Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Analizler / Genç Karl Marx Film Analizi
‘Genç-Karl-Marx’-2016

Genç Karl Marx Film Analizi

Yönetmen:Raoul Peck

Türü:Biyografi, dram, tarih

Yapım Yılı:2017

Ülke: Fransa, Almanya, Belçika

Oyuncular: August Diehl, Stefan Konarske, Vicky Krieps, Olivier Gourmet,Hannah Steele, Eric Godon, Stephen Hogan,Rolf Kanies, Niels-Bruno Schmidt, Ulrich Brandhoff, Aran Bertetto

Giriş

Günümüzde hala fikirleri etkili olan Karl Marx’ın  hayat hikayesinin işlendiği bir filmden söz edeceğiz. Filmde Marx’ın hayatının 1843-1847 yılları arasını ele alınmaktadır. Bu zaman dilimi kısa gözükse de Marx’ın fikirlerinin temel oluşum aşaması yansıtılmaktadır. Filmde Marx’ın dört görüşü üstünde durulmaktadır; mülkiyet, emek, meta ve sömürü; ama bu kavramlara derinlemesine yer verilmemiştir. Filmde Marx’ın diğer biyografilerinin aksine, Marx tek başına bir deha değildir ve çevresindeki diğer insanların onun fikirlerinde etkili olduğu gösterilmektedir.

Analiz

Olaylar Rheinische Zeitung gazetesi artan baskıya dayanamayıp, kapattıktan sonra gelişir. Gazetenin patronu olan Ruge, Marx’a birlikte çalışmak için teklif verdikten sonra Marx Fransa’ya taşınır. Sonra Marx’ın fikirlerini gerçekleştirmek için önemli biri olan Proudhon ile tanışmaktadır. Daha sonra bu gazetede çalışmaya devam ettiği sırada Engels’le karşılaşır bu karşılaşma büyük bir dostluk doğurur. Bu tanışmanın sonucunda Marx ve Engels, Bruno Bauer’in felsefi düşüncelerini ortak biçimde eleştirmeye başlarlar. Bu eleştirilerin sonucu ortaya çıkan eser Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi şeklinde yayımlanacaktır.

Fransa hükümeti, Marx’ın Fransa’dan gitmesini istemesi üzerine Paris’ten Brüksel’e geçmiştir. Engels ise fabrikanın başına dönmek zorunda kalacaktır. Bu dönemde birbirleriyle sıksık mektuplaştılar, bir süre sonra Engels Bürüksel’e gelir ve sonrasında Engels’in eşi Maria Buns’ın önerisiyle Adiller Birliği’ne girmeye çalışmaları,onların siyasi hayatlarının başlangıcı olur. Bu birliğin “parayı bitireceğiz” gibi basit argümanları eleştirerek birliği daha farklı bir siyasi mücadeleye dönüştürmeyi hedeflemişlerdir. Bunun için Wetling’i aradan çekmek gibi stratejik hamleler atarlar ve böylece Komunist Birlik kurarlar. Filmin en sonunda Komünist Manifesto yazılmaya başlamakta böylece Marx’ın asıl fikirleri oluşmaya başlamaktadır.

Tarihsel Arkaplan

“1843’ün başlarında Avrupa’da mutlak monarşi hakimdi. Kıtlık ve ekonomik krizlerle birlikte değişim şart görünüyordu. İngiltere’de Sanayi Devrimi dünya düzenini değiştirdi ve yeni bir proletarya sınıfı yarattı.” Film bu sözlerle başlamaktadır. Burada köklü bir tarihi değişimin altı çizilmekte, bu tarihsel değişim feodalitenin yıkılması ve Sanayi Devrimi’ne bağlı kapitalizmin doğuşudur. Eski üretim tipi olan feodalite; toprağa bağlı yönetim sistemidir. Toprağın imtiyazlı derebeyleri siyasi, ekonomik gücü elinde bulundurmaktave onlara bağlı köllerden oluşan bir sistemi temsil etmektedir. Bu sistem içinde ülkeler yönetilirken farklı bölümlere ayrılmakta, o yüzden hepsi üzerinde kontrol sağlanması zor olmaktaydı, bu da zayıf bir merkezi otoriteyi yaratmaktadır. Böylece burjuvanın sermaye birikimine olanak sağlanmakta ve teknoloji gelişmekteydi, bunun sonucunda daha çok ürettim gerçekleşmiştir. Kapitalizm feodal sistemi yukarıdaki gibi çeşitli yöntemler kullanarak yıkmıştır. Kapitalizm ise sermaye birikimine dayanan bir sistem görünümündedir. Filmde 1840’ların ingilterisini ve sanayi devriminin sonuçlarını iyi bir şekilde yansıtmaktadır. Filmde ingilterede her yerde fabrika olduğu bir sahne göze çarpmaktadır, bu da endüstirileşmenin ne derece yaygın olduğunu göstermektedir. Filmde bir işçinin parmağı sıkıştığı için bozulan makinenin parası diğer işçilerden kesilmektedir. Fabrikanın patronu ise “tamirat makineleri çok pahalı, işçilere benzemez” demesiyle o zamanın vahşi kapitalizm dönemi iyicekavranmaktadır. Bu döneme vahşi kapitalizm denmesinin nedeni işçi her türlü haktan yoksun,uzun çalışma saatleri olmasına rağmen çok düşük ücretler almakta ve bu sistem hiçbir denetim mekanizmasının kontrolünden geçmemekte bu yüzden olabildiğince sömürü düzenini hakim kılmaktaydılar.

Marx’ın Fikilerinin Kökeni

Marx Berlin Üniversitesinde felsefeyle ilgilenmeye başladıktan sonra Genç Hegelciler’le tanıştı ve Marx’ın fikirleri bu grubun etkisiyle şekillenmeye başlamıştır. Film de onun Genç Hegelciler’den kopuş dönemi gösterilmektedir. Bir sahnede Marx;  Rheinische Zeitung’ daki arkadaşları olan Genç Hegelciler’e “şaklaban” diyerek bunu kanıtlamaktadır.Genç Hegelciler’den kısaca bahsetmem gerekirse;  Ludwig Feuerbach ve Bruno Bauer etrafında toplanmış olan, Hegel‘i eleştiren bir grup felsefeci ve gazeteciden oluşmaktadır. Hegel‘in metafizik çıkarımlarını eleştirmelerine rağmen, teolojik boyutları içinde diyalektik metodunu dini ve politikayı analiz etmek için kullanmaktadırlar.

Marx’ a göre genç hegelciler şunu ifade etmekteydi;“genç hegelciler, herşeyin dinsel anlayış ya da tanrıbilimsel olduğunu söyleyerek her şeyi eleştirdiler…sözde “dünyayı altüst eden” tumturaklı sözlerine karşın, genç-hegelci ekolün ideologları, en büyük tutuculardır. onlar arasından en gençleri, yalnızca “tumturaklı laflara” karşı savaştıklarını söyledikleri zaman, kendi faaliyetlerini nitelendirecek doğru ifadeyi bulmuş oldular. ancak, kendilerinin de, bu tumturaklı lafların karşısına, gene tumturaklı laflardan başka bir şey koymadıklarını ve yalnızca bu dünyanın tumturaklı laflarına karşı savaşırken, gerçekten mevcut dünyaya karşı savaşmadıklarını unutuyorlar… bu filozoflardan hiçbiri, alman felsefesi ile alman gerçeği arasındaki bağın, kendi eleştirileri ile kendi maddi ortamları arasındaki bağın ne olduğunu kendi kendine sormayı düşünmedi”[1]

Rheinische Zeitung kapandıktan sonra, MarxParis’e yerleşmek zorunda kalır.Daha sonra, Marx Proudhon’un Cumhuriyetçi Miting’ine gider. Miting sırasında aralarında mülkiyet üzerine tartışma geçmekte, Proudhon mülkiyetin hırsızlık olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Proudhon mülkiyetin doğal hak ama aynı zamada karşındaki insanları eşitlik, güvenlik gibi haklarını kısıtlar demektedir. Bu görüşe göre mülkiyete bakarsak; mülkiyet eğer hırsızlıksa, hırsızlık mülkiyeti çalmak mı diye sormak mümkündür. Marx filmde mülkiyetin soyut olduğunu vurgulamıştır çünkü burada kastedilen bizim mülkiyet kavramını sonradan oluşturduğumuz ve o yüzden doğal bir hak olması mümkün değildir. Marx’a göre;“Özel mülkiyet, aslında, yabancılaşmış emeğin, işçinin doğayla ve kendisiyle dışsal ilişkisinin ürünü, sonucu, gerekli bileşenidir”[2]. Ama işçi bunun farkına varmaz ve onun hakimiyeti altında olur, böylece kendi emeğine yabancılaşmış hale gelecektir.

Engels’in Marx’a önerisiyle ingiliz iktisatına incelemeye başladıktan sonra onun emek kavramı oluşmaya başlamıştır.“Bir şeyin gerçek değeri o şeyi almak için, onu almak istediği kişi için asıl değer onu yaratmak için verilen emektir.” Diyerek filmde emekle ilgili görüşünü belirtmektedir. Bir malın içinde asıl gömülü olan emektir çünkü üretimde proletarya emeği kullanılmıştır ve biri o malı satın aldığında, içindeki emeği satın almaktadır.

Daha sonra katıldığı esnaflar buluşmasında Marx şu sözleri söylemiştir; “Temel nokta metadır, sizin emeğiniz meta olarak satılır”. Meta insan ürünüdür ama kapitalizm onu öyle bir hale getirmekte ki insan kendi ürettiği şeyi başka bir şeye dönüştürmekte ve malın içindeki emeği gizleyip onu sanki kendiliğinden oluşmuş bir nesne gibi göstermektedir. Bununla birlikte biz sadece malı görürüz, o malı yapan işçinin emeğini göremeyiz.

Sömürü kavramı Marx’ın görüşlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Ona göre kapitalizm sömürü üzerine kuruludur. Burjuva proletaryayı sömürmek zorundadır yoksa artık değer üretemez ve sistemin yürümesi mümkün değildir, dolayısıyla burjuva proletaryaya mecburdur. Bu kavramı film boyunca görmekteyiz ama bunu en iyi anlatan sahne Marx’ın bir fabrika sahibiyle arasında geçen diyologdur. Fabrika sahibi “çocuk işçiler olmasa piyasadan siliniriz” derken, Marx buna karşın;“işçilere hak ettiği ücreti vermiyorsunuz” demekte. Bunun üzerine fabrika sahibi“maaşlarını ben değil piyasa belirliyor” derken. Marx ise “Ben buna sömürü diyorum” demektedir.Filmde geçen bu diyolog sömürü kavramını tam olarak anlatmaktadır.

Siyasi Hayat

Filmin son kısmı, Marx ile Engels’in Adiller Birliği’ndeki faaliyetlerini ele almaktadır. Bu durum, onların, daha o dönemde işçi sınıfının uluslararası partisini kurmak için yoğun bir şekilde çalıştıklarını göstermektedir. Bunun için, Proudhon’u hem Adiller Birliğine girmek için kullanmakta hem de onun görüşlerini sert bir şekilde eleştirmektedir.

Filmde,  Adiller Birliği’nin kuruluşunda önde gelen bir rol oynamış bir terzi olan Wilhelm Weitling ile polemiklere de geniş yer ayrılmıştır. Weitling temellendirilmemiş fikirleri ve aceleye getirilmiş devrimle ilgili görüşlerini Marx sertçe eleştirir. Weitling’in bir toplantıda, “burjuvazinin zorbalığını sona erdirmek için, kırk bin suçlunun yardımıyla yüz bin silahlı proleterin yeterli olduğunu” ilan etmesinin ardından, Marx şu sert karşılığı verir: “İşçileri onlara yapıcı bir öğreti sunmadan harekete geçirmeye çalışmak, bir tarafta vahiy almış bir peygamberin, diğer tarafta ise suskun ve aptal insanların olduğu ikiyüzlü ve kibirli bir oyundur.” Burada Marx’ın işçilere kazandırmaya çalıştığı şey; proletarya bilincidir çünkü bu bilinç sayesinde işçi kapitalist sistemin tuzaklarına düşmeyecektir. Bir diğer nedeni de toplantıya gelen ekibi aradan çekerek, kendi planladığı gibi işçi partisini kurma yolunda bir adımıdır. Daha sonra ki zamanlarda Weitling birlikten çekilir.Marx ve Engels isebirliğe kabul edilir ve herkesin geldiği bir konferansta görevlendirilirler. Bu da komunist partiyi kurmak için son aşamadır.

Adiller birliği konferansında Engels’in; “sanayi devrimi modern köleyi yarattı bu köle proletaryadır ama özgürlükte mümkün bu özgürlüğün bir adı var komunizmdir, bütün dünya işçilieri birleşin” diyerek komunist birliği kurmuşlardır. Engels konferansta“tüm insanlar kardeş değil, Burjuvazi ve proletaryanın birbirne düşman” demektedir. Fransız Devrimi’nin getirdiği tüm insanların eşit olduğu fikrini eleştirmektedir. Fransız Devrimi sadece burjuva erkeklerinin aristokrasiyle eşit olmasını sağladı ama Fransız Devrimi’nde burjuva kadar işçilerde etkiliydi ve işçilere söz verilen haklar vardı ama bunları alamadılar. Yani Fransız Devrimi burjuva devrimidir.

Kadınların Durumu

1840’lı yıllarda kadınlar çalışma hayatında son derece aktifti. Ama bu emek tarih kitaplarında görmez bir hal almıştı. Filmde ise bu gerçek açık bir şekilde yansıtılmaktadır. Bir sahnedeucuz iş gücü olarak kadın ve çocukların çalıştığını gösterilmektedir. Tarihsel olarak bu döneme bakıldığında; köylü olmayı bırakıp şehre gelen ailede erkeğin çalışıp, kadının evde kaldığı görüşü hakimdir. Ama bu aile tipi burjuva için geçerliydi çünkü işçilerin tek maaşla geçinmeleri imkansızdı bu da kadınların ve çocukların çalışma zorunluluğunu getiriyordu. Ayrıca, Marx’ın ve Engels’in karılarının onların arkasındaki kişiler değil, aksine onların fikirlerine etki etmiş kişilerdi. Filmde Janney’nin Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi eserine o isim vermektedirBu kadınlar her ne kadar ön plana çıkmasalar da onların fikirlerinin içine işlemişlerdir. Jenny ve Maria burjuvazi içinde yer almanın onları kısıtlıycağını ifade etmektedirler. Filmde Janney; “sıkıcı bir hayattan kaçtım mutlu olmak için isyankar olmalısın, kurumlara ve geleneklere isyan etmelisin. Umarım eski dünya çürüyüp gider” diyerek eskiden ait olduğu aristokrasi sınıfının sert birşekilde eleştirisini yapmaktadır.

Jenny Maria’ya neden Engels’ten çocuk yapmadığını sorduğunda. Maria, “Evet Engels’in aile geçindirecek parası var ama ben mücadele etmeye devam etmek için fakir, özgür ve bağımsız kalmalıyım”, Jenny’nin bu konudaki ısrarı üzerine, onu “şok edecek” tarzda, “kız kardeşim Engels’e deli oluyor, belki o ondan bir çocuk yapar” şeklindeki diyalog ilgi çekicidir. Burada daha post modern bir bakış açısı sergilenmektedir. Çocuk olunca, onu hangi kadın yaparsa yapsın, bakacak olan yine bir kadın olacaktır. Ama Maria Burns’un çocuk yapmak yerine mücadele etmeyi tercih etmesi, “bireysel tercih” olarak ele alınıp, bir post-modern feminizm vurgusu yapılmaktadır.

Sonuç

Marx kendi dönemiyle bütünleşmiş durumdadır. Modernizmi oluşturan Sanayi ve Fransız Devrimi onu büyük oranda etkiledi ve yeni oluşan bu dünyada ne yapıcağını bilememesi diğer düşünürler gibi ona da tesir etti ama o bu soruna diğerlerinden daha farklı yaklaştı ve asıl sorunun yeni sistem olduğunu vurguladı.Marx,kapitalizmin görnünmez kıldığı emeği tekrar görünür yaparak çağının düşünürlerinden farklılaşmıştır.

Kaynakça

Kaynakça

Marx, K., Engels, F.Alman İdeolojisi [feurbach](s. 37-38)(O. Geridönmez, T. Ok, Çev.). Evrensel Basım Yayın.(2013)..

Ritzer.(1992). Sociological Theory(elektronik sürüm)(Ü.Tatlıcan Çev.).McGraw-Hill

Dipnot

Karl marx & fredich engels, “Alman İdeolojisi [feurbach]”, (çeviren: Olcay Geridönmez, Tonguç Ok)Evrensel Basım Yayın,2013,s. 37-38

George Ritzer, “Sociological Theory” McGraw-Hill, (Çeviren: Ümit Tatlıcan)1992, s. 17

[1]Karl marx & fredich engels, “Alman İdeolojisi [feurbach]”, (çeviren: Olcay Geridönmez, Tonguç Ok) Evrensel Basım Yayın,2013, s. 37-38

[2]George Ritzer, “Sociological Theory” McGraw-Hill, (Çeviren: Ümit Tatlıcan) 1992, s.17

Deniz Demir

Deniz Demir
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir