Kaynak: Santé Magazine

Hafızayı Geliştirmek de Bir Sanat!

Yazar: Rémi Sussan

Hafızayı geliştirmek için birçok farklı yöntem vardır. Bunlardan en etkili olarak bilinenin kökleri, konuşmayı unutmamak için “loci” denen mucizevi yöntemi kullanan Antik Roma’ya dayanır.

Hafızamızı geliştirebilir miyiz? Aslında her şeyden önce hangi hafızadan bahsediyoruz? Öncelikle birkaç ayrı türünün olduğunu bilmek gerekir. Yöntemsel hafıza (bisiklet sürmeyi hatırlamak gibi), otobiyografik hafıza, görsel (visuo-spatial), sözlü gibi… Birçok kategori olmasına rağmen bunları ayıran en önemli etken kısa süreli ve uzun süreli hafızadır. Kısa süreli hafıza, şu ana dayalı bilgileri toplar ve bu bilgiler daha sonra unutulabilir. Uzun süreli hafıza ise çoğunlukla hafızanın tanımlandığı şeklidir. Bu şekilde anılarımız kalıcı bir şekilde depolanır.

Çalışma hafızası ise bir başka önemli kavramdır. Kısa süreli hafızayı andırır ancak birkaç farkı vardır. Bu bölge, beynimizin bizim işleyebildiğimiz bilgileri tuttuğu yerdir. Örneğin zihinden bir işlem yaparken çalışma hafızamıza attığımız sayıları aklımızda tutarız.

Fiziksel ve Sayısal Egzersizler

Hafızayı kusursuzlaştırma teknikleri nelerdir? Elbette bunu yapabilecek çeşitli kimyasallar mevcut, ancak bildiğimiz gibi konu “akıllı ilaçlar” olunca gerçek etki ve plasebo etkisi arasında ufacık bir fark görüyoruz. Fiyatlarından ve yan etkilerinden bahsetmeye gerek bile yok.

Bunu sağlamanın daha güvenli yolu, zihnimizin vücudumuza inanılmaz bir şekilde bağlı olduğunun bir kanıtı olan fiziksel egzersizdir. Nitekim vücut sağlığı ve beyin sağlığı arasında bir bağlantı vardır. 60 ve 88 yaşları arasındaki kişiler üzerinde yapılan araştırma sonucunda, hafızanın yer aldığı beyin bölümlerinin 12 hafta boyunca haftada 4 gün 30 dakikalık yürüyüş sonrası ciddi bir şekilde “geliştiği” saptanmıştır. 18-59 yaş arası insanlar ile gerçekleştirilen bir başka araştırmada ise, egzersiz yapmanın “proprioception”, yani iç algı hissini (tırmanma, yürüme gibi denge eylemleri) yalnızca 2 saat aktif tutarak %50 oranında artırdığı görülmüştür.

Peki ya bilgisayar oyunlarından ilham alan yeni teknikler? Bunların Nintendo’nun Dr. Kawashima’sı gibi tanıtımı iyi yapılanından tutun, daha tıbbi amaçlar için kullanılan Posit’in BRainHQ’ya uzanan birçok çeşidi var. Bu eylemlerin çoğu çalışma hafızasını hedef alıyor. Ancak maalesef hedef kitlelerin (çocuklar, yetişkinler, yaşlılar…) tepkileri ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterdiği için, bu tür egzersizlerin etkili olup olmadığını değerlendirmek epey zordur. Bu “oyunların” arasından bir tanesi çok fazla ilgi uyandırmıştır (hatta bir tartışma konusu olmuştur): “Dual-n-back”. Bir kare sürekli diğer kare bir çerçevenin içerisinde belirir, bu sırada arkada bir müzik çalar. Oyunun amacı karenin önceki hamlesini ve/veya duyulan sesin aynı mı farklı mı olduğunu hatırlamaktır. İlk adım bu şekildedir, sonra kareyi bulmak, sonra sesi ve iki hamle sonra üçüncü kareyi ararsınız.

Hayranları için bu egzersiz, çalışma hafızasını iyi bir şekilde çalıştırıyor. Bu egzersiz “akışkan zekayı”, diğer bir deyişle bir kişinin herhangi bir işte bilişsel yetilerini kullanma ihtimalini destekliyor. Aslında zihinsel egzersizlerin büyük çoğunluğu bir başka alanda elde edilmiş yetilere aktarılmıyor. Örneğin eğer zihinden hesap yapıyorsanız bu size bir sözcük grubunu daha kolay hatırlamanızda yardımcı olmaz.

Hafıza Sarayı

Daha zanaatkar tekniklerden biri. Bunların arasında en başı çeken teknik aynı zamanda da en eskisidir. Hafıza sanatı dediğimiz şey, Geç Antik Çağ’da ortaya çıkmıştır. Çiçero ve Quintilian bu konu hakkında kalemi eline alan ilk insanlardır. Bu teknik, “loci” denen (Latincede “yer” demek) yönteme dayanmaktadır. Öncelikle, bildiğimiz bir yeri hatırlamakla başlarız (Gerçekte bir daire olsa bile buna “hafıza sarayı” denir). Ardından, örneğin Antik Çağ’daki insanların kullandığı şekilde, bir konuşmanın süreçlerini hatırlamak istiyorsak hatırlamak istediğimiz şeyi temsil eden hayali semboller yerleştiririz. Bu yüzden sunumunuzun bir kısmında hafıza sanatından bahsetmek isterseniz; evinizdeki bir odayı, Proust’un yediği madlen[1] keki hatırlatacak bir tabloyu (sanat için) hafıza için düşünebilirsiniz.

Buradaki hile ise sembollerin oluşturulması. Eğer çağrıştırdığı olayı hatırlamak kadar zor semboller varsa, kaçırmışız demektir. Bu sebeple resimler mümkün mertebe çarpıcı olmalı ki bir duyguyu, bir entrikayı hatta bir tiksintiyi çağrıştırmalı. “Loci” yöntemi bu yüzden hem anımsatıcı hem de yaratıcılığı geliştiren bir egzersizdir.

Resmi olarak bu uygulamayı ilk kez gün yüzüne çıkaran tarihçi Frances Yates’e göre hafıza sanatı Rönesans’ın ardından kullanılmamaya başlandı. Bunun bir sebebi teknolojik, örneğin matbaa bu yöntemin önüne geçti ancak felsefi ve dini sebepleri de bulunmaktadır. Zira hem yükselen Protestanlık hem de Katolik Reform karşıtlığı resimlere savaş açtığı için reddedilmesinde etkisi vardır. Ancak, gerçekte bu teknik devam etti ve bugün düzenli olarak şampiyonalarda hünerlerini gösteren “hafıza atletleri” tarafından kullanılmaktadır.

Martin Dresler adında bir araştırmacı bu şampiyonlar üzerinde araştırma yapmıştır. Beyinlerinin nasıl işlediğini anlamak amacıyla onları MR’dan geçirmiştir. “Ortalama” insanlar ile aralarında fizyolojik ve genetik bir fark tespit edememiştir. Buna karşılık, zihinsel aktivitelerinin farklı olduğunu ve özellikle de “şampiyonların” beyin bölümlerinin dinlenirken geliştiğini saptamıştır. Ancak zihinsel bir eylem gerçekleştirirken özellikle hipokampüsün aktif olduğunu görmüştür. Beynin bu bölümü hafızayla bağlantılıdır ancak zamanda yolculuğa da bağlıdır. Anıları doğrudan “yerlere, mekanlara” bağlayarak Antik Çağların takipçilerinin beyin yapımız hakkında önemli bir şey keşfettiğini söyleyebiliriz.

Dresler, ardından 50 kadar denek bulup “loci” yöntemini uygulamış ve bu deneklerin, yaklaşık 6 hafta gibi bir sürede kontrol grubundaki kişilere göre listede yer alan daha fazla sözcüğü hatırladığını saptamıştır. Denekler MR’dan geçtiğinde, bu sanatın yeni takipçilerinin de beyin faaliyetlerinin arttığını gözlemlemiştir.

Bildiğimizden şaşmamamız gerektiği söylenir. Günümüzde modern sinir biliminin de bu geçmişin tozlu sayfalarında kalan bu tekniği doğrulaması takdire şayan bir durum.

[1] Ç.N: Marcel Proust fenomenine dair, “Kayıp Zamanın İzinde” isimli romanında, “madeleine” isimli Fransız kekinin kokusu bölümüne atıf.

[toggle title=”Kaynak” state=”close”]

https://www.scienceshumaines.com/cultiver-sa-memoire-tout-un-art_fr_38611.html#titre_commentaire

[/toggle]