Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
salgın hastalıklar
Kaynak: CNN

Geçmişten Günümüze Salgın Hastalıklar – II

Giriş      

Dünya üzerindeki canlıların, yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli koşulların oluşması gerekmektedir. Bu koşulların başında temiz ve sağlıklı bir çevre gelmektedir. Geçmiş tarihlerden itibaren kıtlıklar, göçler, dünya savaşları ve nüfusun artışıyla oluşan kültürel etkileşimler, sağlıklı bir çevrenin gelişmesini engellemiştir. Toplumların önemsemediği ancak dünya üzerindeki nüfusa fazlaca zarar veren olguların en başında salgın hastalıklar gelmektedir. İnsanlık için tüm salgınlar netice itibariyle genellikle ölüm ile sonuçlanmış olsa da salgının yaşandığı toplumlarda maddi, manevi ve kültürel birçok hasar meydana gelmektedir. Şüphesiz en büyük hasar, toplumların sağlık sistemlerine ve bunun dahilinde eğitim sistemlerine vurulan darbe olmaktadır. “Geçmişten Günümüze Salgın Hastalıklar I” bölümünde geçmiş dönemlerde yaşanan yıkıcı ve iz bırakmış salgınlar ele alınmıştır. Salgın hastalıklar serisinin II. bölümünde ise; Kolera, Difteri ve Trahom ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kolera, Difteri, Trahom

 

1. Kolera

Hastalıkların sınırlı bölgelerde varlığını sürdürmelerinde ibadethaneler ve hastaneler gibi, toplulukların ortak olarak kullandıkları mekanlar; aynı tabaktan yemek yeme veya su içme gibi aktiviteler etkili olmaktadır. Bu hastalıkların epidemi veya pandemi haline gelmesi ise bölgeler arasındaki seyahatlerin, askeri müdahalelerin, göçlerin ve ticaretin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlk vakalarına Hindistan’da rastlanan Kolera,[1] Avrupalılar tarafından kökeni Latince bir kelime olan morbus (hastalık) ile kullanılmış ve Cholera Morbus şeklinde tabir edilmiştir.[2] Osmanlılar bu hastalığa Karasarılık ve Cholera Foudroyant adını vermiş; Araplar ise hastalığı İllet-i Mahuf olarak tanımlamıştır.[3]

Koleranın bağışıklık sistemini hızla çökerten ve ölüme götüren etkisi, daha önce de sıtma ve veba gibi salgın hastalıklarla karşılaşan medeniyetlerde büyük yıkımlara yol açmıştır.

 

1.1. Koleranın Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Etkileri

Kolera, şiddetli ishal sonucunda dehidrasyona neden olan; yiyecek, içecek ve yıkanma sularına nüfuz eden Vibrio Cholerae bakterisinin sebep olduğu bakteriyel bir hastalıktır.[4]

Bu hastalığa sebep olan bakteriler tarafından üretilen ve Choleragen[5] olarak bilinen bir toksinin ince bağırsak duvarına yapışması sonucunda çok fazla sıvı salgılamaya başlayan vücutta görülen ve ishalle birlikte gelen sıvı ve tuz kaybı, ani ölümlere sebep olabilmektedir.

Son aşamada, rahatsızlık hissini hafifletmek isteyen çoğu hasta, bacaklarını karnına çekerek fetüs pozisyonu almakta, ancak ani ölümler sebebi neticesinde bacakların katılaşmasıyla, hasta bu pozisyonda gömülebilmektedir.[6]

19. yüzyılın başında ortaya çıkan, etkisi artarak devam eden ve tüm dünyaya yayılarak pandemik özellik kazanan Koleranın bulaşma sıklığı su kanallarında ve kanalizasyonlarda yer alan arıtmalar sayesinde daha az görülmektedir.

Ganj Nehrinin oluşturduğu büyük bir delta üzerinde yer alan ve Bengal havzası olarak tanımlanan alan, Koleranın çıkış kaynağı olarak bilinmekte; Yangtze Irmağı aracılığıyla Güneydoğu Asya’ya kadar uzanmaktadır. Hintliler tarafından kutsal kabul edilen ve her yıl büyük merasimlerle günah çıkarmak için milyonlarca insanın aynı anda yıkandığı Ganj Nehri,[7] bu büyük salgının ortaya çıkışı ve yayılışındaki ana etmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

(World Health Organization’dan alınmıştır.)

 

Hindistan kırsallarında bir epidemi olarak başlayan Koleranın pandemi haline gelmesinin nedenlerinden biri de hızlı nüfus artışı olarak karşımıza çıkmaktadır. Şehirden kente göçün sanayileşme ile ivme kazanması, şehirlerde halihazırda yetersiz altyapının ve kanalizasyon sistemin çökmesine, akabinde de salgının hızla yayılmasına davetiye çıkarmıştır.

Koleranın önce Asya kıtasının tamamına, ardından da Avrupa’ya yayılmasındaki üçüncü ve yadsınamayacak büyüklükteki etmen ise Hindistan’daki İngiliz sömürge sistemi olarak kategorize edilmektedir.[8] Kolera ile yerel bir hastalıkken tanışan İngiliz askerleri karargâh değiştirdikçe hastalığı da beraberlerinde taşımaktadır. 1816 yılında Afganistan ve Nepal’le yapılan savaşlarda[9] hastalığın bu bölgelerde de görülmeye başlaması ise yeni başlayan bir salgının yalnızca ilk ayak sesleridir.

 

1.2. Yayılım Rotası ve Demografik Etkiler

1817 yılında Ganj Deltasında ortaya çıkan ilk Kolera salgını, bir yıl içerisinde tüm Hindistan’a yayılmış ve 1820 yılında önce Filipin ve Tayland’a, ardından da Doğu Asya’ya ulaşmıştır.[10] Rusya’yı da içine alan bu salgının ilk dönemi, 1823 yılı itibarı ile sona ermiştir. Salgının ilk üç periyodundaki ölüm sayısı hala tam olarak bilinmemekle birlikte, Bangkok’ta 30.000, Java’da ise salgına bağlı 1.225 ölüm kaydedilmiştir. [11]

1829 yılında tekrar kendini gösteren ikinci salgın, Hindistan Bengal’den başlayarak Afganistan’a ve İran’a sıçramış; aynı yılın yaz aylarında Rusya’nın nehirleri üzerinde seyrederek doğu Avrupa’ya yayılmıştır. 1831 yılında İran’dan önce Mezopotamya’yı, hemen akabinde Arap Yarımadası’nı etkisi altına almıştır. İbadet için Hicaz, Filistin ve Mısır üzerindeki kervan yollarını kullanan Müslüman hacılar tarafından doğu Afrika’ya taşınan salgın, Umman ve Basra Körfezi’nden gelen ve cholerae bakterisi taşıyan gemilerle de ivme kazanmıştır.[12]

(sites.rootsweb adresinden alınmıştır.)

 

Kahire ve Hicaz gibi Arap şehirlerinde Koleraya bağlı ölüm sayısı 66.000 olarak kaydedilmiş; Paris gibi Avrupa şehirlerinde ise bu sayı 20.000’e yaklaşmıştır. İkinci kolera salgınının geniş çapta yayılması ve Amerika kıtası dahil olmak üzere tüm kıtalara sirayet etmesiyle devletler tarafından koruyucu önlemler alınmaya başlanmış, izolasyon ve şehir temizliği gibi konulara verilen önem artmıştır.

Üçüncü ve en ölümcül kolera salgılını, özellikle Latin Amerika ülkelerini ve Avrupa’yı hedef almaktadır. Arap şehirlerinin 1848-1850 yılındaki mortalite sayılarına bakıldığında ise Mekke’de 15.000, Kahire’de 6.000, Tunus’ta 7.600 kişi hayatını kaybetmiştir. Diğer şehirlerdeki ölüm sayısını ikiye katlayan Mekke’de hac ibadetinin ölüm oranlarına etkisi ise daha net görülmektedir.

İngiltere’de bu sayı 1848-1854 yılları arasında 87.000’e kadar çıkmış, sadece 1849 yılında Paris’te 20.000 Kolera sebepli ölüm kayıtlara geçirilmiştir. Salgının üçüncü periyodunda, İngiltere’de bir sağlık kurulu oluşturulmuş ve hastalığın kaynağının içme suyu olabileceği ilk kez, Doktor John Snow tarafından ortaya atılmıştır. Alınan önlemlerin ardından vakalarda hızlı düşüşler yaşanmıştır.[13]

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre yıllık ortalama vaka sayısı 1,3-4,0 milyon arası seyretmekteyken, salgının görüldüğü alanlar genel olarak kirli su kaynaklarına sahip havzalar olarak belirtilmektedir.[14]

 

1.3. Koleranın Etkileri ve Alternatif Çözümler

Kişiden kişiye değişen kolera semptomları genel olarak birkaç saat içinde başlamakta ve hafif seyretmektedir. İshale bağlı hızlı kilo kaybı, baş dönmesi, cildin sertleşerek elastik özelliğini yitirmesi ve kramplar bu semptomlardan yalnızca birkaçını oluşturmaktadır.[15] Koleraya bağlı dehidrasyonun tedavi edilmediği durumlarda ise ani ölümler yalnızca birkaç saat içinde gerçekleşmektedir. Bu sebeple, hastalığın teşhisinin hemen ardından tedaviye başlamak ve dehidrasyon sebebiyle kaybedilen vücut sıvısını geri kazandırmak çok önemlidir.[16]

İlk aşamada şeker ve tuz karışımlı sulardan oluşturulan sıvılar hastaya serum olarak verilir. Çeşitli antibiyotikler de bu işlemler arasında yer alabilir. Yardımcı vücut sıvılarının etkisi klinik olarak %100’e yakındır. [17]

İkinci aşama ise salgın dönemlerinde alınan önlemlerden biri olan kolera aşısıdır. Aşının koruyuculuğu günümüzde yaklaşık olarak %50 olarak saptanmaktadır. Hastalığın nüfuz ettiği durumlarda normale dönme süresi değişkenlik gösterse de patojen bakterinin atılımı yaklaşık 7 gün daha sürer. Bu sebeple günaşırı iki dışkı kültürü alınması ve iki kültürün de negatif olması gerekmektedir. [18]

 

2. Difteri

Tüm bakteriyel hastalıkların en hızlı gelişenlerinden olan Difteri, Corynebacterium diphteria[19] aldı mikroorganizmadan kaynaklanmaktadır. Alman hekim Edwin Klebs 1883’te difteri mikrobunu mikroskopla görmüş ve bir yıl sonra da bakteriyolog Loeffler, 22 difteri hastasının 13’ünün boğazından difteri basili elde etmeyi başarmıştır.[20] Difteri salgınları 16. yüzyılda İspanya ve İtalya’da, 18. yüzyılda Fransa’da görülmüştür. Osmanlı’da ise 17. yüzyılda görülmeye başlamış, 18. ve 19. yüzyıllarda artış göstermiştir.[21]

Dünyanın pek çok yerinde epidemiler şeklinde görülen difteri 1990’lı yıllarda Rusya ve Ukrayna başta olmak üzere bazı ülkelerde yeniden görülmeye başlamıştır. Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan ve Ukrayna’da difteri kontrolü için daha fazla çabaya gereksinim duyulmuştur. Ancak difterinin hala tam kontrolü sağlanamamıştır.[22] 2018’de Dünya Sağlık Örgütü’ne 16.600’den fazla vaka bildiriminin[23] yapılmış olması da bu kontrolün sağlanamadığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye de difteriden etkilenen ülkeler arasındadır. Ülkemizde en son 2003 yılında görülse de 30 Ocak 2011’de Sağlık Bakanlığı’nın, Ankara’da bir kişinin difteriden öldüğünü bildirmesi üzerine difteri yeniden gündeme gelmiştir.[24] Bu durum Türkiye’de de difterinin tam kontrolünün sağlanamadığını gözler önüne sermektedir.

 

2.1. Difterinin Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

Difteri dünyanın her yerinde görülebilen ve her yaştan insanı etkileyebilen bir hastalık olsa da en çok çocukları etkilemiştir. Difteri bir solunum yolu hastalığıdır. Bakteri kişiden kişiye; yakın temas, hasta kişilerin hapşırması ya da öksürmesi ile bulaşıp yayılabilmektedir. Ayrıca hasta kişinin kullandığı eşyalardan da diğer kişilere geçebilmektedir.[25] Bu hastalık yakalananlarda ateş, boğaz ağrısı, kardiyovasküler sistem ve sinir sistemini tutan etkiler, yutkunma zorluğu, ses kısıklığı, nefes darlığı ve kuru öksürük görülür. Ayrıca soğuk algınlığı, boğmaca, kızamık gibi hastalıklar da difteriye zemin hazırlamaktadır.[26] Kuluçka süresi 1 – 7 gün arasında olan difterinin en sık etkilediği yerler yutak ve bademciklerdir. 2 – 3 gün içinde bademciklerde küçük bir yama tarzında, yumuşak damağın çoğunu kaplayabilen gri – beyaz renkli bir katman oluşur. Bu katman yeşil renge, eğer kanama olduysa siyah renge dönebilir. Hatta bu katman solunum yolunun tıkanmasına sebep olabilir.[27] Tedavi edilmeyen vakalar 2 – 3 hafta hastalığı bulaştırabilirler. Ölüm riskinin bulunduğu bu hastalık tedavi edilse bile %5 – 10 ölüm riski barındırmaktadır.[28]

 

2.2. Difterinin Etkileri ve Alternatif Çözümler

Difteri epidemiler halinde seyreden ve ölümlere yol açan bir salgın hastalıktır. Hastalığın tedavisi için pek çok farklı yöntemlere başvurulmuştur. Serum verilmesi, antibiyotik tedavisine başlanması bunlardan bazılarıdır.[29] Difteriye karşı en etkili yöntem aşıdır. Dünyada 1920’lerde difteri bağışıklanmasına başlanmıştır. Ülkemizde de hemen hemen aynı yıllarda başlanmıştır.[30]

Bebeklere yapılan DBT karma aşısı içinde difterinin hastalık oluşturan toksininin zayıflatılmış şekli bulunur. Kişi aşılanmadığı takdirde her yaşta difteriye yakalanabilir.[31] Ayrıca difteriden korunmak için her salgın hastalıkta olduğu gibi karantina uygulamaları yapılmıştır.

 

2.2.1. Osmanlı Devleti’nde Difterinin Etkisi

Bu hastalık tarihimizi öyle derinden etkilemiştir ki edebiyatımıza konu olmuştur. Kuşpalazı olarak da isimlendirilen difteriye, Ömer Seyfettin’in Kaşağı adlı eserinde rastlarız. Bu eserin elbette anlatmak istediği farklı şeyler de vardır ancak oradaki çocuğun kuşpalazına yakalanması, bizim tarihimizde hastalıkların ne kadar şekillendirici olduğunu görmemiz açısından önemlidir.

Osmanlı Devleti’nde II. Abdülhamid devri sağlık alanında önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Bu gelişmeler özellikle çocuklarla ilgilidir. Bunun en önemli örneği II. Abdülhamid’in kızlarından Hatice Sultan’ın difteriden hayatını kaybetmesiyle ilişkilendirilen ve Osmanlı’da açılan ilk çocuk hastanesi olan Hamidiye Etfal Hastane-i Alisi’dir. [32]

difteri
(İlk çocuk hastanesi Hamidiye Etfal Hastane-i Alisi / Kaynak: Fikriyat)

 

Bu hastanenin açılması ve II. Abdülhamid’in kamu sağlığı için yaptığı çalışmalar, salgın hastalıklarla mücadele konusunda önemli bir gelişme olmuştur. Ayrıca bu dönemde önemli bir diğer kişi Hekimbaşızade Doktor Muhyiddin’dir. Dönemin önde gelen askeri doktorlarından olan Hekimbaşızade Doktor Muhyiddin “Valideyne İhtar yahud Kuş Palazı” isimli eserini bizlere bırakmıştır. 61 sayfalık bu eser kuşpalazı hastalığının tarihini, mahiyetini ve alametlerini, hastalığın teşhis ve seyir sürecini, bu hastalıktan nasıl korunabileceğini ve hastalığın tedavisi ile ilgili süreç ve yöntemleri uzun uzadıya anlatmıştır.[33] Ayrıca yazdığı bu eser ile sağlıklı bilgi eksikliğini de gidermeyi amaçlamıştır.[34]

 

3. Trahom

Trahom, insanlığın tanıdığı en eski hastalıklardan birisidir. Yunan müellifleri iki bin sene evvel kitaplarında bu hastalıktan bahsetmişlerdir. Gerçekte Yunanca pürüzlü, pürtüklü manasına gelen ve “Trakos” kelimesinden alınan trahom, bulaşıcı, mikroplu ve çok tehlikeli bir göz hastalığıdır. Hastalık göz kapaklarının içini döşeyen zarın üzerinde koyu kırmızı kabarcıklarla başlayan, gizli devam edip uzun süren ve gözleri söndüren bulaşıcı bir hastalıktır.  Hastalığın seyri uzun olmakla birlikte sık sık nüskler yapar ve iyileşmenin gerçekleşmesi halinde bile iz bıraktığı görülür.[35] Mısır ve Nil Vadisi etrafındaki ahalide çok yaygın olarak görüldüğünden trahoma, “Mısır Göz Hastalığı” ya da “Göz Uyuzu” adı da verilmiştir[36]. Bu salgın hastalık halk arasında “drahom” hastalığı olarak dillendirilmiştir.

Anadolu’da eskiden beri bilinen bir hastalık olan trahomun beşiği Afrika ve Doğu Asya’dır. Eski dönemlerden itibaren orduların Avrupa, Asya ve Afrika arasında seferler yaptığı dikkate alınacak olursa, bu kıtaların kesişim noktası olan Anadolu, pek çok salgın hastalığa maruz kalmıştır. Bölgenin, tarih boyunca göç eden kavimlerin takip ettikleri yollar üzerinde bulunması, salgın hastalıkların Anadolu’da yayılmasını kolaylaştırmış ve hızlandırmıştır. Hastalığın Anadolu’ya girişi; Mısır’a giden Sultan Selim’in ordusu, Anadolu’ya gelen Mısırlı İbrahim Paşa’nın ordusu, Alanya, Mersin, İskenderun iskelelerinden ticaret yapan Mısırlı ahali ve tayfa vasıtasıyla ve bunların yanı sıra I. Dünya Savaşı’nın bitişi ile Mısır’da trahom hastalığına yakalananların köylerine geri dönmesi suretiyle olmuştur. 1919 yılı ağustos ayında Mısır’dan toplam 2609 trahomlu hasta yurda dönmüştür.[37]

Hastalık günümüzde her yıl 8 milyar dolarlık bir ekonomik kayba ve binlerce kişinin ölümüne neden olmaktadır. Trahom, bu sebeplerde ötürü ‘ihmal edilen tropikal hastalıklar’ diye bilinen bir hastalık grubuna aittir.[38]

 

3.1. Hastalığın Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

(İleri düzeyde trahom hastalığı geçirmiş ve gözlerinin görme yetisini kaybetmek üzere olan bir hasta. /Kaynak: sağlıklımıyım.com)

 

Trahom mikrobu, vücuda girdikten sonra ortalama 7 ile 15 gün içinde çoğalarak göz kapağının iç zarı üzerine yerleşir. Hastalığın bu ilk yerleşme devresinde gözde hafif sulanma, göz içinde kum varmış gibi batma hissedilir. Yine göz kapağında bir ağırlık hissinin de belirtilere eşlik ettiği görülür. Birinci evrede çok önemsenmeyen göz sulanması ikinci evrede sıklaşır, kanlanma ve kum batması şeklinde kendini gösteren ağrılar, kişiye rahatsızlık vermeye başlar. Bu evrede trahomlu kişinin göz kapağının çevrilip bakılması durumunda, trahomun olgunlaşarak yerleştiği ve koyu kırmızı kabarcıkların kapağın iç zarı üzerinde çeşitli büyüklüklerde dağıldığı ve çoğaldığı görülür. Bu kabarcıklar incire benzetildiğinden dolayı eski doktorlar tarafından “Florit Trahom” olarak adlandırılmıştır. Gözdeki sulanma ve batma gibi acılar nedeniyle kişinin elini sıklıkla gözüne götürüp ovalaması ve gözyaşını silmesi trahom mikrobunun ellere bulaşmasına neden olur. İşte bu evrede trahomlu, etrafına mikrop saçar. Özellikle gözde çapaklanma ve ifrazat var ise mikroplar etrafa daha çok yayılır. Üçüncü evrede ise göz kapağında birbiri ardınca yaralar çıktığı görülür. Bu yaralar göz kapağında oluşan trahom aspecikleridir. Kabarcıkların açılmasından dolayı yaralar görünür hale gelir. Yaraların tümü küçük beyaz çeşitli tiplerde izler bırakır. Sert olan bu izlerin bir araya gelmesiyle göz kapağının iç zarı çok kalınlaşır. Bu sert tabakaya skatris adı verilir. Skatrislerin artmasıyla göz kapakları kalınlaşır ve göz kapağı sert, beyaz, kuru, biçimi bozuk bir hal alır. Gözleri kör etmeye kadar giden ağır sonuçlar veren bu hastalığı, Göz Doktoru Sabit Özkan 1930-1940’lı yıllarda verdiği konferanslarda şöyle tarif etmiştir: “Trahom, göz kapaklarının içini döşeyen zarın, koyu kırmızı kabarcıklarla kendini gösteren, habersizce yerleşen, sinsi devam ederek gözleri kör edip insandan insana kolaylıkla bulaşan tedavisi uzun süren sosyal bir hastalıktır.”[39]

1930’lu yılların sonuna doğru dünyada trahom hastalığına yakalanan insan sayısı 150 milyonu, hastalıktan tamamen kör olanların sayısı 10 milyonu geçmiştir. Trahom sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bakımdan da insan hayatını olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Rahat çalışamadığı için ekonomik olarak sıkıntı içerisine giren trahomlu kişi, toplumdaki üretici olma vasfını yitirmektedir. Hasta erkek ise, vatan savunmasında gözleri iyi görmediği için askerlik görevini yapamıyor, kadın ise çocuğuna trahomu geçirme ihtimali yüksek olduğundan dolayı ruhen çöküntü yaşayabiliyordu.[40] Özellikle körlük derecesine kadar ilerlemiş olan hastalar yaşamlarını daima başkalarının yardımına muhtaç olarak sürdürmekteydiler. Küçük yaştaki çocuklar için ise durum çok daha zor olmaktadır. Yaşı küçük olan çocuğun çektiği acılar anne ve babasını derinden etkiler ve okul çağına geldiğinde ise ağrılar bir yana görme bozukluğu ve trahomlulara uygulanan kısıtlamalar nedeniyle okula gidememesi sosyal açıdan yeni bir sorunu daha ortaya çıkarmaktadır. Trahom hastalığı küçük yaştaki çocuklarda daha çok görülmekle birlikte, kadın ve erkek fark etmeksizin her yaşta ve herkeste görülmektedir.[41]

 

3.2. Trahomun Etkileri ve Alternatif Çözümler

Trahomun cahil toplumlarda daha yaygın olarak görüldüğü muhakkak bir gerçektir. Kalabalık, muhaceret ve fakirlik trahomun artmasına sebep olan ana etkenlerdir. Birinci Dünya Savaşı, beraberinde diğer salgınlar ile trahom salgınlarını da getirmiş ve tüm dünya ile Avrupa da bu salgından nasibini almıştır. Sefil, susuz ve ışıksız mahallerde sadece ilaç kullanmakla trahomun önüne geçilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği bir dönemde bunun en tipik örneği olarak ve hedef olarak Mısır, Kuzey Afrika memleketleri ile Hindistan ve Çin’i gösterilmiştir. Bu ülkelerde uzun yıllar trahoma karşı mücadele verildiğini belirten Ayberk, buna rağmen 1960’lı yıllara gelindiğinde halkın kötü yaşam koşulları içerisinde bulunmasından dolayı trahom savaşında çok az mesafe kat edilebildiğini dile getirmiştir. Bu nedenle trahom savaşının başarıya ulaşabilmesi açısından ilaç kullanımı kadar sosyal yaşam standardının yükseltilmesinin de önemli olduğuna dikkat çekmiştir.[42]

Çok eski devirlerden beri mevcut bir hastalık olan trahom, Avrupa’da 18. yüzyıla kadar belirli bölgelerde çok dikkat çekmeyecek bir şekilde biliniyor iken 1815 yılında Napolyon’un ordusuna Mısır’da bulaşınca, Avrupa’ya taşınmış; Fransa Belçika, İtalya ve İngiltere’de çok büyük salgınlar oluşmuştur. Trahom mücadelesi Mısır’da 1903, Rusya’da 1893, İtalya’da 1903, Cezayir’de 1924, Tunus’ta 1926, Bulgaristan ve İspanya’da ise 1927 yılında başlatılmıştır. Trahoma karşı ilk düzenli ilmi mücadeleyi ve müdahaleyi 1886 yılında Macaristan yapmıştır. Trahomun parasız tedavisi için sabit ve seyyar hastaneler teşekkülü, doktorlara trahom kurslarının düzenlenmesi, trahomlu amelenin göç etmesine engel olunması, trahomlu hastaların ailelerine yardım edilmesi, trahom hakkında halka dersler, konferanslar verilmesi, broşürler yayınlanması, göz doktorlarına yüksek maaş gibi daha pek çok önlem alınmıştır. 1912 senesinde Macaristan’ın hastane ve göz kliniklerinde trahom yataklarının sayısı 1195’tir. Prusya’da ise mücadele, 1896 yılında başlamıştır. Prusya bu hastalığa karşı oldukça büyük bir bütçe ayırmıştır. Yapılan çalışmalar meyvesini hızla vermiş ve Prusya’da 1898 yılında trahomlu çocuk sayısı 40 bin iken bu sayı beş yıl sonra 5515’e düşmüştür.[43]

 

3.2.1. Trahom Salgınının Türkiye’deki Etkileri ve Çözümleri

Türkiye’de trahomla mücadele etme kararı 1924 yılında verilmiştir. Dönemin Sıhhat Vekili Dr. Refik Saydam, 1924 yılında çeşitli vilayet hastaneleri göz servislerinden konu ile ilgili bilgi almıştır. Dr. Vefik Bulat “Türkiye’de Trahom Coğrafyası” başlığıyla kongrede sunduğu raporunda; trahomun tarihçesine değinmiş ve bunun yanı sıra hastalığın Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarındaki istatistikî bilgilerini açıklamıştır. Sonrasında trahomun Türkiye’deki durumunu çeşitli yönleriyle ortaya koymuştur.[44] Aynı kongreye Prof. Dr. Niyazi Gözcü de “Trahom Tedavisi ve Trahomla Mücadele” başlıklı bir rapor sunmak suretiyle katılmıştır. Prof. Dr. Niyazi Gözcü ile Dr. Vefik Hüsnü Bey, 1929 yılı Eylül ayında Amsterdam’da yapılan Uluslararası Göz Kongresi’ne de iştirak etmişlerdir. Vefik Hüsnü Bey söz konusu kongrede, Türkiye’nin trahom coğrafyası, içtimai vaziyeti ve trahom hastalığına karşı verilen mücadele hakkında bilgi vermiştir. O dönemde yaşayan pek çok kişi ya bu hastalığa yakalanmış ya da bu hastalığa yakalanan kişilerin çektiği sıkıntılara tanıklık etmiştir.[45]

Diyarbakır Numune Hastanesi Göz Mütehassısı Doktor Burhaneddin daha o yıllarda trahomun tedavisi için yapılması gereken çalışmaları şöyle özetlemiştir:

“Memleketimizde muhtelif yerlerde göz dispanserleri açılmıştır. Bu mücadeleye maarifin iştiraki de masrafsız ve kabil-i tatbiktir. Trahomun kesretle bulunduğu mıntıkalarda aynı derecedeki mekteplerden birini trahomlu talebeye mahsus olarak tahsis etmek ve leyli mekteplerden de bir tanesini yine bu suretle kabul ederek salim ve metin talebeyi mübadele etmek basit bir meseledir. Diğer taraftan belediyeler ve muhasebe-i hususiyeler tarafından “trahom tedavi evleri” açmak fazla bir masrafa mütevakkıf değildir. Bilhassa etıbbaya muhtelif yerlerde, merkezlerde trahom tedavisi öğretilecek ve bunların mücadeleye iştiraki temin edilecek olursa mesele daha kolaylaşmış ve umumileşmiş olur.”[46]

Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti, çeşitli hastanelerden gelen bilgilerin yanı sıra Dr. Vefik Bulat ile Prof. Gözcü’nün raporlarına dayanarak 1925 yılında trahomun yoğun olarak görüldüğü Malatya ve Adıyaman’da trahoma karşı mücadeleyi başlatmıştır. Körler Memleketi olarak da bilinen Adıyaman’da 20 yataklı bir hastane ile bir dispanser ve yine Malatya’da da 10 yataklı bir hastane ile dispanser açılmıştır. 1930 yılında Besni ve Kilis ilçeleriyle Gaziantep ilinde açılan trahom hastane ve dispanserleri ile mücadele ağı genişletilmeye çalışılmıştır.[47] 1930 yılında Adana’da 40 yataklı bir trahom hastanesi, 1933’te eski teşkilata ilave olarak Urfa merkezde 15, Maraş ve Siverek’te 10 yataklı birer dispanser ve hastane ile Gaziantep, Besni, Kilis, Malatya, Urfa ve Siverek’te oluşturulan birer seyyar teşkilat mücadeleye dâhil edilmiştir.[48]

Trahom mücadele mıntıkasında muayene edilen 204472 nüfus arasında 2579 kişinin tek gözü kör, 757’sinin ise iki gözü kör olduğu tespit edilmiştir. Bu rakamlar dikkate alındığında mücadele başlamadan önce körlük nispetinin fazla olduğu ancak on yıllık bir mücadele sürecinden sonra bu oranın neredeyse yarıya indiği görülmüştür. [49]

(Dönemin hekimleri tarafından trahom salgının Türkiye topraklarında, etkisinin hangi bölgelerde ne kadar olduğunu gösteren harita. / Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisinden alınmıştır.)

 

Türkiye’de görülen trahomlu hasta oranı 1950 yılında %32,9’a, 1960 yılında %9,1’e, 1970 yılında ise %2,1’e düşürülmüştür.[50] Sonuç itibariyle 1925 ile 1945 yılları arasında trahom hastalığına karşı yürütülen mücadelede kaydedilen en önemli gelişme körlüklerin belirgin olarak azaltılmasında görülmüştür.

 

3.2.2. Trahomdan Korunma Yolları

Trahomdan korunabilmek için halkın aydınlatılması ve bilinçlendirilmesi hastalığın tedavisi ve yayılmasının önlenmesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle söz konusu hastalığa karşı alınması gereken tedbirler halka nasihatler eseri ışığında şu şekilde özetlenmiştir:

1-Günde birkaç defa el ve yüzü sabunla yıkamak, sık sık banyo yapmak.

2-Trahomlu insanlarla sıkı sıkı temas etmemek, temas edildiği takdirde hemen elleri sabunla yıkamak.

3-Başkalarına ait mendil, havlu, çamaşır, yatak, çatal ve bıçak gibi eşyaları kullanmamak.

4-En hafif göz rahatsızlığında hekime başvurmak.

5-Trahom hastalığı iyi beslenmemiş, zayıf çocuklarda seyrettiğinden dolayı özellikle çocukların beslenmesine dikkat etmek.

6-Eve aşçı, sütnine gibi kişileri alırken mutlaka trahom bakımından muayenelerini yaptırmak.

7-Halkla sıkı temas halinde olan aşçı, berber gibi esnafın yılda iki defa trahom muayenesinden geçirilmesini sağlamak.

8-Okul, fabrika, hapishane ve kışla gibi yerleri sık sık kontrol ettirmek.

9-Toz, toprak, şiddetli güneş ışığı gözleri tahriş ettiği ve trahom mikrobunun yerleşmesine yardım ettiğinden, bunlardan korunmak için güneş gözlüğü kullanmak.[51]

 

Sonuç

Bu bölümde yer alan kolera, difteri ve trahom salgınları temizliğin ve salgınlar konusunda bilinçlenmenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu salgın hastalıklar tıbbi gelişmelerin de önünü açmıştır. Çeşitli hastaneler kurulmuş, aşı çalışmaları yapılmıştır. Epidemik ve pandemik olarak ilerleyen salgınlar daha önce bahsettiğimiz gibi tarihin şekillenmesinde büyük rol oynamışlardır. Geçmişten Günümüze Salgın Hastalıklar dizisinin bu bölümünde kolera, difteri ve trahom anlatılmıştır. Bir sonraki bölümde ise tüberküloz ve dönemimize damga vuran Kovid-19 salgını anlatılacaktır.

 


Yazanlar

Nisa Nur Ece DEMİRCİ & Alihan BABAOĞLU & Ebru Nur ERTÜRK

Tarih Masası Araştırmacı Yazarları


Kaynakça

Acıbadem, Kolera, https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/kolera/#tedavi-yontemleri  Erişim Tarihi: 19.02.2021.

Aşı Portalı, Difteri (Kuşpalazı) Hastalığı, https://asi.saglik.gov.tr/liste/2-difteri-ku%C5%9Fpalaz%C4%B1-hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1-nedir.html Erişim Tarihi: 23.02.2021.

Ayberk, Nuri Fehmi. Dünya Trahom Mücadelesi. Türk Oftalmoloji Gazatesi, 1931: 11-12.

Ayberk, Nuri Fehmi. “Trahom Savaşı” Konusunda IV. Trahom Savaşı, Ankara: Gürsoy Basımevi, 1967.

Ayberk, Nuri Fehmi. Trahom Mücadele Klavuzu. İstanbul: Cumhuriyet Matbaası, 1937.

Ayberk, Nuri Fehmi. Trahom Mücadelesinde Son Buluşlar Münasebetiyle. İstanbul: Kader Basımevi, 1938.

Barua, Dhiman., William, B. Greenough III. History of Cholera, Springer Yayıncılık, 1992.

Bray, John. Captain Barré Latter and British Engagement with Sikkim during the 1814-1816 Nepal War, “Buddhist Himalaya: Studies in Religion, History and Culture Dergisi”, Sayı: 2, 2012.

Burçak, Berrak. Hekimbaşızade Doktor Muhyiddin’in Kaleminden Geç Osmanlı Döneminde Kuşpalazı ile Mücadelenin Zorlukları: “Valideyne İhtar Yahud Kuş Palazı”, “Toplumsal Tarih Dergisi”, Sayı: 296, Ağustos 2018.

Burhaneddin. Trahom Mücadelesi, “Sıhhıye Mecmuası”, No: 18, Eylül 1928.

Doğan, Hanzade; Hot, İnci; Kesmezacar, Özgü. Difteri Aşısı: Koruyucu Hekimlik Tarihinden Bir Örnek, “Cerrahpaşa Tıp Dergisi”, 2006.

Düzen Laboratuvarlar Grubu, Difteri (Kuşpalazı) Hastalığı Yıllar Sonra Yeniden, https://www.duzen.com.tr/tr/art/194/D%C4%B0FTER%C4%B0%20(KU%C5%9EPALAZI)%20HASTALI%C4%9EI%20YILLAR%20SONRA%20YEN%C4%B0DEN Erişim Tarihi: 23.02.2021.

Finkelstein, Richard A. Cholera, Vibrio cholerae O1 and O139, and Other Pathogenic Vibrios, Medical Microbiology, Galveston Yayıncılık, 1996.

Hakimiyeti Milliye, Amsterdam Beynelmilel Göz Kongresine İştirakımız. 19 Eylül 1929.

Hays, J. N.  Epidemics and Pandemics: Their Impacts on Human History, ABC-CLIO Yayıncılık, 2005.

Hot, İnci. Ülkemizde Trahom Mücadelesi, “Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi” 11, No: 1, 2003.

Işık, Mahmut. Trahom, Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı Sosyal Yardım Bakanlığı Yayınları, 1968.

Jameson, James. Report on the Epidemick Cholera Morbus: As it Visited the Territories Subject to the Presidency of Bengal, in the Years 1817, 1818 and 1819, Balfour Yayıncılık, 1820.

Kumar, Dilip. River Ganges – Historical, cultural and socioeconomic attributes, “Aquatic Ecosystem Health & Management Dergisi”, Sayı: 20, 2017.

Medical Park, Difteri Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?, https://www.medicalpark.com.tr/difteri/hg-2243 Erişim Tarihi. 23.02.2021.

Medicalpark, ‘Kolera’, Erişim Adresi: https://www.medicalpark.com.tr/kolera-nedir/hg-1850  Erişim Tarihi: 19.02.2021.

Moss, J., Vaughan, M. Mechanism of action of choleragen. Evidence for ADP-ribosyltransferase activity with arginine as an acceptor, “Biological Chemistry Dergisi”, Sayı: 252, 1977.

Özcengiz, Erkan. Difteri Bağışıklaması, “Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi”, Cilt: 12, Sayı: 3, 2003.

Özer, Sevilay. Türkiye’de Trahomla Mücadele (1925-1945),Ankara Üniversitesi Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi”, No: 54, 2014.

Özlü, Zeynel. Osmanlı Devleti’nde Difteri Hastalığı ve Koruyucu Sağlık Hizmetlerine Dair Bulgular, “Belleten Türk Tarih Kurumu”, Ağustos 2017.

Öztan, M. Sabit. Göz Hastalıklarından Trahomu Tanıyalım Kendimizi Koruyalım, İstanbul: Cemal Azmi Matbaası, 1949.

Öztürk, Recep. Akut İnfeksiyöz İshaller, ‘Akılcı Antibiyotik Kullanımı ve Erişkinde Toplumdan Edinilmiş Enfeksiyonlar Sempozyum Dizisi’, No: 31, 2002.

Pollitzer, R.  Cholera studies; History of the disease, “World Health Organization Bülteni”, Sayı: 10, 1954.

Sağlık Bakanlığı, Difteri, https://www.seyahatsagligi.gov.tr/site/HastalikDetay/Difteri Erişim Tarihi: 23.02.2021.

Sağlık Bakanlığı, Trahom Hastalığı Hakkında Halka Nasihatler, Ankara: T.C. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Yayını, 1933.

Sert, Gürkan. İkinci Milli Tıp Kongresi’nde (1927) Dr. Vefik Hüsnü Bulat’ın Sunduğu ‘Türkiye Trahom Coğrafyası’ İsimli Bildirinin Türkiye Tıp Tarihi Açısından Değerlendirilmesi, “38. Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı”, 2005.

Sherman, Irwin W. Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.

Snow, John. On the adulteration of bread as a cause of rickets, “International Epidemiology Dergisi”, Sayı: 32, 2003.

Şakar, Hasan. Batı Yolu Kültür Dergisi. İstanbul, 1935.

Şimşek, Kamuran. Osmanlı Devri Denizli’de Salgın Hastalıklar, “Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”, Sayı: 38, 2020.

Yaşayanlar, İsmail. Sinop, Samsun ve Trabzon’da Kolera Salgınları, (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015.

Waldman, Ronald J., Mintz, Eric D., Papowitz, Heather E. The Cure for Cholera — Improving Access to Safe Water and Sanitation, “The New England Medicine Dergisi”, 2013.

World Health Organization, ‘Cholera’,https://www.who.int/health-topics/cholera#tab=tab_1 Erişim Tarihi: 19.02.2021.

Dipnotlar

[1] Dhiman Barua, William B. Greenough III, History of Cholera, (Springer Yayıncılık, 1992), s.2.

[2] James Jameson, Report on the Epidemick Cholera Morbus: As it Visited the Territories Subject to the Presidency of Bengal, in the Years 1817, 1818 and 1819, (Balfour Yayıncılık, 1820), s.492.

[3] Kamuran Şimşek, Osmanlı Devri Denizli’de Salgın Hastalıklar, “Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”, Sayı 38, (2020), s.167.

[4] Richard A. Finkelstein, Cholera, Vibrio cholerae O1 and O139, and Other Pathogenic Vibrios, Medical Microbiology, (Galveston Yayıncılık,1996), s.223.

[5] J. Moss, M. Vaughan, Mechanism of action of choleragen. Evidence for ADP-ribosyltransferase activity with arginine as an acceptor, “Biological Chemistry Dergisi”, Sayı 252, (1977), s. 2456.

[6] Irwin W. Sherman, Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık, (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020), s.45.

[7] Dilip Kumar, River Ganges – Historical, cultural and socioeconomic attributes, “Aquatic Ecosystem Health & Management Dergisi”, Sayı 20, (2017), s.12.

[8] İsmail Yaşayanlar, Sinop, Samsun ve Trabzon’da Kolera Salgınları, (Yayınlanmamış Doktora Tezi) (Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015), s. 4.

[9] John Bray, Captain Barré Latter and British Engagement with Sikkim during the 1814-1816 Nepal War, “Buddhist Himalaya: Studies in Religion, History and Culture Dergisi”, Sayı 2, (2012), s.6.

[10] R. Pollitzer, Cholera studies; History of the disease,World Health Organization Bülteni”, Sayı 10, (1954), s.431.

[11] J. N. Hays, Epidemics and Pandemics: Their Impacts on Human History, (ABC-CLIO Yayıncılık, 2005), s. 193.

[12] A.g.e. Hays, s. 194.

[13] John Snow, On the adulteration of bread as a cause of rickets, “International Epidemiology Dergisi”, Sayı 32, (2003), s. 337.

[14] World Health Organization, ‘Cholera’, Erişim Adresi: https://www.who.int/health-topics/cholera#tab=tab_1 , Erişim Tarihi: 19.02.2021.

[15] Acıbadem, ‘Kolera’, Erişim Adresi: https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/kolera/#tedavi-yontemleri , Erişim Tarihi: 19.02.2021.

[16] Ronald J. Waldman, Eric D. Mintz, Heather E. Papowitz, The Cure for Cholera — Improving Access to Safe Water and Sanitation, “The New England Medicine Dergisi”, (2013), s.592.

[17] Medicalpark, ‘Kolera’, Erişim Adresi: https://www.medicalpark.com.tr/kolera-nedir/hg-1850  Erişim Tarihi: 19.02.2021.

[18] Recep Öztürk, Akut İnfeksiyöz İshaller, ‘Akılcı Antibiyotik Kullanımı ve Erişkinde Toplumdan Edinilmiş Enfeksiyonlar Sempozyum Dizisi’, No: 31, (2002), s.203.

[19] Aşı Portalı, Difteri (Kuşpalazı) Hastalığı, https://asi.saglik.gov.tr/liste/2-difteri-ku%C5%9Fpalaz%C4%B1-hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1-nedir.html Erişim Tarihi: 23.02.2021.

[20] Zeynel Özlü, Osmanlı Devleti’nde Difteri Hastalığı ve Koruyucu Sağlık Hizmetlerine Dair Bulgular, “Belleten Türk Tarih Kurumu”, (Ağustos 2017), s.421.

[21] Hanzade Doğan, İnci Hot, Özgü Kesmezacar, Difteri Aşısı: Koruyucu Hekimlik Tarihinden Bir Örnek, “Cerrahpaşa Tıp Dergisi”, (2006), s. 112.

[22] Erkan Özcengiz, Difteri Bağışıklaması, “Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi”, Cilt: 12, Sayı: 3 (2003) s.103

[23]Sağlık Bakanlığı, Difteri, https://www.seyahatsagligi.gov.tr/site/HastalikDetay/Difteri Erişim Tarihi: 23.02.2021.

[24]Düzen Laboratuvarlar Grubu, Difteri (Kuşpalazı) Hastalığı Yıllar Sonra Yeniden, https://www.duzen.com.tr/tr/art/194/D%C4%B0FTER%C4%B0%20(KU%C5%9EPALAZI)%20HASTALI%C4%9EI%20YILLAR%20SONRA%20YEN%C4%B0DEN Erişim Tarihi: 23.02.2021.

[25]Medical Park, Difteri Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?, https://www.medicalpark.com.tr/difteri/hg-2243 Erişim Tarihi. 23.02.2021.

[26] A.g.e. Özlü, s.422.

[27] A.g.e. Aşı Portalı.

[28] A.g.e. Düzen Laboratuvarlar Grubu.

[29] A.g.e. Doğan, Hot, Kezmezacar.  s.113.

[30] A.g.e. Özcengiz, s.103.

[31] A.g.e. Düzen Laboratuvarlar Grubu.

[32] Berrak Burçak, Hekimbaşızade Doktor Muhyiddin’in Kaleminden Geç Osmanlı Döneminde Kuşpalazı ile Mücadelenin Zorlukları: “Valideyne İhtar Yahud Kuş Palazı”, “Toplumsal Tarih Dergisi”, Sayı: 296, (Ağustos 2018), s.65.

[33] A.g.e. s.66.

[34] A.g.e. s.67.

[35] Nuri Fehmi Ayberk, Trahom Mücadele Kılavuzu, (İstanbul: Cumhuriyet Matbaası,1937), s. 36.

[36] Trahom Hastalığı Hakkında Halka Nasihatler, (T.C. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti Yayını, 1933), s.1.

[37] Dr. H. Şakar 1919 ve 1920 yıllarında Mısır’dan dönen 54.734 Türk zabit ve erlerinden 16.293’ünün trahomlu olarak geri döndüklerini belirtmiştir. Bknz.  H. Şakar, Trahom Hastalığı, Batı Yolu Kültür Dergisi, Sayı 3, (Kasım 1935), s. 9.

[38] A.g.e.

[39] M. Sabit Öztan, Göz Hastalıklarından Trahomu Tanıyalım Kendimizi Koruyalım, (İstanbul: Cemal Azmi Matbaası, 1949), ss. 14-18

[40] Nuri Fehmi Ayberk, Trahom Mücadelesinde Son Buluşlar Münasebetiyle, (İstanbul: Kader Basımevi, 1938), s. 4

[41] A.g.e. Ayberk, s.6

[42] Nuri Fehmi Ayberk, “Trahom Savaşı Konusunda” IV. Trahom Savaşı, (Ankara: Gürsoy Basımevi, 1967), ss. 29-30.

[43] Nuri Fehmi Ayberk, Dünya Trahom Mücadelesi, Türk Oftalmoloji Gazetesi, Cilt 1, Sayı 11-12, (1931), ss. 688-710.

[44] Gürkan Sert, “İkinci Millî Tıp Kongresi’nde (1927) Dr. Vefik Hüsnü Bulat’ın Sunduğu ‘Türkiye Trahom Coğrafyası’ İsimli Bildirinin Türkiye Tıp Tarihi Açısından Değerlendirilmesi”, (Ankara: 38. Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, 2005), ss. 1518-1520.

[45] “Amsterdam Beynelmilel Göz Kongresine İştirakimiz”, Hâkimiyeti Milliye, 19 Eylül 1929.

[46] Burhaneddin, “Trahom Mücadelesi”, Sıhhiye Mecmuası, Sayı 18, (Eylül 1928), s. 78.

[47] İnci Hot, Ülkemizde Trahom Mücadelesi,Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi”, Cilt 11, Sayı 1, (2003), s. 24.

[48] A.g.e, İnci Hot, s. 20.

[49] Sevilay Özer, Türkiye’de Trahomla Mücadele (1925-1945), “Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi,” (2004) s. 141.

[50] A.g.e, Sevilay Özer.

[51] Mahmut Işık, Trahom, (Ankara: T.C. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Yayınları, 1968), ss.5-6.