Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Fedailerin Kalesi Alamut Kitap Analizi
Hepsiburada.com'dan Alınmıştır.

Fedailerin Kalesi Alamut Kitap Analizi

Yazar Hakkında

24 Şubat 1903 doğumlu Sloven bir yazardır. Doğduğu yer olan Trieste o dönemde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlıyken günümüzde İtalya sınırlarında yer almaktadır. Özellikle Sigmund Freud’un çalışmalarıyla ilgilenen Bartol, felsefe ve biyoloji alanında eğitim görmüştür. Bilim ve sanat alanlarında kısa hikâyeler yazmıştır. Yazar asıl olarak “Alamut” isimli romanıyla tanınmaktadır. “Alamut romanı 1938 senesinde yayınlanmış sonradan birçok dile çevrilmiştir ve dünya çapında Slovenya edebiyatının en popüler edebi eserleri arasında sayılmaktadır.”[1] Yazar Alamut’u on yıllık araştırma ve çalışmaları ile tamamlamıştır.

Giriş

Tarihin pek çok döneminde din, politik emeller için kullanılmıştır. 11. yüzyıl İran’ında geçen olaylar derin araştırmalar sonucu oluşturulmuş birtakım kurgu harmanı olarak bunun bir örneği niteliğinde karşımıza çıkmaktadır. Olaylar, kendini peygamber ilan eden Seyduna (Hasan Sabbah) tarafından zeki ve ilmek ilmek dokunan sanal bir yeryüzü cenneti ile İsmailik öğretisi etrafında şekillenmiştir. Alamut, kartal yuvası anlamına gelmektedir. Eser bir kurgu ürünüdür ancak yer yer döneme ait kaynak olmayışıyla da beraber içerik bazen tarihsel kaynak olarak görülmekte[2] ve o döneme bir nebze de olsa ışık tutmaktadır. Ancak tarihi bilgilerle ters düşen kısımlar da mevcuttur. Oluşturulma aşamasındaki esin kaynaklarının en önemlisi tarihi şahsiyetlerdir.

Alamut isimli eser bu yazıda dönemin tarihsel arka planı göz önünde bulundurularak analiz edilecek ve dönemin olayları ile kitap içeriği arasındaki benzerliklerin bağlantısı kurulacaktır.

Özet

“Her yandan yüksek dağlarla kuşatılmışlardı. Kayalık yamaçların üzerinde yükselen güneş karla kaplı tepeleri aydınlatıyordu. Geldiklere yöne doğru baktı. İki dağ sırasının ortasında arka taraftaki vadiye doğru uzanan dar bir boğaz oluşturacak biçimde, adeta planlanarak yerleştirilmiş gibi duran devasa büyüklükte, insanda ilk anda başlı başına dağmış izlenimi uyandıran bir kaya vardı. Ve tepesinde de sabah güneşi altında parıldayan muazzam bir kale dikkat çekiyordu.”[3]

Eserde Haşhaşiler (Şii Müslümanlar) ile Selçuklular (Sünni Müslümanlar) arasındaki mücadele anlatılmaktadır. Olayları özetlemek gerekirse; Ömer Hayyam ile okul arkadaşı olan Seyduna yani Hasan Sabbah, kendisini saraydan attıran Nizamülmülk’ten intikam almak istemektedir. İkna kabiliyeti ve kusursuz planlarıyla harekete geçmiştir. Alamut kalesini ele geçirdikten sonra kaleyi İsmailik inancının merkezi haline getirmiş, kendini de peygamber ilan etmiştir. Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman’ın sahtekâr birer halife olduğunu; Mehdi’nin yedinci imam ve kurtarıcı olarak İsmaili soyundan geleceğini iddia etmiş ve pek çok kişiyi de buna inandırmıştır. Selçukluların ise Yecüc-Mecüc soyundan gelen şeytani bir topluluk olduklarını ileri sürmüştür.

Dai İbrahim tarafından[4] İran toprakları üzerinde hâkimiyet kuran Selçuklularla ilgili soru cevap yöntemiyle işlediği dersten bir kesit:

‘“…

“Peri nedir?”

“Zerdüşt tarafından cehenneme sürülmeden önce dünyada hüküm süren kötü dişi ruhlardır.”

“Zerdüşt kimdir?”

“Zerdüşt ateşe tapan sahte bir peygamberdir. Muhammed onu şeytanların arasına sürmüştür.”

“Şeytanlar nerede yaşar?”

“Demavend Dağı’nda.”

“Kendilerini nasıl gösterirler?”

“Dağın zirvesindeki dumanlarla.”

“Başka?”

“Bizim de duyabileceğimiz haykırışlarla.”

“Selçuklular kimdir?”

“Yecüc ve Mecüc ülkesinden İran’a hükmetmeye gelen Türklerdir.”

“Nasıl varlıklardır?”

“Yarı insan yarı şeytandırlar.”

“Nasıl?”

“Kötü ruhlar insan ırkından kadınlarla çiftleştiler. Doğan çocuklardan ise Selçuklular türedi.”

“Selçuklular neden Müslüman oldular?”

“Gerçek amaçlarını gizlemek için.”

“Gerçek amaçlan nedir?”

“İslam’ı yok edip dünya üzerinde şeytanların hâkimiyetini tesis etmek.”

“Bunu nereden anlıyoruz?”

“Çünkü Bağdat’taki sahte halifeyi destekliyorlar.”

“İsmaililerin İran’daki en azılı düşmanı kimdir?”

“Sultanın baş veziri Nizamülmülk.”

“Neden bu yegâne doğru öğretiye bu derece düşmanlık gösteriyor?”

“Çünkü o bir dönek.”

“En ağır suçu nedir?”

“En ağır suçu Efendimizin başına on bin altın mükâfat koymuş olması.”’[5]

Aslında insanların saflığını fırsat bilerek din aracılığıyla politik emelleri ve intikam planı için büyük bir oyunun içine girmiştir. Kaleye kadın köleler getirterek hepsine –erkekleri baştan çıkarmak üzere- dans, şiir, müzik ve cinsellikle ilgili yoğun eğitimler verdirmiştir. Bunlara ek olarak çok sıkı dini bilgiler de verilmiş ve adeta cennet hurisi yetiştirmeye çalışmışlardır. Gizli bahçedeki köşkte yaşayan bu kızlara iyi bir eğitimin yanı sıra dışarıdaki hayatı aratmayacak düzenli, rahat bir hayat sunmaya çalışıp oldukça da iyi davranılmaktadır.

Erkekler kızlardan ayrı ve her iki taraf da birbirinden habersiz tutulmaktadır. Özel seçilmiş erkeklere İsmaililik ve askerlik üzerine yoğun dersler verilmiştir. Ek olarak tarih, coğrafya ve felsefe gibi dersler de almışlardır. Selçuklu baş veziri Nizamülmülk tarafından İsmaili olduğu için Savalı Tahir’in başı kesilmiştir. Torunu Avni de Alamut’a gelmiş ve kendini İsmaili davasına adamıştır hatta kısa sürede askeri başarısı ve şairane yeteneği ile Seyduna’nın takdirini kazanmıştır. Erkeklere cinsel ilişki ve şarap kesinlikle yasaklanmıştır.

Eş zamanlı olarak sıkı ve kontrollü bir yönetim ile bir tarafta kadınlar huri olarak yetiştirilirken bir tarafta erkeklerin en başarılı olanları suikastçı olarak diğerleri ise kurulan ordu için yetiştirilmiştir. Bunlarla aynı zamanda yeryüzü cenneti hazırlıkları yapılmıştır. Öğrenciler adeta Ehl-i sünnete, Abbasi halifesine ve Selçuklulara karşı düşman konumuna getirilmiştir. Selçukluların kaleyi kuşatma hazırlıkları yaptığı esnada Seyduna, huri olarak yetiştirilen kızlar hariç kadın ve çocukları kaleden güvenli bir şehre göndererek karşı koyma hazırlıkları ve sıkı eğitimler yaptırmaktadır.

Kaleyi kuşatmaya çalışan ve başarılı olamayan Selçuklular karşısında üstün başarı gösteren Süleyman, Yusuf ve Tahir[6] Seyduna tarafından geçici olarak cennet ile ödüllendirilmiştir. Haşhaş ile kendilerinden geçirilerek uykudayken sahte cennete getirilmişlerdir. Kızlar ise eğiticileri Apama tarafından hazırlanan bazı karışımlarla bakire olarak erkeklere sunulmuş; huri gibi davranmazlar ve bir hata yaparlarsa öldürülecekleri ile tehdit edilmiştir. Burada huri gibi davranan kadınlar fedailerle beraber şarap içmiş, Kuran’dan ayetler okumuş, onlarla istedikleri gibi vakit geçirip zamanı gelince yine onları haşhaş ile uyutarak geri yollamışlardır. Geri dönüp cennete gitme hikâyelerini anlattıklarında diğer fedaileri de daha fazla cesaretli birer suikastçı haline getirmiştirler.

Ve kitabın ilerleyen bölümlerinde cennet uğruna bir fedai Nizamülmülk’ü zehirlemiş, iki fedai Seyduna’ya olan bağlılıklarını kanıtlamak için Selçuklu elçisinin önünde kendini öldürmüş, bir fedai Selçuklu elçisinin yerine geçerek Melikşah’ın huzuruna çıkıp onu hançerle öldürmüştür.

Analiz

Bir eser yazıldığı dönemin çok öncesini anlatıyor olsa da büyük çoğunluğu yazıldığı dönemden izler taşımaktadır. Alamut romanı da 11. yüzyıla ait bir kurgu olsa da romanda 1938 yılına ve bu yıla yakın döneme ait izlere rastlamak mümkündür. Eserin yazım aşamasındaki tarihsel arka plana bakıldığında Avrupa’da ve dünya siyasetinde oldukça fazla karışıklıklar mevcuttur. Bartol bu eseri diktatörlere adamak istese de yayıncı sorun olacağını düşünerek buna izin vermemiştir. Bartol’un bu isteği dikkate alınınca kitapta bir diktatörün tasvir edildiği apaçık ortadadır. “Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah.” fikrini okuyucuya direkt olarak sunmaktadır. Hasan Sabbah diktatör olarak inanılmaz yöntemler kullanmaktadır. “Kesinlikle insanlık dışı, korkunç ve zalimce kelimeleri ile ifade edilebilecek olan bu yöntemlere maruz kalan müritlerin ise (haşhaş etkisinde iken hariç) insani değerlerini kaybetmemeleri dikkat çekiyor. Gerek fedailer arasında gerekse cennet bahçelerindeki kızlar arasında sağlam bir dostluk bağı görülüyor. Yine eserde İsmaili hareketinin düsturu olarak “Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah.” fikri ön plana çıkmaktadır.[7]

Seyduna olarak karşımıza çıkan Hasan Sabbah ile Adolf Hitler’in benzer yönlerine rastlanmaktadır. “Führer olarak Hitlerin varlığı, halkın onu liderleri olarak kabul edip, Büyük Alman İmparatorluğu’nun kurucusu saymasından ileri gelmektedir. Hitlerin de düşüncesine göre Almanya, o güne kadar iki imparatorluktan meydana gelmektedir. Birincisi olan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu 843 yılında kurulup 1806 yılında yıkılmıştır. İkincisi Alman İmparatorluğu olup, 1871 yılında kurulmuş ve I. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle de yıkılmıştır. Hitler, başında bulunduğu Nasyonal Sosyalist Partisi ile yönettiği ülkesini III. İmparatorluk, Büyük Alman İmparatorluğu ya da kendi dillerinde III. Reich olarak adlandırmış, kendisini de bu imparatorluğun tabii olarak kurucu – lideri kabul etmiştir.”[8] Bu noktada Seyduna ile Hitler karşılaştırılınca ikisinin de benzer hedeflerini görebiliriz. Hitler Alman ırkını üstünleştirerek Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak istemiş, Yahudileri kötülemiş ve onlara karşı halkı kışkırtmıştır. Seyduna ise Selçukluları kötülemiş, İsmaili hareketini yaymak istemiş ve fedailerine cennet vaat etmiştir. Bir diktatör imparatorluğu diğeri ise cenneti sunmak kaydıyla büyük hâkimiyetler kurmak istemiş ve izledikleri yolda her şeyin mübah olduğunu açıkça gösteren eylemler gerçekleştirmiştir. “Lev Troçki ve Kızıl Ordu” ile “Seyduna ve Fedaileri” arasında da bir bağlantı kurmak mümkündür.

Yazarın eseri o dönemde pek kullanılmayan Slovence ile yazması büyük tepkilere yol açmıştır. Zaten karışık olan bir dünya siyasetinde tüm diktatörlere ithafen bir eser oluşturması büyük bir cesaretin göstergesidir çünkü o dönemde özellikle Sloven oluşuyla bunu yapması pek çok kesim tarafından şaşırtıcı olarak karşılanmıştır. Denk geldiği dönem dolayısıyla eser II. Dünya Savaşı başlayınca daha da tepki almıştır ve Bartol karşıtı bir kesim söz konusu olmuştur. Kitap birçok ülkede savaş dönemi ile beraber yasaklanırken birçok ülkede de tehdit olarak nitelendirilmiştir. Kitabın içeriği gereği Bartol, Slovenlerden de tepkiler almıştır. Alışılmışın dışına çıkarak uzun çalışmalar sonucu farklı ve etkileyici, bir o kadar da iğneleyici bu kitap ile çevresinde soru işaretleri oluşturmuştur. Slovenlerin hem azınlığı hem de dar görüşleri sebebiyle bir Sloven’in kendi milleti ve tarihi dışında bir çalışma yapabileceği algısına pek de sahip olmadığı görülmektedir. Bu eser sonrası oluşan algılarla Bartol, Slovenleri “kendi tarihinde sıkışıp kalanlar” ve “dünyaya kendileri dışında daha geniş bakanlar” olarak ikiye ayırarak kendisini ikinci gruba dâhil etmiştir. Kitapta kullandığı dil ve anlatım özelliklerinden, araştırmalarından, kurgusundan ve dönemin tabularını yıkarak yaptığı çalışmalardan anlaşılacağı gibi çalışmaları ikinci gruba dâhil olduğunun eylem halidir.

Sonuç            

Hasan Sabbah tarih boyunca var olan pek çok diktatör ile benzer özellikler taşımaktadır. İnancını yaymak ve hâkimiyetini kurmak –bir noktada intikam planını gerçekleştirmek- adına etki alanına aldığı kitleyi kendi istekleri doğrultusunda eğitip kullanmıştır. Hitler’in insanları Yahudilere karşı kışkırtması gibi Hasan Sabbah da fedailerini ve kendi inancına bağlı herkesi Selçuklulara karşı kışkırtarak duygu ve düşünceleri etkileyerek yoluna devam etmiştir.

Aslında Hasan Sabbah zeki kişiliği ile derin hesaplar yapmış ve başarıyı elde etmek için önce neyi elde etmesi gerektiğinin farkında varmıştır. Bu doğrultuda asıl silahın fikirler olduğu kanısına varan Hasan Sabbah, insanları fikir olarak etkilemek, inançları doğrultusunda hareket ettirmek gibi fiillerle başarısına ulaşmıştır. Kendisi dini inançlara o kadar bağlı olmamasına rağmen hedeflerine ulaşabilmesi için öyle gibi davranarak kendine inandırmış ve sonra dini kullanarak yapay cennetten ayrı bir dünyaya kadar muazzam bir hedef gerçekleştirmiştir.

Eserin İngilizce çevirmeninden:

“Dostum! Kardeşim! İnsanı dostluğun gücü kadar kahramanlaştıran başka bir şey var mıdır? Yüreğimize aşktan, sevgiden daha fazla işleyen bir şey bulabilir misin? Ve hakikat kadar övgüye layık başka bir kavram var mıdır?”

Künye

Kitap: Fedailerin Kalesi Alamut

Özgün Adı: Alamut

Yazar: Vladimir Bartol

Çeviren: Ender Nail

Yayıncı: Koridor Yayıncılık

Sayfa Sayısı: 510

Baskı Yılı: 2017

*Yazarın diğer yayınları için buraya tıklayabilirsiniz.


Kaynakça

İnternet Kaynakları

Canpolat, Gürkan, ‘‘Hitler, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve III. Reich – Yahut Führer Üzerine Bir Deneme’’, Alternatif Tarih, https://alternatiftarih.com/2014/03/hitler-kutsal-roma-germen-imparatorlugu-ve-iii-reich-yahut-fuhrer-uzerine-bir-deneme/ (E.T. 26.01.2020).

İnsanokur, Fedailerin Kalesi Alamut – Wladimir Bartol, https://www.insanokur.org/fedailerin-kalesi-alamut-wladimir-bartol/ (E.T. 25.01.2020).

Pusula TR, Fedailerin kalesi Alamut kitabı incelemesi, http://www.pusulatr.com/kose-yazisi/187/fedailerin-kalesi-alamut-kitabi-incelemesi.html (E.T. 26.01.2020).

Kitaplar

Bartol, Vladimir, Fedailerin kalesi Alamut, Birinci Basım, Koridor Yayınları, İstanbul, 2017.

Dipnotlar

[1] İnsanokur, Fedailerin kalesi Alamut – Wladimir Bartol, https://www.insanokur.org/fedailerin-kalesi-alamut-wladimir-bartol/ (E.T. 25.01.2020).

[2] Eser resmî bir kaynak niteliği taşımamakla beraber bazı dönemler için tahminsel ışık niteliğinde edebi ve tarihi bir üründür.

[3] Vladimir Bartol, Fedailerin kalesi Alamut, Birinci Basım, Koridor Yayınları, İstanbul, 2017, s. 10.

[4] Alamut’ta ders veren hocalardan biri.

[5] Vladimir Bartol, Fedailerin kalesi Alamut, Birinci Basım, Koridor Yayınları, İstanbul, 2017, s. 73-74.

[6] Avni’nin Alamut’taki adı İbni Tahir’dir.

[7] Pusula TR, Fedailerin kalesi Alamut kitabı incelemesi, http://www.pusulatr.com/kose-yazisi/187/fedailerin-kalesi-alamut-kitabi-incelemesi.html (E.T. 26.01.2020).

[8] Gürkan Canpolat, ‘‘Hitler, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve III. Reich – Yahut Führer Üzerine Bir Deneme’’, Alternatif Tarih, https://alternatiftarih.com/2014/03/hitler-kutsal-roma-germen-imparatorlugu-ve-iii-reich-yahut-fuhrer-uzerine-bir-deneme/ (E.T. 26.01.2020).