Ana Sayfa / Çeviriler / Analiz Çevirileri / Euro Hala Dirençsiz! Varlığını Bu Şekilde Sürdürebilir Mi?

Euro Hala Dirençsiz! Varlığını Bu Şekilde Sürdürebilir Mi?

20. doğum gününde, 19 ülke tarafından kullanılan Avrupa para birimi euro için söylenebilecek en iyi şey hala kullanımda olduğudur. 1999 yılındaki ilk tanıtımının ardından geçen yirmi yılda, Euro henüz merkezi hedeflerine ulaşabilmiş değil: ekonomik büyümeyi arttırmak ve Avrupa siyasi kurumlarına olan kamu desteğini güçlendirmek.

Birçok açıdan beklenenin tam tersiyle karşılaşıldı. Euro bölgesinin ekonomisi -İngiltere ve diğer bir kaçı gibi euro kullanmayı reddeden ülkeler haricindeki euro kullanmayı tercih eden ülkelerin toplamından oluşan Avrupalı blok-  büyüme rakamlarında hala ABD’nin gerisinde kalıyor. 2019 yılı için, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 2,6 olan büyüme rakamıyla kıyas edildiğinde Euro bölgesindeki büyüme rakamının sadece yüzde 1,6 olması bekleniyor.

Daha da kötüsü, euro bölgesinin güçsüz durumdaki üyeleri olan Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’yı kurtarmak için yürütülen çekişmeli müzakereler ağızlarda nahoş bir tat bıraktı. Borçlu olan ülkeler, başta Almanya olmak üzere zengin durumdaki alacaklı ülkeler tarafından kötü muamele gördüklerini düşünüyor. Bu arada, alacaklılar da fakir komşularını kurtarmak zorunda kaldıkları için şikayetçiler. Aradaki husumet sürüyor.

Bütün bu zikredilenler, Avrupa’nın içinde bulunduğu politik krize, yükselen popülizme, göç konusundaki öfkesine ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasına ilişkin çatışmaya neden oluyor. Başka bir euro krizinin daha patlak vermesi durumunda çok büyük olasılıkla işler daha da kötü bir vaziyet alacak. Finansal danışmanlık şirketi olan Bessemer Trust için Rebecca Patterson tarafından sunulan rapora göre; özellikle de İtalya, düşük orandaki ekonomik büyümesi ve kamu borçlarının gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 130’unu bulması nedeniyle oldukça dayanıksız görünüyor.

Yandaşları için euronun cazibesi oldukça netti. Avrupa Birliğinin üye ülkeleri arasındaki para birimi farklılığının ortadan kaldırılması ile, döviz değişim işlemlerinde yaşanan işlem maliyetleri azaltılacak, istikrarlı bir döviz kuru temin edilecek ve ticaret canlandırılacaktı. Daha hızlı bir ekonomik büyüme, daha merkezi bir kontrol yani daha güçlü bir AB meydana getirecekti.

İşler ilk başta iyi gitmişti. Özellikle zayıf durumdaki borçlu ülkeler için faiz oranları keskin bir şekilde düştü. Alman ekonomisinin ve geri ödeme gücünün İtalya’nınkinden çok daha iyi olmasına karşın, Ocak 1999’da, 10 yıllık İtalyan devlet tahvil faizleri ile benzer Alman tahvillerinin faizi neredeyse aynı orandaydı.

Halbuki; İtalyan faiz oranları euro öncesinde çok daha yüksekti (Alman ve İtalyan oranları arasındaki boşluk ya da “makas” 1995 başlarında 5 baz puandı). Diğer borçlu ülkeler de yüksek faiz oranlarından benzer bir şekilde kurtulmuş oldu.

Düşük düzeydeki faiz oranlarının aşikar olan açıklaması şuydu: Zira yatırımcılar, tek bir para birimi disipliniyle daha fakir durumdaki AB ülkelerindeki ekonomilerin kendini  düzelteceğine inanıyordu; ya da en azından- daha az iyimser olarak – bu ülkelerin sıkıntıya düşmesi durumunda diğerleri tarafından kurtarılacağını düşünüyorlardı. Dolayısıyla borç vermekteki risk azalmıştı; o halde daha fazlası ödünç verilebilirdi.

Sonuç hiç kimseyi şaşırtmamalıydı. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nden ekonomist Adam Posen’in deyimiyle “Kredi patlaması” olmuştu. Alman, Fransız, Hollanda ve Belçika bankaları Yunan, İspanyol, İtalyan ve Portekizli borçlulara kredi açtı. Yunan tahvillerine ve İspanyol gayrimenkullerine doğru sıcak para adeta sel gibi aktı.

Herkes mutluydu. Yunanistan, İspanya ve diğer borçluların kolay paranın yarattığı haz ile mutluydu. Diğer taraftan, Almanya ve diğer alacaklı ülkeler de nihayetinde kendi ülkelerinin bankalarınca finanse edilerek artan ihracat olanaklarından faydalandılar.

Sorun, kreditörlerin aşırı borç vermesi ve borçluların aşırı borç almasıydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin 2007-2009 Büyük Durgunluğu ölümcül oldu. Küresel ticaretteki sert düşüş dahil 2008 krizinin yan etkileri birçok Avrupalı borçlu ve kreditöre zarar verdi. Bazı borç verenler kredilerini yenilemekte isteksiz veya yetersiz kaldılar. Posen’in dediği gibi “ani durmalar” yaşandı.

Sorunun üstesinden gelebilmek için, borçlular ya devlet kredisine başvurmak (merkez bankalarından ve IMF gibi uluslararası kuruluşlardan) ya da harcamaları kısmak ve vergileri yükseltmek zorunda kaldılar. En hararetli çekişmelerde işte burada, borçlular ile kreditörlerin yeni şartları tartıştıkları noktada patlak verdi.

Muhtemel bir çözüm yolu, borçlu ülkelerin euroyu terk ederek çıkarlarına uygun düşen dönüşüm oranlarıyla ulusal para birimlerine geri dönmeleriydi. Böyle olacağına dair pek çok dedikodu çıktı ancak öyle olmadı. Neredeyse herkes, euroyu düşürmenin çok zor yasal, politik, operasyonel ve ahlaki zorluklarla çevrili olduğu konusunda hem fikir.

Yine de bir olasılıktı. Birkaç ülke avroyu başından savsaydı, ne olurdu? Hiçbir şey mi? Peki birçok ülke daha aynı şeyi yapsaydı? Derin bir küresel durgunluk mu olurdu? Bunların hiçbiri olmadı, kısmen kimse bu soruları güvenle cevaplayıp (göze alamadığı için). Diğer bir sebep ise euronun kendi bölgesindeki popülaritesini koruması. Bir ankete göre, euro kullanıcılarının yüzde 74’ü bunu destekliyor. İnsanlar euro’yu beğenmesine beğeniyor, ancak bu durum onu işler hale getirmeye yetecek bir saik değil.

Avrupa Merkez Bankası(ECB) başkanı Mario Draghi’nin ne pahasına olursa olsun euroyu kurtarmak üzere 2012 ortalarında verdiği sözün ardından, ECB sonunda para birimleri euronun cazibesini artırmak adına 2,6 trilyon Euro(güncel döviz kuruyla yaklaşık 3 trilyon dolar) değerinde tahvil aldı.

Hikaye devam ediyor. Bessemer Trust raporunu yazan Patterson, “Sonunda bir başka ABD durgunluğu yaşayacağız” diyor. Pekâlâ, Avrupalı hükümetlerin, bankaların ve işletmelerin yüksek borçlanma ve düşük ekonomik büyümenin yaratacağı yeni baskılara dayanıp dayanamayacağını ve euronun hala hayatta olup olamayacağını göreceğiz.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Recep Öztürk

Recep Öztürk
TESAD Kültür Sanat Birimi Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir