Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
pixabay

Faiz Azaltım Kararına Piyasa Dinamikleri Çerçevesinde Bir Analiz

1. Giriş

23.09.2021 Tarihli TCMB Para Piyasası kurulu kararı sonrasında politika faizi %18 olarak güncellenmiş bulunmakta. Alınan faiz azaltım kararının orta-uzun vadede Türkiye ekonomisine etkilerini incelemek için dünkü FED açıklamaları sonrasında uluslararası piyasalarda değişen dinamikler ve ortadan kalkan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki artışlar, faiz azaltım kararının firmalara ve hane halkına yönelik olumsuz etkileri, döviz açık pozisyonu yüksek olan şirketlere yönelik kur farkı etkileri incelenerek yapılan hamlenin Türkiye ekonomisine etkileri irdelenmiştir

2. Faiz Azaltım Kararı ve Uluslararası Piyasalardaki Gelişmeler

Dünkü FED açıklamaları sonrasında 2021’in son çeyreği ve 2022 yılına yönelik birçok belirsizlik yerini özellikle merkez bankaları eşliğinde alınacak olan piyasa yapıcı kararların hazırlıklarına bıraktı. Açıklamaların satır başlıklarında ABD ekonomisinin hem istihdam hem de büyüme noktasında yeterli düzeyde olmadığı fakat toparlanma hızının gayet tatmin edici boyutta olduğu ve bunun sonucu olarak varlık alımlarının yakın zamanda başlatılacağı yer alıyordu. Açıklamalarda varlık alım azaltım programının gelecek aylardan itibaren başlama olasılığı üzerinde duruldu. 23.09.2021 itibariyle Amerikan 10 yıllık tahvillerinde %8’lere varan yükseliş marjı piyasanın da bunu ciddi bir mesaj olarak aldığı anlamına gelmektedir. Varlık alımlarının azaltımı piyasadaki risk iştahında bir miktar azalmaya yol açabilir ki bu da uluslararası piyasalarda özellikle gelişmekte olan ülkelerin tahvil ve hisse senedi piyasalarından para çıkışları beraberinde getirebilir. Bu durumun farkında olan birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede şu anda parasal sıkılaşma önlemleri üzerinde duruluyor.[1] Dolayısıyla varlık azaltımları neticesinde azalacak olan risk iştahı dolayısıyla yerel piyasalardan para çıkışlarını azaltmak, mümkünse önlemek amacıyla ülkelerin gelecek dönemde parasal sıkılaşmaya gitmeleri en makul seçenekler arasında yer almaktadır. Varlık alımlarının azaltılması ve 2022’nin ikinci çeyreği bitmeden tamamen durması beklentisi bir yana, FED açıklamalarında 2022’de toplam iki kez faiz artırım sinyalinin olacağı mesajı verildi. Dolayısıyla uluslararası piyasalar 2022’de varlık alımlarının tamamen duracağı ve üstelik iki faiz artırımının yapılacağı beklentisine odaklanmış durumda. Böyle bir piyasa ortamında Türkiye’nin parasal genişlemeye gitmesi, Türkiye piyasasına olan ilgisizliği daha da sertleşen para çıkışları şeklinde körükleyebilir. Özellikle bugün alınan faiz indirim kararı Türkiye’de %19 enflasyonun olduğu bir ortamda faiz azaltım döngüsüne girildiği beklentilerini güçlendirirken orta-uzun vadede Türkiye varlıklarındaki iskontoyu da artırabilir. Bunun sebebi ise TL’de meydana gelecek satış baskılarının artacağı beklentisidir. TL’nin değer kaybetmesi elbette enflasyonu artıracak ve ileride daha yüksek faiz artırımlarının gerekçesi olacaktır fakat bunun da ötesinde TL varlıklardaki satış beklentisi, yatırım isteğinde olan yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım kararlarını daha uzun vadeye sarkıtmalarına yol açacaktır. Pozisyonda olanların ise TL varlıklarda pozisyonlarını kapatmalarını beraberinde getirecektir. Bunun, daha fazla dolar talebi, TL’nin açığa satılması, TL varlıklarında beklentilerin kötüleşmesi ve piyasadan para çıkışları şeklinde tezahür edeceğini görmek son derece açıktır.[2]

Politika faizindeki azaltım mevcut uluslararası piyasa koşulları göz önünde bulundurulduğunda zamansız alınan bir karardır. Her ne kadar FED’in zaten en geç bu yıl sonuna kadar varlık azaltım döngüsüne gireceği beklentisi uzun zamandan beri piyasada bilinse de son FED açıklamalarından hemen sonra TCMB’nin TL varlıklarını zora sokacak böyle bir kararı alması Türkiye’ye yönelik güven zedeleyici bir gelişmedir. Bu yönden düşünüldüğünde para politikasındaki belirsizlikler ve ekonomi politikalarındaki sürekli değişimler, piyasa ile kurulan zayıf iletişim, Türkiye’ye para girişlerinin askıya alınmasına, hatta Türkiye’den para çıkışlarına ve daha öngörülebilir gelişmekte olan piyasalara para girişlerinin gerçekleşmesine sebep olmaktadır.  Halbuki uygulanacak öngörülebilir ve doğru politikalar Türkiye’yi gelişmekte olan piyasalar arasında en cazip ülke haline getirebilir. Bunun sebebi hem tahvillerdeki cazip faiz oranları hem de borsadaki ucuzluktur. Her sene istikrarlı bir şekilde ve hızlı büyüyen birçok büyük şirket mevcut piyasa koşullarında 5-6 F/K’lardan fiyatlanıyorlar. Dolayısıyla para politikasındaki iyileşmelerin enflasyona yansımaları sonucunda düşen faizlerle ve yaratılan güven ortamıyla birlikte borsaya kote birçok şirket -uluslararası piyasalardaki risk iştahı da göz önünde bulundurulduğunda- 15-20 FK’lı çarpanlardan fiyatlanabilir. Bu durumda Türkiye getiri potansiyeli açısından dünyadaki ender ülkelerden biridir fakat bu potansiyelin gerçekleşebilmesi için gerçekleşmesi gereken gelişmeler kurumsal şeffaflık ve karar alma mekanizmalarında ilkeselliğin ön plana çıkması, öngörülebilir ve bilimsel temelli alınacak kararlar, piyasayla iletişim mekanizmalarının güçlendirilmesinden ibarettir. Bunlar olduğu takdirde hem Türkiye piyasalarına büyük ölçüde para girişi gerçekleşebilir hem de enflasyonda önemli bir düşüş söz konusu olabilir. Bu durumda Türkiye, iç piyasaya net döviz getirecek sektör ve iyi yönetilen şirketleri güçlendirme ve ihracat politikalarında daha güçlü gelişmeleri tetikleme noktasında gerekli olan kaynağı ve zamanı kazanmış olacaktır. Tüm bunların gerçekleşmesi elbette planlı, günden güne değişmeyen istikrarlı ve kararlı para ve maliye politikaları, ihracatçı şirketleri daha fazla destekleyecek hükümsel değişiklikler ve yurtdışından gelecek olan sınırlı ve geçici kaynakların tasarruflu ve rasyonel kullanımlarıyla mümkün olacaktır. Bu politikaların kararlı bir şekilde devam ettirilmesi döviz piyasasında da oynaklıkları azaltabilir ve yükseliş trendini uzun bir süre için durdurabilir hatta TL’nin uzun süreli güçlenmesine yol açabilir. Bu gelişmelere paralel olarak DTH’larda ve yastık altı kaynaklarda %15-20’lik bir çözülme ve bu kaynakların farklı yatırım araçlarında veya reel yatırımlarda kullanımı bile Türkiye’ye birçok konuda yardımcı olacaktır.

Aksi halde küresel talepteki hızlı toparlanmalar, sektörel bazdaki küresel arz sorunları, emtia fiyatlarının yükselişe geçmesi, özellikle dünyada gıda fiyatlarındaki artış ve artan kuraklıklar, taşımacılık maliyetlerindeki ciddi artışlar Türkiye’yi de hem enflasyonist hem de faizsel alanda çok zor bir duruma sokacaktır.[3] Bu durumun önüne geçilmesinin tek yolu şu aşamada sıkı para politikasının güçlendirilmesi ve sıkı para politikasındaki kararlılığın devam ettirilmesidir. Parasal genişlemeye gidilmesi halinde küresel sorunlar dolayısıyla ve özellikle de brent petrolde 80 dolarlara varan fiyat seviyeleri Türkiye ekonomisini içinden çıkılmaz bir duruma sokabilir.[4] Kurlardaki sert yükselişler neticesinde birçok küresel ölçekte hammaddeye olan ulaşımın zorlaşması halinde ekonominin karşı karşıya kalacağı sorunlar, birkaç yüz baz puan faiz artırımının doğuracağı sorunlardan çok daha büyük bir zararla neticelenebilir.

3. Faiz İndirildi Peki Faizler Düştü Mü?

Merkez Bankası’nın PPK toplantıları sonrasında açıkladığı faiz oranı politika faizi olarak adlandırılır ve bu faiz oranı her zaman piyasa faizleriyle doğru orantılı bir şekilde ilerlemez fakat şirketler ve hanehalkı açısından önemli olan faiz seviyesi TCMB’nin değil piyasanın fiyatladığı faiz seviyesidir. Borç veren kurumlar kar amacı güden yapılar olduklarından dolayı piyasa şartlarına göre kendilerini adapte ederler ve enflasyonist ortamı da dikkate alarak belirli bir maliyetten kredi vermeye razı olurlar. Dolayısıyla TCMB’nin almış olduğu faiz kararıyla piyasada oluşan faiz oranları, TCMB kararının rasyonel olmaması halinde, birbiriyle zıt yönde ilerler. Söz gelimi bugün %1 artırılan faiz CDS priminde ve Türk Tahvillerinde artışları tetikledi. Dolayısıyla bu faiz indirim kararı artık hem hazinenin hem de şirketlerin daha yüksek faiz oranlarıyla borçlanmalarına sebep olacak. Yine aynı şekilde ileride enflasyonun yüksek seyirde devam etmesi halinde politika faizi %5 olsa bile piyasadaki tüketici kredileri başta olmak üzere tüm kredi faizleri politika faizinin çok daha üstünde olacaktır. Demek ki önemli olan politika faizini indirmekten ziyade öngörülebilir ve güven veren politikalar izlemek olarak nitelendirilmelidir. Enflasyonu düşürmeyen her para politikası kararı faizleri yükseltecektir.

4. Faiz Azaltım Kararının Hane halkı ve Şirketlere Orta-Uzun Vadeli Etkileri

Faiz azaltımı sonrasında kurlarda yükseliş beklentisi son derece doğaldır. Kurlardaki olası yükselişin ise en çok zarar verdiği iki kesim hane halkı ve dövize olumsuz yönden duyarlı şirketlerdir. Bazı şirketlerin döviz borçları olabilir veya gelirleri TL olurken giderleri döviz olabilir veya döviz açık pozisyonları çok yüksek olabilir. Bu durumda bu şirketler faizlerdeki %1 azaltımın vereceği refahtan ziyade azaltım kararının kurlarda sebep olacağı belki de %10’luk yükselişin dar boğazıyla karşı karşıya kalacaklardır. Sonuç olarak bilançolarında post ettikleri net kar finansal giderler dolayısıyla büyük oranda eriyecektir. Kar marjlarındaki erime ise elbette fiyat artışlarını beraberinde getirecektir.

Bunların yanı sıra hane halkının harcanabilir gelirindeki düşüş sadece dövize duyarlı şirketleri değil ihracat odaklı şirketler dışındaki tüm şirketleri olumsuz etkilemektedir. Söz gelimi vatandaşların alım güçlerindeki düşüş şirketlerin ürettiği ürünlere olan talebi baskılayacaktır. Bu durumda şirketler gelir elde edemeyecekleri gibi yükümlülüklerini yerine getirme ve büyüme hamlesine girişme noktasında parasal sorunlarla karşı karşıya kalacaklardır. Artan hammadde fiyatları da ürünlerde fiyat düşüşlerini engelleyeceği için gereğince artırılamayan fiyatlar şirketlerin kar marjlarında da sıkıntılar yaratacaktır. Bu durumda birkaç yüz baz puan faiz indiriminin yaratacağı ferahlık yukarıda ortaya koyduğumuz dinamiklerin yanında devede kulak kalmaktadır. Şu da belirtilmelidir ki dövizdeki yükselişlerin yukarıda sayılan olumsuz dinamikleri tetikleyecekleri artık bir öngörü veya tahmin değil gerçektir. Türkiye’nin geldiği noktada vatandaşların alım gücü o kadar düştü ki artık hane halkı, ek maliyetleri kaldıracak tolerans aralığından çoktan çıkmış durumda. Dolayısıyla hane halkına binecek her ek yük örneğin 2013 veya 2015 Türkiye’sindeki etkisinden çok daha haşin olacaktır. Bu noktada merkez bankası ve hazinenin uygulayacağı politikalar da şu aşamada şirket odaklı olduğu gibi aynı zamanda hane halkı eksenli de olmalıdır. Aksi takdirde hane halkının yaşayacağı sorunları karar alma sürecinde merkezi elementler arasına katmayan politika yapım kararları sadece hane halkına değil aynı zamanda şirketlere de kar marjlarındaki düşüş ve ürün fiyatlarındaki artış olarak yansıyacaktır. Bu ise elbette enflasyonu daha da artırıcı bir etmen halini alacaktır.

5. Faiz Azaltımı veya Konut Faizlerinde Olası Bir Kampanyanın Konut Sektörüne Orta-Uzun Vadeli Etkisi

Faiz indiriminden faydalanacak birkaç sektörden biri de konut sektörüdür. Ya da en azından öyle olduğu düşünülmektedir fakat gelinen aşamada Türkiye ekonomisi artık ince bir iplik üzerinde durmaktadır. Bir başka deyişle ne hanehalkı ne de ekonomik yapı daha fazla yükü tolere edebilecek düzeyde değildir. Dolayısıyla faiz politikalarında yapılacak potansiyel hataların olumsuz etkileri geçmişe nazaran hem daha şiddetli hem de daha çabuk meydana gelecektir. Bu noktada faiz politikalarında konut sektörünün lehine uygulanacak politikalar belki sektörün kısa vadede canlanmasına fayda sağlayabilir fakat para politikasında yapılacak olan muhtemel hataların kurlarda ve enflasyon üzerindeki etkileri dikkate alınacak olursa uzun vadede konut sektörünü mevcut durumdan daha da dara sokacak gelişmelerle karşı karşıya kalınması olası gözükmektedir. Bir başka deyişle özellikle küresel ölçekte para politikalarının değişim arifesinde olduğu ve enflasyonu tetikleyici küresel sorunların mevcut olduğu bir ortamda uygulanacak yanlış para politikalarının etkisi normal zamana kıyasla çok daha zorlayıcı olacaktır. Bu durumda orta-uzun vadede Türkiye, doğru politikalarla maruz kalacağı enflasyon ve faiz oranlarından çok daha yüksek değerlemelerle yüz yüze kalabilir. Olası bir söz konusu konjonktür ise birçok inşaat firmasını temerrüde düşürebilir. Dolayısıyla para politikasında atılacak adımlar uzun vadeli projeksiyonlara göre atılmalıdır. Atılan adımların uzun vadeli çıktıları göz önünde bulundurulmadığı takdirde faiz indirimleri orta-uzun vadede inşaat sektörü için bile zarar verici bir hal alabilir. Esasen faiz indiriminin yaratacağı daha yüksek enflasyonist ortam hane halkının temel harcamalarının toplam bütçe içerisindeki payını arttıracağından dolayı faizlerin düşmesi belki de konut kredisi iştahını hiç tırmandırmayacaktır bile.

 Sonuç

Bugün alınan faiz kararının dinamiklerini belki de ekonomide değil siyasette aramak gerekmektedir. Türkiye’nin mevcut siyasi dinamikleri ekonomiyle ilgili alınacak olan hayati kararları etkilemektedir. Dolayısıyla politika yapıcıların yukarıda sayılan dinamikler göz önünde bulundurarak kararlar alması elzemdir. Unutulmamalıdır ki ithalatı azaltıcı politikalar sadece para politikası araçlarıyla değil maliye politikası araçlarıyla da uygulanabilirdir fakat TL’nin değer kaybetmesi neticesinde açılan yaraların onarılması çok zordur. Zaten şirketlerin birçoğunun giderleri incelendiğinde faizin toplam giderler içerisindeki payı sanıldığından daha düşüktür. Kaliteli yönetilen firmalar faizlerin yüksek olduğu zamanlarda alternatif finansman seçeneklerine başvurabileceği gibi kendi öz kaynaklarından da faydalanarak süreci en az hasarla atlatabilirler. Bu açıdan faizler bir dizi gider kaleminden sadece biri olduğundan dolayı faizler giderlerinde %5’lik bir azalma toplam giderler içerisinde %5’ten çok daha düşük bir orana tekabül etmektedir ama yanlış zamanda indirilecek %5’lik faizin yaratacağı çeşitli maliyet artışlarından (enflasyon) dolayı firmalara yaratacağı yük çok daha ağırdır.

Bir ülkede faizler düşmeden büyüme ve istihdam sağlanamaz fakat enflasyonist baskı da hafiflemeden düşürülecek her faiz daha yüksek faiz olarak geri döner. Netice itibariyle enflasyonu kontrol altına aldıktan sonra faizlerin düşmesi piyasa fiyatlamalarına da olumlu yansıyacaktır. Gelinen noktada önemli olan faizin azaltılıp artırılmasından ziyade ne zaman ve hangi şartlarda azaltılıp artırıldığıdır. Doğru zamanda azaltılan veya artırılan faiz oranı ülkenin hem finans piyasasına hem de reel sektörüne faydalı olurken yanlış zamanda faizlerde güncelleştirmeler yapmak daha büyük zararlar ve sorunlarla neticelenecektir. Türkiye’de ekonomide karar alıcıların bu dinamikleri göz önünde bulundurarak ekonomi politikalarıyla ilgili kararları vermesi hayati önem taşımaktadır.

 

Kaynakça

 

Alaa Shahine,  “Bank of England Could Rise Rates Twice by May”, Bofa Says, Bloomberg, 24.09.2021, https://www.bloomberg.com/news/articles/2021-09-24/bank-of-england-could-raise-rates-twice-by-may-bofa-says?utm_source=twitter&utm_medium=social&cmpid=socialflow-twitter-business&utm_campaign=socialflow-organic&utm_content=business

 

Artan Doğalgaz Fiyatları Avrupa’yı Nasıl Etkileri”, BloombergHT,07.09.2021, https://www.bloomberght.com/artan-dogalgaz-fiyatlari-avrupa-yi-nasil-etkiledi-turkiye-yi-nasil-etkiler-2287080

 

“Bu mudur? Budur!”, Integral Forextv, 23.09.2021, https://www.youtube.com/watch?v=4tx9wdLBqs4

 

“Brent Petrol 80 Doların Üzerine Çıktı,” Bloomberg HT, 28.09.2021, https://www.bloomberght.com/brent-petrol-80-dolarin-uzerine-cikti-2288532, (E.T. 02.10.2021)

 

[1] Alaa Shahine, Bloomberg, “Bank of England Could Rise Rates Twice by May, Bofa Says”, 24.09.2021, Bank of England Could Raise Rates Twice by May, BofA Says, E.T: 24.09.2021

[2] “Bu mudur? Budur!”, Integral Forextv, 23.09.2021, https://www.youtube.com/watch?v=4tx9wdLBqs4, E.T: 23.09.2021

[3]  “Artan Doğalgaz Fiyatları Avrupa’yı Nasıl Etkileri”, BloombergHT, 07.09.2021, https://www.bloomberght.com/artan-dogalgaz-fiyatlari-avrupa-yi-nasil-etkiledi-turkiye-yi-nasil-etkiler-2287080, E.T: 23.09.2021

[4] “Brent Petrol 80 Doların Üzerine Çıktı,” Bloomberg HT, 28.09.2021, https://www.bloomberght.com/brent-petrol-80-dolarin-uzerine-cikti-2288532, (E.T. 02.10.2021)