döviz
Kaynak: Dünya Gazetesi

Döviz Kurlarında Yaşanan Yukarı Yönlü Harekete Ekonomi Özelinden Bakış

Giriş

Son yıllarda Türkiye’de yaşanılan döviz kurlarındaki yükseliş Türkiye gibi kırılgan ekonomilerde firmalar, yabancı yatırımcılar ve halk arasında ekonomiye karşı güvensizliği beraberinde getirmiştir. Bunların yanı sıra para ve maliye politikalarında uygulanan dönemsel uyuşmazlıklar, uygun bir ekonomik hikayenin çizilememiş olması, ekonomi yönetimi tarafından ekonomide yaşanılanlara kayıtsız kalınması bu güvensizliği daha da artırmış ve TL varlıklara olan talebin azalmasına sebep olmuştur. Kurlardaki yükseliş, özellikle günümüz neoliberal ekonomik sistemin dinamiklerinden kaynaklı olarak, dış ticaret açıklarında oldukça görece daralmalara sebep olmakla birlikte yatırım ve tasarrufları azaltmış, maliyetleri arttırmıştır. Dolayısıyla bununla beraber yaratılan enflasyonist baskı beraberinde TL’ye olan güveni de zedelemiştir. Dolayısıyla ekonomi adeta yüksek enflasyon ve beraberinde yarattığı kurlardaki yükseliş arasında adeta bir bunalıma girmiştir. Bayram sonrası dönemde yaşanılan kurlardaki yükselişte Türk ekonomisine olan güvenin sarsılması ve bunun doğurduğu sonuçların etkili olduğu söylenebilir. Bu yazıda Türkiye ekonomisinde yaşanılan bunalımın kısa ve uzun vadeli sebeplerini ortaya koyacak ve yakın gelecekte, uygulanacak para ve maliye politikalarına bağlı olarak sürecin devamlılığı incelenecektir.

1. TL’nin Değer Kaybındaki Kısa Dönemli Saikler

1.1 Negatif Faiz Uygulaması

Son yıllarda Türkiye’de uygulanan faiz politikaları oldukça değişkenlik göstermiştir. Özellikle 2018’de yaşanılan Brunson krizi sonrasında faiz politikası pozitif bir seyir izlerken 2019’un 3. çeyreğinden sonra yıllık enflasyonun da düşmesine bağlı olarak faiz politikasında kademeli ama hızlı bir şekilde genişlemeye gidilmiş ve nihayetinde bugün uygulanan politika faizi, Mayıs 2020’deki Para Politikası Kurulu kararı gereğince, 8,75’ten 8,25’e çekilmiş bulunmaktadır.[1]

Bir ülkede uygulanan negatif getirili faiz o ülkenin para birimine iki yönden zarar vermekle birlikte o ülkedeki büyümeye ve fiyat istikrarına ise bir yönden katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla uygulanacak olan faiz politikası dönemsel konjonktüre bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Aynı zamanda büyüme ve fiyat istikrarı arasındaki tercihler de ülkelerde uygulanacak olan para politikasında değişiklikler meydana getirir. Bu bağlamda uygulanacak olan faiz politikasının avantaj ve dezavantajlarını Türkiye özelinde inceleyelim.

1.1.1 TL’nin Cazibesini Yitirmesi

Türkiye’de uygulanan negatif faiz, faiz araçlarının reel getirisinin eksiye düşmesini ifade eder. Böylelikle aktörler tarafından sermaye faizde değerlendirildiği taktirde faiz dönemi sonunda elde edilen getiri ile enflasyon arasındaki fark yatırımcı aleyhine bir sonuç doğurur. Dolayısıyla TL yatırım araçlarından biri olan TL faizi uygulaması terk edildiği takdirde altın, döviz gibi alternatif yatırım araçlarına olan talebin artma olasılığı, özellikle güvensiz ve kırılgan ekonomilerde artar. Zira belirsiz ekonomilerde bir başka TL yatırım aracı olan borsaya talep de azalır ve düşük faiz uygulaması borsaya olan talebin artması noktasında herhangi bir katkı sağlamamaya başlar. Nihayetinde temelde borsaya yapılan yatırımın sebeplerinden biri ucuz olmasıysa bir diğeri getiri beklentisinin olmasıdır.  Dolayısıyla düşük getirili faiz politikası belirsizliklerin olduğu bir ekonomide bir başka TL bazlı yatırım aracı olan borsada TL, varlıkların işlem görmelerine bir katkı sağlamayacağı gibi yükselen dövize karşı düşük faiz politikası noktasında ısrar edilmesi Merkez Bankasına olan güveni de zedeler. Böylelikle ekonomiye güvenin oldukça azaldığı bir durumda yabancı yatırımcılar ülke içerisindeki varlıkları satıp çıkmak isterler, bireyler ise alım güçlerini koruyabilmek için TL dışı yatırım araçlarına yönelirler. Sonuç olarak yabancının çıkmasıyla ülke içerisindeki döviz arzı azalır, birey ve kurumların döviz mevduat hesapları açmaları ise dövize olan talebi artırır. Dolayısıyla negatif faiz uygulaması dövizin değer kazanması için uygun bütün koşulları hazırlayan etmenlerden biridir.

1.1.2 Yabancı Sermayenin Yitirilmesi

Türkiye gibi dış ticaret açığı problemi olan ve aynı zamanda döviz getirecek herhangi bir doğal kaynağı da bulunmayan ülkelerin ülke içerisinde döviz arzını artırması için iki yöntem; ekonomiye sıcak paranın gelebileceği cazip bir ortam yaratmak veya borçlanma yoluyla döviz elde etmektedir. Güven ve belirsizliklerin olduğu bir ortamda bunu sağlamanın yollarından biri de ülkede uygulanan politika faizini artırmaktır. Aksi takdirde yabancı yatırımcının bankalarda likit tutmasının bir sebebi kalmaz. Fakat Türkiye’de artan döviz ihtiyacı ve yükselen enflasyona rağmen faiz politikasında kayıtsız kalınması Türkiye’ye böyle bir sermaye girişini engelleyen ana etmenlerden biridir.

1.1.3 Büyümeye Olan Katkısı

Türkiye’de son dönemde uygulanan düşük faiz politikasının ana sebeplerinden birisi pandemi sürecini en az hasarla atlatmak, kurumların nakite ulaşımlarını kolaylaştırmak, işten çıkarımları ve işletme iflaslarını en aza indirmek, ekonominin büyümesine katkı sağlamaktır. Fakat son dönemde enflasyon beklentilerinin yükselmesi ve kurlardaki belirsizlik fiyat istikrarını sağlamak ve ekonomideki devamlılığı tesis etmek açısından bir faiz artırımını zaten zorunlu kılmıştı. Dolayısıyla yüksek enflasyona karşı kayıtsız kalınması ekonomiye olan güveni de iyice zedelemektedir. Zaten Türk borsasının bu kadar ucuz olmasına ve dünyada kelimenin tam manasıyla tarihte görülmemiş bir para bolluğu yaşanmasına rağmen hisse senetlerinin talep görmemesinin ana sebeplerinden biri de ekonomide güvensizlik ve belirsizlik yaratan öğelere karşın elle tutulur bir önlemin alınmamış olmasıdır. Bugün itibariyle negatif faiz uygulamasının ülke ekonomisine verdiği zarar katkının üzerindedir, dolayısıyla örtülü olmayacak şekilde, 20 Ağustos PPK toplantısını beklemeden önemli ölçüde bir faiz artırımına gidilmesi gerekliliği hasıl olmuştur.

1.1.4 Fiyat İstikrarına Olan Zararı

Halihazırda uygulanan faiz politikası piyasada TL’nin ucuzlamasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla ucuz TL’ye ulaşım beraberinde menkul ve gayrimenkul alımlarını arttırmaktadır. Nitekim pandemi dolayısıyla hane halkına dağıtılan krediler neticesinde otomotiv satışlarında olağanüstü bir sıçrama yaşanmıştır. [2] Dolayısıyla mallara olan talep artışı beraberinde enflasyon yaratmıştır. Öte yandan ekonomideki belirsizlikler halkın ve kurumların büyük bir kısmını döviz ve altın alımlarına itmektedir. Netice itibariyle devlet eliyle piyasada oluşturulan para bolluğu döviz ve altına olan talebi de artırmaktadır. Böylece mallara olan talepteki artış hem dövizi hem de enflasyonu olağanüstü derecede yükseltmektedir.

1.2 Merkez Bankasının Rezervlerinin Eksiye Düştüğü Yönündeki Söylentiler

Özellikle bayram bitişi öncesinde Merkez Bankası rezervlerinin eksiye düştüğüyle ilgili gerek ulusal gerek uluslararası çevrelerdeki söylentiler TL aleyhinde kötü bir atmosferin ve telaşın doğmasına sebep oldu. [3]Piyasa’daki döviz kurunun olması gereken seviyede olmadığı, Merkez Bankasının piyasaya olan müdahaleleri sonucunda bir süredir baskılandığı fakat Merkezin de rezervlerinin kısıtlı olduğu ve bir gün bu rezerv bittiğinde kuru baskılayacak bir aracın kalmayacağı zaten biliniyordu. Dolayısıyla böyle bir haberin yayılması ve Merkez Bankasından da elle tutulur bir açıklamanın gelmemiş olması piyasada oluşan paniğin yükselmesine sebep oldu. Nihayetinde bayram sonrasında açılan piyasalarda kur müthiş bir sıçrama yaşadı. Kurdaki ani yükselişler muhtemelen “Acaba 2018 Ağustosunda yaşanılana benzer bir kur şoku mu geliyor?” havası yarattı ve yerleşiklerde de hızlı bir şekilde dövize kayma oldu. Kur 7,35 seviyelerine tırmandığında Merkezden gelen açıklama ve likidite imkan limitlerine yönelik düzenleme kurunu hızlı bir şekilde 7,15 seviyelerine kadar düşürdü fakat devam eden belirsizlik kurun tekrar 7,30 seviyelerine yükselmesine sebep oldu. [4] Kısaca Merkezin rezervlerine yönelik negatif yönlü söylemler artık Merkez Bankasının piyasayı yönlendirme gücünün kalmadığı düşüncesine sebep oldu ve ortaya çıkan atmosfer finansal piyasalarda çalkalanmaları beraberinde getirdi.

1.3 Pandemi Dönemindeki Kredi Genişlemesi

Esasında Covid-19’un ekonomilere olan etkileri neticesinde yıkımı en aza indirmek için FED, ECB gibi küresel ekonomiye yön veren merkez bankaları şimdiye kadar görülmedik bir biçimde parasal genişlemeye gittiler. Aşağıdaki grafikte FED’in bilanço genişlemesi gösterilmektedir. Grafikten de görüldüğü üzere FED bilançosunda yaşanan sıçramaları 2008 ve 2019 olmak üzere iki ayrı yılda görmek mümkün. Gelinen noktada Covid-19’un 2008 küresel krizinin bile sahip olduğu yıkım potansiyelinden daha fazla olduğu bilançolardan okunabilir. Dolayısıyla FED veya tüm merkez bankaları gibi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının da bilanço genişletmesinde herhangi bir sakınca yok fakat Türk ekonomisi özelinde dinamikler incelendiğinde yapısal olarak belirsizlik ve ekonomiye karşı duyulan güvensizlik basılan kredilerin bir kısmının döviz ve altın alımına gittiğini gösteriyor. Dolayısıyla dövizlerdeki son dönemli dalgalanmalara sebep olan faktörlerden birisinin de kredi havuzundaki genişleme ve ayrıca salgın öncesinde ekonomideki büyümenin devamlılığını sağlamak adına oluşturulan Aktif Rasyo Sistemi [5]olduğu söylenebilir.

Grafik 1: Amerikan Merkez Bankası Bilanço Değeri  [6]

dolar
Kaynak: Bloomberght

 

1.4 Ekonomi Yönetimine Olan Güvensizlik

Yukarıda da defalarca değinildiği gibi hukuk, temel hak ve özgürlükler gibi ekonomi dışı sebeplerin yanı sıra bazı ekonomik sebeplerin de bir araya gelmesiyle ekonomiye karşı oluşan güvensizlik beraberinde belirsizlikleri doğurmaktadır. Belirsiz bir ekonomide kısa, orta ve uzun vadede neler olunacağı tahmin edilemeyeceği için kimse o ekonomiye doğrudan veya dolaylı bir biçimde yatırım yapmak istemez. Sonuç olarak güvensiz ortam hem yerleşiklerin döviz alımını hızlandıran hem de yabancı yatırımcının yatırım yapmasını önleyen bir etken haline gelir. Özellikle TÜİK’in açıkladığı bazı verilerin reel ekonomiyle olan uyumsuzlukları, Merkez Bankası hedeflerinin sürekli revize edilmesi, para ve maliye politikasında dönem dönem yaşanılan uyuşmazlıklar güven faktörünü olumsuz yönde etkileyen öznelerdir. Netice itibariyle bunlar ekonomik güven endesklerine yansımakta ve oluşan güvensizlik gerek reel ekonomide gerekse de finansal piyasalarda Türkiye aleyhinde gelişmelere sebep olmaktadır. Aşağıda grafikten de görüleceği üzere yıllar içerisinde ekonomik gelişmelere bağlı olarak ekonomiye olan güven, tüketici özelinde büyük oranda düşüş kaydetmiştir. Sonuç olarak ekomik güven bir ekonominin sağlıklı bir şekilde devamlılığı açısından elzemdir ve tesisi zorunlu bir fenomendir. Dolayısıyla ekonomik güveni tesis etmek için büyüme pahasına atılacak her adım zorunludur ve taviz kabul edemez.

Grafik 2: Yıllara Göre Tüketici güven Endeksi[7]

para
Kaynak: Para Analiz

 

1.5 Merkez Bankası Satışları

Son dönemde Merkezin piyasaya olan müdahaleleri Türkiye’nin dünyadaki finansal piyasalardan negatif ayrışmasına sebep oldu. Şöyle ki Merkezin bir döviz baskılama aracı olarak rezervlerini kullanması aktörlerin oldukça ucuz fiyatlardan döviz almalarına sebep oldu. Söylentilerin artması, sürdürülebilir olmayan para politikası, siyasi riskler ve olumsuz beklentilerin artmasıyla beraber ne yazık ki aynı dönemde dünya piyasaları gayet olumlu seyrederken, çoğu endeks kriz öncesi durumuna yükselmişti. Türkiye piyasaları çok kısa bir süre içerisinde uluslararası konjonktürden negatif bir biçimde ayrıştı ve yalnızca bir günde döviz oldukça değer kazanırken borsadaki kayıplar %15’lere ulaştı. Dolayısıyla sürdürülebilir olmayan, serbest piyasa işlemlerine aykırı birtakım uygulamalar beraberinde kısa bir süre içerisinde kuru ve borsa endeksini olması gereken seviyelerde konumlandırdı. [8]

2. Türk Lirasının Değer Kaybındaki Uzun Dönemli Saikler

2.1 Yapısal Reformlardaki Gecikme ve Uzun Dönemli İktisadi Plan Eksikliği

Bir ekonominin olmazsa olmazlarından birisi sürdürülebilir kalkınmadır. Sürdürülebilir kalkınma, iktisadi dengede bozulmalar meydana gelmeden her alanda büyümeyi ifade eder. Bir ülkede böyle bir dinamiğin oluşması ise o ülke ekonomisinin oturduğu temellerin sağlam yapıda olmasını gerektirir. Söz gelimi bir ekonomi her 10 yılda bir krizlere ve şoklara maruz kalıyorsa o ülkede sürdürülebilir bir kalkınma modelinden söz etmek mümkün gözükmemektedir. Türkiye’de olan da budur ve bunun sebeplerini kökleşmiş yapısal problemlerde aramak gerekmektedir. Bu yazının konusu ekonomi olduğu için konu, ekonomik öğelerin dışına çıkılmadan anlatılmaya çalışılacaktır.

Türk ekonomisinin sahip olduğu modele bakıldığında yüksek teknoloji ürünlerin ihracattaki paylarının son derece düşük olduğu, ülkedeki çeşitli alanlardaki potansiyellerin kullanılamadığı, bilimsel yatırımların olmadığı ve genelikle bilimin ithal edildiği bir model gözlemlenmektedir. Dolayısıyla katma değer yaratamayan bir ekonomi yıllara bağlı olmaksızın sürekli dış ticaret açıklarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bunları kompanse edecek doğal kaynakların yokluğu ise ülkeyi her geçen sene çeşitli finans kurumlarına borçlu hale getirmektedir. Artan borca karşın sahip olunan kırılganlıklara bağlı olarak yıllar içerisinde yaşanılan yabancı çıkışları ve dolarizasyon kırılganlıklarını daha da artırmakta, ekonomi sahip olduğu yükü taşıyamaz hale geldiğinde ise krizler patlak vermektedir. Türk tipi krizlere bakıldığında bunların genellikle borçluluğa bağlı olarak ortaya çıkmış krizler olduğu görülebilir. Dolayısıyla yapılması gereken tüketim odaklı, kredi genişlemesine bağlı bir büyüme modelinden, bilim ve teknikteki gelişmenin odağında ihracata bağlı bir büyüme modeline geçilmesidir. Böyle bir modelde uluslararası bir kriz yaşanmaksızın, yaşanacak olası bir kriz ihtimali oldukça düşük olmakla birlikte, yıllar içerisinde teknoloji odaklı büyümeye bağlı olarak insan kalitesi artacak, beyin göçü azalacak ve Türkiye yatırım için daha cazip bir hale gelecektir. Refah seviyesinin arttığı, ekonomik kaygıların olmadığı bir Türkiye’de sosyo-kültürel, siyasi ve eğitim alanlarında da değişimler meydana gelecektir. Bunun yanında değişen hayatlar ömrün merkezine ekonomik kaygıları değil insani gelişim endekslerini esas alacaktır. Böylece birtakım kaygılardan kurtulmuş bir Türkiye’nin yetiştireceği genç nüfus bilim ve tekniği esas alan, okuyan ve araştıran, hayata bakış açısı ve ufku genişleyen daha yaratıcı ve daha kaliteli bireyler yaratabilir.

Ekonomide yapılması gereken köklü reformların eksikliği yukarıda bahsedilen birey kalitesinde insanların yetişmesine, yetişenlerin de ülke içerisinde kalmasına yardımcı olmuyor. Dolayısıyla bu uzun yıllar boyunca yaşanılacak bir döngünün ortaya çıkmasını beraberinde getiriyor. Böyle bir dönüşümün geçirilebilmesi için büyüme ve refah gibi dinamiklerin hükümet politikalarından çıkıp birer devlet politikası haline gelmeleri esastır.

Reformlarda sözünü ettiğimiz eksikliğin bir başka yan etkisi de ekonomiye duyulan güven noktasında görülmektedir. İhtiyaç duyulan reformları hayata geçirmede duyulan isteksizlik, sahip olunan sorunların zaman içerisinde adeta bir balon gibi şişmesine sebep olmaktadır. Biriken problemlerin, patladığı noktada daha büyük bir yıkım yaratacağına şüphe yoktur. Dolayısıyla bu dinamiklere sahip bir ekonomiye yerleşiklerin veya yabancıların güven duymaları mümkün gözükmemektedir.

2.2 Kurumsal Şeffaflığın Zedelenmesi

Süreç içerisinde Türkiye siyasi yapısında ciddi değişiklikler geçirdi. İktidarın merkezde toplanması, başkanlık sistemiyle beraber gelen tartışmalar, meclisin işlevsiz bir hale gelmesi, sistem içi birtakım çelişkilerin yaşanması, yargı ve kurumlara müdahale, yayımlanan verilere olan güvensizlik beraberinde kurumlara olan güvenin zedelenmesine sebep oldu. İşlerin bazı siyasi yönlendirmelerle sürdürüldüğü bir ekonomide ilkesellikten uzaklaşılması ve keyfi uygulamaların artması endişesi o ülkenin cazibe merkezi haline gelmesine yardımcı olmuyor. Dolayısıyla Türkiye’de yaşanılan bu gibi aksaklıklar ve giderilmesi için çözümlerin gerçekleştirilmesi bir yana bu gibi olumsuzlukların artarak devam etmesi ülke içerisinde bile “Acaba döviz mevduatlarına el konulur mu?” gibi tartışmaların yaşanmasına sebep oluyor. Bu gibi dinamiklere sahip bir ülkenin dışarıdan döviz çekmesi kelimenin tam anlamıyla imkansız gibi gözükmektedir. Aşağıda Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 1995 yılından bu yana yayımladığı ülkelerararsı şeffaflık endeksi grafiği bulunmaktadır. Özellikle 2013-2019 yılları arasında Türkiye’nin 11 puan kaybederek 38 sıra gerilemek suretiyle 180 ülke arasında 91. sırada yerini alması sorunun büyüklüğü ve çözümün önemi konusunda uyarıda bulunmaktadır.[9] Sonuç itibariyle kurumsal şeffaflık ve merkezi yetkinin kurumlara dağıtılması suretiyle getirilecek olan bir reform paketi Türkiye ve hükümete olan güveni artıracaktır.

Tablo 1: Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2019 Endeksi

şeffaflık
Kaynak: seffaflik.org

 

2.3 Uzun Dönemli Yüksek Enflasyon

Bir ülkede istikrarlı bir büyüme için makul ve istikrarlı bir enflasyon oranı şarttır. Enflasyon oranlarının bozulduğu durumlarda paranın değer yaratma işlevi azalır, fiyat değişimlerindeki süreklilik alım gücünü azaltır, ülke para birimine olan güveni azaltarak firmaların yatırım tüketicilerin ise tüketim iştahını keser ve süreç içerisinde yüksek enflasyonun devamlılığı yerel para değerinde düşüşlere sebep olur. Yerel paradaki değer kaybı paranın işlevselliğini azaltır ve yabancı paraya olan talebi artırır. Bu durum tekrar bir maliyet enflasyonu yaratır ve ülke ekonomisi enflasyon ve döviz sarmalına girmek durumunda kalır. Türkiye’de uzun zamandır yaşanılan da budur. Aşağıdaki grafikten de görüldüğü üzere Türk ekonomisi seneler içerisinde sürekli artan bir biçimde enflasyona maruz kalmıştır. Artan enflasyon zamanla Türk Lirasına olan güveni azaltmış, kırılganlıkların artmasına hizmet etmiştir. Yani enflasyona karşın beklentiler beraberinde enflasyon doğurmuştur. Enflasyona karşı seneler içerisinde sağlam bir duruşun takınılmamış olması, ekonomi politikalarında istikrarlı kalkınma yerine büyümenin esas alınması ise finansal ve reel piyasalarda aşınmaya sebep olmuş, bir başka deyişle üretken olmayan alanlara yatırımlar kaymaya başlamıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye’nin Covid-19 ile mücadele bir kenara bırakıldığında en öncelikli hedefi enflasyonla mücadeledir. Bu bağlamda alınacak olan her tedbir ekonomiye olan güvenin tesisine, bir başka deyişle Türkiye’nin en çok ihtiyacı olana katkı sağlayacaktır. Aksi takdirde halihazırda yaşanılan bunalımın daha da derinleşmesi ve belki de uzun yıllar sürecek bir krizin yaşanma ihtimali yüksektir.

Grafik 3: Yıllara Göre TCMB Enflasyon Hedefi ve Gerçekleşme Oranları[10]

enflasyon
Kaynak: mahfiegilmez.com

 

3. Olası Sonuçlar ve Geleceğe Bakış

3.1 Uygulanacak Para Politikalarına Bağlı Olarak Doğacak Olasılıklar

Bundan sonraki dönemde uygulanacak olan para politikası Türk Lirasının seyri açısından en önemli faktör olarak göze çarpmaktadır. 20 Ağustos PPK toplantısını beklemeksizin politika faizinde önemli oranda yükselmeye gidilmesi piyasaya verilecek kararlılık mesajı açısından önemli. Bunun yanında doğrudan politika faizinde herhangi bir değişime gitmeden dolaylı yöntemlerle fiili faizi arttırmanın reel etkisi elbette olacaktır fakat güçlü bir duruş açısından açıktan politika faizinde gidilecek değişiklik Türk Lirasının lehine bir gelişme olur. Öte yandan rezerv satılmaya devam edilme yönteminin seçilmesi şu aşamada kısa vadede de bir sonuç vermeyecektir. Zira artık net rezervlerin tükenme noktasına geldiği bilinmektedir. Dolayısıyla bu opsiyon güçlü bir araç olma işlevini yitirmiş gibi gözüküyor.

Gevşek para politikası uygulamasının devam etmesi, aktif rasyo sistemi aracılığıyla özel bankaların kredi vermeye zorlanması, piyasadaki kredi hacmini artırmak suretiyle büyüme politikalarının devamı yukarıda da değinildiği gibi en çok ihtiyaç duyulan fenomen olan güven faktörünün tesisi noktasında problemlere sebep olacaktır. Gelinen aşamada gevşek para politikaları Covid-19 ile olan mücadelede bir zorunluluk gibi gözükse de finansal istikrar ve reel piyasaların devamlılığı açısından para politikasının sıkılaştırılma ihtiyacı doğmuştur fakat para politikasında gidilecek olan sıkılaşma politikaları mevcut soruna nihai bir çözüm sağlamaz. Nihai çözümler uzun vadeli kökleşmiş yapısal problemlerin giderilmesinde yatmaktadır. Dolayısıyla bu yazıda konjonktürel problemlerin ivedilikle giderilmesi açısından faiz politikasında önemli bir değişikliğe gidilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır.

3.2 Maliye Politikalarına Bağlı Olarak Doğacak Olasılıklar

Türkiye’de devlet borcunun GSYH’ye oranı %33 düzeylerinde. Bu, diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük bir rakam. Dolayısıyla Covid-19 ile mücadele yöntemi olarak devlet borçlarının artırılması suretiyle fon yaratılabilir. Bu durumda firma ve bireylere devlet yardımları artırılarak sürecin etkileri minimize edilebilir. Tüm bunların yanında Türkiye’nin en önemli avantajlarından birisinin devlet borçlarındaki düşüklük olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple, mali çıpadaki orantısız artışlardan kaçınılmalıdır. [11]

Öte taraftan enflasyon ile mücadele kapsamında uygulanacak olan maliye politikasının da para politikasıyla uyumlu olması, ekonomi yönetiminin bundan sonraki süreçte uygulayacağı politikalardan biri olarak değerlendirilebilir. Bu durumda fiyat istikrarını sağlama ve TL’nin değerini koruma hususunda önemli bir gelişme sağlanmış olur. Buna rağmen şu aşamada maliye politikasının para politikasıyla uyumlu olması Covid-19’un etkilerinin hafifletilmesine katkı sağlamaz. Dolayısıyla hem fiyat istikrarının sağlanması ve TL’nin değerinin korunması hem de Covid-19’un etkilerinin minimize edilmesi açısından farklı bir formül geliştirilmesi gerekiyor. Örneğin bir yandan geniş maliye politikaları aracılığıyla ekonomide süreklilik sağlanmaya çalışılırken öte yandan  sıkı para politikaları aracılığıyla da TL’deki kayıplar kompanse edilebilir. Türkiye’nin şu anda ana sorunu maliyet kökenli enflasyon olduğu, geniş maliye politikasının ise kısmi talep artışı yaratacağı göz önünde bulundurulduğunda iki çıpanın da zıt yönlerde uygulandığı bir politika geliştirilebilir fakat burada maliye politikaları aracılığıyla verilecek olan kredilerin harcanmasında belli sınırlandırmalar koyulabilir. Aksi takdirde bu krediler aracılığıyla döviz alımlarının devam etmesi kaçınılmaz olur. Dolayısıyla kredi alımlarına getirilecek sınırlandırmalar da Covid-19’la mücadele kapsamında önemli yer tutmaktadır.

Sonuç

Son dönemde ortaya çıkan pandemi dolayısıyla dünya ekonomilerinde ve ülkelerin geleneksel ekonomi politikalarında ciddi değişimler meydana geldi. Bu gelişmelerden Türkiye’nin de etkilenmesi gayet doğal karşılanabilecek bir durum. Bir diğer ifadeyle Covid-19 sebebiyle durağanlaşan ve belirsizleşen ekonomide hem maliye hem de para politikalarında uygulanan genişleyici önlemler pandeminin etkilerinin en aza indirilmesine yardımcı olmakla birlikte özellikle para politikasındaki olağanüstü ve teorinin zıt yönündeki genişleme Türkiye özelinde işe yaramış gibi gözükmüyor. Bunun sebebi yazıda Türkiye ekonomisinin dinamikleri çerçevesinde açıklandı. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin karakteristik özellikleri de dikkate alınarak atılacak adımlar hem Covid-19’un yaratmış olduğu ekonomideki durağanlığı mümkün olan en alt seviyeye indirecek hem de finansal istikrarı görece olarak tesis etmiş olacaktır. Sonuç olarak yazıda da dile getirildiği gibi konjonktürel sıkıntıların giderilmesi adına atılacak adımlar beraberinde uzun vadeli önlemleri de içermeli. Diğer bir ifadeyle kısa vadeli önlemler, ekonomideki kırılganlıkları giderecek uzun vadeli yapısal çözümlemelerle desteklenmediği takdirde orta ve uzun vadede sonuç getirmeyecektir.

 

 


Kaynakça

Birinci Murat, Merkez Bankası Politika Faizini Yüzde 8,25’te İndirdi, 21.05.2020,  https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/merkez-bankasi-politika-faizini-yuzde-8-25e-indirdi/1849025#:~:text=T%C3%BCrkiye%20Cumhuriyet%20Merkez%20Bankas%C4%B1%20(TCMB,8%2C25’e%20%C3%A7ekti., E.T: 9.08.2020

BloombergHT, Fed ETF Alımlarına Devam Ediyor, Bilançocu 7.1 Trilyon Dolara Yükseldi, 29.05.2020, https://www.bloomberght.com/fed-etf-alimlarina-devam-ediyor-bilancosu-71-trilyon-dolara-yukseldi-2256505, E.T: 10.08.2020

Döviz.com, Merkez Bankasından Likidite Hamlesi, 07.08.2020, https://haber.doviz.com/gundem-haberleri/merkez-bankasi-ndan-likidite-hamlesi/574576E.T: 09.08.2020

Eğilmez Mahfi, Kendime Yazılar, Aktif Rasyosu, 18.04.2020, http://www.mahfiegilmez.com/2020/04/aktif-rasyosu.html, E.T: 09.08.2020

Eğilmez Mahfi, Türkiye’de Uygulanan Ekonomi Politikası Başarılı Mı?, 04.23.2020, http://www.mahfiegilmez.com/2019/04/turkiyede-uygulanan-ekonomi-politikas.html, E.T: 10.08.2020

Özatay Fatih, Kamu Borcu, 04.06.2020, https://www.dunya.com/kose-yazisi/kamu-borcu/471883#:~:text=COVID%2D19%20salg%C4%B1n%C4%B1%20%C3%B6ncesinde%20(2020,ba%C5%9F%C4%B1nda%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCk%20bor%C3%A7%20oran%C4%B1%20geliyordu., E.T: 10.08.2020

Para Analiz, Tüketici Güveni Son 10 Yılın En Düşük Seviyesine Yakın, 20.02.2019,  https://www.paraanaliz.com/2019/guncel/tuketici-guveni-son-10-yilin-en-dusuk-seviyesine-yakin-30464/, E.T: 10.08.2020

Para Analiz, Analistler Uyardı: Düşen TCMB Rezervleri Felakete Yol Açabilir!, 29,06,2020, https://www.paraanaliz.com/2020/ekonomi/analistler-uyardi-dusen-tcmb-rezervleri-felaket-yol-acabilir-48664/, E.T:  09.08.2020

TRT Haber, Otomotiv Sektörünü Pandemi Durdurmadı: %600’lere Varan Rekor Artış, 06.08.2020, https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/otomotiv-sektorunu-pandemi-durdurmadi-yuzde-600lere-varan-rekor-artis-506992.html, E.T: 09.08.2020

Tarihi Uyarı Dolar Borsa Emlak Kredi, 08.08.2020, https://www.youtube.com/watch?v=c9rmj5QWTYA, E.T: 10.08.2020

Uluslararası Şeffaflık Derneği, Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2019 Yolsuzluk Algı Endeksini Açıkladı, 01.23.2020, https://www.seffaflik.org/2018-yolsuzluk-algi-endeksi-aciklandi/, E.T: 10.08.2020

Dipnotlar

[1] Murat Birinci, Merkez Bankası Politika Faizini Yüzde 8,25’te İndirdi, 21.05.2020,  https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/merkez-bankasi-politika-faizini-yuzde-8-25e-indirdi/1849025#:~:text=T%C3%BCrkiye%20Cumhuriyet%20Merkez%20Bankas%C4%B1%20(TCMB,8%2C25’e%20%C3%A7ekti., E.T: 9.08.2020

[2] TRT Haber, Otomotiv Sektörünü Pandemi Durdurmadı: %600’lere Varan Rekor Artış, 06.08.2020, https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/otomotiv-sektorunu-pandemi-durdurmadi-yuzde-600lere-varan-rekor-artis-506992.html, E.T: 09.08.2020

[3] Para Analiz, Analistler Uyardı: Düşen TCMB Rezervleri Felakete Yol Açabilir!, 29,06,2020, https://www.paraanaliz.com/2020/ekonomi/analistler-uyardi-dusen-tcmb-rezervleri-felaket-yol-acabilir-48664/, E.T:  09.08.2020

[4] Döviz.com, Merkez Bankasından Likidite Hamlesi, 07.08.2020, https://haber.doviz.com/gundem-haberleri/merkez-bankasi-ndan-likidite-hamlesi/574576E.T: 09.08.2020

[5] Mahfi Eğilmez, Kendime Yazılar, Aktif Rasyosu, 18.04.2020, http://www.mahfiegilmez.com/2020/04/aktif-rasyosu.html, E.T: 09.08.2020

[6] BloombergHT, Fed ETF Alımlarına Devam Ediyor, Bilançocu 7.1 Trilyon Dolara Yükseldi, 29.05.2020, https://www.bloomberght.com/fed-etf-alimlarina-devam-ediyor-bilancosu-71-trilyon-dolara-yukseldi-2256505, E.T: 10.08.2020

[7] Para Analiz, Tüketici Güveni Son 10 Yılın En Düşük Seviyesine Yakın, 20.02.2019,  https://www.paraanaliz.com/2019/guncel/tuketici-guveni-son-10-yilin-en-dusuk-seviyesine-yakin-30464/, E.T: 10.08.2020

[8] Tarihi Uyarı Dolar Borsa Emlak Kredi, 08.08.2020, https://www.youtube.com/watch?v=c9rmj5QWTYA, E.T: 10.08.2020

[9] Uluslararası Şeffaflık Derneği, Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2019 Yolsuzluk Algı Endeksini Açıkladı, 01.23.2020, https://www.seffaflik.org/2018-yolsuzluk-algi-endeksi-aciklandi/, E.T: 10.08.2020

[10] Mahfi Eğilmez, Türkiye’de Uygulanan Ekonomi Politikası Başarılı Mı?, 04.23.2020, http://www.mahfiegilmez.com/2019/04/turkiyede-uygulanan-ekonomi-politikas.html, E.T: 10.08.2020

[11] Fatih Özatay, Kamu Borcu, 04.06.2020, https://www.dunya.com/kose-yazisi/kamu-borcu/471883#:~:text=COVID%2D19%20salg%C4%B1n%C4%B1%20%C3%B6ncesinde%20(2020,ba%C5%9F%C4%B1nda%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCk%20bor%C3%A7%20oran%C4%B1%20geliyordu., E.T: 10.08.2020