Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
otoportre
Kaynak: Artsy

Frida Kahlo’dan Cindy Sherman’a Kadar Otoportre Çizmede Ustalaşmış Ressamlar

Rönesans’tan önce sanatçılar konu kendilerine geldiğinde oldukça utangaçtı. Bir ressam, kalabalık bir grup resminde arka planda kendine benzer bir şeyler çizebilirdi ama bundan daha fazlası pek görülmezdi. 15. yüzyılda Alman ressam Albrecht Dürer kendini çizmeye başlayana kadar otoportre bir tür olarak kendini göstermedi.

Bu zamandan beri, Rembrandt’tan Frida Kahlo’ya kadar pek çok sanatçı kendi portrelerini çalışmalarının ana teması haline getirdi. Sanatçı Liz Rideal, Phaidon’un 500 Otoportre kitabının yeni güncellenen baskısında otoportre türü hakkında “Sanatçılar, yargılanacakları koşulları kendileri koyuyorlar.” diye belirtiyor. “Bunlar, kendi dönemlerini yansıtan görsel otobiyografik ifadelerdir.” Biz de burada, on büyük otoportre ustasının çalışmalarını inceleyeceğiz.

Albrecht Dürer

otoportre
Albrecht Dürer, Otoportre, 1500, Alte Pinakothek, Münih
otoportre
Albrecht Dürer, Otoportre, 1493, Prado Ulusal Müzesi

Alman Rönesans ustası, ilk otoportresini çizdiğinde sadece 13 yaşındaydı. 22 yaşında, sanat eğitimini tamamladıktan sonra, Devedikeni Tutan Sanatçı (1493) isimli otoportresiyle kendisini devrim oluşturacak bir kariyerin eşiğinde olan genç bir adam olarak resmetti. Dürer, yirmili yaşlarında otoportre çizmeye devam etti, bu otoportrelerin neredeyse tamamı gelişmekte olan ustayı bele kadarki kısmıyla gösteriyor. Bu eserlerin her birinde, sanatçı kendinden daha emin görünüyordu.

Dürer, 28 yaşındayken en özgüven taşıyan ve en ünlü otoportresini yaptı. Siyah bir arka planın önünde poz veren sanatçı, özellikle anlamlı bir el hareketiyle, yani Mesih’in kutsaması hareketiyle, kürklü bir paltoyu kapatmasını resmetti. Kendi ile kutsal kurtarıcı arasında bir paralellik çizen Dürer’in otoportresi hem çok çarpıcı hem de çok karmaşıktır ve günümüzde izleyicileri büyülemeye devam etmektedir.

Frida Kahlo

otoportre
Frida Kahlo, Maymun ve Papağan ile Otoportre, 1942, MALBA
otoportre
Frida Kahlo, Kadife Takım Elbiseli Otoportre, 1926, Galeria Enrique Guerrero

Meksikalı sanatçı, gençlik yıllarından itibaren düzinelerce otoportre yaptı. Kahlo’nun belirgin siyah tek kaşı, hafif bıyığı, pembe yanakları ve dudaklarıyla kültürel bilince yerleşen dikkat çekici bir yüzü vardı. Kendini sık sık kendi ülkesinin tropik bitkileri ve hayvanları arasında resmederek Chicana kökenini gururla sergilerdi. Örneğin Bonito ile Otoportre (1941) ya da basit iç mekanları resimlendirdiği Ben ve Köpek (1938) tabloları gibi.

Kahlo kendi portresini aynı zamanda acısını göstermek için kullanıyordu. 18 yaşında ölüme yakın bir otobüs kazası geçirmesinden sonra ömür boyu kronik ağrı çekti. Kırık Sütun (1944) gibi sürrealist eserleri Kahlo’nun bu kaza sonucu çektiği ızdırabı anlatıyor. Bu tabloda sanatçı, metal çivilerin vücudunu parçaladığını resmetmiş. Bu, yaklaşık 20 yıl önce onu yaralayan demir tırabzana bir göndermedir.

1954’te ölümünden bu yana geçen yıllarda, Fridamania’nın yükselişi Kahlo’nun imajını ticari bir güce dönüştürdü; pullardan bez çantalara, ojelerden ve ev terliklerine kadar her şeyde boy gösterdi. Kahlo’nun dünya çapındaki bu ününü benimseyip benimsemediğini asla bilemeyeceğiz, ancak Kahlo’nun fark edilmek istediğini biliyoruz. Kendisini tam olarak başkalarının görmesini istediği gibi, Meksika’nın yerli kültürlerini savunan cesur, kendine özgü ve acı çeken bir sanatçı gibi çizdiği 50’den fazla eseri geride bıraktı.

Ana Mendieta

otoportre
Ana Mendieta, Dere, 1974, Gropius Bau

Kendi portresinin şiirsel bir biçim olarak toprak parçalarına vücudunun izini bırakmasıyla tanınan Küba asıllı Amerikalı sanatçı Ana Mendieta, 1972’de öğrenciyken birkaç fotoğrafik otoportre de yaptı. Mendieta bu eserlerde yüzü görülmesine rağmen yüzünü değiştiriyor, kılık değiştiriyor ve kendini çirkinleştiriyordu. Kasıtlı olarak izleyicilerin kendini olduğu gibi görmesini engellemişti.

İsimsiz (Yüz Kozmetik Varyasyonları) adlı çalışması için sanatçı kendini bir perukla süsledi, yüzünü makyajla kapattı ve kafasına şeffaf kadın çorabı çekti. İsimsiz (Camda Vücut İzleri) isimli eserinde ise daha da ileri giderek yüzünü plastik cam panellere bastırarak kendini gülünç bir şekilde gösterdi. Aynı yıl sanatçı bir erkek meslektaşından sakalını kesmesini istedi, daha sonra Adsız’da (Yüze Saç Ekimi) toplumsal cinsiyet kimliklerine karşı çıkan bir performans kapsamında sakalı kendi yüzüne yapıştırdı.

Barkley L. Hendricks

otoportre
Barkley L. Hendricks Steve, 1976 “İnsanın İlgi Alanı: Whitney Koleksiyonundan Portreler” Whitney Amerikan Sanatı Müzesi
otoportre
Barkley L. Hendricks Lawdy Mama, 1969 Brooklyn Müzesi

2017 yılında 72 yaşında vefat eden ressam Barkley L. Hendricks, çoğunlukla Afrikalı-Amerikalı akranlarının tam vücut portrelerini çizmesiyle biliniyordu, ancak ara sıra otoportrelerinde kendini sanat tarihinden pek çok şey ödünç alan cesur, kurnaz, esprili biri olarak tasvir etti.  Otoportre konusunda kendisine Rembrant kadar hayran olmadığını ya da Van Gogh kadar depresyonda olmadığını belirten Hendricks bazen ana konu olarak kendisini çizmeye karşı koyamadığını söylemişti.

Otoportrelerinin ilk örneği, Icon for My Man Superman’dir (Süpermen hiçbir siyah insanı kurtarmadı—Bobby Seale)(1969). Orta Çağ portrelerinden ipuçları alan Hendricks’in bu otoportresinde afro saçlı sanatçının güneş gözlüğü takıyor, aynı zamanda kollarını süper kahramanın logosunu taşıyan bir tişörtün üzerinde gelişigüzel bir şekilde kavuşturuyor. Hendricks, bu tabloda hiç kuşkusuz, kayıtsız bir özgüven yayıyor.

1977’de Hendricks, Brilliantly Enwed adlı bir otoportre daha çizdi. Simsiyah bir arka planın önünde neredeyse tamamen çıplak görünen Hendricks, bir kürdan çiğniyor, Michelangelo ve Bernini’nin beyaz mermer heykellerine atıfta bulunarak gururla kontraposto[1] duruşundayken cinsel organına hafifçe dokunuyor. O yılki Slick adlı başka bir otoportrede, Hendricks’i, Afrika’da erkek modasının geleneksel bir parçası olan çok renkli bir takkeye benzer bir şapka ile kombinlediği bembeyaz bir takım elbise içinde benzer bir poz verdiğini görüyoruz.

Vincent Van Gogh

otoportre
Vincent van Gogh, Otoportre, 1889, Orsay Müzesi, Paris
otoportre
Vincent van Gogh, Ressam Olarak Otoportre, 1887-1888, Van Gogh Müzesi

Hollandalı sanatçı Vincent van Gogh’u hayal etmeye çalışırsanız muhtemelen onu sağ kulağının üzerinde büyük beyaz bir bandajla düşüneceksiniz. Kederli Post-Empresyonist ustanın bu popüler görüntüsü, sadece dört yıl içinde çizdiği 30’dan fazla otoportreden biri olan Kulağı Bandajlı Otoportre’den (1889) kaynaklanmaktadır.

Van Gogh, ilk otoportrelerine başlamadan önce ara sıra, öncelikle yerel bir kasaba sakininin portreleriyle manzara ve iç mekanlar çiziyordu. 1886’ya gelindiğinde, sanatçı portre becerilerini geliştirmek için çok hevesliydi, ancak modellere ödeme yapmak için yeterli parası yoktu, bu yüzden çözümü otoportre çizmekte buldu. 1888’de “Ben kendi portremi yapabilirsem, ki bunu yapmak hiç kolay değil, erkek-kadın diğer iyi ruhlu insanların portrelerini de yapabilirim.” diye yazmıştı.

Otururken, çalışırken ve genellikle bir hasır şapkayla veya pipo içerken tasvir edilen Van Gogh, kızıl saçını, stilini simgeleyen titrek fırça darbeleri ve kendine has girdap şekilleriyle resmetti. Yine de Aralık 1888’deki kulak kesme olayından sonra, Van Gogh yaralı kulağını sadece iki otoportrede gösterdi, aynaya bakarak çizdiği için aslında sol kulağı kesikti.

Ertesi yıl, Van Gogh otoportre yapmayı tamamen bıraktı ve 1890’da kendisinin sebep olduğu kurşun yarasından öldü. Tam yüz yıl sonra, 1998’de, Van Gogh’un kendi resmini yaptığı son resim olan Sakalsız Sanatçının Portresi (1889) müzayedede 71,5 milyon dolara satıldı ve şimdiye kadar satılan en pahalı otoportrelerden biri oldu.

Cindy Sherman

otoportre
Cindy Sherman İsimsiz, #571, 2016, “Cindy Sherman: Hayatın Taklidi”, The Broad, Los Angeles

Cindy Sherman’ın son derece etkili sanat eserine sanatçının yüzü hâkim olsa da çalışmalarının hiçbiri aslında kendi portreleri değildir. Aksine, Sherman vücudunu bir kalıp ya da tuval olarak kullandı. Hem sanatçıyı hem de özneyi oynadığı fotoğraflarda yüzlerce karaktere hayat verdi, kameranın hem önünde hem arkasında çalıştı.

Fotoğraf kabini tarzı çekimler için kostümler giyip ve tiyatro makyajı yaptığında, onu iki yıl sonra ün kazandıran işi, İsimsiz Film Fotoğrafları serisi (1977–80), öngörerek 1975’te üniversite öğrencisi olduğu zamandan beri bu sanatçı-model-oyuncu karışımı rolü üstlendi. Bu 70 siyah-beyaz fotoğrafta, Sherman, Hollywood filmlerinde ve benzer şekilde B-filmlerinde[2] görülen sıkıntı içindeki küçük hanımdan pin-up kızına[3] kadar düzinelerce klişe kadın karakterleri ele alıyor.

Sonraki on yıl, Sherman’ın en iyi bilinen fotoğraflarına tanıklık etti: Sanatçının gri bir peruk taktığı ve bir toprak parçası üzerinde uzanırken boşluğa baktığı Untitled #153 (1985) fotoğrafı ve bıkkın bir genç kılığına girmiş sanatçıyı gösteren Untitled #96 (1981) fotoğrafı. (İkinci çalışma 2011’de açık artırmada 3,9 milyon dolara satıldı ve o zamanlar şimdiye kadar satılan en pahalı fotoğraf oldu.) 1980’lerin sonlarında, Sherman Tarih Portreleri serisi (1988–90) için kendini drag olarak fotoğrafladı; mesela bir fotoğrafta kendini Roma şarap tanrısı Bacchus, olarak tasvir etti.

21. yüzyılda, sanatçı kendini palyaçolar, falcılar ve Beverly Hills’in Gerçek Ev Hanımları’na ait genç kalmaya takmış kadınlar gibi fotoğrafladı. Gerçekten de her fotoğrafta yaratıcılığı görülüyor: Cindy Sherman kendini hiçbir zaman sadece Cindy Sherman olarak fotoğraflamadı, fotoğraflasa bile, dijital olarak yüzünü tanınmayacak kadar değiştirdi, tıpkı 2017’den beri instagramı ele geçiren özçekim trendi gibi. Sonuç olarak kendisinin de dediği gibi, Sherman kendini göstermekle ilgilenmiyordu.

Pablo Picasso

otoportre
Pablo Picasso, Otoportre, 1906, Paris Picasso Müzesi
otoportre
Pablo Picasso’nun kendi Portresi, 1901’in sonu, Tate Modern

Pablo Picasso, yetmiş yılı aşkın kariyerini simgeleyen deneyleri ve yenilikleriyle tanınır. Geride bıraktığı üstünkörü bildiğimiz otoportrelerinde, 15 yaşındaki halinin romantikleştirilmiş versiyonundan, 90 yaşında tamamladığı parçalanmış otoportrelerine kadar bu dönüşümlere tanık olmak mümkündür.

Gerçekten de ilk Otoportresi (1896), Picasso’nun stilinden çok Delacroix veya Turner’ın çalışmasına daha çok benziyor. Ancak 1901’deki Mavi Dönemi’nin şafağı, genç Picasso’nun yaratıcı kişiliğinin yeşermesine tanık oldu. O yılki unutulmaz otoportresinde açıkça görüldüğü gibi, 20 yaşındaki Picasso bu beş yıl içinde sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda sanatsal olarak da önemli ölçüde olgunlaştı. Önündeki altı yıllık bir yaratıcı gelişimin ardından, Picasso ilk Kübist otoportrelerini yaparak yüzünü giderek daha geometrik bir hale getirecekti. Akademisyenler onun 1907 otoportresini, o yıl yaptığı başka bir çalışmada, ünlü Les Demoiselles d’Avignon’da görülen köşeli yüzlerle karşılaştırdılar.

Picasso’nun 1907 yılından sonra yaptığı çok az otoportre yaptığı biliniyor, ancak sanatçı 1972 yazında pastel boya ve kurşun kalemlerle birkaç kere daha kendi resmini çizdi. İçlerinden biri belki de en gerçekçi olanı Ölümle Yüzleşen Otoportre eserinde, yenilmez Picasso artık kendini yorgun ve savunmasız, kendi yaratıcısıyla tanışmak üzere olan bir sanatçı olarak resmetti.

Rembrandt van Rijn

otoportre
Rembrandt van Rijn, 63 Yaşında Otoportre, 1669 “Rembrandt: Son Çalışmalar”, Ulusal Galeri, Londra. 15 Ekim 2014 – 18 Ocak 2015.
otoportre
Rembrandt van Rijn, Otoportre, 1659, 1659, Ulusal Sanat Galerisi, Washington D.C. Kalıcı koleksiyon

Hollandalı Barok ustası Rembrandt van Rijn, Dürer’in emsali üzerine inşa ederek, üretken kariyeri boyunca pek çok otoportreler yarattı. Gerçekten de bir sanatçı olarak ilk günlerinden ölümüne kadar yaklaşık 40 resim, 30 gravür ve birkaç çizim dahil olmak üzere yaklaşık 100 tasvirini yaptı.

Rembrandt kendini her zaman basit bir arka planın önünde ve genellikle gövdeden yukarısını resmetti. 1620’lerin sonlarına ait ilk otoportrelerinde kendini pürüzsüz, porselen bir cilt ve genellikle yüzünü kısmen kapatan hacimli bukleler ile çizmişti. Takip eden on yılda, kendini pek çok kez siyah kadife şapkalarla resmetmeyi tercih etti.

Orta yaşa geldiğinde, Rembrandt kendini doğal ve dürüst bir şekilde kırışıklıkları ve grileşen saçlarıyla çizdi. Bu gerçekçiliği sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda psikolojik durumlarını anlatırken de gösterdi. Örneğin şu an Washington, DC’nin Ulusal Sanat Galerisi’nde bulunan tablo 1659’da büyük mali kaybının ardından resmedildi, Rembrandt’ın yaşadığı stresi tablolarında göstermeyi ihmal etmediğini görüyoruz. 1669’da 63 yaşındaki ölene kadar geçen aylarda yaptığı otoportrelerde açık bir şekilde yaşlanan ustanın incelmiş gri bukleleri, çukur gözleri ve yıpranmış cildi görülüyor.

Artemisia Gentileschi

otoportre
Artemisia Gentileschi Resmin Alegorisi Olarak Otoportre, yak. 1639 Kraliyet Koleksiyonu, Windsor Kalesi, İngiltere
otoportre
Artemisia Gentileschi Judith ve Holofernes, yak. 1620, Uffizi Galerisi, Floransa

Caravaggio’nun bir hayranı ve Orazio Gentileschi’nin (kendi başına başarılı bir sanatçı) kızı olan Artemisia Gentileschi, Floransa Tasarım Akademisi’ne kabul edilen ilk kadındı ve 17. yüzyıl İtalya’sında resim yapmak için bağlantılara ve araçlara sahip çok az kadından biriydi. Gerçekten de o zamanlar, kadın ressamların görünüşleri neredeyse hiç yoktu, bu da Gentileschi’nin 1638–39 yıllarında yaptığı Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’sini daha da önemli kılıyor.

Sanatçı, kendini resmin somut haline dönüştürmüş. Cesare Ripa’nın 1593 tarihli Iconologica metnindeki alegorinin görsel açıklamasına dayanarak Gentileschi, kendini darmadağın siyah saçlar, altın bir kolye, parıldayan yeşil elbise, elinde duran fırça ve paletle tasvir etmiş. Genellikle resim alegorisiyle ilişkilendirilen bir sembolü, ağzını kapatan bir bez, bilerek

bırakılmış.

Gentileschi, 17 yaşında bir resim öğretmeni tarafından tecavüze uğramasına rağmen sessiz kalmayı reddetmişti. Bu deneyim, itibarını zedeledi ve ona ünlü tablosu Judith Holofernes’i Katlederken’i (yaklaşık 1620) yapması için ilham verdi. Bu eser, sanatçılar arasında ortak bir konu olan başlı başına İncil hikayesini tasvir ederken, Gentileschi kendini öfkeli Judith, tecavüzcüsünü ise kafası kesilen Holofernes olarak çizerek kendini resimdeki şiddetin ana öznesi yerine koydu.

Andy Warhol

otoportre
Andy Warhol’un kendi Portresi, 1978 Sotheby’s

Andy Warhol, “[kendisine] hâlâ hayatta olduğunu hatırlatmak için” otoportreler yaptığını söylerdi. Gerçekten de tamamen yapmacık olmasına rağmen (veya bu nedenle) Pop art ikonunun imajı ve kişiliği kendisinden önceki sanatçılara göre tartışmasız daha merkeziydi. New Yorklu Cindy Sherman gibi Warhol’un otoportreleri, yapay bir benlik kavramı etrafında dönüyordu.

Warhol’un 1963’teki ilk otoportre serisi, sanatçıyı, bir yağmurluk ve güneş gözlüğüyle bir kuruşluk fotoğraf kabininde, fotoğrafladığı film yıldızları gibi teatral pozlar verirken gösteriyor. (Bunlar, satıcısı Ivan Karp’ın önerisiyle yapıldı.) 1966’da serigrafide dokuz kez tekrarlanan ve renkli bloklarla boyanmış yeni bir otoportre, Warhol’un ününü duyurdu. Yine de renk ve gölgeye boğulmuş yüz özellikleriyle, Warhol hala izleyiciden etkili bir şekilde gizleniyordu. Warhol, 1981 yılında Polaroid ile çekilmiş otoportre serisinde, bu sefer bir drag gibi makyajlı, peruklu bir karaktere bürünerek kendini daha da gizledi.

Ancak Warhol’un Şubat 1987’deki zamansız ölümünden aylar önce çekilen son otoportrelerinde, imaj takıntılı provokatör kendini her türlü kostümden sıyırarak bunun yerine Altı Otoportre’de (1986) tamamen doğal haliyle gösterdi. Parlak bir şekilde aydınlatılmış kafası, arkasındaki siyah bir uçuruma karşı korkmuş ve gövdeden ayrılmış bir kafatası gibi görünüyor. Picasso’nun son otoportreleri gibi, Warhol da baş gösteren ölümün ve kendimizi ne hallere sokarsak sokalım en nihayetinde hepimizin sadece et ve kemikten var olduğumuzun farkında gibi görünüyor.

Yazar: Kim Hart

Kaynak: Artsy


Dipnotlar

[1]Contrapposto, “karşı ağırlık” anlamına gelen İtalyanca bir terimdir. Görsel sanatlarda, ağırlığının çoğu tek ayak üzerinde duran bir insan figürünü tasvir etmek için kullanılır, böylece omuzları ve kolları, eksenel düzlemde kalça ve bacaklardan eksen dışı bükülür.

[2] B filmi, Hollywood’un Altın Çağı döneminde ardı ardına İki Film Birden olarak gösterilen filmlerin ikincisine verilen isimdir. Bu filmler genellikle düşük bütçeli, “yıldız oyuncu” barındırmayan filmlerdir.

[3] Pin-up kızı ya da pin-up modeli, yaygın şekilde basılmış resimleri pop kültürü olarak kabul edilmiş olan mankenlere verilen isimdir. Pin-up kızları genellikle, moda modellerinden ya da kadın oyunculardan seçilirler.