Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Biyografi / Emile Durkheim’in Hayatı ve Eserlerine Kısa Bir Bakış
tesad Durkheim biyografi yazısı
The School Life'tan alınmıştır.

Emile Durkheim’in Hayatı ve Eserlerine Kısa Bir Bakış

Giriş

Ünlü sosyologlardan biri olan Durkheim’in sosyolojiye önemli katkıları olmuştur. Her ne kadar “sosyoloji” sözcüğünü ilk kullanan August Comte olsa da, Durkheim bu sözcüğün içerisini tamamlayan kişi olmuştur. O, Fransız ekolünün öncülülerindendir ve yapısal-işlevselci bir bakış açısına sahiptir, olayları bu bakış açısına göre yorumlamaktadır. Makro sosyolojik etkide araştırmalar yapmıştır, tabi burada diğer çağdaş sosyal bilimcilerin etkisi büyüktür, diğer sosyal bilim alanların da makro etki hakkimdi.

Durkheim, 19. yüzyıl sosyal bilimcilerindendir ve o dönemin sosyal durumu onun fikirleri üzerinde etkili olmuştur. O dönemde sosyal ve ekonomik hayatta gerçekleşen değişimler, onu bu durumu derinlemesin araştırmaya itmiş ve kendi bakış açısına göre yorumlamıştır. Dönemin empirik yaklaşımı onu da etkisi altına almıştır. Bu empirik yaklaşımına istinaden, onun için çoğu olay toplumsaldır ve bu olaylar gözlemlenebilirdir. Durkheim’ın sosyolojisinin özü onun toplumsal olgu anlayışındadır. Sosyal parçalanma ve sosyal birlik en çok üzerinde durduğu konulardandır.

Hayatı

Emile Durkheim, 15 Nisan 1858’de Paris’in doğusunda kalan Epinal Kasabasında dünyaya geldi. Durkheim’in ailesi dindar Yahudilerdendi. Annesi Mélanie, bir tüccarın kızıydı ve babası Moïse ise 1830’lardan beri Epinal’de hahamdı. Büyükbabası da zamanında haham olmuştu, bu yüzden hahamlığa aile mesleği gibi bakılmaktaydı. Bu durumu göz önüne alınca ailesinin onun haham olmasını istemesi şaşırtıcı değildi. Buna bağlı olarak, Durkheim eğitiminin bir kısmını dini bir okulda geçirdi. Ama Durkheim haham olma konusunda ailesiyle hem fikir değildi ve o kendine daha farklı bir yol çizmek istedi. Daha sonraları Durkheim Yahudilikten daha da kopacak ama Antisemitizmin Avrupa’da hızlıca yayılmasıyla birlikte Yahudilikle aralarında kuvvetli bir bağ oluşacaktı. 

Kısa süreli dini eğitiminin ardından Louis Le Grand Lisesi’nde eğitimine devam etti, oradan başarılı bir öğrenci olarak mezun oldu. Ama babasının ölümü üzerine, Fransa’nın seçkin öğretim kurumlarından yüksek öğretmen okulu Ecole Normale Supérieure’e girmiştir. Bu dönemde felsefeyle ilgilenmeye başlamıştır. Durkheim Ecole’de siyasi ve felsefi tartışmalarda aktif bir katılımcısı olmuş ve aynı zamanda, Fransa’da yaşanan sosyal olaylarla ilgilenmeye başlamıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra 1879’da Ecole’den mezun oldu. Bu sosyal olaylara yoğun bir şekilde ilgilenmesiyle birlikte bu alanda kendini daha da geliştirmiştir. Ama o dönemin eğitim kurumlarında sosyoloji bölümü olmadığı için kariyerine felsefe öğretmeni olarak başlamıştır. 1882’de felsefe öğretmeni olmuş ve birçok Fransız lisesinde felsefe öğretmenliği yapmıştır.

Durkheim, 1885’te araştırma yapmak üzere Almanya’ya gitmiştir. Almanya’da ise birden fazla lisede çalışmış, aynı zamanda sosyal bilimler ve ahlak felsefesi üzerine çalışmalar yapmıştır. Daha sonra bu Almanya deneyimlerini raporlaştırmıştır. Bu raporlar sosyal bilimler için önemli bir yere sahip olmuş ve onu sosyal bilimler için önemli bir figür haline getirmiştir. “Almanya dönüşünden bir yıl sonra, bakanlık kararıyla toplum bilimi ve pedagoji dersleri vermek üzere 20 Temmuz 1887’de Bordeaux Üniversitesine öğretim görevlisi olarak atanmıştır.”Bordeaux Üniversitesinde çalışmalarını devam etmiş ve bu çalışmalarıyla sosyolojinin temellerini sağlamlaştırmıştır. Aynı yıl içerisinde Durkheim, Louise Dreyfus ile evlenmiş ve Andre ve Maria adında iki çocukları olmuştur.

Durkheim’in Temel Eserlerini ve Sosyolojisini İnceleme

Durkheim 1893’te yayınladığı “Toplumsal İş Bölümü” adını taşıyan kitabını yazmıştır. Bu onun en bilinen eserlerinden biridir. Bu eserde, “Bireylerden oluşan topluluk, nasıl bir toplum oluşturmaktadır?”, “Toplumsal varlığın koşulu olan fikir birliği nasıl gerçekleşmektedir?”  sorularına cevap bulmaya çalışır. Durkheim, bu soruları birey ve toplum ilişkisini iş bölümü olgusu temelinde açıklamaya çalışmaktadır. 

İş bölümü kavramı Durkheim’in sosyolojisi için önemli yer tutmaktadır ve Durkheim bu kavramı şöyle açıklamaktadır; “Durkheim için, toplumda iş bölümü görevler veya sorumluluklarda belli ölçüde uzmanlaşmayı gerektiren maddî toplumsal bir olgudur.”Ama iş bölümünün gerçekleşebilmesi için toplumda belirli bir dayanışma tipi gerekmektedir. Durkheim için dayanışma ikiye ayrılmaktadır. İlki mekanik dayanışmadır; Durkheim bu dayanışma tipinin ilkel toplumlarda görüldüğünü dile getirmektedir. Mekanik Dayanışma’nın bulunduğu bir toplumda yaşayan insanlar için işbölümü sınırlıdır çünkü herkes birden fazla işi yapabilecek kabiliyettedir ve böylece yaptıkları işler birbirlerine benzemektedir. Bu dayanışma tipinde insanları birbirine bağlayan şey, işte bu benzerliklerdir. Mekanik dayanışmanın aksine organik dayanışma bireylerin işlerinin farklılaşmasına dayalıdır. 

Modern toplumun getirisi olan kentlere göç ve insanların kentlerde yaşamaya başlamasıyla birlikte insanlar artık birçok işi tek başına yapacak durumdaydı çünkü herkesin birbirinden farklı meslekleri olmakta ve diğerlerine bu yüzden ihtiyaç duymaktadır. Bu da onları bir arada tutan temel etmendir ve işbölümü dediğimiz kavram bu dayanışma tipinde gözükmektedir. Bir başka deyişle, bu kavram aslında modernitenin ve kapitalizmin getirdiği feodaliten farklılaşan iş gücünü açıklamaya yönelik ortaya koyduğu bir kavramdır.

Bu eseri yayımladıktan iki sene sonra “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” eserini yayımladı. Bu eseriyle birlikte esas görüşleri şekillenmeye başladı. “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” adlı çalışması, Durkheim sosyolojisinin metodolojik ‘manifestosu’ydu.” Durkheim bu eserle birlikte temel kavramlarından biri olan sosyal olgu (toplumsal olgu) kavramını geliştirmiştir. 

Sosyal olgular fertten evvel mevcut olup ferdin dışında devam eder. Fertlerin hareket ve aksiyonları üzerinde emir ve yasaklarıyla bir baskı yaparlar. Bu itibarla bunlar ferdî olarak fertler arasında meydana gelmezler ve fertler onlara uymak zorundadır. Biz yine ancak bir sosyal kurum olan eğitim sayesinde bunlara uyarız.”Sosyal olgu kavramını kısaca özetlemektedir.

Bunun haricinde, toplumsal olgu kavramına daha detaylıca bakacak olursak, toplumsal olgularla diğer olgular arasında ayrım göze çarpmaktadır. Durkheim bu ayrımı şöyle açıklamaktadır: “‘Toplumsal nitelemesi genellikle, toplumda belirli bir yaygınlık gösteren ve toplum için az veya çok bir yaran olan, toplum içinde oluşmuş bütün fenomenleri belirtmek için kullanılmaktadır.” Toplumsal olgunun diğer olgulardan ayıran iki özelliği vardır. İlk olarak, toplumsal olgular bireylerin bilinçleri dışında var olur. Bu nedenle Durkheim, bu olguların bireysel temelli analizle anlaşılamayacağını düşünmektedir ve onlar kolektif güçlerle ilgilidir. İkincisi ise toplumsal olgular kendilerini bireylere zorla kabul ettirmektedir. Buna ek olarak, toplumsal olgular, bireylerin dışında var olur ve bireyler üzerinde baskıcı bir güce sahiptir. Yani, dişlerimizi fırçalarken, oy verirken, alışveriş yaparken, vergi öderken, bunlar gibi şeyleri yaparken hiçbiri bireyin kendi hesabına yapılmaz çünkü onlar uyulması gereken sosyal olgulardır ve bu sebeple bireyin üzerinde gerçek bir güce sahipler ve birey bu olgulara göre hayatını şekillendirir. Durkheim bunu kanıtlar şekilde şunları söylemektedir: “Ben bir ağabey, bir eş ve bir yurttaş olarak görevlerimi yaptığım ve bu görevlere ait sorumlulukları ve yükümlülükleri yerine getirdiğimde, aslında, içinde bulunduğum toplumun hukukunda ya da geleneklerinde tanımlanmış olan, fakat benim ve benim eylemlerimin dışındaki birtakım zorunluluklara göre hareket etmiş oluyorum.”

Durkheim sosyal olguların ampirik yolla incelemesi gerektiğini savunur çünkü sadece bu yolla görülebileceği kanısındadır. Bu düşüncenin arkasında, aydınlanma döneminin güçlü etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Aydınlanma döneminde, pozitif bilimler her şeyi deney ve gözlem sonucuna dayandırarak ampirik bir yol izlemiştir. Tabi ki, bu sadece pozitif bilimler içinde kalmamış sosyal bilimleri de etkisi altına almıştır. Sosyal bilimler de uzunca bir süre sadece ampirik metodlar kullanılmıştır. Durkheim, bu eserle birlikte iki alan arasında açık bir ayrımı mümkün kılmıştır. Psikolojik olgular içseldir ama sosyolojik olgular dışsal ve zorlayıcıdır ve böylece sosyoloji, felsefe ve psikoloji gibi diğer sosyal bilimlerden ayrılmaktadır. Durkheim, 1896’da kurduğu L’Année Sociologique adlı akademik dergide Almanca, İngilizce ve İtalyanca metinler üzerine eleştiriler yazmıştır. 

Daha sonra, 1897 yılında İntihar adlı kitabını yayımlamıştır. Diğer insanlar tarafından oldukça subjektif bir olay olarak düşünülen intiharı, toplumsal boyutuyla inceleyen ilk sosyolog Durkheim’dir. “Durkheim ruhsal etkenlerin gerçekliğini yadsımak için değil, tersine, ruh bilimcilerin toplumsal yapı etkenini göz ardı eden tutumlarının yanlışlığını göstermek için uğraş vermiş ve toplum bilimin zorunluluğunu kabul ettirmede çok büyük katkıları olmuştur.”Görüldüğü üzere, Durkheim’ın döneminde yeni ortaya çıkan bir sosyal bilim dalı olan sosyolojiyi, diğer sosyal bilim dallarından ayırmaya çabası burada gözlemlenmektedir. “Durkheim, intihar’da, toplumsal olguların, özelde toplumsal eğilimler, bireye dışsal ve zorlayıcı olduğunu gösterir.” Bir başka deyişle, Sosyolojik Yöntemin Kuralları eserinde değindiği gibi toplumsal olguların dışsal ve zorlayıcı olduğu üzerine inşa edilmiştir. Buna ek olarak, Durkheim’ın İntihar kitabı “toplumsal olgu” dediği kavramla ilgilenen örnek bir vaka çalışması oluşturma çabasıdır. Durkheim’e göre “Eğer intiharı sadece ayrı olaylar olarak görmek veya birbirinden bağımsız olayları incelemek yerine, belirli bir zaman dilimi ve belirli bir toplumda işlenen intiharları bir bütün olarak ele alınırsa, bu toplam sadece bağımsız birimlerin toplamı değil, kolektif bir toplamdır.” İntihar toplumsal etkisinden bağımsız değerlendirilemez ve intiharı araştırırken bireysel temelli analizin yanı sıra toplumsal durum veya bireyin içinde bulunduğu sosyal grubun etkisine bakılmadan intihar olayını anlamak mümkün değilidir. 

Bu bakımdan, “Durkheim, intihar oranlarını etkileyen ilk sosyal akımı belirlemek için din, aile ve siyasi yapı tarafından farklı intihar oranlarını incelemektedir.Bu kitapta Durkheim, Katoliklerin daha az intihar ettiğini iddia ederek, Protestanların ve Katoliklerin intihar oranlarını karşılaştırmaktadır. Onun açıklaması Katolikler, Protestanlara göre daha güçlü bir sosyal uyum ve aidiyet hissini yakaladığını düşünmekte ve bu yüzden daha az intihar ettiğini savunmaktadır. Ayrıca evliller ve bekarlar intihar oranı karşılaştırıldığında, bekarların intihar oranı daha yüksektir. Evliler de, katolikler gibi yüksek aidiyet içermektedir. Durkheim’ın sosyal uyumu önemsediği göze çarpmaktadır. Bunun temel nedeni işlevselcilik görüşüne dayanmaktadır. Bu görüşe göre toplumdaki kurumların her birinin işlevi vardır ve bu işlevlere göre bireyler üzerinde kontrol sağlamaktadır. Bireyler bu kurumların etkisinden ne kadar uzaklaşırsa, onları negatif etkilemekte ama birey salt kurumların etkisinde olmamalıdır. Birey kurumlarla ve kendi bireyselliği arasındaki dengeyi bulmalı. Intihar kitabında da bu dengeyi vurgulamaktadır.

Durkheim, intiharı 4’e ayırmıştır; ilki egoistik intihardır. Bireyin genel toplumsal birimle yeterince bütünleşmediği toplumlarda rastlanabilir. Bireyin toplumsal bağının zayıflaması ya da kopması, intiharı artırmaktadır. Altruistik intihar, toplumsal bütünleşmenin fazlaca güçlü olması durumunda yaşanır. Kurumların normları bireyden önce gelmeye başlar ve birey intihar eder.  Anomik intihar, toplumdaki normsuzluk durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu normsuzluğa, toplumdaki hızlı değişimlere veya toplumdaki dengesizliğe bireyin ayak uyduramaması sonucu intihar etmektedir. Fatalistik intihar ise bireylere karşı aşırı düzenleme durumunda rastlanır. Birey hayatı üzerinde asla kontrol sahibi olamayacağını düşündüğü durumlarda bu intihar gerçekleşir. Cezaevi intiharları buna örnek verilebilir. 1902’ye kadar Bordeaux Üniversitesinde toplum felsefesi dersleri vermiştir. 1902 yılında, Sorbonne Üniversitesinde Fernand Buisson’un yanına atanmış ve burada çalışmalarına devam etmiştir.

Marcel Mauss ile birlikte yazdığı İlkel Sınıflama (1903) din konusunu işlediği ilk eseridir. Ama 1912 yılında Dini Hayatın İlkel Biçimleri eseri dinle ilgili görüşlerinin tamamının oluştuğu eserdir. Bu eserin de Durkheim, bütün dinlerin sosyal dayanışmaya hizmet etmek gibi bir amacı olduğunun altını çizmektedir. Durkheim, bütün dinlerin aynı ortak elementlere sahip olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle dinlerin kökenine inmeyi hedefler ve böylece şuanki dinin temelini görebileceğini düşünmektedir. Durkheim bunu kanıtlar nitelikte şunu söylemiştir: “Her şeyden önce modern dinleri, tedricen şekillendikleri tarzı tarihsel olarak izlemedikçe onları anlayamayız.”  Durkheim modern dinin kaynağını ararken Avustralya aborjinleri üzerine çalışmakta ve onların totemcilik üzerine olan inanç sistemlerini incelemektedir. “Aron’a göre, bu eser, bazı Avustralya kabileleri örneğinde, hatta zaman zaman Amerikan kabileleri ile karşılaştırmalı olarak klan sistemini ve totemciliğin betimleyici bir şekilde incelediği gibi, buradan hareketle genel dinler kurarnı geliştirmeye çalışır.”

Durkheim bu eserini yazarken ‘ilkel ve modern dinin kaynagi nedir?’ sorusu üzerine düşünmektedir. Ona göre bu sorunun cevabı şöyledir: “Durkheim, bir toplumsal olgunun nedeninin sadece bir baska toplumsal olgu olduğu şeklindeki temel metodolojik yaklaşımından hareketle, tüm dinlerin kaynaginin toplum olduğu sonucuna ulaşır.”Bu görüşle bağlantılı olarak, bazı olguların kutsal diğerleri ise din dışı olarak ayrılması ile toplum dini yaratır. Bir başka deyişle, neyin kutsal neyin kutsal olmadığını toplum belirlemektedir. “Sosyal gerçekligin kutsal olarak tanimlanan yanları –yani, ayrı tutulanlar ve yasak sayılanlar– dinin özünü oluşturur. Geri kalanlar –hayatın gündelik, olağan, faydacı, sıradan yanlari– din dışı olarak tanımlanır.”Dinde bu kutsallar çevresinde örülen ayinler vardır. Ayin veya ritüeller toplumdaki insanların birbirlerine daha da kenetlenmelerini sağlamaktadır. Örneğin sünnet ritüeli bu durum içine girer, orada hem toplumsal olarak kutsal kabul edilen bir ritüel gerçekleşir hem de insanlar bir araya gelerek aralarındaki bağları daha da güçlendirir ve bir aradayken topluluk hissi hissetmektedirler. Bir başka ifadeyle, burada Durkheim’in “kolektif efervesans” (collective effervences) kavramı orta çıkmaktadır. Kolektif efervesans bir grup insan birlikte aynı duyguyu yaşamalarını mümkün kılan tepkidir.

Ayrıca bu eserinde Durkheim, toplum ve din arasında güçlü bir benzerlik saptamıştır. İkisi de üstünlüğe bağlıdır yani birinde kutsal değerlerin üstünlüğü diğerinde ise normların üstünlüğüne bağlı olmuştur. Bu üstünlüğe bağlı, ikisi de bireylerin dışarıdan davranışlarını kontrol eden bir mekanizmaya sahiptir. Ayrıca, toplum ve din de üstünlük değeri taşıdığı için bir nevi bireylerde saygı uyandıran bir yapıya sahiptir. Yani onun toplum eşittir tanrı görüşü ortaya çıkmaktadır.

Durkheim, Yahudi olması nedeniyle Almanlar için çalışabileceğiyle ilgili suçlamasıyla karşılaşmıştır. 1915’te ise oğlu Andrey, Balkan Cephesinde savaşırken ölmüştür. Oğlunun ölümü ve ajanlık suçlamaları onu derinden sarşmıştır.  Durkheim 15 Kasım 1917’de Paris yakınlarında Fontainebleau’da 54 yaşında vefat etmistir.

 Ölümünden sonra bazı eserleri yayımlanmıştır. Ahlak ve Sosyoloji(1922) ve Ahlak Terbiyesi(1925) adlı yayımlanan eserlerinde ahlak kavramını derinlemesine ele alır. Durkheim ahlakın sosyalleşme aracılığıyla içselleştirilmesiyle fazlaca ilgilenmektedir. Durkheim, bu içselleşme sürecinin, egitim ve sosyalleşme tarafından desteklendiğini varsaymaktadır. “Eğitim ve sosyalleşme, Durkheim tarafından, bireylerin belirli bir grup veya toplumda yollarını bulmayı öğrenmelerini sağlayan süreçler olarak tanımlanır”.

Ayrıca eğitim onun için önemli bir yere sahiptir. Eğitim öncelikle zorlama gücüne sahip olmaları nedeniyle öğencileri kontrol ederler. Durkheim, kültür aktarımı için eğitimi şart görmektedir. Ona göre öğretmen bir otorite figürüdür. Bununla birlikte, çocuğun öğretmenin yetkisine körü körüne teslim etmemesi gerektiğini de savunmuştur. Öğrenciler öz-ustalık (self-mastery) ile aşılanmalıdır böylece bu normlara koru körüne bağlanmak yerine onu içselleştirir. Bu yüzden eğitim, ahlak ve toplumun devamı için son derece önemlidir. Son olarak, Sosyalizm ve Saint-Simon adlı eseri 1928 yılında yayımlanır.

Sonuç

Durkheim’in sosyoloji için çok önemli bir yeri bulunmakta ve hala en çok atıf yapılan sosyologlardan biridir. Döneminde sosyolojiyi, bir sosyal bilim dalı olarak kazandıran kişidir ve diğer sosyal bilim dalları arasında da tam ayarımını yapan ve sosyolojin şuanki konum için önemli rol alan biridir.

Bizim ülkemiz için de yeri yadısanamaz şekilde önemlidir. Başta Ziya Gökalp olmak üzere ülkemizdeki birçok sosyoloğu etkilemiştir. Ülkemizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk de Durkheim’ın görüşlerinden son derece etkilenmiştir. 

Görüldüğü üzere kendisi hem kendi döneminde hem de şuan için çok etkili sosyologlardan biridir. Fransa başta olmak üzere bir çok farklı ülkede görüşleri yankı uyandırmış ve geniş kitlere yayılmıştır.

Kaynakça

Kaynakça

  1. George Ritzer, Sociological Theory (elektronik sürüm)(Ü.Tatlıcan Çev.), 1992, McGraw-Hill
  2. Bolden,Leslie-Ann, Bowman,Michela, Kaufman, Sarah, Lindemann, Danielle, Emile Durkheim: Suicide as Social Fact, Link
  3. Durkheim, Émile,Suicide (J. Spaulding, G. Simpson Trans.), Routledge Press, London, 2005
  4. Pehlivan, Ayşe, Emile Durkheim’in Hayatı ve Eserlerine Toplu Bir Bakış, Link
  5. Durkheim, Emile, Dini Hayatın İlkel Biçimleri (F. Aydın Çev.),Ataç Yayınları,İstanbul,  2005
  6. KİRMAN, M. Ali,”Dini Hayatın İlkel Biçimleri” ve Türkçe Çevirisi Üzerine(F. Aydın Çev.), Ataç Yayınları,İstanbul,2005
  7. Durkheim, Emile, İntihar, (Ö. Ozankaya Çev.), Cem Yayınevi,İstanbul, 2002
  8. Durkheim, Emile, Sosyolojik Yöntemin Kuralları, (C. Saraçoğlu Çev.) Bordo Siyah Klasik Yayınları,İstanbul, 2004.

Dipnotlar

  1. Aysegül PEHLİVAN, “Emile Durkheim’in Hayatı ve Eserlerine Toplu Bir Bakış” s.2
  2. George Ritzer, Sociological Theory, McGraw-Hill, (Çeviren: Ümit Tatlıcan), 1992, sf. 4
  3. Hasan Biçim, Durkheim’ın Mücadelesi: Bireysel Olmayan Bir Toplumbilim Nasıl Oluşturulur?, sf. 164
  4. Aysegül PEHLİVAN, “Emile Durkheim’in Hayatı ve Eserlerine Toplu Bir Bakış” sf. 2
  5. Emilie Durkheim, sosyolojik yöntemin kuramları, (Çeviren: Cenk. Saraçoğlu ), Bordo Siyah Klasik Yayınları, İstanbul,2004 sf. 47
  6. Emile Durkheim, sosyolojik yöntemin kuramları, (Çeviren: Cenk. Saraçoğlu ), Bordo Siyah Klasik Yayınları,İstanbul, 2004 sf. 48
  7. Emilie Durkheim, intihar, (Çeviren: Özer Ozankaya), Cem Yayınevi,İstanbul, 2002, sf. 9
  8. George Ritzer, Sociological Theory, McGraw-Hill, 1992, (Çeviren: Ümit Tatlıcan), 199,2 sf.8
  9. Émile Durkheim, Suicide, (Translated by John A. Spaulding and George Simpson), Routledge Press, London, 2005, sf.11
  10. Leslie-Ann Bolden, Michela Bowman, Sarah Kaufman & Danielle Lindemann, Emile Durkheim: Suicide as Social Fact, sf. 3
  11. Emile Durkheim, dini hayatın İlkel biçimleri, (Çeviren: Fuat Aydın ) Ataç Yayınları, İstanbul,2005, sf. 20
  12. M. Ali KİRMAN, Dini Hayatın İlkel Biçimleri” ve Türkçe Çevirisi Üzerine, (Çeviren: Fuat Aydın), Ataç Yayınları,İstanbul, 2005, sf. 136
  13.   George Ritzer, Sociological Theory, McGraw-Hill, (Çeviren: Ümit Tatlıcan) 1992, sf. 12
  14.   George Ritzer, Sociological Theory, McGraw-Hill,  (Çeviren: Ümit Tatlıcan), 1992, sf. 12
  15.   George Ritzer, Sociological Theory, McGraw-Hill, (Çeviren: Ümit Tatlıcan), 1992,  sf. 17
Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Deniz Demir

Deniz Demir
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir