Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
gellner

Ernest Gellner Uluslar ve Ulusçuluk / Kitap Analizi

Çeviren Büşra Ersanlı Behar, Günay Göksu Özdoğan

(İstanbul: İnsan Yayınları, 1992)

Sosyal bilimlerde milliyetçilik araştırmalarının önem kazanmasında Ernest Gellner’in payı büyüktür. Çok yönlü bir yazar olan Ernest Gellner, 80’lerde bu alandaki boşluğu fark etmiş, o zamanda popüler akımın tersine milliyetçilik üzerine eğilmiştir. Uluslar ve Ulusçuluk’ta Gellner teorisini şekillendirmiştir. Her ne kadar dönemdaşları Anderson, Hobsbawn gibi modernist olarak değerlendirilen yazarlar da onun gibi milliyetçilik konusunda nitelikli eserler çıkarmış olsalar da Gellner’in çalışmaları köşe taşlarından biri sayılabilir.

Uluslar ve Ulusçuluk’ta Gellner öncelikle “ulusçuluk”un kendi saptamasıyla ortaya çıkardığı tanımıyla başlar. “Ulusçuluk siyasal birim ile ulusal birimin çakışmalarını ön gören bir siyasal ilkedir.” (s. 19)Burada ulusu oluşturan bir etken dikkat çekicidir: “siyasal birim”. Çünkü Gellner’ın teorisi ulusun devlet merkezliliğine dikkatleri toplar. Öyle ki devletsiz toplumların ulus olmadığını, yazar söyler. Ulusçuluk bu yüzden ulusu yaratma görevini yerine getirirken bir devlet olma, bu devletin sınırlarıyla kültürel sınırları birleştirme ve yöneticileri yönetilen ulusun içinden insanlar yapma güdüsüyle hareket eder. Devletin kurulması sonucunda da ulusçular ulusu kuracaklardır. Devletsiz toplumlarda ise siyasal sınırla kültürel sınırın çakışmaması ya da yöneticilerin yönetilenlerin ulusuna mensup olmaması gibi bir mesele olmadığından ulustan söz edilemez.

Gellner’in Tarihi Dönemlendirmesi

Gellner kitapta teorisinin iskeletini Weberyen bir toplum sınıflandırmasıyla yapmıştır. Weber’in geleneksel ve modern toplumları gibi Gellner’intarım öncesi, tarım ve sanayi toplumları vardır. Tarım öncesi toplumlar Gellner’in pek ilgisini çekmez ancak tarım toplumu ve sanayi toplumu üzerine uzunca yazar.

Tarım toplumlarında ise insanlar birçok alt kültürle yaşamaktadırlar. Devlet en merkezî olduğu halde bile bu alt kültürleri yok etmek istemez, hatta yönetici sınıfı da kendine has bir alt kültüre mensuptur ve genellikle Batı Avrupalı yöneticilerin Latince, Ortadoğu ve İslam dünyasındaki yöneticilerin Arapça-Farsça bilmeleri gibi farklı devletlerin yöneticilerinin alt kültürleri birbirine benzeyen ögeler taşımaktadır. Çünkü tarım toplumları zamanında bölgeler arası haberleşme kısıtlı seviyedeydi ve ordular modernize olmamışlardı. Devletin tebaasıyla bağı hiç yok denecek kadar azdı. İletişimsizliğin ve haberleşme eksikliğinin de etkisiyle kültürel yalıtım değil üst kültür oluşumunu engellemeyi, üstüne alt kültürlerin de çeşitlenmesini sağlıyordu.Bunun yanında eşitsiz bir toplum ilişkisi vardı ve bu eşitsizlik kültürle de vurgulanıyordu. Anthony Smith’in yatay, dikey etnisitelerinin daha önceki bir türünü Gellner’ın tarım toplumunu tasvirinde görürüz.

“Sanayi toplumu” isimlendirmesi Gellner’ın aslında ulusun oluşumunda kanımca en önemli olduğunu düşündüğü etkeni gösterir: “sanayileşme”. Buradan anlaşıldığı kadarıyla Gellner tarımdan sanayiye doğru olan üretim ilişkilerindeki değişimin ve bu değişimin ortaya çıkardığı koşulların ulusu meydana getirdiğini vurgulamaktadır. Sanayi devletlere yeni imkanlar vermekteydi. İletişim araçlarının yaygınlaşması devletlere ülkeyi daha kolay kontrol etme imkânı vermiş, kalifiye eleman isteyen kapitalist üretimin ve din karşısında güçlenen devletin iş birliği ile eğitim örgün hale gelmiş, devlete yönelik bir aidiyet inşa edilmek ve kapitalizme kalifiye eleman yetiştirmek istenmişti. Bunun için de devlet tarafından iktidarın tesisi için eğitim yoluyla bir üst kültür bütün ülkeye yayılmaya başlanmış, artık yöneticiler popüler seçkin dillerini bırakmış ve halkın konuştuğu “atalarının” dillerini kullanmaya başlamışlardır.

Sanayi toplumunun iki özelliği bu konuda milliyetçiliğin ortaya çıkmasına ve yükselişine zemin hazırlar. Hareketlilik ve iş bölümü. Bu iki etken birbirine bağlı ise de ayrı ayrı açıklamak konuyu anlamak için çok daha yararlı olacaktır. Sanayi toplumu hareketlidir, çünkü en çok daha iş için köylüler işçi olmak için artık şehirlere akın etmeye başlamışlardır ve ulaşım ve iletişim olanakları artmıştır. Bunun sonucunda tarım toplumunda görülen kendilerine ait kültürleri olan toplumsal tabakaların iş bölümü yavaş yavaş ortadan kalkmıştır.

İş bölümü artık topluluklara göre değil kişilerin kendi yeteneklerine göre belirlenir olmuştur. Osmanlı döneminden örnek verirsek Tahtacı Türkmenleri artık yalnızca ormancılıkla uğraşmazlar, eğer bölgedeki bir atölyede ya da fabrikada bir demirciye ihtiyaç duyuyorsa ve bu insanların içinde demircilikte iyi olan biri varsa demircilik yapar ve dahası onun oğlu demircilik de yapmayabilir. (s. 55) Bu da alt kültürün silinmesini ya da buna duyulan bir ihtiyacı ortaya çıkaracaktır.

Bu iki etken ve burjuvazinin ekonomik durumunun düzelmesi dolayısıyla kendileri gibi çalışmayan aristokrasi ve ruhbanın ayrıcalıklarının kaldırılmasını istemesi ve bunun için de Fransız Devrimi’nde olduğu gibi bu sınıfların ortadan kaldırılması da onlara ait olan alt kültürün silinmesini beraberinde getirecektir.

Artık toplum farklı alt kültürlerden oluşan katmanlı yapının kültürler yönünden birbirine girmesine şahit olur ve herkes artık statü olarak birbirine eşit kabul edilir. Bir başka örnekle anlatırsak toplum artık prenseslerle evlenemeyen çobanların olmadığı, eski Türk filmlerindeki gibi fakir işçi çocuklarının zenginleşerek fabrikatörün kızıyla evlendiği bir toplumdur. Bu iç içe girmiş alt kültürler silinmiştir ve Gellner’ın tezine göre artık merkezi iktidar yerini sağlamlaştırmak ve kendisine duyulan bir aidiyet inşa etmek için eğitimle kendisine sadık bir kitle yetiştirmektedir. O kadar ki Gellner, Weber’in dediği “Devlet meşru şiddet tekelini elinde bulunduran güçdür.” tanımlamasındaki şiddetin yerini eğitimle değiştirir ve meşru şiddet tekelini ele geçirmektense eğitim tekelini ele geçirmenin artık çok daha önemli olduğunu söyler. (s.72)

Entropy

Yazar yukarıda anlattıklarımızı daha derli bir hale getirip bize bir kavram sunuyor: “entropy”. Öncelikle “entropy”,aslında fen bilimlerinde kullanılan bir kavram ve daha çok “düzensiz ve öngörülebilirliğin olmadığı bir durum”[1] gibi bir anlama geliyor. Kitabın elimde bulunan çevirisinde kelimenin karşılığı olarak “atalet” kelimesi kullanılıyor -ki bu çevirinin yanlış olduğunu düşünüyorum çünkü “atalet” Türkçe’de daha çok tembellik, durağanlık gibi anlamlarda kullanılıyor[2] ve Gellner bu kavramı açıklamış olsa da bölümü anlamamızı bir hayli zorlaştırıyor.

Peki Gellner bu kavramı nasıl kullanıyor? Gellner’a göre tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte bir entropy durumu yani belirli bir düzenden bir gelişigüzelliğe kayış vardır. Tarım toplumları nispeten yerine oturmuş bir düzen sergiler. Toplum belirli gruplara, bu gruplara ait iş kollarına ve alt kültürlere ayrılmıştır ve bu alt kültürlere saygı duyulur. Toplum içerisinde hareketlilik çok az olduğundan gruplar arası geçiş çok azdır. Sanayi toplumu ise yukarıda saydığımız nedenlerle tarım toplumu tarzındaki gruplara ayrılamaz. Sanayi toplumunda en fazla işçi sınıfı, beyaz yakalılar, burjuvazi gibi sınıflar varsa da bu sınıflar arası geçiş öngörülebilir.  Toplumun geneli ile kişi arasında bir bağ yok gibidir. Bunu devlet üst kültürle inşa eder. Okur yazarlığın da artmasıyla bu toplumda bir üst kültür yani ulus çok daha ön sıradadır. (s. 117-118)

Gellner’in Ulusçuluk Tipolojisi

Gellneriçin ulusçuluğun oluşmasında iktidarın ve eğitimin çok önemli olduğuna yukarıda değinmiştik. Bu kavramların aldığı şekil Gellner’a göre ulusçulukların sınıflandırılmasında da kullanılabilir. Gellner burada yöneticilerin ve yönetilenlerin eğitime ulaşmalarının ve iktidarı inşa etmelerinin belirli tipler ortaya çıkardığını bize gösterir. Ancak burada göreceğimiz tipler, Anderson dışında çoğu modernistin yaptığı gibi daha çok Avrupada’kileri bize açıklar, en azından Gellner’ın tiplere verdiği örnekler bu toplumlardandır.

Sonuç ve Eleştiriler

Milliyetçilik çalışmalarında Gellner’ın yeri ayrıdır. Çünkü, kendinden önceki birçok yazarın aksine toplumu incelemeye özen göstermiştir. Birçok yazar düşünce dünyasında ya da seçkinler arasındaki mücadelelere benzer şeyler üzerine yoğunlaşmıştı.

Bununla birlikte Gellner’da çok fazla sanayi vurgusu görürüz. O kadar ki Gellner geçmiş dönemlerde sanayi olsaydı o döneme özgü ulusçulukların ortaya çıkabileceğini söyler. (s. 140) Yani burada aslında bize, sanayi olmasaydı millet ve milliyetçilik denen kavramların aslında olmayacağını söyler.

Bir diğer nokta ise milliyetçi doktrinin millet oluşumunda tümüyle etkisiz görmesidir. Bu öğretiler toplum nezdinde belki çok fazla etkili olmayabilir ancak devlet yöneticilerine olan etkilerinin azımsanmaması gerekiyor.

 


Dipnotlar

[1]“Entropi”nin Oksford Sözlüğü’ndeki anlamı için bkz.: entropy | Definition of entropy in English by Oxford Dictionaries,https://en.oxforddictionaries.com/definition/entropy , (Erişim Tarihi: 17.08.2018)

[2]“Atalet”in anlamı için bkz.: TÜRK DİL KURUMU, http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5b76c07e95be12.3329658 , (Erişim Tarihi: 17.08.2018)

 

Yazar Hakkında

Muhammed Emin Şahin / TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu