Adolf Hitler

Er Ist Wieder Da Filmi Işığı’nda Günümüz Dünyasına Eleştirel Yaklaşım

Filmin Künyesi

Film İsmi: Er ist wieder da

Yıl: 2015

Tür: Komedi

IMDB Puanı: 7.1

Giriş

Her film ve roman aslında konusuyla bir dönem analizidir, bir beyin fırtınasıdır. Bunların yetenekleri ya konu edindikleri dönemi anlatıp toplumsal, siyasal ya da tarihsel kesitler içermeleridir ve bunların direkt aktarımı söz konusu olduğunda ise aslında 3 konuyu da birlikte okumuş sayılırsınız. Bazıları ise daha çok düşündürmeye ve insanı düşünmekten geri kaldığı ya da korktuğu şeylere yöneltip onları düşünmeye zorlamaktadır. Bunu yaparken farklı bir perspektif verip ufuk açıcı yollar benimsemektedirler. En önemlisi ise bu ufkun ne yönde nasıl açıldığıdır. Analizini sunacağım film ise bu 2. dediğim ufuk açıcı ve farklı yönden düşünmemizi sağlayabilecek filmlerden bir tanesidir.

1. Filmin Konusu

Film temel olarak Adolf Hitler’in 21. yüzyılda birden tekrar dünyaya gelişini ve 1945 sonrası hiçbir şey hatırlamaksızın yaşadığı maceraları bizlere sunacak. Filmin asıl hikayesi ise Adolf Hitler’in Almanya’yı tekrar eline geçirmek üzerine yaşadığı şaşkınlık üzerinden ilerleyecek olup tesadüfi karşılaştığı bir haber muhabirinin sayesinde beklediği fırsatları yakalayacaktır. Komedyen olarak ekranlara çıkacak olan Adolf Hitler halk üzerinde beklenmedik ve bir o kadar acımasız cümlelerle etki bırakacak ve günümüz dünyasına Adolf Hitler cümleleriyle bakmamıza yardımcı olacaktır. Filmi izlerken ve yorumlarken klişe ”Ay ne cani liderdi, Almanlar hep böyledir,” gibi yorumları bir kenara bırakarak günümüz insanın içinde aslında 1945’teki mentalitenin olup olmadığını sorgulamanızı isteyecek film sizden ve bunu repliklerin düşündürücülüğü aracılığıyla gerçekleştirecek.

2. Filmin Yorumu

Filmin normal bir komedi filmi olmadığı söylemek ve bu filmi diğer filmlerden ayıran yönleri belli odak noktası yapmak amacı güdüyorum. Çünkü filmin başından sonuna aslında ana amaç gülmek ya da izleyici eğlendirmek değil, aslında günümüz dünyası üzerine güldüren bir eleştiri sunmak, eleştiriden kasıt tabi ki açıklanması gereken bir diğer konu. Eleştiriden kasıt, günümüzün hem siyasi hem toplumsal hem de medyatik güçlerine yapılan vurgular olacak. Film için benim en büyük yorumum ise insanların içinde sakladıkları bastırılmış güdüler üzerine olacak. Bunları açıklarken günümüz insanının nefret duyduğu olgular hakkında örneklendirmeler yapıp, eleştiriden kastım olan kategorilerin altını güncel örneklerle ve besleyeceğim. Lakin şunu unutmamak gerekir ki bu film izleyiciye 1945 dünyasının bir dışavurum olduğunu ve 2000’lerin ise bu dışavurumların dışarı çıkarılmak için bahane arandığı bir zaman olduğunu ve aslında her insanın yaşadığı ve etkilendiği belli şeylerin 1945 zamanındaki olabilitesini anlatmaya çalışıyor. Eleştiriden kasıt dediğimiz kategorileri açıklayarak devam etmek hem yararlı hem bilgilendirici olacaktır.

2.1. Siyasi Yorumu

Adolf Hitler’in ünlü olmaya başlayışı komedyen dahi olsa politik bir figür olarak ortaya çıkmasıydı aslında, yalnızca politik figür değil aynı zamanda askeri ihtişamı sergileyen üniforma politik bedenin bir parçasıydı. Adolf Hitler bu politik mesajı sadece üniforma ile vermiyordu, söylemlerinin keskinliği ve günümüz siyasal sistemlerine ve siyasetçilerine yönelttiği eleştiriler aslında ilk başta gülünç görünse de izleyiciler üzerinde büyük etkiler yaratmaya başlayacaktı ve insanların aslında söyleyemedikleri her siyasi eleştiriyi yapan bir vücut göreceklerdi ki bu insan 1945’in Nazi lideri ve 3. Reich Diktatörü Adolf Hitler idi. Adolf Hitler’in politik eleştirileri demokrasi üzerine ilerlerken aslında 2018 yılına bir atıf yapmakta yarar var, sağ kanat partilerin ve toplumsal grupların yükselişi aslında bir bakıma bu baskının dışavurumunu oluşturacaktı. Filmde de bahsedildiği gibi Adolf Hitler sadece olayın demokrasi boyutunda değerlendirilmemeli, günümüzde demokrasi karşıtı söylemlerin ve demokrasinin yanlışlarının dillendirilmesinin komedi yoluyla dahi olsa ne kadar ilgi çekici olduğunu gösteriyordu. Çünkü insanların günümüzde dahi 1945’ten çok farklı düşünmedikleri sergilenmek isteniyordu. Ne kadar demokratik bir çağ içinde yaşadığımız düşünülse de insan psikolojisi ve yapısındaki bastırılmış şiddet ve güvensizlik duygusu kendini bir şekilde açığa çıkarabileceği bir sebep arıyordu. 1945 mantalitesinde şiddet çıkmak için bir sebep bulmak zorunda değil aksine düşüncelerin ve sistemin hegemonu olarak göze çarpmaktaydı. Peki devletlerin günümüzde belli toplumlar üzerinde uyguladıkları ”meşru şiddet” nereye oturtulmalıydı? Toplumlardan kastımız bir devletin kontrolü altında olmayan bir başka toplum üzerinden hak iddiasından bahsetmekteyim, buna birçok örnek verilebilir, mültecilere yapılan muamelerlerden, Irak işgali, Afganistan işgali, Suriye Krizi gibi birçok olayı bu bağlamda değerlendirebilir ve farklı bir yorum ortaya çıkarabiliriz. Lakin unutmamak gerekir ki yukarıda saydığımız siyasi olayların hepsinin kökünde şiddetin dışavurumu ama meşru yolla gerçekleştirilmesi yatmaktadır. Bu noktada şu soru da akla gelmektedir. Uluslararası Hukuk meşruluk sağlamak için bir örtü mü? Şiddeti aslında yasaklamayan sadece onun uygulanış biçimini gösteren bir şerit mi? Şiddet ve soykırım aslında sadece ırklar üzerinde değil, bölgeler, ideolojiler, çocuklar, dinler ve birçok şey üzerinde.

2.2. Toplumsal Yorum

Komedi insanların genel anlamda izlemekten hoşlandıkları bir film türüdür. Haliyle siyasi mesajları komedi türüyle vermek hem sıkmamak hem de insanlara belli şeyleri düşündürtmek anlamına gelmekteydi. Toplumların ihtiyaç duyduğu ve aradığı şeyler arasında doyurulmayı bekleyen bir ego ve bunun yanında zafer kazanma güdüsü bulunmaktadır. Bu zafer dış dünyaya karşı olmak zorunda olmayıp aslında içteki durum ve eleştirilen tüm yapılara karşı bir zafer olarak nitelendirilmelidir. Önemli nokta ise bu zaferin kazanılması değil, bu zafere ulaştıracak düşünce savaşının kimin körüklediğidir. Adolf Hitler 1940’lı yıllarda tam bunu yapmaktaydı, günümüz dünyasına geldiğinde ise yine demokrasi karşıtı ve üstünlüğü ima eden propagandalar ile toplumun aç bırakılmış yerini doyuracaktı. Tek fark bunu komedyen olarak komedi şovları altında yapacaktı. Lakin etkileme yeteneği (Karizmatik otorite / Weber’e göre) yine toplumların ihtiyaç duyduğu lider figürünü akıllarına getirecek ve ondan etkilenme seviyelerini bir hayli yukarı çekecekti.

Toplumun etkilenme durumu sadece bu kadar olmayıp, günümüz toplumunda bildiğiniz üzere şiddet ve üstlünlük duygusu toplum içi gruplarda dahi meydana gelebilmektedir. Filmde geçen şu replik dikkate değer, Adolf Hitler gazeteciye hitap ederken: ” Hepinizin içinde biraz ben varım.” biraz somutlaştıracak olursak, bir takım taraftarı diğer takımın taraftarını öldürebilmekte sırf duyduğu bağlılık yüzünden, LGBTİ üyelerinden nefret eden kesimlerin varlığı yine buna örnek olarak gösterilebilir, hatta bu kuruluşa üyelerin ”sapkın” ”yakılmalı” gibi düşüncelerle cezalandırılması gerektiğini savunanlar yok mu? Tabi ki bu tip durumlardan da söz etmemiz mümkün ya da partilerin bile kendilerini destekleyen kitleleri harekete geçirebilme yeteneği konusunda hiç düşündük mü? Şiddet partilerin tekelinde mi? İdeolojiler uğruna kaç kişi ölmüştür Türkiye Siyasi Tarihi boyunca? Şiddet toplumların bastırmaya çalıştığı ama her seferinde başka bir yerden patlak verdiği bir güdü olarak var olacak. 1945’te Adolf Hitler’in yaptığı soykırım şeklinde bir dışavurumdu, şu an ise insanlar birbirlerini sudan sebeplerle öldürerek kendi soykırımlarını yapmaktalar aslında, şiddet Hitler’i tanımlayan ögelerden biriydi ve şiddet bizim içimizde de var, ayrımcılık Hitler’i tanımlayan ögelerden biriydi ve bizim içimizde de var. Hayatınızda hiç bir insanı dini-dili-ırkı-mezhebi olmadan tanımladığınız oldu mu? En hümanist olanımız bile bunu 1 kere dahi yapmıştır. Türkiye’de yaşıyorsan Suriyeli mülteci sevmezsin ve nefret duygusu yetiştirirsin, Almanya’da yaşıyorsan Türkleri sevmezsin, Polonya’da yaşıyorsan Ukraynalılar ve Ruslar sevilmeyecek kişilerin başında gelir. Daha da derine inelim, Alevi – Sünni ayrımı o kadar derin ki hala farklı iki mezhepten olan çiftlere verilen tepkiler iki tarafın da ailelerinden kaynaklı olarak ortaya çıkabilmekte ve bu da aslında sadece birilerini ötekileştirmeye ve ezmeye yönelik duyulan hissin başlangıcı olarak sayılabilir tıpkı Yahudilerin yeryüzünden silinmesini öngören soykırım anlayışı gibi.  Batı medeniyetinin de yaşadığı bu mezhep problemi var, Katolik – Protestan – Anglikan – Ortodoks. Lakin unuttuğumuz nokta şu Yahudi Soykırımı açık yapıldı açık tepki verildi. Şu an dünyada birçok soykırım, sömürü sessiz ya da meşru yapılıyor. Toplumlar tarafından verilmesi gereken tepkilerin hepsi gecikiyor ya da hiç gelmiyor. Peki bu sessiz kalan toplumların Adolf Hitler’e boyun eğen toplumdan ne farkı kalıyor? Kötülük karşısında sessiz kalmak bir parçası olmak değil mi? Toplumlar bastırılmış duygularını aslında bu vesileyle ortaya çıkarıyorlar. Devletlerinin yaptıkları şeyi güvenlik meselesi olarak algılayıp onaylayıp ona meşruluk kazandırıyorlar. Bu çok derin ve düşünülmesi gereken bir konu, açık bir şey söylemek gerekirse bu filmi izledikten sonra bunun üzerine derin derin düşünmeye başladım.

Filmin en ilginç sahnelerinden biri. Geçmişten gelen Hitler Sözcü gazetesi okuyor.

2.3. Medya Yorumu

Propaganda araçları arasında medyanın rolünü ve kullanım gücünü yadsımak imkansız ve bunu 21. yüzyılda kitlelere hitap aracı olarak kullanan Adolf Hitler, komedi programları vasıtasıyla kendi görüşlerini siyasi bir mitingdeymiş gibi izleyicilere sunabilmekte ve hedeflediği propagandayı çok kısa sürede birçok kişiye ulaştırabilmektedir. Hatta ve hatta bunu yaparken duruş ve söylemler Nazi dönemindeki birçok siyasi miting havasını hissettirmekte tek fark medya ve komedi programları yoluyla bu fikirlerin hepsini yayan 21. yüzyıl modeli bir Adolf Hitler bulunmakta.

Medyanın ise bu çekici ve ilgi uyandıran Adolf Hitler konuşmalarını yayınlamaktaki ısrarcı tutumu ve reytinglerin bir o kadar yükselmesi toplumun medyaya ne kadar bağlı olduğunu hatta ve hatta böyle söylemlere mi komedi programlarına mı aç olduğu sorusunu akla getirmektedir. Bir medya programının tutulması ve desteklenmesi için geçerli şeyler ya o programın seviyesinin bir hayli düşük olmasıdır ya ilgi uyandırıcı daha önce yapılmamış bir şey olmasıdır ya da içindeki fikirle izleyen insanların kendilerini bütünleştirmeleridir. Film için seçeceğimiz seçenek tabi ki 3. şık olacaktır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

İstemediğimiz, sevmediğimiz, yanlış bulduğumuz, hatta ve hatta acımasızca eleştirdiğimizi her şeyin aslında içinde birazcık şiddet içerdiğini unutmayalım. Bir şeyin yanlışlığını tartışalım ama yanlışı kin dökerek tartışmayalım, yapılan herhangi bir yanlışı bizim kinimiz çözmeyecek aksine tam tersi bir tepkiyle daha derin bir yara halini alıp günlük yaşamamıza, geleceğimize yansıyacak.

Filmde de olduğu gibi insanların içinde aslında insanların içinde Hitler’in aksine onun dışavurmaktan çekinmediği sert, şiddet dolu ayrımcı tutumu var. Bu duygularımızı tatmin ettiği için 21. yüzyılda dahi ona doğru bir yönelim var, bir tutku var, bir hayranlık var. Şiddet duygusunu, en çok nefret duyduğunuz şeye karşı nefretinizi yok ettiğinizde öldürebileceksiniz ya da bayıltacaksınız, nefret şiddeti, şiddet hayal edemeyeceğimiz şeyleri doğurur ve insanoğlu şiddet eğilimi gösterirken bunun kılıfını da bir o kadar ustaca hazırlar.

Toplumlar olarak ise devletlerin güvenlik tedbirleri kapsamında ötekileştirdiği her şeyi biraz daha sorgulamalı toplum vicdanı ile hareket etmeliyiz. Toplum vicdanın ötesinde olan tek vicdan insanlığın ortak vicdanıdır, buna ulaşmak toplumların birliği ve elindedir.

İçimizdeki şiddeti öldürebildiğimiz sürece insanın insan olduğunun farkına varacağız.

Not: TESAD Liste Birimi Direktörü Ebru Nur Ertürk’e bu yazıyı yazmam da ilham olduğu için teşekkür ederim.


Adolf Hitler ile ilgili film listemize bu linkten ulaşabilirsiniz:

Adolf Hitler Dönemi Film Listesi [/box]

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir