Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Kitap Analizi / Hanne Blank/ Bekaretin “El Değmemiş” Tarihi Kitap İncelemesi
Bekaretin el değmemiş tarihi

Hanne Blank/ Bekaretin “El Değmemiş” Tarihi Kitap İncelemesi

Hanne Blank, Bekaretin El Değmemiş Tarihi, (çev. Emek Ergün) İletişim Yayınları, İstanbul, 5.Baskı, 2017, 414 sayfa.

Öz

Hanne Blank’in Bekaretin El Değmemiş Tarihi başlıklı kitabının analizini yapma gayesi güden bu çalışmaya kitabın genel taslağına değinilerek bir giriş yapılacaktır. İncelemenin birinci bölümünde Emek Örgün’ün yazmış olduğu önsöz ibraz edilecek, yazının ikinci bölümünde kitabın birinci kısmını oluşturan Bekaretbilim ile ilgili kısaca bilgi verilirken, kitabın bu bölümünden örnekler sunulacaktır. İncelemenin okuyucularına kitabı tanıtma amacı güden bu çalışmanın üçüncü bölümünde Bakire Kültürü başlığı kitaptan alıntı yapılarak açıklanacaktır. Sonuç bölümünde yazarın yazdığı sonuca paralel bir çerçeve çizen başlıklara değinilerek yazı nihayetlendirilecektir.

Anahtar Kavramlar: Bekaretin ‘El Değmemiş’ Tarihi, Türkiye’de Bekaretin ‘El Değmemiş Tarihi’.

Giriş

Emek Ergün’ün ifadeleriyle bekaret; fiziksel, somut, ölçülebilir ve değişmez bir gerçeklik gibi algılansa da tamamiyle tarihsel toplumsal olarak inşa edilmiş soyut bir kurmacadır. Kadın bedeni üzerindeki denetimin, iktidarın, tahakkümün en yaygın ibaresidir. Ataerkil ideolojinin yansımalarından en can alıcısı (mecazi ve gerçek anlamda!) olan bekaret; tanımı çok kolay yapılan, uğruna canlar alan, kan davalarına sebebiyet veren bir konudur. Kutsanan himen (kızlık zarı) tıbbi, siyasi, kültürel, ekonomik meselelere malzeme oluşturmakta ve bu konu eril düşüncenin merkezinde yer almaktadır. Kitabın ilk bölümünde bekaret tanımının tıbbi kısmı incelenmekte olup, kitapta Bakire Meryem karakterinin yaratımına, pornografik hikayelere konu edilmesine, bekaretin İspanyol romanları, Jitanlar, Vesta bakireleri arasında nasıl ölçüldüğüne, şehit bakire hikayelerine (‘cinselliği reddederek güçlenme hikayeleri’) dair örnekler verilmektedir. Bekarete verilen mitsel ve dinsel güçlerin bu algıyı daha da pekiştirdiğine dair ilginç örnekler sunan kitabın göstermeye çalıştığı temel mevzu bu kavrayışın tarihsel süreçte nasıl ‘yaratıldığı’dır. Bu muazzam ve karmaşık tarih hakkında bilgi sahibi olmak isteyen incelemenin okuyucularının muhakkak kitabı okuması gerekmektedir.

“Bekaret, zaten ister toplumsal, dini, fiziksel ister başka açıdan kurgulansın, yapısal olarak bir tabu, belirsiz ve hatta kasten gizlenmiş bir konu değil mi?” diye soran Blank bekaretin tarihi ve yapısıyla ilgili sorularına dört yıllık bir çaba sonucu cevap bulduğunu belirtmekte, bekaret ve bakireler üzerine çok fazla bilginin olduğunu, bu bilgilerin çok kısıtlı bir kısmını araştırmasına dahil edebildiğini ifade etmektedir. Hukuk, tıp, sanat alanlarındaki kütüphaneler, beşeri bilimlerin araştırma derlemeleri, arşivler, röportajlar, müze koleksiyonları, internet siteleri kitabın ortaya çıkmasını sağlayan kaynak merkezleridir.

Yazarın kitap boyunca sorduğu sorular şu şekildedir: Bugün bekareti nasıl tanımlıyoruz? Geçmişte nasıl tanımladık? Kimin bakire olup kimin olmadığını nasıl ayırt ediyoruz?  Bekaretin ne olduğunu, ne işe yaradığını ve ne anlama geldiğini nasıl biliyoruz? ‘Bekaretbilim’ başlığını oluşturan ilk bölümde bekaretin tıbbi ve bilimsel yönlerine odaklanırken, ikinci kısım olan ‘Bakire Kültürü’nde bekaretin toplumsal ve kültürel yönlerini incelemektedir.

İncelemenin giriş bölümünü yazarın sözleriyle noktalamak büyük önem taşımaktadır:

“Bu kitap, bekaret ıvır zıvırından oluşan bir karışık pizzadan çok daha fazlasını içeriyor. Kitap, hem eski zamanlardan kalma, hem soyut, hem kesinlikle çağdaş, hem son derece mahrem bir konu üzerine. Bekaret dünya üzerinde, ki bu kesinlikle gelişmiş ülkeleri de kapsamaktadır, yaşam ve ölüm konusu olmuştur ve hala da olmaktadır. Bekaret, sayısız fıkranın temeli, ebedi sanatın konusu, tinsel gizemlerin merkezi, ergenlerin korkulu rüyası, pornografinin gözde çeşitlerinden biri ve dünyanın en güçlü devletlerinden birinin uğruna eşi benzeri görülmemiş bir politika yarattığı odak noktasıdır. Bütün bu nedenlerden ve başka birçok nedenden dolayı, sizlerle büyüleyici, el değmemiş bir tarihe doğru yol alacağımız bu “kız oğlan kız” yolculuğa çıkmak üzere dümen başında olmaktan onur duyuyorum.”[1]

1. Türkiye’de Bekaretin ‘El Değmemiş’ Tarihi

Bekaretin el değmemiş tarihine Avrupa-Amerika merkezli yaklaşan ve bu kapsamda bekaret algısının oluşum tarihini incelemeye tabi tutan Hanne Blank’in  kitabına Emek Ergün’ün yazdığı önsöz Türkiye’yi baz aldığı için ayrıca önem teşkil etmektedir.

“Kadın bedeninin ve cinselliğinin, aile, eğitim, hukuk, tıp, dil ve din gibi başlıca toplumsal kurumlar yoluyla sürekli gözlem ve denetim altında bulundurulması, ataerkil düzenlerin özünü oluşturur. Bu kurumların başında gelen baba rolündeki devlet, kimi zaman açıktan açığa, kimi zamansa el altından, kadınların hem emek üretme hem üreme anlamındaki üretkenliğini, erkek egemenliğini sürdürme yolunda var gücüyle yönetmeye çalışır. Diğer birçok ataerkil toplumda olduğu gibi  Türkiye’de de kadınlar, bedensel ve cinsel olarak birçok kontrol mekanizmasına maruz bırakılır. Namus kavramıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan bekaret olgusu, bu kontrol mekanizmalarından biridir, hem de en güçlülerinden biri.”[2]

Ergün kelimenin etimolojik kökenine, kavramsal analizine değinerek yazıya başlamakta, Türk Dil Kurumu’na göre bekaretin; kızlık, saflık, temizlik, masumluk gibi mefhumlarla özdeşleştirildiğini, kızlık kavramının ise bir kadının evlenmeden önceki yaşantısıyla ilgili bir husus olarak beyan edildiğini aktarmaktadır.[3]  Vajina gibi bol kıvrımlı ve çok katlı bir organda, kolayca gözden kaçırılabilecek, varla yok arası, incecik bir zara himen adını vererek tıp biliminin özünde işlevsiz bir zarı işlevli hale getirdiğini belirten Ergün, dilin var edici gücüne vurgu yapmaktadır.[4]

Türkiye’de bekaret mitinin ne derece yaygın olduğu hem kişisel deneyimler vasıtasıyla hem de genel uygulamalar yoluyla görülebilmektedir. Kamusal alanda tartışılması ise 1988 yılında Harita Genel Komutanlığı’nın işe alacağı kadınlardan bekaret raporu istemesiyle gündeme oturmuştur ki bu tarihler Türkiye’de ikinci dalga feminizmin atağa geçtiği yıllardır. Örneğin; 1989’da Ankara’da kadın örgütlerinin başlattığı ‘Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacizi Durdurun’ adlı kampanya bekaret muayenelerini protesto etme amacı gütmektedir. 1992 yılında okul müdürleri tarafından bekaret muayenesi istemesi üzerine iki lise öğrencisinin kendilerini öldürmesiyle konu ülke genelinde gündeme oturmuş, bu konu feminist hareketin merkezine yerleşmiştir. 1995 yılında idarecilere kız öğrencilerden bekaret muayenesi talep etme hakkı yönetmeliklerden çıkarılmıştır. 1998’de meşhur bakan Işılay Saygın’ın bekaretle, intiharlarla ilgili, şuurdan, bilinçten ve vicdandan yoksun ‘eğer bir genç kız kendini sırf bu sebepten öldürüyorsa bu pek de önemli değil’ ifadeleri üzerine protestolar, direnişler yoğunlaşmıştır. 2000’li yıllarda da bekaret tartışmaları sürmüş, 2004 yılındaki TCK değişikliklerinde ‘genital muayene’ kısıtlanmaktadır. Bekaret muayenesi ifadesinin kullanılmaması üzerine kadın örgütlerinden itirazlar gelmiştir.[5] Burada uzun uzadıya anlatmanın zorluğu aşikar olan Ergün’ün ufuk açıcı yazısını incelemenin okuyucularının tam metnini okuması gerekmektedir. Bu minvalde yazının bölümünün Ergün’ün direkt alıntılanması uygun görülen, -bu incelemenin yazarının ‘gücümüz yetmez’ ibaresine katiyen katılmadığı- aşağıdaki ifadaleriyle noktalanması elzemdir:

“Bekaretin yüzyıllardır aile, eğitim, tıp, yasa, din gibi ataerkil kurumlar tarafından bedenlerimiz üzerine inşa edilen gerçekliğini bir anda yok etmeye belki şimdilik gücümüz yetmez. Ama bir yerden başlamak gerek –susmamaya, soru sormaya, eleştirmeye, görünmeyeni görünür kılmaya, yıkıp yeniden kurmaya. İşte bu önsöz, bu kitap böyle bir başlangıç niteliği taşıyor. Bekaretin tarih boyunca ne olduğunu ya da olmadığını sorgulayarak bedenlerimiz, cinselliklerimiz ve yaşamlarımız üzerinde kurduğu kanlı hakimiyete bir son vermek için Hanne Blank ile birlikte çıktığımız bu yolculuğun amacına ulaşması dileğiyle…”[6]

2. Bekaretbilim

1598 yılında yazılmış Christopher Marlowe’nin sözleriyle başlayan bu bölüm; ‘Bir Bakire Gibi’, ‘Bakire Olmanın Önemi’, ‘Himenbilim’, ‘Umutsuz ve Çekişmeli Arayış’, ‘Bakireyle Doktor’, ‘Bomboş Sayfa’, ‘Açılış Gecesi’ olmak üzere yedi başlık altında teşrih edilmektedir.

“Bekaret dediğiniz bu ilah ne gözle görülür bir nitelik

Ne de tabi başka bir harici duyuya.

Ne bir yeri var ne de yurdu,

Ne çıkar topraktan ya da kutsal bir kalıptan,

Ne de girebilir bir şekle.

Varlığı olmayan şey için övünme;

Hiç olmayan şeyler asla yitirilmezler.”

(Christopher Marlowe, Hero and Leander (1598))[7]

Neyle ölçerseniz ölçün bekaret aslında yoktur sözleriyle başlayan birinci bölümün ilk başlığı ‘Bir Bakire Gibi’de (Bu başlıkla Madonna’nın Like a Virgin şarkısına gönderme yapılmaktadır) yazar, cinsel davranışları ve toplumsal yapıları bizimkine inanılmaz derecede benzeyen hayvan akrabalarımızın bekaretin ne olduğuna dair bildiklerine dair hiçbir iz olmadığını belirtmektedir.

Yazar, 13. yy tanrıbilimcisi Thomas Aquinas’a, 16. yy yazarı Thomas Bentley’ın The Monument of Matrones, conteining seven severall Laumps of Virginitie adlı 7 ciltlik kitabına atıf yaparak onların düşüncelerine karşı bir tutum geliştirmektedir. Onların iddia ettiği bekaret çerçevesi belirli tanımları olan bir husus değil aksine tıpkı özgürlük kavramı gibi geçici, göreceli ve toplum tarafından belirlenmiş muğlak bir kavramdır.

Bekareti, şimdi ya da geçmişte başkalarıyla cinsel temasa girmemekle tanımlanan insana özgü cinsel bir konum şeklinde tanımladığımızda, cinsel temas kapsamına nelerin girdiğini de detaylandırmamız gerektiğini belirten yazar bekaretle ilgili iki bin beş yüz yılı aşkın süredir biriken bir yazılı tarihin varlığından bahsetmektedir. Örneğin 4. yüzyılda yazdığı Tanrı’nın Şehri adlı eserinde Aziz Augustine tecavüze uğramanın bekaret kaybına yol açmadığını ifade ederken, 13. yy yazarı Albert Magnus dört farklı bekaret türünden bahsederken muazzam bir tarihi olan bekaret konusunda kaynak sunmaktadır. [8] Rosie Reid hikayesini aktaran yazar, bekaretin çoğunlukla heteroseksüel beyaz kadın için geçerli olduğunu vurgulamakta, bekaretin varlığını kabul ettiğimiz bin yıllar boyunca aslında hiç de durağan ya da bir bütün halinde kalmadığını ifade etmektedir.[9]

Bakire Olmanın Önemi, bölümünde saklanan bekaretin iyi ve değerli olduğuna dair anlayışın Hristiyanlık öncesine dayandığını tarihsel örneklerle aktaran yazar bu bölümü ‘Kendi İyiliğimiz İçin Kapatılmıştır’, ‘Süper Baba ve K Stratejisi’, ‘Saf Eşyalar’ olmak üzere üç alt başlık incelenmektedir.

Kathleen Coyne Kelly’den alıntılanan yazı ile başlanan Himenbilim bölümünde ‘Himene Giriş Dersi’, ‘Dayanıklılık ve Esneklik’ alt başlıkları teşrih edilmektedir.

Boyut ve şekil bakımından kadından kadına değişkenlik gösterdiği düşünülürse, himeni belki de bedenin bir parçası olarak değil, bir yer olarak tanımlamak daha doğru olur. Bir benzetme yaparsak, hepimizde ayak tarağı vardır ama bu tarağın ‘en üst kısmının’ tam olarak neresi olduğunu tespit etmek çok zor olurdu. Oysa ayak tarağının tam tepesini tespit etmek toplumsal kimliğimiz için büyük önem taşısaydı, (Swift tarzı bir yergi mahiyetinde), o zaman ayak tarakları hakkında gerçekten de ciddi tartışmalar doğardı.” [10]

Ambroise Pare’in 1573 yılındaki hastanede üç ile on üç yaş arasındaki herkese baktığını ama hiçbirinde zar bulamadığını ifade ettiği notlarıyla başlayan ‘Çelişkilerle Dolu Umutsuz Arayış’ bölümünde yazar; Mısır, Yunanistan, Ortadoğu ve Küçük Asya’dan günümüze kalan eski yazılarda bakirelere ve bekarete dair çok malzeme olduğunu ama bunların hiçbirinde himenden söz edilmediğini belirtmektedir.[11] ‘Önceleri Sıradan Bir Sözcüktü’, ‘Himenden Önce Bekaret’, ‘Ve Vesalius Himeni Bulur’ ‘Düello Eden Himenler’, ‘O Zaman ve Bu Zaman’ dikkat çekici alt başlıklarıyla yazar; 1544’lerde ceset kaçırılarak himenin nasıl keşfedildiğini, ilk gece suçlamamak için vajinalarını kesen kadınları detaylı ve tarihsel bir şekilde aktarmaktadır.

Bakireyle ve Doktor’ bölümünde himen tamiri üzerinden ticaret yapan doktorları, himen estetiğini, vajina spekulum tartışmasını ‘Bakire Şifası’, ‘Bakire Hastalığı’, ‘Uzun Lafın Kısası’, ‘Geri Dönüştürülmüş Bir Kutu’ alt başlıklarıyla, tarihten detaylı örneklerle okuyucuya sunmaktadır.

‘Bomboş Sayfa’ bölümünde uvanınn içerisindeki honra denilen sıvının –bir kez akan sıvı- akması üzerine bekaretin gittiğine dair anlayışa sahip Jitanları anlatarak giriş yapan yazar, ‘Bekareti Testten Geçirmek’ ‘İşaretler ve Belirtiler’, ‘Cucullus non Facit Monachum’, ‘Kimya ve Çiş Kahinleri’, ‘Uzun Yolculuk’, ‘Büzüştürün’ ‘Gözünü Kan Bürümüş’, ‘Doktor, Doktor, Söyle Nedir Hastalığım’ ‘Bomboş Sayfa’ alt başlıkları teşrih edilmektedir. Tarih boyunca en yaygın olarak kullanılan iki bekaret testinin vajinanın sıkılık derecesi ve bekaret kaybıyla ilişkilendirilen kanama olduğunu ifade eden yazar bekaret kanıtları olarak sunulan örneklerin ne derece yoz olduğunu tarihten örneklerle aktarmaktadır.[12]

‘Açılış Gecesi’ bölümü Catherine Yronwode tarafından aktarılan geleneksel bir Hoodoo (erken 19. yüzyıl dönemine ait Afro-amerikan kültürüne ait bir terim) reçetesi ile başlamaktadır:

“Bakire Banyosu: İlk defa sevişecek genç bir kadın nane çayıyla banyo yapar, bedenini güve otu yağıyla ovar ve az miktarda viski katılmış bir fincan adaçayı içerse, ilk cinsel deneyimi iyi olacaktır.”[13]

Bekaratbilim bölümünün son parçasını oluşturan bu kısımda ‘Ayin’, ‘Simge ve Öz’, ‘Eşit Törenler’, ‘Hikayeler Anlatmak’, ‘Ismarlama Gelinler’, ‘Unutulmaz’, ‘Kan ve Acı’ alt başlıkları incelenirken modernitenin yarattığı algıya, dönüşüme vurgu yapan, Freud’dan, Stella Browne, Maria Stopes ve Margaret Sanger’dan örnekler veren yazar bu bölümü cinsel eğitimin önemine vurgu yaparak sonlandırmaktadır.

3. Bakire Kültürü

Yazar bu bölümü beş başlık altında incelemektedir: ‘Bir Şekilde Bedenden Öte’,  ‘Cennet ve Dünya’, ‘Daha Önce Hiçbir Adamın Gitmediği Yere Gitmek’, ‘Erotik Bakire’, ‘Bekaretin Öldüğü Gün mü’.

Bir Şekilde Bedende Öte başlıklı bölümde yazar; ‘Eski İffetleri Topraktan Çıkarmak’, ‘Hristiyanlık Öncesi Bekaret’, ‘Bakireler ve Bakirelerin Oğulları’, ‘Kutsal Bakireler’, ‘Vesta Bakireleri’, ‘Çöldeki Bekarlar’, ‘Göklerin Egemenliği Uğruna Hadım Olanlar: İsa’, ‘Tehlikeli Beden: Pavlus’, ‘Rahmi Boykot Etmek, Cennet İçin Çabalamak’, ‘Makinedeki Hayaletler: Clement ve Origen’, ‘Asla Tatmin Olmayan: Jerome’, ‘İradenin Zaferi: Augustine’ alt başlıklarını teşrih etmektedir. Eski Dünya’da cinsel tatminin iffetsizlik sayılmadığını, Girit yasasının bakireler ve bakire olmayanlar için ayrı ayrı uygulandığını, doğum yapan çelişki arz eden parthenos (cinsel açıdan deneyimli) bakirelerin hikayelerini, Roma Katolik Kilisesi ile gündeme gelmiş kutsal bakire mefhumunu, diri diri gömülen Vesta bakiresini, ardından şekillenen Vesta bakirelerinin gücünü, ihtişamını, cinsellikten vazgeçmenin Tanrı ile insan arası ilişkiyi geliştireceğine dair oluşan yaygın inancı,  ulusal kimliğini yitirmiş tam bir diaspora Yahudisi örneği teşkil eden Tarsuslu Pavlus örneğini, Clement’in orexisini, Origen’in logismoisini, tatminsiz, doyumsuz ‘ateş’li Jerome’i, irade timsali Augustine’i detaylı örneklerle aktaran yazar tarihten yer yer keyifli yer yer ürkütücü örnekler sunmaktadır.

Cennet ve Dünya başlıklı bölüme 870 yılında İskoçya’nın Kuzey Deniz kıyısına Vikingler’in yaklaştığı haberi bir rahibe manastırı olan Coldingham Manastırı’na ulaştığında Ebba isimli rahibe tecavüze uğrayacakları düşüncesiyle, gelenlere çirkin görünüp bu ihtimali bertaraf etmek adına,  jiletle burnunu ve üst dudağını kesmiş ve diğer rahibeler de onu izlemiştir. Efsaneye göre bu işe de yaramış, gelenler manastırı ateşe vererek ‘bakire şehitler’ mitinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu kan donduran hikayeyle başlanılan bölümde genel itibariyle kilisenin, dini kurumların etkisi tartışmaya açılmaktadır. ‘Kutsal Bir Mesleğin Kökenleri’, ‘Kudüs’ün Kızları’, ‘Seks ve Kutsal Bakire’, ‘Bakire Süperstarlar’, ‘Ümitsizce Meryem’i Aramak’, ‘Görgü Okulu’, ‘Derebeyinin İlk Gece Hakkı’ alt başlıkları tarihsel süreci muazzam bir şekilde irdelerken, okuyucuları yazarın konuyu çerçevelendirme biçimine hayran bıraktırmaktadır.

Daha Önce Hiçbir Adamın Gitmediği Yere Gitmek başlıklı bölüme 1539’da manastırları ve rahibe manastırlarının Elizabeth’in babası VIII. Henry tarafından yasaklanmasını, Elizabeth’in Protestanlığı yeniden resmi din olarak kabul etmesi üzerine bir bekaret tarihçisi olarak kendisinin Elizabeth’in olağandışı yaşamını, bekaretini sorunsallaştırarak giriş yapılmaktadır.[14] Protestanlığı, evliliğin bekarete tercih edilmesi gerektiği anlayışını tarihten birçok örnekle aktarma gayesi güden bu bölümde yer alan Diana Primrose’un 1630’da yazdığı A Chaine of Pearle, Or, A Memoriall of the peerless Graces, and heroick Vertues of Queene Elizabeth, of Glorious Memory adlı eserinde yer alan aşağıdaki dizeler manidardır:

 “İster bakirelerde bakireye özgü densin/ İster karılarda evliliğe özgü densin/ Ya da dullarda dullara özgü densin, Tanrı hepsine/ Eşit derecede saygı gösterir/ Ve hepsi yol açar aynı etkiye.”[15]

Bu bölümde açıklanan alt başlıklar şu şekildedir: ‘Kutsal Bakirenin Düşüşü’, ‘Bakire Kraliçenin Yaratılması’, ‘Hazineleri Hiçbir Zaman Açılmamış Olan Kadın’, ‘Püritenler’.

‘Erotik Bakire’ bölümünde ‘Zevk, Güç ve Yansıtma’, ‘Epater le Bourgeois’, ‘Kötü Davranış ve Modern Erkek’, ‘Şehir ve Köy’, ‘Matbaa, Protestanlar ve Frengi’, ‘Erdem ve Ayıp’, ‘Modern Babil’in Kızlık Haracı’, ‘Bekaret Boşluğu’ alt başlıklarının incelendiği bu bölümde esasen modernitenin, liberalizmin değerlerine karşı çıkan Blank bekaretin seksin karşıtı olmadığını belirterek, bu süreçte yaygınlık kazanan pornografinin, çeşitli fantezilerin, fetişlerin eleştirisini yapmaktadır.[16]

Bekaretin Öldüğü Gün mü?’ başlıklı son bölümde 20. yüzyılı aktarırken yazar; ‘Deneye Dayalı Bakire’, ‘Yeni Kadın’, ‘Hapta Kaydedilen İlerleme’, ‘Bekaretin Öldüğü Gün mü?’, ‘Bakire Hop Diye Yok Oldu’, ‘Gerçek Aşk Yasa Çıkartır’ alt başlıkları teşrih edilirken, 60 sonrası kolektif direnişler sayesinde, bekaret algısının uğradığı dönüşüme dikkat çeken yazar, bu anlayışın birtakım metaforlarda (gelinlik, kırmızı kuşak, reklam panolarına yansıyan örnekler) kendini gösterdiğini belirtmektedir. [17] Bölüm boyunca verdiği tarihsel süreçten örneklerle kapsamlı bir araştırma sunan yazar, bekaret meselesinin, anlamının farklı biçimlerde, farklı kimliklerde yaşamımızda hep var olduğunu ifade etmektedir.

Sonsöz: Geçmişte ve Gelecekte Bakire

“Bekaret, bin yıllardır insan kültürlerinde düzenleyici bir ilke olarak kullanılmıştır. Geçmişte olduğu gibi bugün de, döneminin, dininin, çevresinin ya da ailesinin bekaret diye inandığı kuralı çiğneyen herhangi bir kadın, alay edilmeye, hor görülmeye, ayıplanmaya, dışlanmaya, evlilikten men edilmeye veya evlatlıktan reddedilmeye, maruz bırakılabilir. Bazı yerlerde ve zamanlarda, kadının ailesi bu yüzden para cezasına ya da başka tür bir cezaya çarptırılabilir ya da kadının kendisi köle olarak satılabilir. Dahası bekaretini kaybetmesinin cezası olarak kadın hapse atılabilir, sakat bırakılabilir, kırbaçlanabilir, tecavüze uğrayabilir ve hatta öldürülebilir…”[18]

Bekaretin ne olduğuna, ne olamadığına, kaç çeşit bekaretin varlığından söz edilebileceğine, aile, eğitim, tıp, hukuk, din gibi patriarkal örüntülerle çerçevelenmiş kurumlar tarafından inşa edilmiş bekaret algısına dair kapsamlı bir tarih araştırması sunan Hanne Blank’in kitabını genel hatlarıyla inceleme amacı güden bu analiz yazısının okuyucularının detaylı bilgi için kitabın tamamını okuması gerekmektedir. Çünkü Hanne Blank’in de dediği gibi: “Bekaret hakkında bildiğimizi sandığımız her şey yanlış!”

Kaynakça

Kaynakça

[1] Hanne Blank, Bekaretin El Değmemiş Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017, A. g. e, s.42.

[2] A. g. e, s.11.

[3] A. g. e, s.13.

[4] A. g. e, s.15.

[5] A. g. e, s. 28-32.

[6] A. g. e, s.33.

[7] A. g. e, s.43.

[8] A. g. e, s.52.

[9] A. g. e, 62-67.

[10] A. g. e, s.83.

[11] A. g. e, s.98-102.

[12] A. g. e, 152-157.

[13] A. g. e, s.165.

[14] A. g. e, s.268.

[15] A. g. e, s.272.

[16] A. g. e, s.318.

[17] A. g. e, 364-366.

[18] A. g. e, , s.53.

Feyzanur İnce

Feyzanur İnce
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir