Budist
Kaynak: Wikimedia Commons

Erken Tarih Budist Heykelciliği

Budist heykelciliğinin kökeni ve içeriği hakkında kısa bir rehber.

Budist heykelciliğinin tarihi, MÖ 400 civarında Buda’nın ölümü esnasında başladı. Hindistan’da olduğu gibi, Buda’nın cesedi yakıldı. Kutlu bir kalıntı olarak, Buda’nın külleri daha sonra Hindistan’daki sekiz yer arasında paylaştırıldı ve stupa olarak bilinen kutsal mezar bölgelerine defnedildi.

Kalıntıları barındıracak şekilde inşa edilen stupalar, tümülüs veya höyük olarak bilinen tarih öncesi mezar höyüklerini (dünya çapında görülen bir mezar alanı biçimini) yansıtan büyük hemisferik (yarım küresel) toprak işlerinden oluşuyordu.

Piprahwa’daki stupa | Kaynak: Wikimedia Commons

En eski Budist stupalarından biri, Kuzey Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletindeki bir köy olan ve Buda’nın doğum yerine de kısa bir mesafede bulunan Piprahwa’daydı. Piprahwa’daki stupa başta çevredeki toprakların yığılmasıyla biçim aldı ve kutsal emanetler de içerisine gömüldü. Sonraki yüzyıllarda stupa inşa edildi ve genişletilerek bugün görünen yapı oluşturuldu.

Budizm yayıldıkça, stupaların sembolik rolü hatıra anıtlarına dönüştü ve Budist bölgelerindeki merkezi tapınağı oluşturmaya başladı. Hacıların geçmesi için genellikle stupanın dış tarafında dört kapıdan ve uzun bir taş korkulukla çevrili bir patikadan oluşan geçitler eklendi. Bu yol, hacıların adak verirken anıtın etrafını tavaf etmesi içindi.

Sanchi’deki Büyük Stupa’nın doğu kapısı | Kaynak: Wikimedia Commons

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Budist tapınakları genişledikçe, Buda’nın yaşamından sahneleri gösteren oymalar ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir örnek, Madhya Pradesh eyaletindeki Sanchi’de bulunan Büyük Stupa’nın geçitlerinde yer almaktadır.

Sanchi’deki stupa, aslen MÖ 3. yüzyılda İmparator Ashoka tarafından yaptırıldı, bu da onu Hindistan’daki en eski taş yapılardan biri haline getiriyor. Oyma taş geçitler yaklaşık 300 yıl sonra eklendi ve Jatakas olarak bilinen geleneksel hikayeler aracılığıyla Buda’nın eski yaşamlarını kutlayan masallar gösteriyor.

Bu erken heykellerde, Buda’nın kendisi insan formunda temsil edilmez. Aksine, bir tekerlek, ayak izleri, boş bir taht veya şemsiye altındaki boş bir alan gibi sembollerle ortaya çıkar.

Sadece MS 1. yüzyıldan kalma, oturmuş ve yaslanmış Buda’nın daha tanıdık görüntüleri ortaya çıkmaya başladı. İlginçtir ki Buda heykellerinin sanatsal gelişiminin temelini oluşturması Helen kültürü ve Budizm arasındaki kültürel bir geçitten meydana gelmiştir. Birkaç yüzyıl boyunca, Büyük İskender’in MÖ 4. yüzyılda ve sonraki 900 yıl gibi bir zaman aralığında, Yunanlar Hindistan’a imparatorluk baskınları yaptılar ve krallıklar kurarak, heykelde insan formunun tasvirinde duyumsal idealizme ve gerçekçiliğe değer veren sanatsal bir miras da getirdiler.

Buda’nın Gandhara’da ayakta duran Greko-Budist heykeli (MS I. – II. yüzyıl) | Kaynak: Wikimedia Commons

Yunan ve Budist kültürün etkileşimi bugünün Kuzey Pakistan’daki Gandhara bölgesinde gelişti. Buda’nın heykelleri, Roma togalarını anımsatan saçlarla kumaş kıvrımlarını vurgulayan dalgalı bukleler ve bornozlar halinde düzenlenmiş Yunan ve Roma heykellerine çok benziyor.

Gandhara’daki Buda Bodhisattva’nın başı (MS 4. yüzyıl) | Kaynak: Wikimedia Commons

Gandhara heykeli, Buda’yı  ayrıca bodhisattva (Buda olma yolundaki bir kişi) olarak temsil etmiş oldu ve genellikle eski prens yaşamından feragat etmeden önce onu mücevherlerle süslenmiş bir figür olarak gösterdi. Yine bu görüntüler Yunan etkisinden sonra ayrıntılı ve gerçekçi olma eğilimindedir.

MS 1. yüzyıl civarında, diğer sanatsal etkinlik merkezleri Buda’nın heykel biçiminde alternatif tasvirlerini geliştirmeye başladı. Orta Kuzey Hindistan’daki Mathura’da sanatçılar, Buda figürünün bir farklı biçimini oluşturdu. Mathura’daki heykeltıraşlar, zamanın üç büyük Hint inancı- Budizm, Hinduizm ve Caynizm- için oymalar yaptı ve her inançtan stiller birbirini etkileme eğilimindeydi. Örneğin, çoğunlukla el ve parmaklarla yapılan sembolik jestler ve pozlar olan mudraların görünümü, belirli görsel öğelerin üç inanç arasında nasıl paylaşıldığını gösterir.

Mathura’dan Bodhisattva Shakyamuni oturmuş bir halde (MS 1. yüzyılın sonu) | Kaynak: Wikimedia Commons

Budist sanatında popüler bir mudra, korumayı, barışı ve korkunun ortadan kaldırılmasını simgeleyen Abhaya mudra’dır. Hareket, sağ eli omuz yüksekliğine getirerek ve avuç içi dışa doğru bakacak şekilde yapılır. Bu jest, MS 1. yüzyılın sonunda Mathura’da yapılan Oturmuş Bodhisattva Shakyamuni olarak bilinen Buda’nın oturmuş bir tasvirinde görülebilir.

Bu bölgenin heykelleri için tipik olduğu gibi, oturmuş Buda yerel pembe kumtaşı içine oyulmuştur. Buda, prens hayatından feragat ettikten sonra, sağ omuzu çıplak bırakarak, sadece bir omuzu örten bir şal takan bir şekilde tasvir ediliyor. Bu heykel tarzı “Kapardin” Bodhisattva tipi olarak bilinir: “Kapardin” başın üstündeki sarmal saç tutamını ifade eder.

Rashtrapati Bhavan Buddha, Mathura, MS 5. yüzyıl | Kaynak: Wikimedia Commons

Mathura sanatı, ilerleyen Gupta döneminde, yani Kuzey Hindistan’ı MS 4. ve 6. yüzyılları arasında yöneten bir imparatorluk döneminde gelişti. Heykeltıraşlar, Gruş topraklarının kuzey sınırının hemen ötesinde, Yunan etkisi altında olan Gandhara bölgesinden gelen özellikleri, Mathura sanatçıları tarafından yaratılan daha duygusal formla birleştirdi.

Mükemmellik ve huzur duygusu ile birleşen, gerçekçi bir idealizm ile de karakterize edilen Buda’nın “ikonik” tasvir biçimi bu zamanda oluştu. Figürler, aşağı doğru bakan gözlerle iç huzuru belirtmekle beraber ruhsal bir havayı temsil etmek için dairesel bir fonla birlikte gösterildi. Gupta döneminden bu tür figürler, Buda’yı tasvir eden gelecek nesille sanatçılar için bir model oldu.

Yazar: Christopher P. Jones

Kaynak: Medium/Thinksheet