Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Feminist Tarih / Fatmagül Berktay- Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın Kitap İncelemesi
Fatmagül Berktay

Fatmagül Berktay- Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın Kitap İncelemesi

Öz

Fatmagül Hoca’nın incelemesini yapacağım ikinci kitabı Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın tıpkı Tarihin Cinsiyeti gibi hem gündelik hem de akademik anlamda benim için çığır açan, ufkumu genişleten kitaplardan biridir. Bir doktora tezi olarak hazırlanan bu kitap tüm akademik hassasiyetleri içinde barındırmaktadır. Böylesine yoğun bir akademik kitabın inceleme yazısını yazmak ve gerçek anlamda kitaptan bir şeyler aktarmak hayli zor.  Bu yazının yazılma amacı giriş bölümünden başlayarak dört bölümden, bölümlerin alt başlıklarından oluşan ve sonuç yazısıyla nihayetlendirilen kitaptan örnekler vermeye çalışmak ve incelemenin okuyucularına kitaba, kitapta yer alan makalelere dair ufak tefek bilgiler vermektir.

Giriş

Fatmagül Hoca bu kitapla oryantalist bakışı yani kadın bedeninin ve cinselliğinin denetiminin İslam’a özgü bir olgu gibi gösterme yanılgısını sonlandırmak, bunun tüm tek tanrılı dinlerin ortak özelliği olduğunu göstermek ve tek tanrılı dinlerin kökenini, tarihsel arka planını, süreci irdelemeyi amaçlamaktadır.

Din, Kadınlar ve Direnme başlıklı bir giriş bölümüyle başlayan kitap 4 bölüme ayrılmıştır. Ana Tanrıça’dan Dölleyici Söz’ün Kudretine ilk bölümü oluşturmakta olup Başlangıçta Ana Tanrıça Vardı, “Dölleyici Söz”ün Kudreti alt başlıklarını içermektedir. İkinci bölüm başlığı Ataerkil Sistemin Ayırt Edici Özelliği: Kadın Bedeninin Toplumsal Denetimi’dir. Eski Mezopotamya’dan Kaynaklanan Bir Sistem: Ataerkillik, “Beni Kadın Yaratmayan Tanrıya Şükürler Olsun”, Kadınları Peşinden Sürükleyen Bir Din: Hıristiyanlık, Eksiksiz ve Mutlak Bir Tektanrıcılık: İslamiyet alt başlıklarından oluşmaktadır. Üçüncü bölümün başlığı İnsanı Kendisine Karşı Bölen Bir Kutuplaşma: Ruh-Beden Karşıtlığı ve Batı Felsefesinde Ruh-Madde İkiliği, İslamiyet’in Bedene Yaklaşımı Farklı Mı? alt başlıklarından oluşmaktadır.  Dördüncü Bölüm Bugünkü Köktendinci Yükselişin De Odağı: Kadının Konumu Ve Denetimi başlığıyla, Dinde Kadınlara Çekici Gelen Nedir? Amerika’da Köktendincilik: Liberalizme Karşı Bir Meydan Okuma, İran’da Köktendincilik: Moderniteye Karşı Bir Meydan Okuma alt başlıklarını içermektedir. Kendi Adını Koymaya Cesaret Etmek başlıklı sonuç bölümüyle kitap nihayetlendirilmektedir. Bu incelemede kitaptaki bölümlerden ve alt başlıklardan örnekler verilecektir.

  1. Giriş: Din, Kadınlar ve Direnme

Dini etkili bir yabancılaştırma ve meşrulaştırma aracı olarak tanımlayan yazar, yerel olana, yaşanmış deneyime, tarihsel olana bağlı kalmak isteyen Fransız düşünür Foucault’ya dayanarak savlarını temellendirmektedir. Foucault, bilginin içinde taşıdığı hakikat payından çok onun iktidarla olan ilişkisine yönelmektedir. Fatmagül Hoca da bir bilgi/iktidar söylemi yaratma kaynağı olan tek tanrılı dini kadınların eşitsizlikçi konumda tutulmaları, baskı altına alınmaları açısından bu bakış açısıyla irdelemektedir.[1]

Kadınlar yaratılış itibariyle (fıtratları gereği) erkeğe boyun eğmeye mahkum, cinsellikle, doğurganlıkla özdeşleştirilmiş bir şekilde kurgulanmıştır tüm tek tanrılı dinlerde.[2]

Giriş bölümü Genel Çerçeve, Din: Etkili Bir Meşrulaştırma Aracı, Düşünce ile Toplumsal Gerçeklik Arasındaki İlişki, Toplumsal Denetim, Beden ve Din, Tek tanrılı Dinlerin Ortak Özelliği, Yeni Bir Teorik Açılım,  Yeni Bir Araştırma Yöntemi, Kadınlar Kurban mı, Tarihsel Özne mi? “Gerçek” ile “İdeal” Arasındaki Uyumsuzluk: Direnmenin Çıkış Noktası Anaerkillik gibi hayli dikkat çekici alt başlıklardan oluşmaktadır.

Giriş bölümünün bitiş kısmı ‘umut ilkesi’ni (Arendt’a atıfla) daima canlı tutmamız için hem teorik hem pratik birçok şey bulabileceğimiz kanısıyla sonlandığı için direkt alıntılanması uygun görülmektedir:

“Tıpkı Hegel’in ünlü metaforundaki köle gibi, kadınlar da “mutsuz bir bilinçlilik” durumu yaşamakta, onları aynı anda hem kendilerini ezen kültürün bir parçası, hem de onun yabancısı kılan bir yabancılaşma içinde bulunmaktadırlar. Onların bu “sınır”daki ikircikli ve huzursuz konumu, ezilmişliğin bilincine varma, onu adlandırma (karşı teori ve kültür yaratma) ve ona karşı direnme olanağını da beraberinde getirir. Bu olanağın gerçeğe dönüşebilmesi ise, baskı ve iktidar mekanizmalarına ilişkin bilgi birikimine bağlıdır. Öyleyse biz de Foucault’yu izleyerek, konumuz olan dinsel baskı biçiminin analizinin, direnmenin yolunu açmaya yardımcı olacağını umabiliriz.”[3]

  1. Birinci Bölüm: Ana Tanrıça’dan “Dölleyici Söz”ün Kudretine

Başlangıçta Ana Tanrıça Vardı ve Dölleyici Sözün Kudreti alt başlıklarında incelenen kitabın ilk bölümü eski kutsal metinlerden örnekler verilerek süreç içindeki değişimi irdelemektedir. İlk alt başlığın alt başlıkları da şu şekildedir: Anaerkillik mi, Eşitlik mi?, “İkincil Ürünler Devrimi” ya da Erkeklerin Egemenliği Ele Geçirişi, “Hepimizin Anası Toprağın Türküsü”, Tek Başına Yaratış’tan Kutsal Birleşmeye. İkinci alt başlığın alt başlıkları da şöyledir: Ve Allah “Işık Olsun” dedi, Kutsal Kitap’ın Çözme Gereği Duymadığı Giz, Bir Egemenlik Simgesi Olarak “Tohum ve Toprak” Metaforu, Logos Spermatikos, “Hak Teala Sizin İçin Kendinizden Zevceler Yarattı”, Yaratma Kudretinin Erkeğe Aktarmanın Simgesel Mührü: Sünnet,Yeryüzündeki Günahın ve İnsan Istırabının Kaynağı Nedir?, Kuran’ın Farklılığı: Adem ile Havva’nın Ortak Sorumluluğu, “Ahirete İnanmayanlar, Meleklere Dişilerin Adlarını Takarlar”.

Bu dikkat çekici, cezbeden, merak duygusu uyandıran başlıkların hepsini açmanın, açıklamanın zorluğu aşikar. Birkaç örnek vererek aktarmaya çalışacağım.

Dine dayalı inanç sistemlerinde yaşamın yaratıcısı mutlak güç kimdir ve ona nasıl, ne şekilde tapmalıyız sorunsalı yatmaktadır. Eski Mezopotamya’daki yaratıcı güçlü tanrıçaların yerini tek bir erkek tanrının almasıyla birlikte özellikle her üç tek tanrılı dinin de zemini olan Ortadoğu bölgesinde kadının ikincil statüsü kolaylıkla meşru bir zemine oturtulmuştur. Yaratıcı gücün tanrıçalardan tek bir erkek tanrıya dönüşmesiyle din erkeğin kendini gerçekleştirebildiği, ona itaatin Tanrı’ya itaat olduğunu kolaylıkla doğrulayabildiği bir saha haline gelmiştir.[4]

Yazar bu bölümde, 19. yüzyılda, bu alanda sistemli çalışmalar yapan isimlerin adını zikretmekte (Bachofen, Henry Morgan) ve anaerkil toplumların olduğu tezinden hareketle erkek egemen dünyadan önce matriarki döneminin var olup olmadığı sorusunu irdelemektedir.

Tarım kadınlar tarafından icat edilmiş olduğu halde, geleneksel avcı-toplayıcı ve hortikültürel toplumlar dışındaki toplumlarda kadının neden bu kadar ikincil konuma geldiğini sorgulamaktadır. Tarım devrimiyle birlikte tekçizgisel bir değişimle bunun mümkün olmadığını muhakkak birçok etkinin birlikte gerçekleştiğini belirten yazar, üretkenlik, toprak, analık gibi vasıfların ne ara aşağılanır bir hale geldiğini tarihsel bağlamda incelerken tek bir nedene bağlı kalmamakta, karşılaştırmalı tarih çizgisini takip ederek tek bir boyutuyla ele almamaktadır. [5]

Tek başına yaratıcı güce sahip kadın, tanrıça ilk devletlerin ortaya çıkışıyla önce kutsal birleşme ile varlık gösterebilmiş ardından da ‘Tanrılar Listesi’nden silinivermiştir.[6]

Yaratıcı güçten, yalnızca karnına ekilen tohumu besleyip büyüten “tarla” konumuna gelen kadın, artık bir taşıyıcıdan ibarettir. Erkeğin kutsallaştırılması referans aldığı kaynakların değişmesi itibariyle, yazının ve ad koymanın da erkeklere geçmesi itibariyle pek mümkün ve çok kolaydır. Yazar İslam bilgini Muhammed Z. Han’dan bir örnek vermektedir:

“Et, kemikler, kaslar, kan, beyin ve aslında insan bedeninin eksiksiz bir mikrokozmos oluşturan tüm yetileri ve karmaşık ama harika bir şekilde uyumlu işleyişi, bir sıvı damlasının milyonda birinden daha küçük bir parçasında mevcuttur.”[7]

Genel kanı bu yönde evrilmiştir: Tüm eksiksiz, mükemmel, muhteşem şeyler erkek bedeninde cisimleşmiştir yıllar içinde değişen bu kanıya göre.

Yazar Gazali’nin erkeğin boşalma sırasında Kuran’ın 25. Suresinin 54. Ayetini zikretmesini istediğini aktarmaktadır, o ayetin mealen şöyledir: “İnsanı bir su damlasından yaratan Allah’a şükürler olsun!”[8]

Gücü tamamiyle erkeğe devreden kadın (zorunlu devir), ilk günahın işleyicisi, “yeryüzündeki ıstırabın kaynağı” fitne unsuru, bedene indirgenen cinsel obje, anne ve eş olmaya mahkum olarak tanımlanmakta ve zamana yayılan bu süreçte güçlü bir meşrulaştırma aracı olan din tarafından da pekiştirilmektedir.

  1. İkinci Bölüm: Ataerkil Sistemin Ayırt Edici Özelliği: Kadın Bedeninin Toplumsal Denetimi

“Ana Tanrıça’nın yerini bir tanrılar panteonunun alması sonra da giderek bir Baş Tanrı ilkesinden “Kadir-i Mutlak” Baba Tanrı anlayışına varılması süreci, kadının statüsünün düşmesi, ikincilleşmesi ve bağımlı kılınması olgusuyla el ele gitmiş ve bu süreci yansıttığı kadar, onun pekiştiricisi ve hızlandırıcısı olmuştur. Bu sürecin bir başka boyutunu ise , Eski Yunan’da ruh/madde daha sonra Hıristiyanlıkta ruh/beden  biçimini alan hiyerarşik düalizmin derinleşmesi ve kadının bu dikotominin aşağı sayılan kutbuylayani beden ile özdeşleştirilerek onun bedeni üzerindeki toplumsal denetimin meşrulaştırılması oluşturur.”[9]

Bu bölüm Eski Mezopotamya’dan Kaynaklanan Bir Sistem: Ataerkillik, “Beni Kadın Yaratmayan Tanrıya Şükürler Olsun”, Kadınları Peşinden Sürükleyen Bir Din: Hıristiyanlık, Eksiksiz ve Mutlak Bir Tektanrıcılık: İslamiyet olmak üzere dört alt başlıktan oluşmaktadır.

Birinci alt başlığın alt başlıkları şu şekildedir: Kadınların İkincilleşmesi ve Kutsal Aile’nin Kurumlaşması, Örtünme: Erkeğin Kadın Bedeni Üzerindeki Denetiminin Göstergesi, Eski Mezopotamya’dan Eski Yunan’a, Yörede Bir İstisna: Tanrıça İsis’in Mısırlı Kadınlara Sunduğu Eşitlik.

İkinci alt başlığın alt başlıkları şöyledir: Kız Çocuk: Babası İçin Bir Ekonomik Değer, Yahudi Kadını: Dinsel Bakımdan “Noksan”

Üçüncü alt başlığın alt başlıkları şu şekildedir: Dişil İmgelerin Çekiciliği, Erkeğe de Tekeşlilik: “Eğer… Böyleyse, Evlenmek İyi Değil!”, “İsa’nın Nişanlısı” Olmak: Bir Özgürlük Olanağı, “Sen Cehennemin Kapısısın”.

Dördüncü alt başlığın alt başlıkları da şöyledir: Büyük Bir Sentezci Gelenek, İslamiyet’in Özgüllüğü: Total Bir Yaşam Tarzı, Cinsiyet Rollerinde Değişiklik Önerisi: Allah’a Karşı Gelmek, Melike Olabilir Ama Halife Asla, Dogmanın Değişmezliğini Pekiştiren Bir Özellik, İslamiyet Kadınlara Ne Getirdi, Kadınlardan Ne Götürdü, Kadın İslamiyet’te de Dinen Noksan, Tanrının İradesiyle Var olan Doğal Bir Düzen.

Eski Mezopotamya’da kent devletlerinin ortaya çıkışıyla ataerkil toplum düzeninin belirdiğini söyleyen yazar Gerda Lerner’in görüşlerinden faydalanarak erkeklerin egemen olduğu savaşçı kültürün nüfusu artırmak amacıyla kadın doğurganlığını kullandığını belirtmektedir. Savunma, militarizm, askerlik, erkeklik, mülkiyet, fahişelik tüm bu kavramlar yeni yeni tanımlanmaktadır. Hammurabi yasasından örnekler sunan yazar kadının erkeğe itaatinin şekillendiğini, tanımlandığını belirtmektedir.[10]

Ataerkilliğin kurumlaşmasıyla birlikte örtü konusunun da gündeme geldiğini belirten yazar kimin ne kadar örtünmesi gerektiğine de erkeklerin karar verdiğini söylemektedir. Yüksek sınıfa mensup bir kadın ile ‘herkesin kullanımına açık bir kadın’ aynı derecede örtünmemektedir.[11]

Eski Mezopotamya’dan Eski Yunan’a başlıklı bölümde de kadınları sessizliğe ve edilgenliğe mahkum eden miras toplumsal kültürel dokular ne kadar değişirse değişsin ortaklıkların bulunabildiğini belirtmektedir. Atina toplumun kadına bakışını, Sparta’da durumun daha farklı olduğunu belirten yazar kadının bedene indirgenmesinin meşrulaştıran düzenlerin tarihsel toplumsal kültürel olarak aynı değerler üzerine kurulu olduğundan bahsetmektedir. Fakat Mısır’da bir istisnai durum (Yunan istilasına kadar) yaşandığını ‘Yörede Bir İstisna : Tanrıça İsis’in Mısırlı Kadınlara Sunduğu Eşitlik’ başlığı altında incelemektedir.[12]

Ardından tek tanrılı dinler için ayrı ayrı makalelerde kadının konumunu ele alan yazar Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’ten örnekler sunarak, arka planlarını irdeleyerek ve tarihsel süreci de göz ardı etmeyerek, Mezopotamya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir coğrafyada ve Mezopotamya dinsel düşünüşünden Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’e aktarılan bir dinsel ideoloji bağlamında, kadın bedeninin denetlenmesinin, ataerkilliğin kurumlaşması ve sürdürülmesi açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koyduğu bu bölümü sonlandırmaktadır[13].

  1. Üçüncü Bölüm: İnsanı Kendisine Karşı Bölen Bir Kutuplaşma: Ruh-Beden Karşıtlığı

“Cinsler arası biyolojik farklılığın, otomatik olarak iki cins arasındaki eşitsizlik yaratması söz konusu değildir. Sorun, bu biyolojik farklılığın nasıl olup da toplumsal alanda bir eşitsizliğe, yani bir cinsin diğerinden daha aşağı sayılmasına yol açtığıdır. Daha da önemlisi, Françoise Heritier’in işaret ettiği gibi, erkeğin üstünlüğünü dile getiren bu “ilk dikotomi”ye sonradan ideoloji tarafından el konup hayatın her düzeyine ve bilginin bütün alanlarına yayılmış olmasıdır.”[14]

Pierre Bourdieu’nun ve Michel Foucault’nun belirttiği gibi toplumsal denetimin pratiği olan beden anlayışından yola çıkarak Aristoteles’in eksik kalmış erkek olan kadını ve cennetten atılmanın sorumlusu Havva’nın yaratım, kurgulanım sürecine değinen yazar bu karşıtlığın tarihsel bağlamına değinmektedir.[15]

Bedenle özdeşleştirilen kadına karşı akılla özdeşleştirilen erkeği koyan anlayışı yeren ve bunun kutsal metinlerde de ifadesini bulduğunu belirten yazar Philon’dan, İsa’dan, Augustinus’tan, Castelli’den, Paracelsus’tan, Luther’den, Aristoteles’ten, Descartes’ten örnekler vermektedir.[16]

Daha sonra İslamiyet’in bedene yaklaşımının farklılıklarına ve benzerliklerine değinen yazar, kadın cinselliğini denetim altında tutan anlayıştan, erkeğin tahakkümünün ortak noktalarından bahsetmektedir. Kuran’daki cennet tasvirlerinin eril bakışa hizmet ettiğini, cennet tasarımının eşitsizliğini irdelemektedir.[17]

Batı Felsefesinde Ruh-Madde İkiliği, İslamiyet’in Bedene Yaklaşımı Farklı mı? iki ana alt başlığından oluşan bölümde birinci alt başlığın alt başlıkları şu şekildedir: Cinselleşmiş Düalizmin İfadesi: Dişil Bedene Karşı Eril Akıl, Helen ve İbrani Geleneklerini Birleştiren Bir Filozof: İskenderiyeli Philon,”Mesih İsa’nın Olanlar, Bedeni Çarmıha Gerdiler”, Kadının Kendisine Karşı Bölünmesi: Lanetli Havva ve Kutsal (Meryem) Ana, Rönesans’ta Değişen Bir Şey Oldu mu?, Luther Aristoteles’in İzinde, Bilimsel Devrim: Eril Zihnin Dişil Madde Üzerindeki Zaferi, .

İkinci alt başlığın alt başlıkları şöyledir: İslam’ın, Erkek Arzusu Çevresinde Kurulmuş Ataerkil Evreni, Önemli Bir İslami Görev: Hudutların Çiğnenmesini Önlemek, Kadın Cinselliğinin Düzen Yıkıcı Etkisi: Fitne, “Allah’a Ortak Koşmayacaksın!”, Cennet Cennet Dedikleri….

  1. Dördüncü Bölüm: Bugünkü Köktendinci Yükselişin de Odağı: Kadının Konumu ve Denetimi

Dinde Kadınlara Çekici Gelen Nedir?, Amerika’da Köktendincilik: Liberalizme Karşı Bir Meydan Okuma, İran’da Köktendincilik: Moderniteye Karşı Bir Meydan Okuma ana alt başlıklarından oluşan bu bölümde ilk alt başlığın alt başlıkları şu şekildedir: Saygıdeğer Pederler ile Dindar Zevceler El Ele, Din: “Kalpsiz Bir Dünyanın Kalbi”, “Farklı Ama Eşit” mi?

İkinci ana alt başlığın alt başlıkları şöyledir: Amerikan Köktendincilik Tarihine Kısa Bir Bakış, Hz. İsa “He-Man” Rolünde, Köktendincilik: Modern Bir Reaksiyon, Kesinliğin ve İstikrarın Çekiciliği, Hıristiyan Evi: Bir Disiplin ve Cezalandırma Odağı, Ataerkil Pazarlığın Yeniden Kurulması: Boyun Eğme Karşılığında Güvenlik ve Saygı.

Üçüncü alt başlığın alt başlıkları: Partikülarizm Tuzağı, Modernite: Eski Çekiciliğini Yitirmiş Bir Kavram, “Mutaassıp”ın Psikolojik Profili: Yeni Bir Şey Var mı?, İslamcı Köktendinciliğin Gerçek Özgüllüğü, İran İslam Cumhuriiyeti: Modernist Bir “İcat”, Peçeli Direniş, İslam Cumhuriyeti: Bir Erkek Cenneti.

Bu bölümde kadınların dine neden bu kadar bağlı olduğunu sorgulayan, irdeleyen yazar Amerika’dan,  İran’dan örnekler vererek bunun altında yatan gerekçeleri bulmak istemektedir. Örneğin peçeli direnişi incelerken o kültürün, toplumun yapısına uygun bir direniş biçimi olduğunu, peçenin bu noktada baskının, boyun eğmenin, eril tahakkümün göstergesi değil bir protesto aracı olduğunu belirtmektedir.[18]

“Laik bir ülkede yurttaşların devlet ile olan ilişkileri cinsiyetlerine göre belirli farklılıklar gösterse de (çünkü devletin laik olması ataerkil oluşunu ortadan kaldırmaz), devlet laik hukuku uygulamak zorundadır ve genellikle bir hakem rolü oynamaya yönelir. Oysa şeriatla yönetilen bir devlette, devletin kendisi bir taraftır ve bu tarafın kadınların tarafı olmadığı da açıktır. Şeriata dayanan bir İslami devlette, din tarafından kutsanan ve meşrulaştırılan cinsel ve toplumsal düzen, bizzat devlet tarafından her türlü ideolojik ve fiziksel mekanizmaya başvurularak uyruklara zorla uygulanır. Bir kadın bu düzende şeriata karşı gelirse yalnızca ailesinin şerefini lekelemekle kalmaz aynı zamanda devletin otoritesine de meydan okumuş olur.”[19]

  1. Sonuç: Kendi Adını Koymaya Cesaret Etmek 

Din kavramının kadın erkek eşitliği noktasında, kadının ikincil konuma itilmesi, bedeninin, cinselliğinin denetlenmesi, sadece anne olarak varlığını gerçekleştirmesini meşru bir zemine oturtmayı amaçlayan ‘kutsal’ düşünceler açısından ele alan yazar, denetim mekanizması olarak dini tarihsel, sosyolojik bağlamda karşılaştırmalı şekilde incelediği kitabını kadınların kendi adlarını koymaya cesaret etmelerini, ‘umut ilkesini’ diri tutmak gerektiğini belirterek sonuçlandırmaktadır:

İnsan yaşamında çok önemli bir yer tutan dinin, sosyolojik ve ideolojik bir olgu olarak, gerek tarihsel gerekse çağdaş bağlamlarda incelenmesi, toplumsal cinsiyet bölünmesinin iki tarafı için farklı anlamlar taşıdığına ve kadınlar ile erkeklerin maddi ve ideolojik yaşamları üzerinde farklı etkiler yarattığına işaret ediyor. Özellikle kadınların dinle olan ilişkisi her zaman karmaşık, çelişkili ve gerilimli olmuştur. Din, kadınlara zaman zaman kendilerini ifade olanağı sunsa da, kadını ikincil ve bağımlı olarak değişmez bir biçimde tanımlanmasıyla onlar için yalnızca ideolojik düzlemde kalmayan bir cendere oluşturmuş ve kadınlar yüzyıllar boyunca kendilerine ve başkalarına, eksiksiz insanlığa ulaşabilme ve soyut düşünme yetisine sahip olduklarını kanıtlayabilmek için çırpınıp durmuşlardır.”[20]

Kaynakça

Kaynakça

Kaynakça

Fatmagül Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metis Yayınları, İstanbul, Altıncı Basım, 2016.

Dipnotlar;  

[1] Fatmagül Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.20.

[2] A. g. e, s.27.

[3] A. g. e, s.31.

[4] A. g. e, s.37.

[5] A. g. e, 38-41.

[6] A. g. e 47.

[7] A. g. e, 63.

[8] A. g. e, 63-64.

[9] A. g. e, 79.

[10] A. g. e, .81-82.

[11] A.g.e, 83-84.

[12] 90-91.

[13] A. g. e, s.125-131.

[14] A. g. e, s.129-130.

[15] A. g. e, s. 130-131.

[16] A. g. e, 140-148.

[17] A. g. e, 163-167.

[18] A. g. e, s.204.

[19] A. g. e, 208.

[20] A.g. e, 209.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Feyzanur İnce

Feyzanur İnce
TESAD Genel Sekreteri - Röportaj Birimi Direktörü - Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir