Ana Sayfa / Yazılarımız / Ekonomi / FİRMA DEĞERİ / KÂR MAKSİMİZASYONU

FİRMA DEĞERİ / KÂR MAKSİMİZASYONU

Yazan: Özcan Kuzulu

İş hayatında bulunan tüm bireylerin ana amacı özet bir cümle ile “sürdürülebilir performans ile sürekli değer üreterek başarmak ve başarının karşılığı olan maddi ve manevi tatmini yaşamak” olarak tanımlanabilir.

Dolayısıyla şirketlerimizin gelecek nesillere sağlam temeller ile aktarılması için gerekli ana kavram, şirketimizdeki tüm operasyonlarda “SÜREKLİLİĞİ OLAN DEĞER ÜRETMEK” olarak tanımlanabilir. Bir profesyonelin çalıştığı şirketteki birincil hedefi tek bir cümle ile “ŞİRKET DEĞERİNİ ARTIRMAK” tır.

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde yıldızı parlayan; sermayenin uluslararası olmasını sağlayan, ekonomik kalkınmayı destekleyen, rekabet ortamı yaratıp yeni girişimciler ortaya çıkaran, firma değeri kavramını da içinde barındıran küreselleşme sürecinde şirketler merkeziyetçilikten uzaklaşıp kendilerini girişimciler ağı olarak tanıtmakta ve firma değerlerini maksimize etmeye çalışmaktadırlar.

Gelişmiş ülkelerin, sahip oldukları insan sermayesi stoku, teknolojik ilerleme ve ekonomik büyümelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan globalleşme sürecinde büyük avantaj sağlamakta ve dolayısıyla firma değerini olumlu etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerin de globalleşen dünyada gerekli avantajları elde edebilmeleri veya en azından globalleşme ile baş edebilmeleri için demografik geçiş sürecini hızla tamamlayarak, yeterli insan sermayesi stokuna sahip olmaları gerekmektedir.

Teknolojik ilerlemenin ve firma değerinin maksimum olabilmesinin temelinde yatan en önemli faktörün insan sermayesi olduğuna dair güçlü göstergeler vardır. Elbette, gelişmiş ülkeler sahip oldukları insan sermayesi stokunu kolayca elde etmemişlerdir. Bu, uzun yıllar süren demografik geçiş süreci sonunda olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin deneyimlerinden yararlanarak bu süreci oldukça kısa tutup, kısa zamanda avantajlı duruma geçmek zorundadırlar.

Firmanın değeri, söz konusu firmanın gelecekte sağlayacağı gelir akışı ile bu gelir akışının elde edilmesindeki risk derecesine bağlı olduğu söylenebilir. Ayrıca firma değerlerini etkileyen kararları da yatırım kararları, finansal kararlar ve temettü dağıtımına ilişkin kararlar olarak açıklayabiliriz.

Son yüzyıl içerisinde her alanda olduğu gibi, finans alanında da çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Finansman, fon temin etme olanaklarını arama şeklinde tarif edilen geleneksel görüşü bir kenara bırakarak varlıkların yönetimi, kaynakların kullanımı, firmanın bütün olarak değerlendirilmesi fonksiyonlarını kapsamı içine alan bilimsel bir niteliğe bürünmüş ve işletmenin piyasa değerini maksimum kılma amacına yönelmiştir ve bir firmanın amaçları aşağıdaki şekilde maddeleşmiştir.

– Üretimi ve satışları artırmak

– İşletmenin piyasa payını artırmak

– İşletmenin büyümesini sağlamak

– İşletmenin kârını maksimum yapmak

– İşletmenin değerini maksimum yapmak

– Mal hizmet üreterek toplum refahını arttırmak

– İşletmede istihdamı sürekli kılmak

– İşletmenin sürekliliğini sağlamak

Son zamanlarda globalleşme ve teknolojideki hızlı gelişmeler, bütün işletmeleri yoğun bir rekabet ortamında faaliyet göstermeye zorlamakta ve geleceğin riskini artırmaktadır. Sermayenin daha etkin kullanılması, etkin risk yönetimi ve düzenli nakit akımlarını yaratmak için uzun vadede başarı için şart olmuştur. Günümüzdeki gelişmeler bu amacı gerçekleştirecek yönetim anlayışının, değer yaratmayı esas alan yönetim biçimi olduğunu göstermektedir.

Firma değerinin veya hissedarların çıkarlarının maksimize edilmesi, aslında diğer çıkar sahibi kesimlerin aleyhlerine bir durum yaratmamaktadır. Çünkü bu amacı gerçekleştiren başarılı işletmeler, çalışanlarına daha yüksek ücret ödeyerek daha garantili bir iş imkânı sağlayabilmekte, devlet daha fazla vergi alabilmekte, finansal kurumlar alacaklarını düzenli olarak tahsis edebilmekte, ortaklar gerek temettü gerekse sermaye kazancı şeklinde daha fazla getiri sağlayabilmektedir. Böylece işletmeler tüm çıkar gruplarının amaçlarına en iyi şekilde hizmet edebilecek bir duruma gelebilmektedir.

İşletmenin cari piyasa değerini ya da hissedarların varlıklarını maksimize etmek, işletmenin gelecekte beklenen gelirlerinin şimdiki değerinin ençoklanmasıdır.

Yatırım kararlarında nakit girişlerinin bugünkü değeri en yüksek olan, finansman kararlarında da nakit çıkışlarının bugünkü değeri en düşük olan seçenek işletmenin değerini maksimize eder.

İşletmenin piyasa değeri, hisse senetlerinin piyasa fiyatıyla ölçülür. Hisse senetlerinin fiyatları işletmenin performansını ölçer. Performansı iyi işletmelerin hisse senetlerine talep fazladır. Hisse senedinin fiyatının artması işletmenin piyasa değerini arttırır. Halka açık olmayan şirketler için hisse senetlerinin halka arz fiyatları baz alınabilir ancak halka arz fiyatı piyasa değeri ile kıyaslandığında aynı değeri vermeyecektir.

Klasik ekonomik görüş tarafından işletmelerin nihai amacı olarak tanımlanan “kârın maksimize edilmesi” amacı, modern finansman anlayışının belirlediği amaçlardan daha dar kapsamlı olmaktadır. Kâr maksimizasyonu amacının eksik yönleri şu şekilde belirlenebilir:

Kâr maksimizasyonun nihai amaç olarak alınması, öncelikle hissedarların çıkarlarına ters düşebilmektedir. Çünkü kâr maksimizasyonu, hisse sahiplerinin varlıklarının maksimum olması demek değildir. Örneğin, işletme yeni hisse senedi ihraç ederek sağlayacağı fonlarla tahvil satın alarak toplam kârını arttırabilir. Ancak bu durumda, hisse senedi sayısı artacağından hisse başına kârda düşme olacaktır. Dolayısıyla kârın maksimum kılınması şeklinde belirlenen amaç hissedarları memnun etmeyecektir.

Genel olarak kârın maksimize edilmesi açık bir kavram da değildir. Şöyle ki, kâr denildiğinde uzun dönemli kâr, kısa dönemli kâr, mutlak kâr ya da kârlılıktan mı bahsedildiği anlaşılmamaktadır.

Mutlak olarak kârın maksimize edilmesi amaç olarak ele alınırsa, farklı büyüklükteki işletmelerin ya da aynı işletmenin farklı dönemlerindeki başarısını karşılaştırmak mümkün değildir. Ancak bu eksiklik kârlılığın maksimize edilmesi şeklinde ele alınmasıyla giderilebilir. Bununla birlikte bu amaç birçok sınırlamalar taşımaktadır.

İşletme, kârını ençoklaması (maksimize etmesi) bazı eleştirileri de beraberinde getirmektedir.

– Kâr maksimizasyonu,  elde edilen kârın tamamı ya da tamamına yakını dağıtılmadıkça hissedarların çıkarlarına ters düşer. Kâr ençoklaması için kârın dağıtılmaması veya çok az dağıtılması gerekebilir.

– Kâr kısa, orta veya uzun dönemli olabilir. Kâr ençoklanırken aradaki dengenin belirlenmesi gerekir.

– Kârın hesaplanmasında paranın zaman değeri önemlidir, burada zaman faktörü dikkate alınmaz.

– Kâr kavramında toplam miktarın mı yoksa kârlılık oranının mı ençoklanacağı açık değildir.

– Kârlılık ölçüsü olarak muhasebe kârları ile hissedarların yatırdığı fonların maliyeti farklıdır.

– Risk faktörünü dikkate almaz, statik (durağan) özellik gösterir ve geleceği dikkate almaz.

Kâr ençoklaması amacının en önemli iki eksikliği zaman ve risk faktörlerini dikkate almamasıdır.

İşletmelerin finansal amacı olarak yakın zamana kadar en çok belirtilen amaç “kâr maksimizasyonu” idi. Finans fonksiyonunun ekonomik koşullardaki değişmelere paralel olarak gelişmesi ve ek boyutlar kazanması, işletme amaçlarının yeniden tanımlanmasını gerekli kılmıştır. Önceleri işletmelerin nihai amacı olarak tanımlanan “kâr maksimizasyonu ya da kârın en çoklanması” kavramı, gelişen ekonomik koşullara ve değişen değer yargılarına cevap verememekte ya da rasyonel olmayan kararların alınmasına neden olmaktaydı.

Özetle, günümüzde işletmelerin en temel amacı, kâr maksimizasyonundan hissedarların piyasa değerinin maksimizasyonuna dönüşmüş olmasıdır. Bu durumda, daha çok kâr eden ya da daha çok satış hasılatı elde eden işletmeler değil, firma değerini en yükseğe çıkaran, diğer bir ifade ile değere dayalı yönetim biçimini benimseyen işletmeler bu amaca yaklaşmış olacaktır.

 

Yazar Hakkında 

Özcan Kuzulu 

Finans, Finansal Analiz ve Ticari Krediler Uzmanı / TESAD Ekonomi Masası Direktörü
Finans Doktorant, Çukurova Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir