Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Federal Devlet Sistemlerinde Demokrasinin İşlevi ve Demokrasiye Katılım Modelleri/ Irak’ta Yaşanan Demokrasi Krizinin Nedeni ve Çözüm Yolları

Federal Devlet Sistemlerinde Demokrasinin İşlevi ve Demokrasiye Katılım Modelleri/ Irak’ta Yaşanan Demokrasi Krizinin Nedeni ve Çözüm Yolları

Demokrasi, insanların özgür düşünce ve özgür hareket etmesini savunan sistemdir. Fakat bu sistem tarih boyunca her zaman bir tartışma konusu olarak ortada durmaktadır. Bu çalışmada da demokrasinin daha iyi işlediği bir model olarak savunulan federal sistemlerdeki demokrasi modellerini tartışacağız. Federalizmin demokrasiye katılım açısından üniter devlete göre daha mı avantajlıdır sorusuna cevap bulunmaya çalışılacaktır. Kuşkusuz ki iki devlet sistemi örneğinde de istikrarlı demokrasiler bulunmaktadır. Fakat yine de biz demokrasinin en iyi şekilde en iyiye yakın olan modelini seçmeye çalışacağız. Çoğunlukçu model ve oydaşmacı/ortaklıkçı modelin olduğu demokrasi modellerinden özellikle de oydaşmacı/ortaklıkçı model Irak devleti üzerine uygulamaya çalışılacaktır. Bu çalışmadaki amaç; etnik, mezhep ve kültürel anlamda mozaik yapılı olan Irak’a, hangi sistemin ve hangi demokratik modelin daha uygun olduğunu bulmaktır. Yani vatandaşların demokratik karar alma süreçlerine katılımını en iyi hangi sistem veya modelle sağlayabiliriz? Kısaca Federal Devlet / Üniter Devlet sistemlerine bakmakta yarar var.

Federal Devlet ve Üniter Devlet Karşılaştırması

İki devlet sistemi arasındaki temel farklardan bir kaçını ortaya koyarak kısaca bir karşılaştırma yapılacaktır.

İki devlet sistemi arasındaki fark şudur: Üniter devlet yapısı kural olarak hem demokrasi ile hem de otokrasi ile uyumlu olabilmektedir. Tarihte bütün diktatörlükler, tek parti rejimleri ve totaliter rejimler üniter devletlerde görülmüştür. Mesela Hitler iktidara geldiğinde yaptığı ilk işlerden biri; eyaletlerin yetkisini kaldırmak ve federal özellikler taşıyan Weimar Anayasası’nı ihlal edip değiştirerek Almanya’yı katı merkeziyetçi bir üniter devlete dönüştürmek olmuştur.

Federal devlet sisteminde ise bu tür durumları engelleyecek bir yapının varlığı söz konusudur. Federal sistemin işleyişi üniter sistemden farklı bir şekilde işlemektedir. Federal sistemde diktatörlük veya otokrasi yönetimine pek rastlanmaz. Bunun nedeni ise bu sistemde ülkenin yetkileri anayasa ile ikiye bölünmüştür. Bir kısmı federal yönetime bir kısmı da eyaletlere dağıtılır. Bundan dolayı sadece bu farka baktığımızda bile federal sistemin üniter devlet sistemine göre daha adil ve daha demokratik olduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu bu yetkiler bu sistem sayesinde tek bir kişinin eline geçmesini frenleyecek veya engelleyecektir. Federal sistemde eyaletler –yani federe devletler veya yerel yönetimler- federal (ulusa)devlete kendilerini temsil edecek senatolar seçerek demokratik işleyişi etkilerler. Tabi bu her zaman üniter sistemin anti-demokratik olduğu anlamına da gelmemelidir. Çok iyi işleyen üniter devletler elbette var. Örnek olarak İngiltere ve Fransa’yı örnek verebiliriz.

Tarihte Federal devlet sisteminde anti-demokratik şekilde yönetilen ülkelerde vardır. Örneğin SSCB. Çünkü SSCB’de merkezden yönetilen bir sistem vardı. Katı merkeziyetçilik dediğimiz bu durum demokrasinin işleyişine engel olmaktadır. Ayrıca SSCB’de eyaletlerin federal sistemdeki gibi federal yönetime etki edecek anayasal hakları bulunmamaktaydı. Yani burada görüldüğü üzere federal sistemin işleyişine engel olan en önemli faktör katı-merkeziyetçiliğin olmasıdır. Katı merkeziyetçilik, üniter devlet sisteminde uygulanabilir. Fakat bunu federal sisteme uygulamak sistemin anti-demokratik olmasına neden olur. Kısaca merkeziyetçiliğin olduğu yerde demokrasiye katılım da doğal olarak sınırlı kalmaktadır. Demokrasi sadece 4-5 yılda bir yapılan göstermelik bir hal alabilir. Oysa federal sistemde merkeziyetçiliğin olmaması halinde demokrasiye katılımlarda bir yoğunluk ve süreklilik vardır. Örneğin ABD’de bazı eyaletlerde yargıç ve savcıları bile halk seçmektedir. Bu da halkın demokratik yollarla etkin bir şekilde karar alma mekanizmalarına daha fazla dahil olduğunu göstermektedir. Kısaca tablo halinde federal devlet/üniter devlet karşılaştırması yapılabilir.

Irak’ın Siyasal Yapısına Uygun Demokrasi Modeli: Oydaşmacı/Ortaklıkçı Demokrasi Modeli

Irak 2003 işgali sonrası devrik lider Saddam’ın yıkılması ile beraber sözde demokrasiye geçildiği iddia edilen ve 2005 yılında yeni bir anayasaya kavuşan bir devlettir. İlk kez demokratik seçimlerin yaşandığı Irak’ta bu çok önemli bir dönüm noktasıydı. Irak halkı tarihinde ilk kez demokratik seçimlere gitmişti. Fakat ABD’nin askeri varlığının devam etmesi Irak’ın tam anlamıyla demokrasiye kavuştuğunu söylemek hata olur elbette. Mozaik bir yapıya sahip olan Irak, etnik ve mezhepsel anlamda çok parçalı bir toplum altyapısına sahiptir. Tabi ki bölgesel faktörlerin ve heterojen toplum yapısı açısından söyleyecek olursak; Irak’a demokrasiyi yerleştirmek ve bunu yeşertmek elbette ki kolay bir iş değildir. 11 yıllık demokrasi geçmişi olan Irak’ı çok iyi bir demokrasi örneği olarak göstermek gerçekçi olmayacaktır.

Irak şuan federal sistemde yönetilen bir devlettir. Fakat yukarıda da söylenildiği gibi heterojen bir toplumun var olması ve etnik ve mezhepsel anlamda giderek kutuplaşmış bir yapıya evrilmiştir. Özellikle de anayasa’da belirtilen farklı etnik ve mezhep gruplarına haklar tanınmış fakat fiiliyatta bunun olmadığı görülmektedir. Bunun nedeni; ülkede etnik ve mezhep anlayışının keskinleşmesinden ve tarafların aşırı kutuplaşmasından ve bunda da en çok siyasi liderlerin rolü olduğundan dolayı Irak’ın demokratik bir ülke olması da beklenemez.

Irak’ta federal sistem olmasına rağmen demokrasiye katılımın yolları çok sınırlı kalabilmektedir. Bunun nedenini -başta da belirttiğimiz gibi- merkeziyetçiliğin olmasına bağlayabiliriz. Irak’ta yerel yönetimlerin olmasına rağmen çok fazla işlevselliği olmaması bunda çok etkilidir. Çünkü Irak anayasası çok demokratik görünmesine rağmen aslında uygulamada böyle olmadığını görebiliyoruz. Merkeziyetçi ve katı bir anlayış olduğundan dolayı başa gelen partiler veya hükümetler bu yapıya bürünmektedir. Özellikle de 2006’da başbakanlık görevine gelen Şii mezhebi mensubu Maliki’nin politikaları Irak’ın mezhepsel anlamda kutuplaşmasına neden olan en büyük etken olarak gösterilmektedir.

Irak’ın mezhep ve etnik açısından mozaik bir yapı oluşturduğu yukarıda aktarılmıştır. Kısaca Irak’ın sosyal yapısı hakkında bilgiler vermek yerinde olacaktır.

-Tahmini nüfus: 32.5 milyon

-Etnik: %75-80 arası Arap, %20-25 arası Kürt, Türkmen ve Asuri

-Din ve mezhep: %60-65 arası Şii, %32-37 arası Sünni

Federalizm etnik, dilsel, dinsel ve kültür farklılığından doğan sorunlara çare bulmakta daha etkili bir sistemdir. Tabi burada anayasa’nın yapısı çok önemlidir. Irak Anayasası sözde demokratik ve ülkede bulunan mezheplere ve etnik gruplara aynı mesafede yaklaşmayı ve eşit haklar sunmayı garanti eder. Fakat bunun uygulamada böyle olmadığını çok açık bir şekilde görülmektedir. Irak’ta birçok mezhep ve etnik çatışmaları yaşanmaktadır. Mecliste çoğunluğu oluşturan tarafın, azınlığın hak ve hürriyetleri görmezden gelmekte ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Bu tabi anayasanın katı olmayışından kaynaklanan bir durumdur. Federal sistemlerde katı anayasalar olmazsa olmazlardandır. Çoğunluğu oluşturan iktidar yada hükümetin başına uyruk davranmasını frenleyebilmektedir.

Irak’ta yönetim erkine sahip olanların belirli bir topluluğa, siyasi ideoloji ve düşünce sistemine dayanarak diğer toplulukları şekillendirmeye çalışmaları ve yönetim anlayışlarını dayatmaya çalışmaları halinde toplumsal istikrar ve barışın bozulmasına neden oldukları gibi sorunları daha da derinleştirmektedir. Federal meclisin kurulması ile Irak’ın azınlıktaki bölgelerin de temsil edilmesine yardımcı olmuştur fakat bu tam anlamıyla gerçekleşememektedir. Irak’taki anayasa’da -özellikle Türkmenler olmak üzere- etnik ve mezhepsel anlamda toplumu oluşturan ayrıştırılan kesimlerin hakları tam anlamıyla verilmemektedir. Genellikle çoğunluk tarafından dayatılan yasalar altında yaşamaktadırlar. İşte demokrasi sorunu tam olarak burada başlamaktadır.

Demokrasi’nin kriz şeklinde ortaya çıkmasının nedenlerinden birisi de bir ülkeye ve o ülkenin anayasasına uygun olmayan demokrasi anlayışının uygulanmasıdır. Demokrasi’de çeşitli modeller bulunmaktadır. Çoğunlukçu demokrasi modeli de en çok uygulanan modeldir. Fakat bu model her ülkede yeteri kadar adil olmayabilmektedir. Bunlardan birisi de Irak’tır. Irak’a çoğunlukçu demokrasi modeli uygulanması var olan sorunlara çözüm bulamamaktadır. Çünkü heterojen bir toplum yapısı bulunmaktadır. Bu yüzden mozaik bir topluma olan Irak’ta çoğunlukçu demokrasinin uygulanması tehlikeli olabilir. Çünkü çoğunlukçu demokrasi modeli genellikle homojen toplumlar için uygun olan bir modeldir. Arend Lijphart bize bu model için en ideal devletleri örnek olarak İngiltere, Yeni Zelanda ve Barbados’u vermektedir. Çoğunlukçu model genellikle kazanan çoğunluğun yasaları geçerli olur. Ayrıca bu model çatışmacı, dışlayıcı ve rekabetçi bir yapıya sahiptir. Bu yüzden Irak’ın siyasi ve sosyal yapısına uygun model, çoğunlukçu model değil oydaşmacı/ortaklıkçı modeldir diyebiliriz. Çoğunlukçu demokrasi modeli yerine oydaşmacı/ortaklıkçı demokrasi modelini seçmemizin nedeni; etnik, mezhepsel ve kültürel farklılıkların olduğu ülkelerde çoğunlukçu demokrasi modeli her zaman çoğunluğun anayasaya hakim olması diğer grupların da dışlanmasına neden olmaktadır. Örn; K.İrlanda’da 1921-1972 yılları arasında %53 çoğunluk oluşturan Protestanların hep iktidarda, %44 azınlık oluşturan Katoliklerin partileri iktidar dışında kalmış hatta koalisyonlara bile girememişlerdir. Bu yüzden Irak’ın siyasi ve sosyal yapısına uygun model, çoğunlukçu model değil oydaşmacı/ortaklıkçı modeldir diyebiliriz. Çünkü oydaşmacı/ortaklıkçı modelin en temel özelliği; etnik ve mezhepsel grupların devlet tarafından tanındığı ve ayrı toplumlar olarak varlıklarını ve kimliklerini koruyabilmeleri amacı ile söz konusu grupların ana dilini kullanabilme, kendi okullarını ve basın organlarına sahip olabilmelerine yönelik tüm şartların hazırlandığı bir demokratik zemin yaratmasıdır. Bu modelde devlet, gruplar arasındaki çatışmalarda tarafsız bir rol üstlenmekte ve siyasal seçkinler tarafından varılan uzlaşmaları tam olarak uygulamaktadır. Oydaşmacı/ortaklıkçı model, iktidarı paylaşmayı, dağıtmayı ve sınırlandırmayı hedefler. İsviçre’yi ve Belçika’yı bu modele örnek olarak gösterebiliriz. Bu ülkeler demokrasi açısından çok iyi durumdadır diyebiliriz. Lijphart, oydaşmacı/ortaklıkçı demokrasinin birbirinden farklı toplumların bir arada yaşayabilmeleri için bu modelin uygulanmasını hem istikrar hem de gelişme için uygun olduğunu söyler.

Fakat bu modelde şöyle bir dezavantaj vardır; farklı toplumların ve grupların veto hakkı olduğundan işbirliği sürecinin tıkanması gibi bir durum belirmektedir. Bu da sistemin kilitlenmesine neden olabilmektedir. Bu durumda grupların karşılıklı rızasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Tabi bu modeli tüm koşulların iyi olduğu bir ortamda uygulamak mümkündür. Her ne kadar da doğru model bulunsa da bunun devamı için o ülkenin bölgesel, ekonomik ve toplumsal sorunları çok büyük bir önem arz etmektedir. Irak’a en iyi demokrasi modelini bulunsa da diğer faktörlerin varlığı da o kadar önemlidir. Bu modelin işleyişine engel olabilecek nedenleri kısaca yazmak gerekirse;

  • Bölgesel tehditlerin olması

  • İç savaşın olması/Aşiret yapılanması

  • Farklı grupların hegemon mücadelesine girmesi

  • İşbirliği anlayışının gelişememesi

Lijphart bu modelin başarılı olduğu ülkeleri örnek olarak; Lübnan, İsviçre ve Avusturya’yı göstermektedir. Ayrıca sayısal veri olarak da bize bunu kanıtlamıştır Lijphart; şöyle ki oydaşmacı/ortaklıkçı modelde ‘’Söz Hakkı’nın regresyon analizindeki oranı 0.086 olarak tespit edilmiştir. Regresyon analizinde sıfıra yakın olmak, başarının veya doğrunun ispatlanabilirliği de o kadar yüksek olmaktadır.

Irak’taki toplum liderleri, merkezcil kuvvetin değişime uğraması veya merkeziyetçiliğin azaltılması adına ‘’istekli olmalıdır’’. Liderlerin sorumluluk almadığı oydaşmacı/ortaklıkçı demokrasi modeli devam edemez. Çünkü toplumdaki düşmanlık ve ayrışma derin bir hal aldığı vakit nerede olursak olalım tüm girişimlere rağmen demokrasi var olmayacaktır.

Kaynakça

A.Mahmud, Taha, Irak Cumhuriyetinin Hukuki Yapısı, Gazi Üniversitesi, Anayasa hukuku Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2010

CIA The World Factbook, 2015

Dalar, Mehmet, Ortaklıkçı Demokrasi Modeli Irak İçin Mümkün Mü?, 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 11/Nisan-Mayıs-Haziran 2015, ss. 347-381

Göktolga, Oğuzhan, Demokrasinin Demokratikleşmesi, Yerel Doğrudan Demokrasi Uygulamaları, Birey ve Toplum, 2014, Cilt 4, Sayı 8

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, Uluslararası Konferans, Demokrasi ve Siyasal Katılım, 23-24 Haziran, 2012

Heywood, Andrew, Siyaset, Adres Yayınları, 2013

http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=946

http://www.aljazeera.com.tr/interaktif/kronoloji-irakta-maliki-donemi

Lijphart, Arend, Demokrasi Modelleri, İthaki Yayınları, 2014

Lijphart, Arend, Consociatinal Democracy, The Views of Arend  and Collected

Criticisms, Yale University, 1977

Sommy, Smooha, ‘’The model of ethnic democracy’’, October 2001

Yazar Hakkında

Mervan Nazım 

İstanbul Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir