Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
eksenel çağ
Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur.

Eksenel Çağ

Giriş

Karl Jaspers dünya genelinde aynı zaman diliminde benzer fikirlerin oluştuğu döneme Eksenel Çağı adını verdi. Eksenel Çağ ademoğlunun tinsel inançlarının şekil bulduğu dönemdir. Kent yaşamının yaygınlaşması ile dünyanın pek çok bölgesinde birbiri ile aynı inanç sistemleri oluştu. Bu sistemler ya Taoizm gibi bireyselliği ön planda tuttu ya da Konfüçyüsçülük gibi toplumsal birlikteliğin gücünü savundu. Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar; Afrika kıtası hariç, Eski Dünya’nın tamamında Eksenel Çağ aynı zaman dilimi içerisinde yaşanmaya başlandı. Bu dünyada yaptığımız iyiliğin ödüllendirildiği veya kötülüğün cezalandırıldığı bir başka yaşama başlayacağımız fikri yaygınlaştı. Bilge adamlar ve peygamberler, mutlak otoriteye sahip Tiranlara ya da Tanrı-Krallara karşı; israf, adaletsizlik, kabileciliğe karşı olma vb. gibi günümüzde dahi evrensel ahlak ilkeleri olarak kabul ettiğimiz öğretilerde bulundu.

Eksenel Çağ’da oluşan bu tinsel inançlar günümüzde dahi büyük kitlelere ulaşmış inanç sistemlerinin tamamını oluşturur. Bu sebeple ülkemizde çok az bilinen Eksenel Çağı araştırılmaya ve bilinirliğinin artırılmasına ihtiyaç vardır.

 

1. Eksenel Çağ’ın Genel Özellikleri

Eksenel Çağ yaklaşık olarak M.Ö. 800 – 200 tarihleri arasında yaşanan süreçtir. Bu süreçte peygamberlerin ve bilgelerin sayısı oldukça artmıştır. Bunun arkasında yatan gerçek bu dönemde kent yaşamına geçilmiş olmasıdır. Kent yaşamının yaygın bir hal alması ile çok tanrılı inançlar insanlar için inandırıcılık bakımından yetersiz gelmeye başlamıştır. Hırsızlık ve haydutluk yapan kişilerin kent yaşamında kolaylıkla cezalandırılabilmesi vb. hususlar insanlara işlerinin tanrıya kalmadığını göstermeye başlamıştır. İlahi inançlardan bu denli uzaklaşıldığı bir dönemde bir kırılma gerçekleşmiştir. Peygamber ve bilgelerin sayısı artmıştır. Böylelikle ruhani yaşam tarzı dünyanın her yerinde birbirlerine çok yakın zamanlarda yayılmaya başlamıştır. Bu döneme Eksenel Çağ adını Alman filozof Karl Jaspers vermiştir.[1]

Bu çağ günümüzdeki tek tanrılı dinlerin başladığı çağdır. İnsanlığın günümüzde bile ruhani dünyasını oluşturan dinler bu sürecin eseridir. İnsanlık Eksenel Çağ’da daha önce açıklayamadığı varoluş sebepleri ve kendi sınırları gibi konulara, bu çağda kapsamlı ruhani bir açıklama getirmiştir. Birbirine yakın düşüncelerde, dünyanın pek çok farklı yerinde yeni din ve felsefe akımları doğmuştur. Bunlar Orta Doğu’da tek tanrı inanç sistemidir. Hindistan’da Budizm ve Hinduizm’dir. Çin bölgesinde Taoizm ve Konfüçyüsçülük’tür. Antik Helen dünyasında ise akılcılıktır. Orta Doğu’da 8. 7. ve 6. yy.’da İbrani asıllı pek çok tek tanrı sistemini savunan peygamber çıkmıştır. Hindistan topraklarında yaklaşık M.Ö. 563 – 483 tarihlerinde Buda ve Upanişaların bilge adamları çıkmıştır. Çin’de ise M.Ö. 551 – 479 tarihlerinde Konfüçyüs ve Tao Te Jing’in kitabındaki felsefe gibi bilge kişiler ve eserlerinin ortaya çıkmıştır. Antik Helen dünyasında ise M.Ö 469 – 399 Sokrates, M.Ö. 427 – 347 tarihlerinde Platon vb. pek çok bilge adam çıkmıştır. Bunun yanı sıra pek çok tragedya yazarı da Eksenel Çağ’da Antik Helen dünyasına damgasını vurmuştur.[2]

Bu çağ Merlin Donald’ın Bilişsel Evrim Teorisi’ne göre insanlığın 4. aşamasıdır. İnsanlığın bu 4. aşamasının özelliği teorik kültüre girmiş olmasıdır. Alfabetik yazı sistemlerinin gelişmesi bu döneme girmemizin temel sebebi olmuştur. Böylelikle insanlığın sözlü aktarılan hafızasının ötesinde, kayıtlı yazılı bir hafızası da doğmuştur. Bu yazılı hafızada insanlık kutsal metinlerde yazmaya başlamıştır. Bu sebeple yeni bir kültür gelişmiş ve insanlık kendinden önceki sözlü ilahi aktarımlara karşı yeni bir sistem geliştirmiştir.[3]

Eksenel Çağ’ın bir diğer özelliği ise tanrı ve insan özünün birbirinden çok uzaklaşmasıdır. İnsanlık eskisi gibi insan ve tanrı doğasının özdeş olduğuna inanmamışlardır. Eksenel Çağ’da Orta Doğu’da ortaya çıkan peygamberler tanrı ile karşılaştığında büyük bir şok geçiyordu. Tanrı onların başlarını belaya sokuyor ve canlarını tehlike altına atacak işler yapıyordu. Bu yüceliğe ulaşmak imkânsız bir hal almıştır. Budistler bu iş için Nirvana adı verdikleri yüksek ruhsal duruma erişmek için dünyevi her şeyden olabildiğince uzaklaşmışlardır. Jinalar ise bu ruhani boyuta ulaşabilmek için ölüm orucu dahi tutmuşlardır. Konfüçyüs ise Dao’nun insanlıktan uzaklaştığına dair öğretilerde bulunmuştur. Kısacası çilekeşliğin, dünyevi istek ve ihtiyaçlardan uzaklaşmanın olduğu bir dönem olmuştur. Bunun yansıması dönemin dışında kalan diğer semavi dinlerde de görülmüştür.[4]

 

2. Çin Topraklarında Eksenel Çağ’ın Yansımaları

Çin’in topraklarında ruhani yaşamın başlangıcı Animizm adındaki ilkel dindir. Animizm’in bir dalı olarak Kinizm Eksenel Çağ’da yaygınlaşmıştır. Konfüçyüsçülük ise temel olarak Kinizm’in sistemleştirilmesi olarak düşünülebilir. Animizm varlığın sadece madde olmadığını bir ruhu olduğu tezini ileri sunar. Taoizm ise temel olarak Konfüçyüsçülük ile çelişir. Kinizm’in King adı verilen kitapları bulunmaktadır. Bu kitaplar M.Ö. 6. yüzyılda yazılmıştır. Bu kitapların Konfüçyüs ve öğrencileri tarafından yeniden düzenlenmiştir. Bunun temeli Animizm’de ise insanların işine çok sayıda ruhun var olduğu düşünülmektedir. Bu ruhlar ataların ruhu olarak kabul görürdü. En ilkel tapınışları da atalar ruhuna tapınma olmuştur. Günümüze kadar bu ilkel atalara tapınışın, baba tarafından olan atalar olduğu düşünülse de günümüzde bu atalar ruhunun anaların atalarının ruhuna yapılan bir ibadet olduğu bilinmektedir. Sonradan erkeklere duyulan önemin artması ile bu tapınış babaların atalarına olmaya başlamıştır. Kinizm ise ormanların, dağların, denizlerin ruhlarının bulunduğuna dair inanış başlamıştır. Kadınların üstün görüldüğü zamanlarda Toprak Ana kutsanırdı. Toprak Ana’nın dölleyici eylemi yapması, kadınların atalarını daha önemli hale getiriyordu. Nitekim dölleme kadında olan bir özellik olduğu düşünülüyordu. Gök Tapınaklarının önem kazanması ile Toprak Ana önemini yitirmeye başlamıştır. Gök Hâkimi ise erilliği temsil etmekteydi. Bu iki ilahta iyiliği ödüllendirir ve kötülüğü cezalandırırdı. Verimliliğin artması hükümdarın ibadetlerini doğru yaptığı anlamına gelir, kuraklık durumunda ise hükümdarın tanrıları memnun edemediği düşünülürdü. Bu durum devlet nizamının bozuluşu anlamına da gelmektedir. Bu düzen durumunda ise Taoizm peyda olur. Taoizm’de bütünlük, sorumluluk, düzen ifadeleri ön plana çıkar. Taoizm “Bütünüyle Düzen” olarak düşünülebilir. Evrendeki bütün varlıkları birbiri ile düzen içerisinde yaşadığı aktarılmaktadır. Bu birliktelik cinsler olarak ikiye ayrılır. Yin ve Yang dişil ve erilin farklı doğada olmalarına karşın birleşmesini ifade eder.[5]

 

3. Eksenel Çağ’da Türkler

Eksenel Çağ’da Türkler için Şamanizm’den, Taoizm, Konfüçyüscu ve Budist düşünce sistemlerine uzanan bir yolculuk olmuştur. Bunlar içerisinden en çok Türkler tarafından Taoizm yaygınlaşmıştır. Türklerde var olan dualist düşünce anlayışını, Taoizm’in evrensel bir bütünün iki parçası düşüncesi ile örtüşmekteydi. Nitekim Türklerde de Yer – Gök ikiliği bulunmaktaydı. Türk asıllı olan ve Çin’i yönetimi altına almayı başarmış olan Zhou Hanedanlığı (MÖ. 1059 – 249) bütünüyle evreni kapsayan bir düzen içerisinde olunduğunu açıklayan inanış, İç Asya’dan Çin’e getirilmiş bir düşünce sistemiydi. Zhou Hanedanlığı Toprak Ana ve Gök Hâkimi ikiliğini Çin’e getiren hanedanlık olmuştur. Buna göre göğün temsilcisi hükümdar inanışı Çin’de yayılmıştır. Bu inanış özü itibari ile Türklere aitti ve sonradan Çinlilere geçmiştir. Hunlarda Eksenel Çağ’da Taoizm’in yanı sıra Konfüçyüsculuk da etkili olmuştur. Konfüçyüsculuk merkezi otoritesi olan devlet kurma eğiliminde olan bir düşünce yapısına sahipti. Bu sayede Modu Chanyu dönenimde M.Ö. 209 tarihinde Orta Asya’da bir devlet yapılanması haline ilk kez gelinmiştir. Yine de bireyselliğin ön planda olduğu Taoizm Hunlarda da Göktürklerde de daha fazla ön planda olmuştur.[6]

 

4. Eksenel Çağ’da Hindistan

Ekselen Çağ’da Hindistan topraklarında Budizm ve Hinduizm ortaya çıkmıştır. Budizm esasen bilge Buda’nın öğretileridir. Buda M.Ö. 567 tarihinde Nepal’de doğmuştur. Buda’nın gerçek ismi Siddharta’dır. Siddharta’nın babası Suddhodana kabilesinin krallıdır. Buda’nın çocukluğu sessiz ve dindar bir kişilik olarak geçirmiştir. Dünyevi işlerden uzak durmayı benimsemiştir. Kral babası bu huyundan vazgeçirmek için çabaladıysa da bu mümkün olmamıştır. Lüks içinde büyütülse de Buda bu dünyevi malların ve rahatlığın yanlış bir yaşam tarzı olduğunu düşünmüştür. Buda akılcı bir din, pratikte ahlaki değerler ve basit yaşam prensipleri sunmuştur. Ruhani gelişmenin akılcı uygulamaları olduğu görüşünü savunmuştur. Buda bütün bunları yaparken üzerine derin tartışılması gereken felsefi konularda gereksiz yere tartışılmaması gerektiğini ve o soruların cevaplanamayacağını savunmuştur. Budizm’de tanrı yoktur. Tanrı rolünü Dharma üstlenmiştir. Dharma evrenin hareketinden sorumlu kişidir. Eksenel Çağ’ın genel özelliği olan çilekeşlik Budizm’inde önemli bir parçası olmuştur.[7]

Hinduizm M.Ö. 2000 yıllarına dayansa da geçmişi M.Ö. 1200-500 tarihleri arasında bölgeye göç eden Aryanlar tarafından kabul görmüştür. Günümüzde 3. en çok müridi bulunan inançtır. Hinduizm azizlerinden Sri Ramakrishna Hinduizm’i benim dinim, senin dinin diye bir şey olmadığını söylemiştir. Bunun anlamı aslında yeryüzünde tek bir olduğunu ve bu dinin her bölgede farklı bir şekilde vücut bulduğunu anlatmıştır. Bu sebeple olabildiğince her dine inanmalı ve saygı göstermeliyiz düşüncesinde olduğunu vurgulamıştır. Çin ve Türk inancının aksine Hinduizm monoteisttir. Tek tanrının varlığına inanılır. Hinduizm inancına göre var olan yeryüzündeki tek din sonsuza dek var olacaktır. Hinduizm’de dogmalar yoktur. Kitap otoritesine inanmak yerine, doğaya olan gözleme inanmayı teşvik eder. Buna karşılık kutsal metinleri de vardır. Upanişadlılar iki ruh olduğu inancındadırlar. Gerçek ruhun dünyadan bağımsız bir yerde olduğuna inanırlar. Kutsal kitapları olarak kabul gören metinleri ise: Şruti, Smiriti, İtihasalar, Purunalar, Agamalar ve Darşanalar’dır. Bu kitapların içeriğini: Geleneksel olarak kutsal sayılmış bilgiler oluşturur.[8]

 

5. Eksenel Çağ’da Orta Doğu

Eksenel Çağ’da Orta Doğu’da monoteist düşünce hâkim olmaya başlamıştır. M.Ö. 8. yy.’da Yahuda kralı Uzzia ölmüştür. Yerine pagan tanrılara da tapınılmasını isteyen oğlu Ahaz geçmiştir. M.Ö. 742 tarihinde Kral Süleyman tanrıyı görmüştür. Kral Uzzia’nın ölümünden sonra tapınakta dua ederken, yapılan törenlerdeki israfı yönetimdeki yanlışları görmüştür. İşaya adlı kişi bu konuda Kral Süleyman’ın destekçisi olmuştur. Kral Süleyman Yehova yani Yahudilerin tanrısı ile görüştüğünde, melekler “Yehova farklıdır, farklı” diye haykırdığını aktarmıştır. Oysaki Eksenel Çağ’ın Yehova’sı daha eskiden de olduğu gibi hala askerlerin tanrısıydı. Lakin Kral Süleyman ile savaş tanrısı rolünden daha büyük bir rol üstlenmeye başlamıştır. Böylelikle kabile tanrısı olmaktan çıkmış ve evrensel bir hal almıştır. İşaya bu dini sistemin yayılmasında önemli bir pay sahibi olmuştur. Yaydığı bu din sistemi Orta Doğu kültürünü esas alan bir temelin üzerine oluşmuştur. Örneğin Yehova’da tahtta Baal, Marduk gibi oturmakta ve konuşmaktaydı. Bir diğer peygamber olan Amos ise Buda gibi toplumun acı ve sefaletten kurtarmak için çaba harcamıştır. Toplumsal adalet ve merhameti vurgulayan ilk peygamber olmuştur. Bu din sisteminde de bilgelik sadece tanrıya özgü olmasa da tanrının bilgeliği yarattığı vurgulanmaktadır. Hahamlar tüm Yahudi peygamberlerin tanrıyı kendi düşünce biçiminde algıladığını belirtmiştir. İnsanlığınsa tanrıyı kendi ihtiyaçları doğrultusunda farklı algılayabilmesini doğru bulmuşlardır. Hahamlar Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat’ın kendilerinde vücut bulduğuna inanmışlardır. Eksenel Çağ’ın genel özelliği olan insanın tanrısal seviyeye yaklaşma çabası böylelikle Orta Doğu’da görülmüştür.[9]

