hain
Kaynak: The Arts Fuse

“Hain” Film Analizi

Hain’i izlemeye değer kılan şey; eşsiz akıcılığı, Marco Bellocchio’nun usta yönetmenliği ve jeneriğin altındaki ekibi sayesinde, İtalya’nın Cosa Nostra ile olan yirmi yıllık savaşının dramatik özelliklerini ortaya koymasıdır.

“Hain”, hem kibirli hem de garip bir şekilde çetin olmanın garip bir ayrımını sunar. Saygıdeğer İtalyan “auteur” Marco Bellocchio’nun bu mafya merkezli filmi, yüksek dram, sanatsal düzenleme ve bir noktada da varoluş sebebinin açığa çıkacağı cezbedici bir beklentiyle sizi iki buçuk saatlik gösterim süresiyle içine çekiyor. Ne yazık ki, o anın yakalanması zor.

İtalya’nın 2020 En İyi Uluslararası Film Akademi Ödülü’ne layık olan film, 80’lerin Sicilya’sındaki ilk mafya muhabiri olan ve 500 çete üyesini adalete teslim eden Tomasso Buscetta’nın (Pierfrancesco Favino) gerçek hayat hikayesinde 20 yıla yayılıyor. Tarih ve bol miktarda katliamı sunan anlatı, bir Sicilya beyefendisi olan Buscetta’nın yoldaşlarını terk etmeye karar vermesinin nedenleri etrafında dönerken mafyanın çalışma stiline de giriyor. “Hain”, 1980’de Palermo’da rakip çetelerin toplandığı gösterişli bir partide başlar. Ürpertici bir şekilde, ekranın sol alt köşesinde kaygı verici bir şekilde yükselen sayıların, sarhoş olan insanların sayısı olduğunun farkına varırız.

Buscetta, Palermo’dan üçüncü eşi (Maria Fernanda Candido) ve çocuklarıyla birlikte, eroin ticaretinin giderek çirkinleştirdiği iki çete arasında tırmanan savaştan kaçmak için Brezilya’ya gitme kararı verir. Ancak bağlarını Cosa Nostra’dan kaydırmak istemesi bunun aldatıcı bir icraat olacağını kanıtlıyor. Buscetta’nın bir sahil villasındaki sakin aile hayatı, oğullarının acımasız suç patronu Toto Riina (Nicola Cali) tarafından öldürüldüğünü öğrenince kesintiye uğruyor.

Buscetta, Brezilya polisi tarafından tutuklanıyor ve şeytanın aklına gelmeyecek bir şekilde işkence görüyor. Karısı bir helikopterden denizin üzerinde sarkıtılırken izlemeye zorlanıyor. (Sardonik müzikal duygusu ile bilinen Bellocchio, sahnede film müziğinde bir şevkli bossa nova ile eşlik ediyor). Buscetta, tanık koruması karşılığında İtalya’ya iade ediliyor ve mafya için çok önemli sonuçları olacak bir karar veriyor. Yargıç Giovanni Falcone (Fausto Russo Alesi) ile görüşmeye ve Cosa Nostra’ya verdiği ebedi yemine ihanet etmeye karar veriyor.  Filmin geri kalan kısmı, kurşun geçirmez bir kalkanla çevrili iken Buscetta’nın eski çeteye girdiği sirk benzeri mahkeme salonlarını canlandırıyor. Arkada demirli hapislere kilitlenmiş mafyası, tiksindirici bir şekilde bağırıp çağırıyor ve sinirlerini dışa vuruyorlar.

“Hain”’den bir sahne. | Kaynak: The Arts Fuse

Filmin en sürükleyici sahneleri, Buscetta ve kasvetli Yargıç Falcone arasında ileri geri giderek odak noktası oluyor. Ve bunun sebebi belki de bizi onun saflardan ayrılmaya iten şeye yakınlaşmamız ama hiç tam olarak kavrayamamamızdır. Garip bir hırsızlar arasında onur etiği sergileyerek kendisinin “pentito” değil, ilkeli bir adam olduğunu iddia ediyor; aslında kendisi “tarımsal işletme çalışanı” olarak tanımlanıyor. Her iki adam da mafya için yürüyen hedefler olduğu için Falcone, “Ölüm her zaman bizimledir.” diyor ve samimi bir şekilde gelişen muhabbetleri hüzünlü bir ağırbaşlılık yayıyor. Onların sahneleri, o dönemin İtalya’sı olan bir parçanın, eşlerin ve çocukların iyi geçindiğini ve durumlarının güzel olduğunu ancak sadece erkeklerin gerçekten birbirlerini anladığı inancını gösteriyor.

Hain’de istenen şey, Buscetta hakkında daha fazla bilgi. Küçük detaylar dağıtılmış. Kibirli olduğunu, devletin ispiyoncuları barındırdığı sağlam hapishane bölgesinde bıyıklarını çizerken yakalandığını biliyoruz. Bir noktada kadınlar ile ilişkilerini elinde güç tutmaya yeğlediğini açıklıyor. Korkunç olmasaydı eğlenceli olacak bir sahnede, Buscetta için bir hapishane yurdu boşaltılır. İşe başlamadan önce, asla prensibinden şaşmayan bir adam olan Buschetta, yatak örtülerini yeni süresi dolmuş bir mahkûmun üzerine çeker. Aksi takdirde, bu kötü kahraman opak, belki de yönetmenin niyetiyle kalır. Uzun (Mussolini’nin ilk karısının hayatına dayanan Vincere’yi içeren) filmografisine dayanarak diyebiliriz ki Bellocchio, modern İtalya’nın çalkantılı tarihini keşfetmeye başladı ama belirsiz motiflerle çatışan karakterlerin gözünden görüldü.

“Hain” bazen odaktan noksan ve mahkeme salonu sahneleri ile dolu bir filmmiş gibi bir his verir ve yolu sürdürmek için sabır gerektirir. Filmi nihayetinde izlemeye değer kılan şey; eşsiz akıcılığı, Marco Bellocchio’nun usta yönetmenliği ve jeneriğin alındaki ekibi sayesinde, İtalya’nın Cosa Nostra ile olan yirmi yıllık savaşının dramatik özelliklerini ortaya koyması ve zamanda ve mekânda ileri geri giderek izleyiciye geniş bir arazide adeta haritalar uygulaması gibi rehberlik eden jenerikler sunmasıdır. Paramparça ön camlara veya kan sıçramalarına inerken ve bazen de olaylar çok fazla uyuşukluk içinde giderken bile usta film yapımcılarının ellerinde olduğunuzu hissediyorsunuz.

Esas olarak, “Hain”e adeta şarkı söylettiren Pierfrancesco Favino’nun performansıdır. Koca katı suratı sizi hemen çekmeyebilir, ancak aktörün karizması ve büyüleyici cazibesine direnmek imkânsız hale geliyor. Amerikalı film yapımcıları, Bellocchio’nun Favino’dan aldığı performansta yaptığı gibi bir karakterin saf insanlığını nadiren iletirler. Buscetta, etrafındaki herkese ihanet ederken gizemli bir kod tarafından yönlendirilen mafyası kadar aşağılık ve kirli olabilir. Yine de geçmişini alt etmek için mücadele eden bu tanınmayan adamın tarafını tutuyorsunuz.

Yazar: Erica Abeel

Erica Abeel roman yazarı, film eleştirmeni ve CUNY eski profesörüdür. New York Times ve Indiewire gibi önemli gazetelerde çalıştı. Son romanı Wild Girls, Oprah Magazine tarafından “kadınlığı kendileri ve gelecek nesiller için yeniden tanımlayan üç genç feministi seçkin bir kadın koleji, New York sanat sahnesi ve Allen Ginsberg’in yatağı boyunca takip eden övgü dolu” bir roman olarak övüldü. Şu anda ikinci dalga feminizmi başlatan fakat onun ideallerine ulaşamayan kadınlarla ilgili hicivli bir roman üzerinde çalışıyor.

Kaynak: The Arts Fuse