Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Kaynak: Artıgerçek

Geçmişten Günümüze Salgın Hastalıklar – I

Giriş

İnsanlık var olduğundan beri dönem dönem salgınlarla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Salgın hastalıklar tarihin dönüm noktaları olmuş; imparatorlukları, orduları, ekonomiyi, nüfus hareketlerini, tıbbi ve teknolojik gelişmeleri derinden etkilemiştir.

Salgın hastalıkları araştırırken iki kavram ortaya çıkmaktadır: Epidemi ve pandemi. Epidemi, geniş bir coğrafi alanda meydana gelen ve nüfusun son derece yüksek bir oranını etkileyen bir hastalık salgını olarak tanımlanır.[1] Pandemi ise Eski Yunan dilinde “tüm” anlamına gelen “pan” ve “insanlar” anlamına gelen “demos” sözcüklerinden oluşan “tüm insanları etkileyen” anlamında bir kavramdır.[2] Yani epidemi belli bir coğrafi alanda etkili olurken pandemi tüm dünyayı etkiler.

2019 yılında adından söz ettirmeye başlayan ve 2020 yılına damgasını vuran koronavirüs salgını geçmişteki salgınları inceleme ihtiyacı doğurmuştur. Bu araştırma yazısı da bu ihtiyacın ürünüdür. Bu yazı iki bölüm halinde yazılacak olup bu bölümde sıtma, veba, tifüs, İspanyol gribi yer alacaktır.

 

Anahtar Kelimeler: salgın hastalıklar, sıtma, veba, tifüs, İspanyol gribi

 

1. Sıtma

Sıtma, Plasmodium parazitinin beş farklı türünün (P. falciparum, P. vivax, P. ovale, P. malariae, P. knowlesi) neden olduğu ve varlığı çok öncelere dayanan bir hastalıktır. P. falciparum ve P. vivax en büyük tehdidi oluşturmakla birlikte tüm türleri ciddi bir hastalığa ve ölüme sebep olabilmektedir. Hastalık insanlara, parazitle enfekte olmuş dişi anofel sivrisineğin ısırığıyla bulaşmaktadır.[3]

İlk olarak Heredot (MÖ 485 – 425) Eski Mısır’da bataklık arazileri yakınında oturan bazı toplulukların kendilerini sivrisineklerden korumak için balık ağlarından yararlandıklarından ve kule benzeri yüksek evler inşa ettiklerinden söz etmiştir. Aynı şekilde Eski Mısır papirüslerinde, Nil taşkınlarından sonra ortaya çıkan ve aralıklı ateşle seyreden hastalık salgınlarından söz edilmektedir.[4]

İlk kez M.Ö. 5. yüzyılda tanımlanan[5] sıtma tarih boyunca pek çok uygarlığın yok olmasına sebep olmuştur. M.Ö. 5. yüzyılda sözü edilen bu hastalıktan, 1954 yılında tüm dünyada etkilenen kişi sayısı 250 milyonu bulurken ölen kişi sayısı 2,5 milyonu bulmuştur. Bugün ise her yıl 300 – 350 milyon yeni sıtma olgusu görülürken, ölen insan sayısı 1,5 – 2,7 milyondur.[6] Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rapora göre ise sıtma dünya genelinde 91 ülkede görülmüştür ve bu vakaların %92’si Afrika’da teşhis edilmiştir.[7] İlerleyen yıllarda yapılan çalışmalar ve tıbbi gelişmeler hastalık üzerinde ilerleme kaydedilmesini sağlamıştır. 1940’lı yıllarda DDT’nin kullanılmaya başlanmasıyla ciddi düşüşler gözlenmiş, bu durum 1970’li yılların ortalarına kadar devam etmiştir.[8] Bu yıllarda yaşanan dünya savaşları da hastalığın yayılmasına sebep olmuştur. Cephedeki askerler her türlü zorluğun yanında bir de sıtmayla mücadele etmişlerdir.

 

1.1. Sıtmanın Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

Dünya tarihinde salgın hastalıklar, tarım yapmaya başlayan toplulukların toprağı sürmesi,  sığır ve koyun sürülerini ehlileştirmesiyle ortaya çıkmaya başladı. Sıtmanın yaygınlık kazanması da yine insanların doğaya egemen olma mücadelesiyle beraber gerçekleşti.[9] Yerleşik hayata ve tarımsal üretime geçen insanların nüfusu da gün geçtikçe artmış ve insanlar bu nüfusu besleyebilmek için daha fazla tarımsal üretime ihtiyaç duymuşlardı. Tatlı patates ve diğer nişastalı ürünleri yetiştirmek amacıyla yağmur ormanlarını yok etmeye başlayan Afrikalı çiftçiler, kes ve yak teknikleri ile anofellerin hızla üreyebileceği, içleri su dolu, güneşin ısıttığı çamurlu göllerin ortaya çıkmasına zemin hazırladılar.[10] Hızla üreyen dişi anofel sivrisinekler parazit taşımış ve insanlara bulaştırmıştır.

sıtma
(Kaynak: Medikal Akademi)

 

Parazit taşıyan dişi anofel sivrisineğin ısırmasından sonra 7 – 30 gün içinde sıtmanın belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, abdominal rahatsızlık, kas ve eklem ağrısı başlar; ateş, üşüme, titreme, iştahsızlık, kusma ve giderek artan halsizlik ile devam eder.[11] Parazit esas olarak karaciğer hücrelerini ve alyuvarları tutar. Parazitin türüne göre kişi üç ya da dört günde bir nöbet geçirir.[12]

Sıtma, ağırlıklı olarak Afrika ülkelerinde görülse de 1830’lu yıllardan itibaren Anadolu’da da görülmüş, savaş dönemiyle yayılmış ve bu bölgelerde hastalığı önlemeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bataklıkların sebep olduğu sivrisinekler vasıtasıyla insanlara bulaşan sıtmanın Anadolu’da en sık görüldüğü yerler, Trabzon, Bursa, Edirne, İstanbul, Aydın gibi Anadolu’nun kıyı kesimleridir. Bu salgınların görüldüğü diğer alanların da Isparta, Maraş, Diyarbakır, Eskişehir, Sakarya, Düzce, Tarsus, Denizli gibi yerler olduğu arşiv belgelerinden ve literatürden anlaşılmaktadır.[13]

1830’lu yıllarda görülmeye başlayan sıtma Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile beraber cephelerde de etkisini göstermiştir. Cephelerde hastalığın ne kadar zorlayıcı olduğunu görebilmek adına anılardan yararlanmak elzemdir. Bir subay anılarında hastalığa yakalandığı günleri şöyle anlatır:

“… Kinin kaşelerim hazırsa da bir fayda vermedi. Şimdiye kadar geçirdiğim sıtma nöbetlerine benzemiyordu. İki gün içinde hastalık ciddi bir hal aldı. Kurtuluş umudum kesildi…”[14]

Cephelerde savaşmanın yorgunluğuna ek olarak hastalığın psikolojik olarak da insanları ne kadar zorladığı ortadadır.

 

1.2. Sıtmanın Etkileri ve Alternatif Çözümler

Sıtma günümüzde hâlâ görülmekte olan ve en çok çocukları etkisi altına alan bir hastalıktır. Tarihimizdeki etkilerine bakarsak, Makedonya Kralı Philippos’un oğlu İskender’in sıtmadan öldüğünü ve Roma tahtının yıkılmasında sıtmanın etkili olduğunu görmekteyiz.[15] Ayrıca savaş döneminde cephelerde ne derece etkili bir hastalık olduğu da yukarıda belirtilmiştir. Sıtma bu derece etkili olurken, insanlar da onunla mücadele etmenin yollarını aramaya başlamışlardır.

Sıtma ile mücadelede ilk olarak yapılanlardan biri parazitin yayılmasına sebep olan sivrisineklerin yaşam alanlarını yani bataklıkları kurutmak olmuştur. 20. yüzyılın ortalarına doğru DDT bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. DDT, çok zehirli bir kimyasal maddedir. Kullanılmaya başlanmasıyla beraber faydasından çok zararının görülmeye başladığı tespit edilmiştir. ABD’li biyolog Rachel Carlson, Sessiz Bahar isimli çalışmasında DDT’nin yalnızca zararlı böceklere değil başta kuşlar olmak üzere doğadaki başka canlılara da zarar verdiğini ortaya koymaktadır.[16] ABD’de yapılan pek çok araştırma DDT’ ye bir kez bile maruz kalmanın Alzheimer olma riskini artırabileceğini belirtmektedir. Ciddi zararlara sebep olan DDT, ABD’de 1972, Türkiye’de de 1980’li yıllarda yasaklanmıştır.[17]

Sıtma ile mücadelede kullanılan bir diğer madde ise kinindir. Rubiaceae familyasından Cinchona türlerinin kabuklarına verilen isimdir. Sıtmaya karşı etkisi 1630’lu yıllarda Güney Amerika’da keşfedilmiştir.[18]

Kininin Osmanlı’da da kullanılmaya başlandığını bununla ilgili yapılan kanunlarda görmekteyiz. Bu kanunlarda kinin konusunda herhangi bir sıkıntı çıkmaması için hükümet ithal edilmesinden, ambalaj, kutu üzeri bilgilerine kadar en ince detayı hesap etmiş tüm ayrıntılara yer vermiştir.[19]

En eski hastalıklardan biri olan sıtma bu zamana kadar ciddi ölümlere sebep olmuştur. Sıtma ile mücadelede ilerleme kaydedilmeye devam etmektedir. Bununla ilgili olarak sıtma için geliştirilen aşıyı belirtmek yerinde olacaktır. Geliştirilen aşı ilk kez Afrika ülkesi Malavi’de uygulanmış olup Gana ve Kenya’da da aşılara başlanacağı Dünya Sağlık Örgütü tarafından açıklanmıştır.[20]

 

2. Veba

Veba, yüzyıllar boyunca salgın denildiğinde ilk akla gelen ve ölüm oranlarıyla insan ırkını dehşete düşüren hastalıklardan biri olmuştur. Avrupa coğrafyasında etkili olduğu dönemlerde, popülasyonun neredeyse yarısını yok etmiş olması, bu dehşetin en önemli sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Veba kelimesinin kökeninin Arapça olmasına karşın, anlam bakımından özgül bir hastalık adına işaret etmemektedir. Arapça karşılığı ‘salgın’ olan veba kelimesinin Ortadoğu kaynaklarında bu hastalık için özel olarak kullanılan adı ‘taun’ olarak bilinmektedir.[21] Avrupa’da ise bu salgınlara plague, black death, great mortality, pestilence gibi birçok isim verilmekte ve vebanın bu coğrafyadaki etkilerini gözler önüne sermektedir.

 

2.1. Vebanın Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

Vücutta kendine yer bulduğu bölgeye göre bubonik (hıyarcıklı), septisemik ve pnömonik olarak sınıflandırılmaktadır.  Bubonik veya diğer bilinen adıyla hıyarcıklı veba, insandan insana bulaşıcılığı olmayan ancak sıçanların taşıdığı pirelerin ısırıklarıyla insana bulaşan Yersinia Pestis bakterisinin neden olduğu bir veba türüdür.  Bu bakteri, koltukaltı, kasık ve boyun bölgesindeki lenflere yerleşerek bubo denilen şişlikleri oluşturur. Bu lenf nodlarının patlatılmasıyla Y.Pestis bakterisi kana karışarak septisemik vebaya neden olur. Eğer bu enfeksiyon akciğerlere geçerse, pnömonik olarak bilinen ve insandan insana bulaşabilen son veba türünü oluşturur.

Dönemsel olarak farklı coğrafyalarda ortaya çıkan Veba salgınları, üç büyük salgın ve üç farklı tür olarak tarihte yerini almaktadır. İlk salgın M.S. 541 yılında Bizans imparatorluğu döneminde ortaya çıkmıştır. İkinci ve en yıkıcı salgın ise Asya’dan kaynağını alarak ilerlemiş ve 1346 yılında Moğolların Kırım Yarımadasına yaptıkları baskınlar neticesinde Avrupa’ya ve Akdeniz’e yayılmıştır. Son salgın ise diğer veba salgınlarına nazaran çok daha ufak çapta olup, 1830’lu yıllarda Balkanlar, Osmanlı ve Asya’da görülmüştür.

 

2.2. Jüstinyen Vebası (541-767)

Büyük Jüstinyen döneminde ortaya çıkan ve Jüstinyen Vebası olarak bilinen bu salgının Avrupa’daki ilk izlerine 6. yüzyılda Konstantinapolis’te rastlanmaktadır.[22] Bazı tarihi kaynaklara göre günlük 5 bin insanın ölümünden sorumlu olan bu veba türünün[23], Mısır’dan gelen ticaret gemileriyle Avrupa’ya ulaştığı düşülmektedir.[24] Dönemin yazılı ve sözlü kaynaklarının kısıtlı olması nedeniyle, Jüstinyen Vebasına ait veriler de oldukça sınırlıdır. 541 yılında Bizans İmparatorluğu’nun başkentinde ortaya çıkan ve aralıklı olarak iki asırdan fazla süren Jüstinyen Vebasının, yaklaşık olarak 25-50 milyon insanın ölümüne yol açtığı düşünülmektedir. Dönemin tanınan seyyahlarından Evliya Çelebi bir yazısında, veba taşıyıcısı olduğu düşünülen ve başkente farklı ülkeden gelenlerin yedi günlük bir karantinaya alındıklarını ve akabinde şehre girişlerine izin verildiğinden bahsetmektedir.[25]

 

2.3. Kara Ölüm (1346-1353)

Kara veba olarak da bilinen salgın, 1346 ile 1353 yılları arasında Asya, Avrupa ve tüm Akdeniz ülkelerine yayılan; yayıldığı her coğrafyadaki en küçük yerleşim birimlerini dahi etkileyen, tüm zamanların en yıkıcı pandemisidir. Yaklaşık üç yıl içerisinde tüm Avrupa’ya yayılan veba salgını, 14. yüzyılda milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Jüstinyen Vebasıyla benzer özellik taşıyan Kara Ölüm, üç asır boyunca aralıklarla devam etmiş ve yaklaşık olarak 60 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.[26] Hastalığın ‘Kara Ölüm’ olarak bilinmesinin sebebi ise içi kan ve iltihapla dolu şişliklerdir.

veba
(Kaynak: Bianet)

 

Çıkış kaynağı Asya olan veba hastalığı ticaret yolları üzerinde hızla ilerlemiş, Asya ve Avrupa topluluklarının yaptıkları savaşlarla ivme kazanmıştır. Kefe şehrinde yaşayan İtalyan bir yazarın kaleme aldığı günlükte, 1346 yılında bir Moğol liderinin Kırım yarımadasında Kefe şehrine yaptığı akında, vebadan ölen Moğol askerlerin mancınık yardımıyla kaleden içeri fırlatıldığı ve şehri saran veba salgını sayesinde savaşın kazanıldığı kaydedilmektedir.[27] Tarihteki ilk biyolojik silah olarak tanımlanan bu vaka,[28] veba hastalığının dehşetini ve ölüm oranlarını gözler önüne sermektedir.

 

2.4. Vebanın Etkileri ve Alternatif Çözümler

M.S. 541 yılında başlayan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar aralıklarla yayılmaya devam eden veba hastalığının dönemsel çözümleri arasında az yemek yemek, banyo yapmamak ve cinsel birliktelikten kaçınmak gibi alternatifler yer almaktadır.[29] Bunun dışında amber, misk ve Hindistan cevizi gibi güzel kokuları solumak da diğer bir çözüm yöntemi olarak bilinmektedir. O sebepledir ki, hastayı tedaviye gelen doktorların taktıkları uzun bir papağan gagasını anımsatan maskelerinin içinde biberiye, karanfil ve amber gibi koku demetleri yer almaktadır. Ortaçağ’da kullanılan ve yetersiz kalan bu yöntemlerin akabinde ortaya çıkan demografik, ekonomik ve dini etkiler ise Ortaçağ Avrupa’sının günümüze kadar olan sürecini etkilemiş; kitlesel ayaklanmalar, kiliseye ve işverene isyan gibi birçok sivil hakkın da önünü açmıştır.

Veba hastalığına sebep olan Yersinia Pestis bakterisinin 1894 yılında Alexandre Yersin tarafından keşfedilmesi sonucunda, hastalığın tedavisinde kullanılabilecek birçok antibiyotik ilaç geliştirilmiş ve günümüzde de veba için kullanılan streptomisin, gentamisin, doksisiklin, ciprofloksazin ve kloramfenikol gibi antibiyotik türlerinden uygun olanı hastalığın tedavisi için tercih edilebilmektedir.[30] Günümüzde bu hastalığın tedavi edilme oranı %100’e ulaşmıştır. Tedaviler cerrahi müdahale gerektirmeyen farmakolojik yöntemlerle yapılmaktadır.

 

2.4.1. Demografik Etkiler

Kara ölümün yıkıcı etkilerinin görüldüğü en önemli coğrafyanın Avrupa olduğu bilinmekte; sosyal, ekonomik, siyasi hayatın temelinden sarsıldığı bu dönemde her üç kişiden birinin yaşamını yitirdiği tahmin edilmektedir. Bazı köy ve şehirlerin haritadan tamamen silindiği salgında, 60 milyon insan yaşamını yitirmiş; 1340 yılında 76 milyon olarak tahmin edilen Avrupa nüfusu, 1450 yılında 50 milyon olarak kayıtlara geçilmiştir. [31]

Hastalığın can aldığı kişilerin başında halk gelse de İngiltere Kralının kızı prenses Joan ve danışmanı John gibi soylu isimler de hayatlarını yitirmişlerdir. [32]

Nüfusun azaldığı, bazı bölgelerde ise tamamen yok olduğu, diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha fazla kayıt tutan İngiltere üzerinden tahmin edilebilmektedir. Bu kayıtlardan yola çıkılarak oluşturulan aşağıdaki resimde, nüfusunun tamamını ya da tamamına yakınını kaybeden köyler gösterilmektedir.

veba
(Kaynak: beresfordslostvillages.wordpress.com)

 

2.4.2. Ekonomik Etkiler

Kara ölümün Ortaçağ Avrupa’sında yol açtığı en önemli etkilerden biri de nüfusun azalmasının ardından ortaya çıkan ekonomik farklılaşmalardır. Çalışan nüfusunun yarısına yakınını veba salgınında kaybeden işverenler ve toprak sahipleri işçi bulmakta zorlanmışlar; bu durumun farkına varan işçiler ise durumu kendi lehlerine çevirerek, çalışma şartlarının ve ücretlerinin iyileştirilmelerini talep etmişlerdir.

Köylüler ve işçilerin yanı sıra, hastalığın tedavisini arayan doktorların da ücretlerinde artış görülmekte, hatta bu artışın, önceki ücretlerinin neredeyse iki katı olduğu belirtilmektedir. [33]

Ücret artışları dışında yaşanan diğer önemli olay ise, veba salgını öncesinde düşük ekonomik gelire sahip halkın, tüketen sayısındaki azalma neticesinde fiyatı düşürülen mahsullerden daha fazla yararlanmaya başlamasıdır. Fiyatı düşürülen gıda ürünlerini tüketmeye başlayan halkın ekonomik durumundaki ve hayat kalitesindeki bu yükselişler, kişi başına düşen et, şarap ve tereyağı miktarındaki artışlarla ortaya çıkmaktadır.[34]

Fransa ve İngiltere arasında başlayan Yüzyıl Savaşları’nın ve Büyük Kıtlığın etkileri sürerken ortaya çıkan veba salgını, tüm Avrupa’da bir isyan dalgası başlatmıştır. Yeni vergilere ve değişen para politikasına karşı ayaklanan halk, Paris soylu sınıfının desteğini arkasına alarak, uzun sürecek bir isyan dalgasının fitilini ateşlemişlerdir.[35]

 

2.4.3. Dini Hayat Üzerindeki Etkiler

Sosyal yaşantının bir diğer yapıtaşı olan din faktörü de veba salgınından etkilenen elementlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Salgınlarda ve defin işlemlerinde görev alan birçok papaz ve din insanı yaşamını yitirmiştir. Diğer bir görüşe göre salgının sebep olduğu korku ve dehşet günlerinde kilise ve manastır üyelerinin ülkeden kaçışları, halk arasında ahlaki bozguna uğramış bir kilise imajı uyandırmaya başlamıştır.[36] Ancak, salgının kilise otoritesini sarsmasındaki en önemli faktörün din insanlarına duyulan büyük güvensizlikten kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Vebanın çıkış sebebini, nasıl yayıldığını ve tedavisinin nasıl olduğunu anlayamayan kilise üyeleri halkın sorularına cevap verememektedir.

Veba salgınında ortaya çıkan ve dini yaşamı köklerinden etkileyen diğer bir olay ise Flagellant Hareketi[37] olarak bilinmektedir. Salgının Tanrı’nın gazabı olduğuna inanan ve kendilerini azizlerin askerleri olarak niteleyen bir grup kadın ve erkeğin Yahudi düşmanlığını tetiklemesiyle ortaya çıkan katliamlar, kiliseye karşı büyük bir öfkeye sebep olmuştur.[38] Flagellantlara göre vebanın sebebi Yahudiler ve onların sapkın inanış ve yaşayış biçimleridir.

(Kaynak: Academickids)

 

Flagellantların inanışlarına göre, Hristiyanların kullandıkları çeşmelerden su içen Yahudilerin bulaştırdıkları zehir, vebanın ortaya çıkmasının asıl sebebidir.[39] 10 binden fazla Yahudi’nin öldürülmesine sebebiyet veren bu inanış, Hristiyan olmayanların, özellikle Yahudilerin, yaşadıkları bölgelerden kaçmalarına sebep olmuştur.

Veba salgınının sonucunda, Avrupa halkının tamamı sosyal, dini ya da ekonomik olarak etkilenmiş; siyasi ve kültürel yaşam köklerinden sarsılmıştır. Salgın, kıtanın neredeyse yarısından fazlasını yok etmiş, Avrupa`nın demografik haritasını değiştirmiş, birçok yeni fikir hareketinin temelini oluşturmuştur.

 

3. Tifüs (Humma)

Tifüs tarihin çok eski devirlerinden beri savaş, kıtlık ve sefalet dönemlerinde salgınlar halinde seyretmiş, binlerce insanın ölümüne neden olmuş; bulaşıcı ve ateşli bir hastalıktır. Hastalığın etkeni ‘Rikketsiya Prowazeki’ adı verilen bir bakteridir. Tifüs bit ile bulaşan bir hastalık olduğundan ötürü insanların temizlik kültürünün olmadığı veya temizlenmeye fırsat bulamadığı dönemlerde fazlaca görülmüştür. Tifüsün ne zaman ortaya çıktığına dair net bir tarih verilememektedir. Bunun nedeni ise tarihin bazı dönemlerinde Veba olarak bazı bilinen salgınların Tifüs olabileceği düşüncesidir. Hipokrat, tarif ettiği bazı vakalara Tifüs adını vermiştir ve bu ad Yunanca; sisli, dumanlı anlamına gelmektedir.[40]

La Cava Manastırında bulunan 1083 tarihli bir belgede, cildinde küçük döküntüler görülen, tükürük bezleri şişen hastalardan bahsedilmekte olup bu hastalığa ‘Tabardillo’ adının verildiği yazmaktadır. Aynı zamanda bu terim günümüzde İspanyolca’da Tifüs için kullanılmaktadır. Her ne kadar net bir tarih verme imkânı bulunmasa da Veronalı hekim Giralamo Fracastorius 1546 yılında basılan eserinde tifüs belirtilerini tam olarak tanımlamakta ve Vebadan ayırmaktadır. [41]

 

3.1. Tifüsün Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

Tifüs insandan insana bitler aracılığıyla geçer. Rikketsiya Prowazeki adını taşıyan bakteri sadece canlı hücrelerde yaşayabilmektedir. Bu yönüyle diğer salgınlardan tifüsü ayırabilmekteyiz. Rikketsiyalar canlıların kılcal damarlarının endotel hücrelerine yerleşirler ve damarların zedelenerek tıkanmasına neden olurlar. Bu noktadan itibaren organlarda kanlanma bozulur ve patolojik değişiklikler ortaya çıkar. Bulaşan bakterinin vücut içerisindeki kuluçka devri 10 ile 13 gün süresince olmaktadır. Hastalık; baş ağrısı, ateş, üşüme, titreme, halsizlik gibi genel enfeksiyon belirtileriyle başlar ve genellikle insanlarda ateş 40 dereceye kadar çıkabilir. Tifüs hastalığına yakalanan kişi, ölene kadar ya da hastalığı atlana kadar ateşi her daim yüksek derecede olur. Ateş yükselmesinden 4 veya 6 gün sonra cilt üzerinde, pembe renkli deri döküntüleri görülür. Tifüs hastalığının en büyük belirtisi pembe renkli lekelerin var olmasıdır. Zira salgın dönemlerinde sırf bu yüzden Lekeli Humma adını almış ve hastalığı teşhis ettirecek sebepler arasına girmiştir. Deri döküntüsünün akabinde hasta halsizleşir ve çevresine karşı sağır bir tavır takınır. Düşünce yeteneğini de kaybeden hastalarda saldırganlık ve intihara teşebbüs gibi davranış bozuklukları görülmektedir. Bu son evreyi atlatan hastada ateş düşer ve bilinç yerine gelerek hastada iyileşme görülür. [42]

Abdülkadir Noyan, İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçirdiği tifüs hastalığının en hararetli dönemlerini şu şekilde anlatmaktadır:

“Hastalığın ateşli günlerinde zihnimi işgal eden bir hayal hadisesi vardı. Bağdat’ta Goltz Paşadan evvel kumandan olan Nurettin Paşa bana muayene için bir asker göndermişti ve bende askeri muayene etmiştim. Asker hizmetten kurtarılmasını isteyerek ve rüşvet olmak üzere bana bir altın lira vermiş, bu lirayı alarak askerin alnına çakmıştım. Asker ölmüş. Nurettin Paşa yaptığım muameleyi duymuş ve benim idam edilmemi istemişti. Ziyarete gelen doktor arkadaşlarıma ateşli günlerimde bu hikâyeyi anlatarak Nurettin Paşaya söyleyin rüşvet kabul etmeyen doğru bir adamı kimse idam edemez diye söylemişim. Bu masalı dinlemeye arkadaşlarım alışmış ve beni tasdikleyerek tesellide bulunurlarmış. Ateşim düştükten sonra da bu hadiseyi hatırladığım halde hakikat olmayıp bir hayal ve sayıklama olduğunu anladığım için kimseye nakletmediğimi hatırlamaktayım.” [43]

 

3.2.Tifüsün Etkileri ve Alternatif Çözümler

tifüs
(Kaynak: Salgın Hastalıklar Bibliyografyası)

 

Veronalı hekim Giralamo Fracastorius, 1546 yılında tifüs hastalığının tanımını yapmıştır. Resmi kayıtlarda bu tanım ilk tanımlama olarak kaydedilmiştir. Giralamo’ya göre hastalık 4-7 gün aralığında lekeler halinde vücutta etkisini gösterdiğini ve boyutunun mercimek büyüklüğünde olduğunu söylemektedir. Ek olarak hastalığa Febris Pestillens adını vermiştir.

Fransızların 1528 yılındaki kuşatmasında tifüs salgını çıkmış ve hastalığa 30.000 askerini kaptıran Fransız ordusu geri çekilme kararı almak zorunda kalmıştır. 1566 yılında Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak üzere; Fransa, Almanya ve İtalya’dan toplanan Haçlı ordusu askerleri Macaristan topraklarında tifüs hastalığına yakalanmıştır. Haçlı ordusu dağılmış ve geriye dönen askerler hastalığı tüm Avrupa kıtasına yaymıştır. Macaristan’da başladığı için hastalık Febris Hungaricus olarak adlandırılmıştır. [44]

1575-1577 Meksika salgınında iki milyon yerlinin tifüsten öldüğü söylenmektedir. Almanya’da tifüs konusunda ilk eser Heinrich Skreta von Zavorzis tarafından yazılmış, hatta yazar tedavi için; tiryak ve köpek dışkısının kullanabileceğini söylemektedir.

Bunun yanı sıra Napolyon’un Rusya seferi sonrası 1813 ve 1814’de tifüs tüm Avrupa’ya yayılmış Balkan yarımadası ve Doğu Avrupa’da endemik olarak varlığını sürdürmüştür. Bu yılların akabinde İrlanda nüfusunun yüzde onunu kapsayan 400.000 kişinin Tifüs sebebiyle öldüğü yine resmi kayıtlarda bulunmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’nda ise İngiliz, Fransız, İtalyan, Birleşik Amerika ve Alman ordularında tifüs salgını görülmüştür. Rus ve Avusturya ordularındaki vaka sayısı hayli çoktur. 1915 yılı başlarında Avusturya esirleri ile Sırbistan’a tifüs gelmiş ve Sırbistan’ın tümüne yayılmış, buradan da Bulgaristan ve Romanya’ya sirayet etmiştir. Savaş sırasında en büyük salgının görüldüğü Sırbistan’da, nüfusun 1/5’i hastalığa yakalanmış ve bir yılda 150.000’den fazla Sırplı, Tifüs nedeniyle ölmüştür. Yine Sırbistan’da 400 hekimin neredeyse tamamına yakını bu hastalığa tutulmuş ve bunların 126’sı hayatını kaybetmiştir. Rusya’da ise 1918-1922 yılları arasında 30.000.000 kişi tifüse yakalanmış ve 3.000.000’u ölmüştür. Birçok ülkede olduğu gibi Tifüs, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nde de çok ağır tahribat yaratmıştır.[45]

Osmanlı topraklarında tifüs hastalığının görülmesinin zirve olduğu dönem 1915’teki sıhhi rapora göre; Ordunun %45’i hastanelerde bulunmaktaydı. %45’lik dilimin içerisinde bulunan %16’lık kısım ise bilakis Tifüs, dönek humma, tifo ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklar sebebiyle orada bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti topraklarının her karışında belirli dönemlerde mutlaka Tifüs hastalığı yayılmıştır ve sirayet etmiştir. İstanbul başta olmak üzere; taşralarda, hapishanelerde, mekteplerde ve çoğunlukla cephelerde yüksek dozda varlığını devam ettirmiştir.

Yoksulluk, kötü beslenme ve hijyenik olmayan barınma koşullarında hayat standartlarının düştüğü İkinci Dünya Savaşı yılları, yalnızca tifüsün değil bulaşıcı hastalıkların yayılmasına zemin hazırlamıştır. Tifüs vakalarının arttığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında,  basın aracılığıyla hem bu hastalık hem de karahumma, çiçek, kızamık, sıtma, uyuz ve verem gibi diğer bulaşıcı hastalıklar hakkında vatandaşlar bilinçlendirilmeye çalışılmıştır. Yazılı basının önemli bir enformasyon kaynağı olduğu bu yıllarda, tifüs salgınıyla ilgili haberlerin yanı sıra sağlık sütunlarında doğru beslenme,  sağlıklı yaşam,  hastalıklardan korunma, çeşitli hastalıkların teşhis ve tedavi yöntemleri gibi konularda farkındalık arttırıcı mesajlar yer almaktadır. [46]Türkiye her ne kadar İkinci Dünya savaşına katılmamış olsa da, Tüm dünyaya yayılmış ve yeniden baş göstermiş olan Tifüs salgını Türkiye’de de hızla yayılmıştır. Bunun için;  hastalıkla mücadele kapsamında komisyon, “Tifüs mücadelesinin ana hatları” adlı bir broşür yayınlamıştır. Gazetelerde, broşürde yer alan içeriğin olduğu gibi verildiği görülmektedir. Buna göre bit mücadelesinde okullar, taşıtlar, müstahdem ve işçi topluluğu bulunan yerler, cezaevleri, han, otel ve pansiyonlar ile sinema, tiyatro, kahvehane ve gazinolar olmak üzere farklı kamusal mekânlarda yayılımı önleyici tedbirler alınacağına dair beyanda bulunulmuştur.[47]

(Kaynak: Tan Gazetesi (1943))

Halkı bilinçlendirmenin haricinde özellikle askerler için dezenfeksiyon fırınları kurulmuştur. Bu fırınlar yüksek ateşte ısıtılır ve insanların bitli kıyafetleri dezenfekte edilirdi. Ya da diğer bir yöntem elbiseleri toprağa gömme yöntemi idi; bu yöntem ile toprak altında kalan bitler havasızlıktan dolayı elbiselerden ayrılır ve toprak üstüne çıkarlardı. İmkânsızlıklar içerisinde gerçekleştirilen diğer bir yöntem ise etüv makinaları idi. Bu makinalar Almanya’dan getirilmiş, fakat ne yazık ki seyyar olması sebebiyle cepheye götürülürken yolda hasar görmüş ve etkili bir kullanıma tabi tutulamamıştır. Ancak asıl etkili yöntem, henüz Tifüs etkeni tespit edilemediği yıllarda Reşat Rıza ve Mustafa Hilmi Beylerin belki de tıp tarihinde ilk kez aşıyı icat etmiş olmaları idi. Tifüs aşısı ilk defa Tevfik Salim tarafından hazırlanarak 28 Mart 1915 günü Dr. İhsan Arif, Dr. Tevfik İsmail, Dr. Haydar Cemal, Dr. Selahattin ve Dr. Süleyman Ali beylerle beraber dört subaya daha uygulanmıştır. Sonraları 931 kişi aşılanmış bunların sadece 16’sı Tifüse yakalanmış ve sadece 2 kişi ölmüştür. [48]

(Kaynak: Sıhhiye Mecmuası Sayı:12)

 

Tifüs 16. yüzyılda ortaya çıkmış ancak hastalığın henüz ne olduğunu anlayamayan insanlar bir türlü etkili bir tedavi yöntemi bulamamış ve tifüs ölümcül kimliğini İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar üstlenmiştir. Toplumun tifüse karşı alınan tedbirlere direnmesi ise Tevfik Sağlam tarafından “kafaların bitli olması” olarak yorumlanmıştır.[49]

 

4. İspanyol Gribi

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru insanlık yepyeni bir düşmanla karşı karşıyaydı. 1918 – 1920 yılları arasında H1N1 influenza A virüsünün[50] neden olduğu İspanyol gribi pek çok insanın ölümüne sebep olmuştur. Savaş döneminin olması, sanayileşmenin ilerlemesi ve bir yerden başka bir yere gidişin kolaylaşmasıyla beraber bu hastalık bir pandemi haline gelmiştir.

Savaşa katılan ülkeler askeri sansür nedeniyle salgından söz etmezken, savaşa katılmayan İspanya salgın konusunu gündeme getirmiştir. Bundan dolayı da 1918 gribi olarak bilinen bu hastalık İspanyol gribi olarak tarihe geçmiştir.[51] Etkisini en fazla gençler üzerinde gösteren İspanyol gribi her yaştan insanı etkilemiştir. İlk olarak 1918 yılı Mart ayında ABD’nin Kansas eyaletindeki askeri üslerde görülmüş olduğu belirtilse de bu net bir bilgi değildir. İki yıl boyunca üç büyük dalga halinde süren İspanyol gribi tüm dünyada 40 – 50 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.[52]

(Kaynak: AdHoc Dergi)

 

4.1. İspanyol Gribinin Bulaşma Yolları, Belirtileri ve Süreci

1918 İspanyol gribi pandemisi Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya dünyadaki pek çok coğrafyayı etkilemiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan kat kat fazla can almış olan İspanyol gribi yaşlı ve küçük çocuklardan çok genç ve sağlıklı bireyleri etkilemiştir. Bu pandemide yüksek ölümlerin yanı sıra gripten beklenmeyecek kadar şiddetli semptom ve komplikasyonlar kaydedilmiştir. Hafif vakalarda (ağrı, ateş, öksürük) 3 – 5 gün içinde zirve yapmış 8 – 10 gün içinde gerilemiştir. Ağır vakalarda ise çok şiddetli ağrılar ve yüksek ateş görülmüştür.[53] Burunda, ağızda ve kulaklarda meydana gelen kanamalar ise en önemli belirtilerini oluşturmaktadır.[54]

Bu virüsün coğrafi kaynağı tespit edilememiştir, hayvansal kökenli olup olmadığı kısmı ise tartışmalıdır. 1918 Mart – Ağustos ayında ilk dalga, 1918 Eylül – Aralık ayında ikinci dalga ve 1919 Ocak – Mayıs aylarında üçüncü dalga görülmüştür.[55] Savaşın yanı sıra demiryolu ağının gelişmiş olması da bu virüsün yayılmasında etkili olmuştur. Ayrıca savaş döneminde kötü beslenme, sağlıksız ortamlarda yaşama zorunluluğu, savaşın getirdiği ekonomik yıkım bu virüsle mücadele etmeyi zorlaştırmıştır.

ispanyol gribi
(Kaynak: Euronews)

 

4.2. İspanyol Gribinin Etkileri ve Alternatif Çözümler

İspanyol gribi cephelerden çok uzak coğrafyalara yayılmış ve ciddi ölümlere sebep olmuştur. Bilim insanları bu pandemiyle mücadele etmek için çeşitli ilaçlar, antiseptikler uygulamışlar, aşı geliştirmeye çalışmışlardır. Havadan bulaştığı yönünde açıklamalar yapılmış olup, nefes alıp vermeyi güvenli bir hale getirmek amacıyla maske takma zorunluluğu getirilmiştir. Fransız doktorlar ise okaliptüs ile karıştırılan su buharının etkili olacağını söylüyorlardı.[56]

salgın
(Kaynak: Euronews)

 

Aynı bu dönemde içinde bulunduğumuz koronavirüs pandemisi gibi izolasyon yöntemleri uygulandı. Okullar ve insanların toplu olarak bulunabileceği yerlere girişler yasaklandı. Toplu taşıma araçları dezenfekte edildi, karantina uygulandı. Lakin bunların etkili olmadığı görülmüş, hasta sayıları azalmak yerine artmıştır.[57] Kuşkusuz bütün bu çalışmalar, aşı geliştirmeleri tıbbın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

Bazı görüşler virüsün bulaşım sürecinin tamamlandığını, bazı görüşler de virüsün mutasyona uğradığı yönündedir.[58] Öyle ya da böyle sona eren İspanyol gribinin yarattığı tahribat, bunca zaman yapılan savaşlardan çok daha büyük olmuştur.

 

Sonuç

İnsanlar tarih boyunca salgın hastalıklarla mücadele etmişlerdir. Bu yazıda bahsi geçen dönemlerde yaşanan hastalıklar; yaşam koşullarının sağlıklı olmaması, doktorların hastalıklarla mücadele edebilecek yeterli donanıma sahip olmamaları, yaşanan savaşlar, sanayileşmenin ilerlemesi gibi pek çok faktörle beraber salgın boyutuna ulaşmış, önüne geçilemediği için de çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştur. Ayrıca bu hastalıklar ülkeleri ekonomik, demografik, sosyal ve dini açılardan da etkilemiştir.

Salgın hastalıklar aynı zamanda tıbbın gelişimine de yardımcı olmuştur. Hastalıkların tedavi edilebilmesi için ortaya çıkarılan çalışmalar, ilaç tedavileri, aşıların bulunması salgına çoğu zaman çare olamasa da tıbbi çalışmaları ilerletmiş, sağlık bilimini geliştirmiştir.

21. yüzyılda koronavirüsün ortaya çıkmasıyla beraber tarihteki salgın hastalıkları araştırma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu yazının ilk bölümünde sıtma, veba, tifüs ve İspanyol gribi ele alınmış olup ikinci bölümde ise kolera, difteri, trahom, verem ve koronavirüs ele alınacaktır.

 

 


Yazanlar

Nisa Nur Ece DEMİRCİ & Alihan BABAOĞLU & Ebru Nur ERTÜRK

Tarih Masası Araştırmacı Yazarları


Kaynakça

Acıbadem Üniversitesi, Kinin, Klorokin, Hidroksiklorokin ve Covid-19, https://www.acibadem.edu.tr/haberler/kinin-klorokin-hidroksiklorokin-ve-covid-19-hakkinda Erişim Tarihi: 03.02.2021

Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri, Malarya, https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/75503/mod_resource/content/0/Malarya%20%281%29.pdf Erişim Tarihi: 07.02.2021

Aslan, Prof. Dr. Recep. Tarihten Günümüze Epidemiler, Pandemiler ve Covid-19, “Göller Bölgesi Aylık Ekonomi ve Kültür Dergisi”, Cilt: 8, Sayı: 85, Nisan 2020.

BBC News, DDT Alzheimer Riskini Artırıyor, Son Güncelleme Tarihi: 28.01.2014, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/01/140128_ddt_bocek_ilaci_alzheimer Erişim Tarihi: 03.02.2021.

BBC News, İspanyol Gribi: Koronavirüs için 100 yıl önceki pandemiden alınabilecek dersler neler?, Son Güncelleme Tarihi: 03.04.2020 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52150272 Erişim Tarihi: 05.02.2021.

Benedictow, Ole Jørgen. The Black Death, 1346-1353: The Complete History, Boydell Yayınları, 2006.

Berke, Mehmet Zühdi. Tıbbi Viroloji, Cilt: 2, Ankara, 1978.

Billur, Deryanaz. İstanbul’da Bulaşıcı Hastalık Tarihinden Kesitler: Şahsiyetler, İmgeler ve Mekanlar Üzerinden Bir İnceleme, “MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi”, 2020.

Britannica, “Biological Weapons In History”, https://www.britannica.com/technology/biological-weapon/Biological-weapons-in-history Erişim Tarihi: 26.01.2021.

Cluse, C. M.  The persecution of Jews during the time of the plague (1349-50) in southern Netherlands, “Koninklijke Academie voor Geneeskunde van België Dergisi”, 1999.

Cohn, Samuel Kline. Lust for Liberty: The Politics of Social Revolt in Medieval Europe, 1200–1425, Harvard University Yayınları, 2008.

Deutsche Welle Türkçe, Dünya Sağlık Örgütü’nden Endişe Verici Sıtma Raporu, https://www.dw.com/tr/d%C3%BCnya-sa%C4%9Fl%C4%B1k-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BCnden-endi%C5%9Fe-verici-s%C4%B1tma-raporu/a-46366736 Erişim Tarihi: 07.02.2021.

Fabbri, Christiane Nockels. Treating medieval plague: the wonderful virtues of theriac,“Early Science and Medicine Dergisi”, 2007.

Fordham University, ‘Tables on Population in Medieval Europe’, https://sourcebooks.fordham.edu/source/pop-in-eur.asp Erişim Tarihi: 22.01.2021.

Genç, Özlem. Kara Ölüm: 1348 Veba Salgını ve Ortaçağ Avrupa’sına Etkileri, “Tarih Okulu Dergisi”, 2011.

Güvercin, Cemal Hüseyin. Tıp Tarihinde Pandemiler: Felaket, Deneyim ve Dönüşüm, “Sağlık Bağlamında Edebiyat, Sanat ve Tarih”, Rating Academy Yayınları, 2020.

Hays, J. N. The Burdens of Disease: Epidemics and Human Response in Western History, Rutgers University Yayınları, 2010.

Hearder, Morris, Harry, Jonathan. Italy: A Short History, Cambridge University Yayınları, 2011.

Hürriyet, Sıtma Aşısı Dünyada İlk Kez Malavi’de Uygulanmaya Başlandı, Son Güncelleme Tarihi:23.04.2019, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/sitma-asisi-dunyada-ilk-kez-malavide-uygulanmaya-baslandi-41191637 Erişim Tarihi: 03.02.2021.

Karaimamoğlu, Gümüş, Tolgahan, Tarık Tolga. Veba ile Başlayan Değişim: Kara Ölüm’den Sonra Büyük Britanya’da Değişen Gündelik Yaşam, “Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi”, 2020.

Karatepe, Mustafa. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde Tifüsle Mücadele, Doktora Tezi İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 1999.

Koylu, Zafer; Doğan, Nihal. Birinci Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı Devleti’nde Sıtma Mücadelesi ve Bu Amaçla Yapılan Yasal Düzenlemeler, Türkiye Parazitoloji Dergisi.

Mahmoud, Ramy. İbn Hacer El-Askani’nin Veba-Taun Gibi Salgın Hastalıklara Yaklaşımı, “Rumeli İslam Araştırmaları Dergisi”, 2020.

Medikal Akademi, Sıtma (Malaria) Nedir?, Nasıl Bulaşır? Belirtileri ve Tedavisi, https://www.medikalakademi.com.tr/sitma-malaria/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.

Meiss, Millard. Painting in Florence and Siena after the Black Death, Princeton University Yayınları, 1979.

Milliyet, İspanyol Gribi: Tarihin En Büyük Salgını, Son Güncelleme Tarihi: 11.03.2020, https://www.milliyet.com.tr/ispanyol-gribi-tarihin-en-buyuk-salgini-molatik-14482/ Erişim Tarihi: 05.02.2021.

Milliyet, İspanyol Gribinden Sonra İnsanlar Normal Hayata Nasıl Döndü?, Son Güncellenme Tarihi: 08.12.2020, https://www.milliyet.com.tr/ispanyol-gribi-nden-sonra-insanlar-normal-hayata-nasil-dondu–molatik-18013/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.

Moskinto, Sivrisineklerin Değiştirdiği Tarih, http://moskinto.com.tr/sivrisineklerin-degistirdigi-tarih/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.

Mordechai, Eisenberg, Lee, Merle. Rejecting Catastrophe: The Case of the Justinianic Plague, “Past & Present Dergisi”, 2019.

Mustafa Kemal Temel, Hakan Ertin, 1918 Grip Pandemisi Kıssasından COVID-19 Pandemisine Hisseler, “Anadolu Kliniği Tıp Bilimleri Dergisi”, Cilt: 25, Özel Sayı: 1, Ocak 2020.

Mustafa Kemal Temel, 1918 Grip Pandemisi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2012.

Noyan, Abdülkadir. Son Harplerde Salgın Hastalıklarda Savaşlarım, Ankara: Ankara Tıp Fakültesi Yayınları, 1956.

Özdoğan, Prof. Dr. Mustafa. Epidemi ve Pandemi Nedir? Arasındaki Farklar Nelerdir?, Son Güncelleme Tarihi: 16.10.2020 https://www.drozdogan.com/epidemi-ve-pandemi-nedir-koronavirus-pandemisi/ Erişim Tarihi: 03.02.2021.

Plos One, ‘Shift From Primary Pneumonic To Secondary Septicemic Plague By Decreasing The Volume Of Intranasal Challenge With Yersinia Pestis In The Murine Model’https://doi.org/10.1371/journal.pone.0217440 , Erişim Tarihi: 22.01.2021.

Sağlığım, Sıtma Nedir?, https://sagligim.gov.tr/zoonotik/667-s%25C4%25B1tma.html Erişim Tarihi: 03.02.2021.

Tarlasera, Bir Zamanlar DDT Vardı, Son Güncelleme Tarihi: 28.01.2016, https://www.tarlasera.com/haber-10730-bir-zamanlar-ddt-vardi Erişim Tarihi: 03.02.2021.

T.C. Sağlık Bakanlığı, Sıtma, https://www.seyahatsagligi.gov.tr/site/HastalikDetay/Sitma Erişim Tarihi: 03.02.2021.

The New York Times, ‘Europe’s Plagues Came From China, Study Finds’, Erişim Adresi: https://web.archive.org/web/20101104083917/http://www.nytimes.com/2010/11/01/health/01plague.html Erişim Tarihi: 23.01.2021.

Tonguç, Faik. Birinci Dünya Savaşı’nda Bir Yedek Subayın Anıları, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1999.

Tuğluoğlu, Fatih. Türkiye’de Sıtma Mücadelesi (1924 – 1950), “Türkiye Parazitoloji Dergisi”, Cilt: 32, Sayı: 4, Aralık 2008.

Unat, Ekrem Kadri. Kemoterapi Çağından Önce Tıp Mensupları Üzerindeki İnfeksiyon Denemeleri, “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi”, Cilt: 21, 1990, ss. 476 – 492.

US National Library of Medicine National Institutes of Health, ‘Biological Warfare at the 1346 Siege of Caffa’,https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2732530/ Erişim Tarihi: 23.01.2021.

Varlık, Nükhet. Akdeniz Dünyasında ve Osmanlılarda Veba, 1347-1600, Kitap Yayınları, 2017.

Yang, Ruifu. Plague: Recognition, Treatment, and Prevention, “American Society for Microbiology Dergisi”, 2017.

Yıldırım, Dr. R. Cenap. ve Yıldırım, Dr. Ufuk. Dünyayı ve Türkiye’yi Tehdit Eden Bir Hastalık: Sıtma, “Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi”, Ağustos 2000, https://www.ttb.org.tr/STED/sted0800/4.html Erişim Tarihi: 03.02.2021

Yıldız, Fatma. “19. Yüzyılda Salgın Hastalıklar ve Salgın Hastalıklarla Mücadele Yöntemleri”, Yüksek Lisans Tezi, Denizli: Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.

Yüksel, Ece. Konstantinapol’ün Fethi ve Veba, “Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi”, 2020.

Wilke, Ayşe Güner Söyletir ve Mehmet Doğanay. İnfeksiyon Hastalıkları, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevi, 1996.

 

Dipnotlar

[1] Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, Epidemi ve Pandemi Nedir? Arasındaki Farklar Nelerdir?, Son Güncelleme Tarihi: 16.10.2020 https://www.drozdogan.com/epidemi-ve-pandemi-nedir-koronavirus-pandemisi/ Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[2] Prof. Dr. Recep Aslan, Tarihten Günümüze Epidemiler, Pandemiler ve Covid-19, “Göller Bölgesi Aylık Ekonomi ve Kültür Dergisi”, Cilt: 8, Sayı: 85, (Nisan 2020), s.36.

[3] T.C. Sağlık Bakanlığı, Sıtma, https://www.seyahatsagligi.gov.tr/site/HastalikDetay/Sitma Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[4]Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri, Malarya, s.3 https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/75503/mod_resource/content/0/Malarya%20%281%29.pdf Erişim Tarihi: 07.02.2021.

[5] Dr. R. Cenap Yıldırım, Dr. Ufuk Yıldırım, Dünyayı ve Türkiye’yi Tehdit Eden Bir Hastalık: Sıtma, “Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi”, (Ağustos 2000), https://www.ttb.org.tr/STED/sted0800/4.html Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[6] A.g.e.

[7]Deutsche Welle Türkçe, Dünya Sağlık Örgütü’nden Endişe Verici Sıtma Raporu, https://www.dw.com/tr/d%C3%BCnya-sa%C4%9Fl%C4%B1k-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BCnden-endi%C5%9Fe-verici-s%C4%B1tma-raporu/a-46366736 Erişim Tarihi: 07.02.2021.

[8] A.g.e.

[9] Fatih Tuğluoğlu, Türkiye’de Sıtma Mücadelesi (1924 – 1950), “Türkiye Parazitoloji Dergisi”, Cilt: 32, Sayı: 4, (Aralık 2008), s.352.

[10] A.g.e.

[11] Sağlığım, Sıtma Nedir?, https://sagligim.gov.tr/zoonotik/667-s%25C4%25B1tma.html Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[12]Medikal Akademi, Sıtma (Malaria) Nedir?, Nasıl Bulaşır? Belirtileri ve Tedavisi, https://www.medikalakademi.com.tr/sitma-malaria/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.

[13] Fatma Yıldız, “19. Yüzyılda Salgın Hastalıklar ve Salgın Hastalıklarla Mücadele Yöntemleri”, (Yüksek Lisans Tezi), (Denizli: Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) s.55.

[14] Faik Tonguç, Birinci Dünya Savaşı’nda Bir Yedek Subayın Anıları, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1999) s.38.

[15] Moskinto, Sivrisineklerin Değiştirdiği Tarih, http://moskinto.com.tr/sivrisineklerin-degistirdigi-tarih/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.

[16] Tarlasera, Bir Zamanlar DDT Vardı, Son Güncelleme Tarihi: 28.01.2016, https://www.tarlasera.com/haber-10730-bir-zamanlar-ddt-vardi Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[17] BBC News, DDT Alzheimer Riskini Artırıyor, Son Güncelleme Tarihi: 28.01.2014, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/01/140128_ddt_bocek_ilaci_alzheimer Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[18] Acıbadem Üniversitesi, Kinin, Klorokin, Hidroksiklorokin ve Covid-19, https://www.acibadem.edu.tr/haberler/kinin-klorokin-hidroksiklorokin-ve-covid-19-hakkinda Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[19] Zafer Koylu, Nihal Doğan, Birinci Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı Devleti’nde Sıtma Mücadelesi ve Bu Amaçla Yapılan Yasal Düzenlemeler,Türkiye Parazitoloji Dergisi”, s.212

[20] Hürriyet, Sıtma Aşısı Dünyada İlk Kez Malavi’de Uygulanmaya Başlandı, Son Güncelleme Tarihi:23.04.2019, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/sitma-asisi-dunyada-ilk-kez-malavide-uygulanmaya-baslandi-41191637 Erişim Tarihi: 03.02.2021.

[21] Ramy Mahmoud, İbn Hacer El-Askani’nin Veba-Taun Gibi Salgın Hastalıklara Yaklaşımı, “Rumeli İslam Araştırmaları Dergisi”, Sayı 6, (2020), s.73.

[22] Nükhet Varlık, Akdeniz Dünyasında ve Osmanlılarda Veba, 1347-1600, (Kitap Yayınları, 2017), s.36.

[23] Lee Mordechai, Merle Eisenberg, Rejecting Catastrophe: The Case of the Justinianic Plague, “Past & Present Dergisi”, Sayı 244, (2019), s.46.

[24] Nicholas Wade, The New York Times, “Europe’s Plagues Came From China, Study Finds”, https://web.archive.org/web/20101104083917/http://www.nytimes.com/2010/11/01/health/01plague.html , Erişim Tarihi: 23.01.2021.

[25] Ece Yüksel, Konstantinapol’ün Fethi ve Veba, “Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi”, Sayı 3, (2020), s.444.

[26] Faul Halsall, Fordham University, ‘Tables on Population in Medieval Europe’, https://sourcebooks.fordham.edu/source/pop-in-eur.asp , Erişim Tarihi: 22.01.2021.

[27] Mark Wheelis, US National Library of Medicine National Institutes of Health, “Biological Warfare at the 1346 Siege of Caffa”, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2732530/ , Erişim Tarihi: 23.01.2021.

[28] Britannica, “Biological Weapons In History”,  https://www.britannica.com/technology/biological-weapon/Biological-weapons-in-history , Erişim Tarihi: 26.01.2021.

[29] Christiane Nockels Fabbri, Treating medieval plague: the wonderful virtues of theriac,“Early Science and Medicine Dergisi”, (2007), s.259.

[30] Ruifu Yang, Plague: Recognition, Treatment, and Prevention, “American Society for Microbiology Dergisi”, (2017), s. 4.

[31] Özlem Genç, Kara Ölüm: 1348 Veba Salgını ve Ortaçağ Avrupa’sına Etkileri, “Tarih Okulu Dergisi”, Sayı 10, (2011), s. 131.

[32] Millard Meiss, Painting in Florence and Siena after the Black Death, (Princeton University Yayınları, 1979), s.65.

[33] Harry Hearder, Jonathan Morris, Italy: A Short History, (Cambridge University Yayınları, 2011), s.99.

[34] Ole Jørgen Benedictow, The Black Death, 1346-1353: The Complete History, (Boydell Yayınları, 2006), s. 390.

[35] Samuel Kline Cohn, Lust for Liberty: The Politics of Social Revolt in Medieval Europe, 1200–1425, (Harvard University Yayınları, 2008), s.220.

[36] Tolgahan Karaimamoğlu, Tarık Tolga Gümüş, Veba ile Başlayan Değişim: Kara Ölüm’den Sonra Büyük Britanya’da Değişen Gündelik Yaşam, “Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi”, Sayı 44, (2020), s.516.

[37] Bedeni aşağılamak, Tannsal lütuf elde etmek ve özellikle İsa’nın çilesini paylaşmak isteyen birtakım kişilerin kendini kırbaçlayarak uyguladıkları dini bir hareket.

[38] J. N. Hays, The Burdens of Disease: Epidemics and Human Response in Western History, (Rutgers University Yayınları, 2010), s.51.

[39] C. M. Cluse, The persecution of Jews during the time of the plague (1349-50) in Southern Netherlands, “Koninklijke Academie voor Geneeskunde van België Dergisi”, (1999), s. 142.

[40] Ayşe Wilke, Güner Söyletir, Mehmet Doğanay, İnfeksiyon Hastalıkları, (İstanbul: Nobel Tıp Kitapevi, 1996), s. 551

[41] Ekrem K. Unat, Kemoterapi Çağından Önce Tıp Mensupları Üzerindeki İnfeksiyon Denemeleri, “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi”, Cilt: 21, (1990), s.476

[42] Mustafa Karatepe, I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde Tifüsle Mücadele, (Doktora Tezi), (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 1999), s.11

[43] Abdülkadir Noyan, Son Harplerde Salgın Hastalıklarda Savaşlarım, (Ankara: Ankara Tıp Fakültesi Yayınları, 1956), No:54, s.52

[44] Mehmet Z. Berke, Tıbbı Viroloji, Cilt:2, (Ankara:1978),  s. 1282

[45] Kemal Hüseyin, Lekeli Hummaya Benzeyen Hastalıklar ve İstanbul’da Endemique Tifüs, (İstanbul: Ahmet İhsan Basımevi, 1936), s. 9.

[46] Meltem Şahin, Filiz Yıldız, İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türk Basınında Tifüs Salgını, (Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020), s.1451.

[47] Ulus Gazetesi, ‘Tifüs Savaşı’, (28 Haziran 1943).

[48] A.g.e. Karatepe, s. 23.

[49] A.g.e. Karatepe, s. 29.

[50] Rengin Erdal, İlk Pandemi Corona Değil, Sağlık ve Toplum Özel Sayı, (Temmuz 2020), s.184

[51]Milliyet, İspanyol Gribi: Tarihin En Büyük Salgını, Son Güncelleme Tarihi: 11.03.2020, https://www.milliyet.com.tr/ispanyol-gribi-tarihin-en-buyuk-salgini-molatik-14482/ Erişim Tarihi: 05.02.2021.

[52] BBC News, İspanyol Gribi: Koronavirüs için 100 yıl önceki pandemiden alınabilecek dersler neler?, Son Güncelleme Tarihi: 03.04.2020 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52150272 Erişim Tarihi: 05.02.2021.

[53] M. Kemal Temel, Hakan Ertin, 1918 Grip Pandemisi Kıssasından COVID-19 Pandemisine Hisseler, “Anadolu Kliniği Tıp Bilimleri Dergisi”, Cilt: 25, Özel Sayı: 1, (Ocak 2020), s.68.

[54] Mustafa Kemal Temel, 1918 Grip Pandemisi, (Yüksek Lisans Tezi) (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2012) s.38.

[55] A.g.e. s. 28.

[56] A.g.e. s. 48.

[57] A.g.e. s.50.

[58] Milliyet, İspanyol Gribinden Sonra İnsanlar Normal Hayata Nasıl Döndü?, Son Güncellenme Tarihi: 08.12.2020,https://www.milliyet.com.tr/ispanyol-gribi-nden-sonra-insanlar-normal-hayata-nasil-dondu–molatik-18013/ Erişim Tarihi: 07.02.2021.