Ana Sayfa / Çeviriler / Güzel Toplum Yaratmak

Güzel Toplum Yaratmak

Francis Akpata, Schiller’in sanatı nasıl ütopyaya giden bir yol olarak gördüğünü açıklıyor.

Atinalı asker ve devlet adamı Themistocles (MÖ 523-458),’’Keman çalamam ama küçük bir şehirden muazzam bir devlet kurabilirim.’’ demiş. Peki, büyük bir devletten daha iyi olan ‘’güzel toplum’’u nasıl kurarız?

‘’Güzel toplum’’ terimi, iyi dizayn edilmiş şehirleri, zarif giysiler giymiş iyi eğitimli insanları ya da yüksek statülerin göz alıcı biçimde onayladıkları bir toplumuçağrıştırabilir. Fakat Alman romantik filozof Johann Christoph Friedrich von Schiller’in (1759-1805) bakış açısı bu değildi. Friedrich Schiller’in güzel toplumunda insanlık, öncelikli olarak doğal ihtiyaçlarla motive olunan bir durumdan, bunu duyumsal iradeolarak tanımlıyor, öncelikli motivasyon kaynağının ahlaki irade olduğu, daha üst bir duruma doğru gelişmiştir, yani vatandaşların doğal bir dürtüyle uyumlu ve birlikte hareket ettikleri bir toplum. Daha spesifik olarak, bu güzel toplumda, insanlar artık duyumsal ve ahlaki irade arasında çatışma yaşamazlar. Bu çatışmanın olmaması daonları diğer toplumlardan ayrı tutar çünkü onlar artık Schiller’in ‘’güzel ruh’’ olarak tanımladığı şeye sahiptirler. Ve güzel toplumun insanları, sanat onları duyumsal iradelerinden özgürleştirdiği ve akılcı ve ahlaki iradeyi benimsemelerini sağladığı için sanat eserleriyle güzel ruhlarını geliştirebilirler.

Karakterin Sanatla Yeniden Kurulması

Schiller’in fikri, sanatın işlevleri hakkında yeni bir fikirdi. Önceli Immanuel Kant(1724-1804) sanatı çok farklı tanımlamış, güzel bir sanat eserinin ilgisiz bir gözlemcide dahi haz yaratacağını öne sürmüştü. Kant’a göre, büyük bir sanat eseri, bu haz duygusunu objektif bir biçimde dürter. Yani, bir objeyi güzel görmemiz sadece bizim beğenimizle ilgili değildir, aksine hissettiğimiz hazzı,sanat eserine doğru biçimde yaklaşan herhangi biri hissedebilir.

Eğer sanatı Kant gibi bir haz kaynağı olarak görecek olursak, kendimize ‘’ Öyleyse sanat hakkında özel olan ne? Sanatı, futboldan, kriketten, kuşları seyretmekten ya da iyi bir yemek yemekten nasıl ayırabiliriz? Sanat neden diğer zevkli çalışmalardan farklı? Eğer böyleyse, sanatı neden önemsemeliyiz?’’

Schiller ise sanatla sürekli içli dışlı olmanın birey üzerinde kayda değer bir etki bırakacağını ileri sürer. Ona göre, sanat, iki temel dürtümüz yani duyumlama arzumuz ile ahlaki irade içinde düşünme arzumuz arasında bir denge kurar. Bu dengeyi kurabilen biri de güzel insan oluyor. Güzel insan, ahlaklı davranma ve dünyanın sunduğu zevklerden keyif alma yetisini geliştirmiştir. Bu iç denge de onları özgürleştirir çünkü artık onlara ne çatışma ne de bağnaz ahlaki doğruluk hükmedebilir. Schiller’e göre bu dengeyi sağlayan kişi, tamamlanmıştır. Böylece, Schiller, normalde sanatla ilişkilendiremeyeceğimiz bir özellik seçmesine rağmen, Kant’ın deneyci güzellik anlayışından işlevci bir sanat anlayışa geçmiş olur. Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde doğal nesnelerin güzelliğine odaklanan aksine Kant’ın aksine, Schiller iç güzelliğe ilgi duymuştur.

Schiller, gelişmiş bir siyaset teorisinin parçası olan İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Bir Dizi Mektup(1974)’te yayınlanan ve en önemli eseri olan felsefi çalışmasında, fikrini sanat dallarına önermiştir; her insanda, duyumsal ile rasyonel/ahlaki irade oranlıdır ve iki irade türü için de ruha hakim olmak zararlı olacaktır. Ancak hükümetler/yöneticiler ise bu dengesizliğe göz yumacak ya da daha da arttıracak gibi gözüküyor. Schiller’e göre çoğu halk doğru siyasala ve ekonomilk özgürlüğe sahip değildir ve bu doğru özgürlüğün eksikliği insanların akılcı/ahlaki gelişimlerini engeller. Siyasal rejimler, doğrudan ya da dolaylı olarak vatandaşlarını ahlaki gelişimlerini engelleyen fazlaca duyumsal olan hayatlar yaşamaya itiyor. Estetik deneyimi ve sanatı ortaya çıkarmak ise dengeyi ve güzel insanı beraberinde getirir çünkü sanatsal deneyimimiz boyunca toplumun yıkıcı baskısından korunmuş oluruz. Örneğin, bir resme bakarken ya da müzik dinlediğimizde dünyayla nesnel olmayan bir bağ kurarızve bu şekilde karakterimizin dengesini gerçekleştirebiliriz.

Arthur Schopenhauer (1788-1860) estetik deneyimin varoluşun acı gerçeklerine bir mesafe koyabileceğini söyleyerek bu fikri güçlendirmiştir; her gün mücadele ederiz ve yarışırız, kaybetmeyi tecrübe ederiz ve bu tatminsizlikle yaşamak zorunda kalırız. Schopenhauer’a göre, bir şiir okumak ya da harika bir resim üzerine düşünmek isehayatımızı yöneten sürekli çekişmelere bir ara verebilir.

Sanat Eserleri Neden İşe Yarar

Schiller, insanların tamamen fiziksel nesneler ya da birincil amacı hayatta kalmak olan hayvanlar olmadığını vurgulamıştır. Aksine, bizler, kendini deneyimleri etrafında tanımlayan öz-bilince sahip varlıklarız ve bu öz-bilinci ancak çevremizin bizi karşı karşıya getirdiği çeşitli deneyimler arasında denge kurmayı başararak ifade edebiliriz. İnsanoğlu olarak bizler, farklı derecelerde odaklandığımız bizi duyu ya da akılla hareket ettirecek amaçlar edinerek iş görürüz. Bu farklı amaçlar birbirine zıt olabilir. Bazı amaçlar mutlak pratiklik güderken diğerleri derin düşünmeyi gerektirebilir. İyi bir benlik algısını ise ancak uyum algısıyla elde edebiliriz. Schiller’in yazdığı gibi, ‘’görünüşün çeşitliliğine uyum sağlamayı ve koşullarımızın değişimleri arasında insanı doğrulamayı’’ amaçlarız. Ben de şunu eklemek istiyorum; sadece insan, hayal etme ve görselleştirme yeteneğine sahip: etrafımızdaki dünyaya bakıyoruz ve nasıl yeni şeyler var edebileceğimize kafa yoruyoruz. Sanat bu yeteneği teşvik ediyor: şair kelimeleri kullanarak, yönetmen filmlerle ve heykeltraş taştan figürler yaratarak bunu başarıyor. Sanatın olanak tanıdığı bu hayal etme yeteneği topluma da oldukça faydalıdır. Sanat aracılığıyla sanatçı, insanlığın var olabileceği daha iyi yollar ortaya koyar. Sanat üzerine düşünmek toplumumuzu ve onun değerlerini yeniden gözden geçirdiğimiz iç-tartışmalara yol açar. Örneğin, Arthue Miller’in Cadı Kazanı’nıizledikten sonra insanları nasıl sınırlandırdığımızı tekrar düşünmek zorunda kalırız ya da Wilfred Owen’ın şiirlerini okuduğumuzda askerlere ve savaş suçlularına sempati duyabiliriz, Bob Marley’in müziği farklılıklarımızı göz ardı etmemizi ve birlik olmamızı teşvik edebilir. Sanatsal deneyim boyunca, hayal gücümüzün genişliğinden yararlanma şansına sahibiz. Böyle sanat eserleri (bence özellikle kurgu ve drama) diğer insanların da bizim kadar gerçek olduğu fikrini hayata getirir ve böylece diğer bireylerle birlikte daha iyi tanımlanabiliriz. Sanat eserleri, dünyayı diğerlerinin perspektifinden görebilmemizi sağlar. Dünya artık sadece bizim etrafımızda dönmüyordur; kendi amaçlarımızı gerçekleştirmek, başkalarının zorluklarının farkında olma ve topluma faydalı olmak arasında denge kurabiliriz.

Çünkü temel insani dürtülerin ikisi de güzel insanı yönetmez, o kendi kendisini yönetir, ne zaman güç/zenginlik için uğraşacağına ne zaman erdemli olacağına karar verebilir. Sanatsal bir deneyim dünyevi şeylere cevaplarımızı değiştirebilir. Bu yüzden, sanatçının işi, geliştirici fikirleri alıcısına çekici bir şekilde sunmak ve kendinden öncekilere karşı duyarlılık geliştirilmesini sağlamaktır. İyi yazılmış bir roman ya da şiir okumak veya güzel bir resim ya da heykele gerçekten dikkatle bakmak, benimseyebileceğimiz yeni ve olumlu toplumsal fikirler ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Schiller’in sanatla uğraşmaya teşvik amacı her zaman güzel toplumun oluşumunu sağlayacak estetik bir devletti. Güzel toplum insanların aşk, erdem, yardımseverlik, onur ve cesaretle hareket ettikleri bir toplumdur. Schiller der ki ‘’ estetik devlet, bireyin doğasından kaynaklanan arzularının hepsini tatmin edebileceği için toplumu mümkün kılar.’’ Sanatla iç içe olmakla bireyler artık sadece kendileriyle ilgilenmez, diğer insanların gerçekliklerini de içselleştirebilecek duruma gelirler. Schiller ayrıca ahlaklı bir devlete ulaşmadan estetik devlete ulaşmamız gerektiğini düşünüyordu. Ahlaklı bir devlette insanların arzuları ne duyularla ne de salt hesaplamalarla yönlendirilir, bu yüzden ahlaklı devletin insanları özgürdürler. Böyle insanlardan oluşan bir toplum da sosyal gelişim için çaba gösterecektir.

Schiller iki amacında ve bu amaçların araçları konusunda haklıysa ileriye giden yol açıktır. Güzel toplumu kurmak için sanatsal deneyimlerimizin öneminin farkında olmalıyız. Sadece günlük/sıradan, politik ya da ekonomik sorunlara takılıp kalmamalıyız. Bunun yerine, dünyevi başarı arzumuz ve güzel ruhların gelişimini sağlayan sanat eserleri ile meşgul olma arzumuz arasında denge sağlamalıyız.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Ayşe Akçalı

Ayşe Akçalı
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir