandığını, nasıl izler taşıdığını, aşının taşıdığı riskleri, bir bireyin aşıya rağmen ölme ya da hastalığa yakalanma risklerini, nüfus üzerindeki genel etkileri bilmektir.[9] Foucault, çiçek hastalığında tıbbi bir mücadelenin hedeflendiğini belirtir. Yani burada disiplin odak noktası olmaktan çıkmış ve güvenlik mekanizmasının kurulmasına yardımcı bir figür hâline gelmiştir.

Cüzzamlı normal olarak kabul edilmediği için dışlanan grupta yer almaktadır. Vebalılar, toplumun içine dâhil edilseler bile sağlıklı insanlarla bir arada olmalarını engellemek için karantinaya alınırlar. Aslında veba ve cüzzam normal olarak kabul edilenin dışında kalan hastalıklar olarak görülmüştür. 18. yüzyılda ise iktidarın çiçek salgınına normal bir hastalık olarak yaklaştığı görülür. Çiçek hastaları, toplumdan dışlanmaz ya da karantinaya alınmaz. İktidarlar için önemli olan toplumun tümünü aşılayarak salgını ortadan kaldırmaktır. Onun yaptığı, hasta olan ve olmayanların kesintisiz, sürekli bütünlüğünü, yani kabaca nüfusu ele almak, bu nüfusun içinde de olası hastalık ve ölüm katsayılarının ne olduğunu, yani nüfustaki hastalık ve hastalığa bağlı ölüm olgularından normal olarak ne beklendiğini saptamaktır.[10]

 3. Delilik ve Disipliner Kurumlar

Orta Çağ Döneminde Avrupa’da deliler toplumda kabul gören ve dışlanmayan kişiler oldukları için toplum içerisinde istedikleri gibi hareket edebilmektedir. Delilerin eylemlerini kısıtlayıcı herhangi bir faaliyet bu dönemde bulunmadığı gibi bir eğlence aracı olarak görülmektedirler. 17. yüzyılda sanayi alanında yaşanan gelişmeler toplumun delilere olan bakış açısını değiştirmiştir. Ona yönelik yeni bir duyarlılık doğmuştur: bu, artık dinsel değil de toplumsal bir duyarlılıktır. Delinin Orta Çağ’ın insani manzarası içinde alışılmış bir unsur olmasının nedeni, onun başka bir dünyadan geliyor olmasıydı. Şimdi artık bireylerin kent içindeki düzenlerine ilişkin bir “asayiş” sorunu tabanı üzerinde, bu konumundan kopacaktır.[11]

Orta Çağ’daki cüzamlının yerini delilik almıştır ve Modern Dönemin kapatılmaya uğrayan kişileri olmuşlardır. Sanayinin gelişim gösterdiği sistemde başıboş gezen, çalışmayan ve üretime katkıda bulunmayan kesim asla kabul görmemiştir. Delilerin çalışma alanına dâhil olamaması nedeniyle toplumda bir rahatsızlık oluşmaya başladığı için delileri, çalışmayanları, işsizleri toplumdan dışlamak amacıyla cüzzamda olduğu gibi kapatılma yöntemi uygulanmıştır. Bu kesimler bu hapishanelere mahkûm olarak kapatıldığı için delileri tedavi etmek gibi bir amaç ortada yoktur. Artık Orta Çağ’ın cezalandırma yöntemleri bırakılmış ve onun yerine anormalliğin düzene sokulması için rasyonel bir cezalandırma sistemi kurulmuştur.

18. yüzyılın sonlarına doğru toplumdan dışlanan başıboşların, işsizlerin serbest bırakılması fikri kapitalizmin gelişimi doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Deliler haricinde, üretime katkıda bulunabilecek ve çalışabilir durumdaki insanlar serbest bırakılmaya başlanmıştır. Yeni oluşan devlet düzeninde çalışmak, bireylerin denetlenmesi sağlayan bir yöntem hâline geldiği için çalışmak zorunlu tutulmuştur. Deliler haricinde diğer kişiler kapatıldıkları yerlerden çıkarılmıştır. Böylelikle deliliğe olan bakış açısı değişmiştir.

Delilere kapatılmaları gereken kişiler olarak yaklaşmak yerine akıl hastası olan bireyler olarak yaklaşılması fikri ortaya çıkması ile akıl hastası olan bireylerin tedavilerinin gerçekleştirilerek toplumda düzensizliğe sebep olan öznelerin normalleşmeleri hedeflenmiştir. Böylece, o zamana kadar bir kapatma kurumu olan şey bir akıl hastanesi, tedavi organizması hâline geldi.[12] Bunun sonucunda, Foucault’nun da dediği gibi tıbbileştirilmiş bir deli ortaya çıkmıştır. Delilerin denetlendiği ve kontrol edildiği hastaneler ile tıp ve politika iç içe geçmeye başlamıştır. Tıp artık sadece tedavi tekniklerinin ve illetler bilgisi bütününün ihtiyaç duyduğu sınırlarda olmak zorunda değildir; tıp bunlarla birlikte hem sağlıklı insan bilgisini, hem hasta olmayan insan incelemesini hem de model insan tanımını kucaklayacaktır.[13] Bu durum, disiplinci iktidarın normallik ölçütü yaratma meşruiyetini meydana getirir. Bu yaşanan gelişmeler modern iktidarın gözlem mekanizmasının işleyeceği mekânlar olan modern hapishane ve kliniklerin oluşturulmasının başlangıcıdır.

 

4. Gözetleme İktidarı 

17. yüzyılda sanayi alanında yaşanan gelişmeler, toplumsal, sosyal ve ekonomik anlamda büyük değişimlere neden olurken şehirleşmenin ön plana çıktığı bir dönemdir. Bu dönemden önce hükümranlık iktidarının devamlılığını sağlayan unsur toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin sağlanmasıdır. Bunları sağlamak bir iktidarın gücü için önemlidir. Fakat bu durum 17. yüzyılda şehirleşmenin ortaya çıkması ile değişmiştir. Şehirler, hükümran iktidarın gücünü zayıflatır.

Hükümran iktidar için toprak egemenliği önemliyken şehirler bu durumu tamamen değiştirmiştir. Foucault için şehirler hükümran iktidarın istisnalarıdır. “Savaşlar, salgın hastalıklar gibi zamana özgü olmayan insani korkuların yanı sıra zamana özgü olan “belirsizlik” korkusu çok belirgindi. Bunun temel nedeni daha önce küçük topluluklar hâlinde yaşayan toplumun ‘yoğun sosyallikleri’ sayesinde dayanışma içinde dünyanın tehlikelerine karşı birlikte durmaktı. Ne var ki modernlikle birlikte yok olmaya başlayan bu küçük sosyal çevrelerin ürettiği denetim araçları etkinliğini yitirir. Birbirini karşılıklı görmeye dayalı bir denetim sistemine dayalı cemaat yaşantısının karşısında kent yaşantısı bu tür bir denetimi zorlaştırır. Kentlerde artan nüfusla birlikte toplumsal denetim karmaşıklaşır. Aylaklar eski cemaat toplumlarında olduğu gibi kontrol edilememektedir. Artık bu noktada devreye devlet girer, yasa koyucu bu  ‘efendisiz insanlar’ın görünürlüğünü artırmak için yasa çıkarmaya başlar.’’[14]

Peki, hükümranlık şehirler karşısında gücünü nasıl koruyacaktır? Bu soruna yeni iktidar mekanizmalarıyla cevap vermek gerekmiştir ve bunların biçimi şüphesiz, “güvenlik mekanizmaları’’ denen şeylerde bulunabilir.[15]

Şehir hayatı, akışkanlığın olduğu bir yapılanmadır. Bundan sonra şehir hayatında toprağın güvenliği değil, nüfusun güvenliği ön plandadır. Nüfusun güvenliğini sağlamak ve gözetlemek için yapılacak olan şey, kontrol ve gözlem mekanizmalarını uygulamaktır. Bir toprağı sabitlemek ve damgalamak değil, dolaşımları serbest bırakmak, dolaşımları kontrol etmek, iyi ve kötü olanları birbirlerinden ayırmak, her şeyin durmadan kımıldamasını, hareket etmesini, bir noktadan diğerine gitmesini sağlamak, ama bunu, bu dolaşıma içkin tehlikelerin ortadan kalkacağı biçimde yapmaktır.[16]

18. yüzyılda hükümranlığın karşısına nüfus kavramı geçmiştir. Üretime katılacak olan iş gücüne doğan ihtiyaç, nüfusun önemini artırmıştır. Bu sebeple devletin gücünü oluşturan şey nüfus hâline gelmiştir. Canlı varlıklar üzerindeki iktidarını onların canlı varlık olduklarını kabul ederek uygular ve siyaseti, sonuç olarak, ister istemez bir biyo-siyasettir.[17]

İktidarın gücünü korumak için denetim altına alınması gereken nüfus üzerinde oluşturduğu modern disiplin kurumlarının simgesi, panoptikon olmuştur. Panoptikonda, özneler devamlı gözetlendikleri düşüncesi ile hareket ettikleri için buna uygun hareket etmeye çalışır. Bu sistemde, öznelerden kurallara uygun şekilde hareket etmeleri beklenir. İktidar, bedenleri (vebalılar, deliler vs.) panoptikon gibi kontrol eder.

İktidarlar, anormal olarak gördüğü kişileri kontrol etmeye çalışarak bir düzen kurmayı amaçlasa da, toplumun düzenini bozma tehlikesi taşıyan kişilerin (deliler, hastalar vs.) tamamıyla ortadan kalkmasını istemez. Çünkü disipliner kurumlar ile kontrol gücünü devamlı ve meşru bir şekilde kullanılmasının önünü açan kesim anormal olanlardır. İktidar için kontrol ve gözlem kesintisiz devam etmelidir.

 

Sonuç

Disiplinci iktidarın faaliyetleri, rasyonalite ilkesinin etrafında gelişim göstermektedir. Foucault, rasyonalitenin hem bireyselleştirici hem de bütünselleştirici bir etkiye sahip olduğunu söyler. Sorun artık insanları öteki dünyadaki selametlere götürme değil; daha çok, aynı selameti bu dünyada sağlamaktı. Sağlık, refah, emniyet, kazalara karşı koruma.[18] Modern iktidar, bu amaçlara ulaşmak için artırılmış kontrol, bilgi ve nicel hesaplama mekanizmalarına ihtiyaç duymaya başlamıştır. Belirsizlik, disiplinci iktidar için kabul edilemez olurken iktidarın rasyonalitesi hesaplamaya ve kesinliğe dayanmaya başlar.

Normallik ölçütü yaratmak, disipline olmuş bir toplum inşa etmek için önemli bir koşuldur. Modern iktidarların kurmuş oldukları normallik algısı ile deliler, sakatlar ve hastalar, bu normallik ölçütünün dışında kalmaktadır. Bireylerin normallik kalıbının içinde yer almalarını sağlamak adına disipliner kurumlar görev yapar. Bu durum, modern iktidarların sahip olduğu standartlaştırma ilkesinin uygulanışının bir sonucudur. İktidarın her yerdeliği, bedenlere dahi nüfuz ederek kendi gerçekliğini ve bilgisini oluşturmuş ve bu bilgi/gerçeklik toplumu normalleştirme yoluyla topluma göre ‘anormal’ olanları ötekileştirmiştir.[19]

Covid-19 salgını, rasyonellik çerçevesinde disiplinci modern iktidarın uyguladığı politikaları görmek için bir örnek teşkil etmektedir. Salgın sürecinde her gün düzenli bir şekilde hasta sayıları ve ölü sayıları, topluma aktarılmaktadır. Hastaların ve ölenlerin kimler olduğu bilinmemekte ve bu sistem gayrişahsîlik ilkesi doğrultusunda ilerlemektedir. Günler geçtikçe virüsün sebepleri, ölüm riski oranları, hangi yaş gruplarını daha çok etkilediği, diğer dalganın ne zaman geleceği ve aşının ne zaman uygulanacağı gibi konularda bilgi birikimi artmaktadır. Devletler,  bilgi birikimi doğrultusunda güvenlik mekanizmaları oluşturmaya çalışmaktadır.

Hastalıklar, Covid-19 salgını gibi tüm dünyada anormal olarak algılanan durumu temsil eder. Normallik kalıbını belirleyen modern iktidarın bu anormal durumu ortadan kaldırması gereklidir. Bunu yapmanın en temel şartı güvenlik mekanizması ile toplumu kontrol etmektir. Pandemi dönemlerinde karantina uygulamak, hastaları tespit etmek ve maske kullanımını zorunlu hâle getirmek toplumu denetlemenin yöntemleridir. Modern iktidarın gücü, sağlıklı nüfusu korumaya ve anormal olanı tespit edip kontrol etmeye dayanır.

 

 


Dipnotlar

[1] Michel Foucault, Özne ve İktidar, çev. Işık Ergüden, Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2016,  s.47

[2]Efe Baştürk, Biyopolitika ve Savaşım: Foucault ve Agamben Arasındaki Ayrımın Kavramsal İçeriği, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt Nu.5, Sayı Nu.2, Eylül 2017, s.5

[3]Kemal Özden, Mustafa Özmat, Salgın ve Kent:1347 Veba Salgınının Avrupa’da Sosyal, Politik ve Ekonomik Sonuçları, İdealkent, Nisan 2014, nu. 12, s. 68

[4] A.g.e. s.81

[5] A.g.e. s.69

[6] Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 1992, s.248

[7] A.g.e. s.247-248

[8] A.g.e. s.249

[9] Michel Foucault, Güvenlik, Toprak, Nüfus, çev. Ferhat Taylan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013, s.

[10] A.g.e. s.56

[11] Michel Foucault, Deliliğin Tarihi, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2006, s.111

[12] Michel Foucault, Büyük Kapatılma, çev. Işık Ergüden, Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2015, s.83

[13] Michel Foucault, Kliniğin Doğuşu, çev. Şule Ünsaldı, Epos Yayınları, Ankara, 2014, s.59

[14] Kerim Özcan, Yönetsel Kontrol ve Örgütsel Düzen: Michel Foucault ve Zygmunt Bauman Ekseninde Bir Tartışma, Amme İdare Dergisi, Cilt Nu.47, Sayı Nu.2, Haziran 2014, s.1-42

[15]Michel Foucault, Güvenlik, Torak, Nüfus, çev. Ferhat Taylan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, s.58

[16]A.g.e. s.59

[17] Michel Foucault, Özne ve İktidar, çev. Işık Ergüden, Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2016, s.121

[18]A.g.e. s.66

[19] Hülya Özçağlar Eroğlu, Foucault’nun İktidarları, Amme İdaresi Dergisi, Cilt  Nu.49, Sayı Nu.2, Haziran, 2016 s.52

Kaynakça

Baştürk, Efe. «Biyopolitika ve Savaşım:Foucault ve Agamben Arasındaki Ayrımın Kavramsal İçeriği.» Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi 5, no. 2 (Eylül 2017): 1-23.

Eroğlu, Hülya Özçağlar. «Foucault’nun İktidarları.» Amme İdaresi Dergisi 49, no. 2 (2016): 39-54.

Foucault, Michel. Büyük Kapatılma. Çeviren Ferda Keskin Işık Ergüden. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2015.

—. Deliliğin Tarihi. Çeviren Mehmet Ali Kılıçbay. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 2006.

—. Güvenlik Toprak, Nüfus. Çeviren Ferhat Taylan. İstanbul: İstanbul Bigi Üniversitesi Yayınları, 2013.

—. Hapishanenin Doğuşu. Çeviren Mehmet Ali Kılıçbay. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 1992.

—. Kliniğin Doğuşu. Çeviren Şule Ünsaldı. Ankara: Epos Yayınları, 2014.

—. Özne ve İktidar. Çeviren Osman Akınhay Işık Ergüden. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2016.

Kemal Özden, Mustafa Özmat. «Salgın ve Kent:1347 Veba Salgınının Avrupa’da Sosyal, Politik ve Ekonomik Sonuçları.» İdealkent, no. 12 (Nisan 2014): 60-87.

Özcan, Kerim. «Yönetsel Kontrol ve Örgütsel Düzen: Michel Foucault ve Zygmunt Bauman Ekseninde Bir Tartışma.» Amme İdare Dergisi 47, no. 2 (Haziran 2014): 1-42.