 

6. Eksenel Çağ’da Helen Dünyası

Eksenel Çağ’da Helen dünyasında Rasyonelizm yani akılcılık peyda olmuştur. Helen dünyasında akılcılığın en önemli öncüleri Sokrates, Platon ve Aristoteles’tir. Sokrates 5. yy. filozofudur. Savunduğu düşünceler ise şu şekildedir: Sofistik bireyselliğe karşı durmuştur. Evrenselliği savunmuştur. Sofistik anarşist düşünceye karşı çözüm bulmak istemiştir. Öğrencisi Platon’un düşünce sistemi de Sokrates’inkinden farklı değildir. Bu düşünce sistemi görüldüğü gibi Konfüçyüsçülük ile özdeştir. Sokrates’in düşünceleri aktaran en önemli kaynak Platon’un eserleridir. Platon klasik idealist anlayışın fikir babası olarak kabul edilir. Sokrates’in evrensel tanım arayışını daha da ileri taşımıştır. Bilgiyi zihinde bulunan bir şeyi açığa çıkarma olarak görmüştür. Filozofu ise bu bilinçsiz saf hali ile işe yaramaz bilgiyi bilinçlendiren kişi olarak görmüştür. Akıl ile ulaşabileceğimiz bilginin çekirdeğini, ideaların oluşturduğunu savunmuştur. İdea düşünme ve söz anlamlarını içinde barındırmaktadır. Aristoteles ise doğru bir bilgi edinebilmek için mantığın önemini vurgular. Bilginin algısal gerçeklikte var olduğunu, bu sebeple algısal gerçekliğimizde doğrulanması gerektiğini savunmuştur. Örneğin bir kişi yağmur yağdığını söylüyorsa ve yağmur yağıyorsa o zaman bir gerçeği söylemiş olacağını savunmuştur. Yine de bu söylemin bir gerçeklik değeri olamayacağını, içerik olarak bir anlam ifade etmediğini söylemiştir. Düşünce ve bilginin yalnızca biçimsel doğrular olduğunu ileri sürmüştür. Ruhani bir yaşam tarzının başladığı Eksenel Çağ’da ise Aristoteles ruhun insanın bedenini hareket ettiren güç olduğunu aktarmıştır. Eksenel Çağ’da Helen topraklarında evrensel değerler tanrıya alınan yetki ile değil de aklı temel alan bilge filozoflar sayesinde bulunmaya çalışılmıştır.[10]

 

Sonuç

Eksenel Çağ, Karl Jaspers’in kendi dilinde verdiği ismiyle “Axial Age”, dünya tarihinin M.Ö. 800 – 200 tarihleri arasını tanımlamaktadır. Bu çağ dünyanın genelinde kent yaşamının en yaygın yaşam bicimi olması ile bunun dünyanın tamamında yarattığı etkidir. Dünyanın genelinde Eksenel Çağ, evrensel ahlaki değerlerin, ruhani yaşamın, otoriter devlet sisteminin, bireyselliğin ölçülerinin oluştuğu çağ olmuştur. Bu gibi sistemlerin oluşması bir ihtiyaçtan doğmuştur. Nitekim bundan önceki dönemde ruhban sınıfı halktan çok fazla kurban ve adak toplayarak israf etmiştir. Hırsızlıkların çaldığı mallar yanlarına kar kalmıştır. Buna karşı bir tepki olarak yeni yaygınlaşan kent yaşamında, bu inanç sistemleri ortaya çıkmıştır. Eksenel Çağ, Eski Dünya’nın neredeyse tamamında gözükse de Mısır uygarlığında gözükmemiştir. Bunun sebebi kentsel yaşamın çöl coğrafyasında henüz yaygınlaşmamış olduğundandır. Nitekim Büyük İskender sonrasındaki dönemde İskenderiye, tarih boyu bilgelerin önemli uğrak merkezlerinden biri olmuştur.

Eksenel Çağ’da dünyanın en doğusuna baktığımızda Çin ve Türklerde inanış sistemi, ideolojik yaklaşımların iç içe olduğunu görürüz. Türklerdeki dualist inanış bicimi Çin’e, Çinlerdeki fikri akımlar ise Türklere geçmiştir. Türklerden geçen dualist sistem Çinlilerin hükümdarlık meşruiyetinin kaynağı olmuştur. Nitekim Çinlilerin Konfüçyüsçülük anlayışı Hunlar arasında yaygınlaşmış ve Göçebe Kavimlerin ilk merkezi devlet otoritesi olan devleti kurmasına öncülük eden fikri temel olmuştur. Bunun yanı sıra Taoizm’in Türkler arasında en yaygın inanış sistemi olması, Türklerin bireysel, asabiyesi yüksek insanlar olmasının ana sebebi olmuştur. Nitekim tarihte görürüz ki Çin kuşatmasındaki Gök Türk Şadlarının anlaşmazlık yaşadıklarında devlet çıkarlarından önce kendi asabiyelerini ön planda tutmuşlardır.

Hindistan topraklarında Arilerin yaşam alanı olması ile birlikte Eksenel Çağ’da Hinduizm Ariler arasında yaygınlaşmış çağın gereğince yorumlanmıştır. Bunun yanı sıra Eksenel Çağ’ın en yoğun döneminin gerçekleştiği M.Ö. 5. yy.’da bir prens olan Siddharta, Budizm anlayışının kurucusu olmuştur. Evrensel ahlak değerlerini hakkında insanlara öğütlemiştir. Cevapları derin soruların anlamının aranmasını gereksiz bulmuştur. Hinduizm ise tanrının her yerde aynı olduğunu ve farklı inanış biçimlerinde olduğunu savunmuştur. Hinduizm inanışı özellikle Türkler arasında da yaygınlaşmıştır. Bu durum Türkler arasında tüm dinlere saygı anlayışının temelini oluşturmuştur. Nitekim Attila’nın Papa’ya diz çöktürdüğü popüler bir söylem olsa da Ali Ahmetbeyoğlu’nun Avrupa Hunları adlı eserinde anlattığı gibi sahtedir.[11] Jean Poul Roux Türklerin Tarihi adlı eserinde belirttiği gibi içeriği bilinmese de Avrupa Hun hükümdarı Attila’nın Türklerdeki din ve din adamlarına saygı geleneği inanışından ötürü Roma’yı kuşatmasını kaldırmıştır[12].

Orta Doğu bölgesine geldiğimizde ise bilge kişilerin peygamberlik iddiası ile tanrıdan aldığı yetki ile hatiplik yaptığını görmekteyiz. Aslen dünyanın geri kalanında olduğu gibi ruhban sınıfın yaptığı israf, adaletsizlik vb. yanlışlıklara tepki olarak evrensel ahlak ilkelerini öğütlemişlerdir. Orta Doğu bölgesinde tarih boyu meşruiyet tanrıdan alınan bir yetki olmuştur. Tanrı – Kral anlayışı Orta Doğu’nun meşruiyetini kabul ettirme biçimidir. Bu bağlamda bilgelerin kendilerini tanrı ile konuştuğunu ve onun sözlerini getirdiğini iddia etmesi tuhaf bir durum değildir. Nitekim meşruiyetleri için gereklidir.

Antik Helen dünyasında ise bilge adamlar tanrının varlığı hakkında olsa da olmasa da aklın gerçeği bulması gerektiğini savunmuştur. Nitekim buna benzer bir anlayış Hinduizm’de de görülmektedir. Kutsal kitaplar yerine doğayı gözlemleme fikri bu bağlamda Eksenel Çağ’da Helen ve Hindu dünyasının ortak düşüncesi olarak görebiliriz. Helen inanç sisteminde hiçbir kutsal kitap yoktur. Bu sebeple de düşüncenin gücünün keşfedilmesi diğer bölgelerden daha önce gelişmiştir. Antik Helen dünyasındaki bilge adamlara filozof denilmektedir. Bu filozoflar içerisinde pek çok önemli isim bulunmaktadır. Örneğin Sokrates, Platon, Aristoteles’tir. Bu vb. isimler Akılcılık sistemini geliştirmiş ve günümüze kadar uzanan akılcılık sisteminin kurucusu ve geliştiricileri olmuşlardır.

 

 


Kaynakça

AHMETBEYOĞLU, Ali, Avrupa Hunları, İstanbul: Yeditepe Yay., 2013.

ARMSTRONGE, Karen, Mitlerin Kısa Tarihi, Çev. Dilek Şendil, İstanbul: Merkez Kitapçılık Yay., 2015.

ARMSTRONGE, Karen, Tanrının Tarihi, Çev. Oktay Özel, İstanbul: Pegasus Yay., Bas.7, 2019.

CHALLEYE, Felicien, Dinler Tarihi, Çev. Samih Tiryakioğlu, İstanbul: Varlık Yay., 1998.

KURŞUNOĞLU, Mustafa Said, Eksen Çağ’da Türk Kozmogonisi, Eski Çin (Chou) Düşüncesi ve Antik Grek Felsefeleri Taoizm Etrafında Bir Araya Geliyor: Taoizm ve Timaios Diyalogunun Yapısal İlişkileri. “Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi”, 13 (2020), ss.6-32.

MOHAPATRA, A.Ranjan,“Budizm”, Çev. Hidayet Işık, “Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi”, /16 (2013) ss.169 – 181.

MOHAPATRA, A.Ranjan,“Hinduizm”, Çev. Hidayet Işık, “Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi”, /16 (2013) ss.211 – 227.

ORMAN Enver, Bilgi Felsefesi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Uzaktan Eğitim Fakültesi Yay., 2010.

ROUX, Jean Poul, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul: Kabalcı Yay., 2008.

Dipnotlar

[1] Karen Armstronge, Mitlerin Kısa Tarihi, Çev. Dilek Şendil, (İstanbul: Merkez Kitapçılık Yay., 2015) s.57

[2] A.g.e, Armstronge, 58.

[3] Mustafa Said, Kurşunoğlu, Eksen Çağ’da Türk Kozmogonisi, Eski Çin (Chou) Düşüncesi ve Antik Grek Felsefeleri Taoizm Etrafında Bir Araya Geliyor: Taoizm ve Timaios Diyalogunun Yapısal İlişkileri.Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi” / 13, (2020), s.9.

[4] A.g.e, Armstronge, s.59.

[5] Felicien Challaye, Dinler Tarihi, Çev. Samih Tiryakioğlu, (İstanbul: Varlık Yay., 1998), ss. 78-80.

[6] A.g.m, Kurşunoğlu, ss.13-15.

[7] A.Ranjan Mohapatra,“Budizm”, Çev. Hidayet Işık, “Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi”, /16 (2013) ss. 170 – 172.

[8] A.Ranjan Mohapatra,“Hinduizm”, Çev. Hidayet Işık, “Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Dergisi”, /16 (2013) ss. 212 – 215.

[9] Karen Armstronge, Tanrının Tarihi, Çev. Oktay Özel, (İstanbul: Pegasus Yay., 2019), ss.77 – 89.

[10] Enver Orman, Bilgi Felsefesi, (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Uzaktan Eğitim Fakültesi Yay., 2010), ss. 100-121.

[11] Ali Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, (İstanbul: Yeditepe Yay., 2013) ss. 142 – 143.

[12] Jean Poul Roux, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, (İstanbul: Kabalcı Yay., 2008) s.75.