Dolar TL İlişkisi

Dolarizasyon Olgusu Ve Türkiye Penceresi

GİRİŞ

1970’lerden itibaren küreselleşme ile birlikte artan sermaye hareketliliği ve finansal piyasaların bağlantıları, ulusal paraların ülkelerinin dışında da talep edilmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra 1990’lı yıllarda çok sayıda ülke ekonomik kriz ile boğuşmuştur. 1999 yılında Brezilya, 1999 ve 2001 yıllarındaki Türkiye, 2001 yılındaki Arjantin de yaşananlar bunlara örnek gösterilebilir. Yaşanan bu krizler yapılan politikaların sorgulanmasına ve yeni çıkış yollarının aranmasına neden olmuştur. En çarpıcı çıkış yollarından biri de gelişmekte olan ülkelerin kendi paralarından vazgeçerek gelişmiş bir ülke para birimini yasal para olarak kabul etmesi olmuştur.

Yüksek enflasyonun yaşandığı, ulusal paranın değer kaybettiği gelişmekte olan ülkelerde ekonomik istikrara kavuşmak adına, gelişmiş ülkelerin ulusal paraları paranın farklı işlevlerinin yerine getirmek amacıyla kullanımını sağlamıştır. Paranın fonksiyonlarının başka bir para birimi tarafından yerine getirilmesine para ikamesi ya da dolarizasyon denir. Yapılan çalışmalarda ise para ikamesi ve dolarizasyona farklı tanımlamalar yapılmıştır. Calvo ve Vegh’e göre  “dolarizasyon “, ulusal paranın ‘hesap birimi ‘ olma ve ‘değer saklama’ fonksiyonlarının yabancı para tarafından ele geçirilmesidir. Para ikamesi ise yabancı paranın ‘değişim aracı’ olarak kullanılmasıdır. Bu durumda para ikamesi dolarizasyonun son aşamasıdır.[1]

Bu yazı çerçevesinde para ikamesi ve dolarizasyon birbiri yerine kullanılabilen kavramlar olarak ele alınmıştır.

Çalışmada öncelikle dolarizasyon kavramı üzerine durularak türleri açıklanmıştır. Politika olarak seçilmesinin nedenleri incelenmiştir. Akabinde ülke ekonomisinde sağladığı yararlar ve neden olduğu maliyetler açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak ise Türkiye ekonomisi açısından dolarizasyon olgusunun durumu ortaya konulmuştur.

Dolarizasyonun Tanımı ve Türleri

Dolarizasyon en basit anlamıyla herhangi bir yabancı paranın başka ülke tarafından kullanılmasıdır.[2]Dolarizasyon paranın değer saklama, hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi temel işlevlerini yerine getirmek üzere, yabancı paranın yerli paranın yerini almasıdır. Dolarizasyon tanımı yapılırken para ikamesi ve varlık ikamesi kavramları açıklanmalıdır. Para ikamesi dolarizasyonun yerine de kullanılmakta ve ulusal para yerine yabancı paranın ödeme ve hesap birimi olarak kullanılmasını ifade etmektedir. Varlık ikamesi ise yabancı paranın değer saklama aracı olarak kullanılmasıdır.[3]

Gioavanni ve Turtelboom ‘ikame’ sözcüğünün anlamının “ bir şeyi diğerinin yerine koymak, değiştirmek “ olduğunu vurgulamakta ve bu yüzden para ikamesinin Panama’daki gibi tam anlamıyla değişimi ifade eden bir kavram olarak kullanılması gerektiğini savunmaktadır.[4]

Mackinnon’a göre para ikamesi; direkt para ikamesi ve dolaylı para ikamesi olmak üzere iki şekilde düşünülmektedir. Direkt para ikamesi iki veya daha fazla paranın rekabeti iken dolaylı para ikamesi yatırımcıların parasal olmayan finansal varlıklara yönelmesi olarak ifade edilir.[5]

Mackinno’a benzer bir ayrımı Calvo da yapmıştır. Dolarizasyonu, kısmi dolarizasyon ve tam dolarizasyon olarak ikiye ayırmıştır. Calvo’a göre ülkede yabancı para birimi; paranın değer saklama, hesap birimi olma, ödeme aracı olma şeklindeki üç klasik fonksiyonundan birini yerine getirmede kullanılıyorsa o ülkede dolarizasyon vardır. Dolayısıyla Bolivya, Peru, Türkiye gibi ülkelerde kısmi dolarizasyon yaşanmaktadır. Bir ülke madeni para dışında kendi parasının kullanımını tamamen bırakıyorsa o ülkede tam dolarizasyondan bahsedilebilir.

Hijazeen ve Assaf kullanımlarına göre dolarizasyon üç türe ayrılır. ‘ Ödeme dolarizasyonu’ dövizin ödeme aracı olarak kullanılmasını ifade eder. ‘Finansal dolarizasyon’ ülke vatandaşlarının finansal varlıklarını döviz cinsinden tutmasından kaynaklanmaktadır. ‘Reel dolarizasyon’ ise fiyat ve ücretlerin yabancı para cinsinden belirlenmesidir.[6]

Dolarizasyonun Nedenleri ve Etkileri

Dolarizasyon ekonomik birimlerin makroekonomik istikrarsızlığa karşı korunma anlamında verdikleri bir tepkidir. Makroekonomik istikrarsızlığın en önemli göstergelerinden biri de yüksek ve oynak enflasyondur.[7]

Yüksek ve kronik enflasyon, ulusal para cinsinden tüm varlıkların değerlerindeki aşırı dalgalanmayı arttıran bir faktördür. Tekrarlayan yüksek enflasyon ve yerli paranın devalüasyonu akabinde halk yerli parayı güvenilir bir değer saklama aracı olarak görmemekte ve bunun yerine varlıklarını güvenilir bir para birimi cinsinden oluşturmaktadır. Aynı zamanda halk uzun vadeli borç işlemlerini yerli parayla gerçekleştirmekte isteksiz davranmaktadır.  Çünkü insanlar yerli paranın gelecekteki satın alma gücüne yönelik tahminleri sonucunda, yerli paraya güvenlerini kaybetmekte ve bunun neticesinde finansal işlemler dolara bağlı olarak belirlenmektedir.

Dolarizasyonun bir diğer sebebi de, faiz farklılıklarından yararlanmak için yapılan arbitrajdır. Çoğunlukla kısa vadeli veya dolaylı yabancı sermaye akımlarının serbest olduğu gelişmekte olan ülkelerde etkisini gösterir ve aslında yüksek enflasyonla bağlantılıdır. Yüksek enflasyon yaşanan ülkelerde enflasyona bağlı risk primi de yüksek olduğu için, döviz cinsinden mevduatlara uygulanan nominal faiz oranları; dolayısıyla reel faiz oranları yüksek olacaktır. Bu durum da dolaylı yabancı sermaye hareketlerinin ülkeye yönelmesi ile döviz tevdiat hesapları ve ardından dolarizasyon derecesini arttıracaktır.[8]

Kamu bütçe açıklarının finansmanı da para ikamesi sürecinde belirleyici unsurdur. Bütçe açıkları birkaç yoldan dolarizasyona neden olur. Bunlardan biri bütçe açıklarının kapatılmasında enflasyon vergisinden yararlanıldığı durumdur. Enflasyon yükselmesi ile borçların reel değeri düşer ve artan nominal gelir yüzünden daha çok gelir vergisi toplamak olanaklı hale gelir.  Ekonomik birimler de bu gizli vergiden kurtulmak amacıyla yabancı para ve yabancı para cinsinden aktif bulundururlar. Yüksek bütçe açıkları ve yurtiçi tasarruf düzeyinin yeterli olmaması hükümetleri yabancı piyasalardan borçlanmak durumunda bırakabilir. Ve birçok ülke uluslararası piyasalarda kendi para birimiyle borçlanamadığı için dolarizasyona başvurmak zorunda kalır.[9]

Finansal serbestleşme politikalarına bağlı olarak para ikamesinin boyutunu arttıran diğer bir faktör de finansal krizlerdir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde dışa dönük finansal serbestleşme politikalarının ardından yaşanan krizler bir taraftan döviz kurundaki aşırı dalgalanmaları arttırırken diğer taraftan da iktisadi birim beklentilerinde kötüleşmeye neden olarak dolarizasyonun derecesini arttırmaktadır. Bir de finansal piyasalarda yeterli derinliğe sahip olmayan ülkelerde sığ finans piyasaları yatırımcıya risk açısından yeterli seçenek sunamaması yabancı para cinsinden varlık alımına neden olacaktır. Bu durumda dolarizasyon olgusunu arttırır. [10] Görüldüğü üzere dolarizasyona neden olan kurumsal ve ekonomik nedenler mevcuttur. Bu mevcut durumu yaratan da politika yapıcıların uyguladıkları ekonomi politikalarıdır. En son kertede güçlü ve güvenilir bir para biriminin olmayışı dolarizasyon olgusunun boyutunu arttıran yegane sebeptir.

Dolarizasyonu savunan ve eleştiren iki farklı tarafın da görüşleri incelendiğinde, dolarizasyon olgusunun sağladığı yararlar ve neden olduğu sorunlar göze çarpmaktadır. Ancak fayda ve maliyetler incelenirken resmi dolarizasyon ile gayri resmi dolarizasyon uygulamaları dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmak gerekir.

Resmi dolarizasyon sürecinin yaşandığı bir ülkede en önemli sonuçlardan biri para politikasının dümeninin kaybedilmesidir. Ülke ekonomisinde yaşanan herhangi bir sorunda para politikaları uygulamaları etkisiz kılınabilir. Çünkü para ikamesinin ileri boyutta olduğu bir ekonomide ulusal paraya olan talebin düşük ve dengesinin bulunmaması para otoritelerinin etkide bulunabileceği yurtiçi likiditede kısıtlı kalmakta ve para politikası araçları etkinliğini yitirmektedir.[11]

Başka bir deyiş ile para basma yetisini kaybeden Merkez Bankası yaşanan herhangi bir ekonomik krizde bankaları borç vererek istikrarsızlıktan kurtarma şansını yitirir. Politika yapıcıları bağımsız bir ekonomi ve para politikası yapma aracını kaybetmiş olur. Yerine ikame edilen paranın ülkesinde yaşanan siyasi ve ekonomik her türlü sorunun etkisi altında kalır. Parası ikame edilen ülkenin kararları altında kalan ve para politikaları konusunda etkisini yitiren ülkelerde gelirleri yerli para cinsinden olan firmalar döviz cinsinden borçlanmak zorunda kalırlar ve yüksek bir devalüasyon sonucunda borçlarını döndürememe problemi ile karşı karşıya gelebilirler.

Dolarizasyonun yarattığı en temel sorunlardan biri de para basma gücünün sağladığı senyoraj gelirlerinin kaybıdır. Yerli paraya olan talebin yabancı para lehine değişmesi hükümetin senyoraj gelirlerinin azalması, dolarizasyonun önemli maliyetlerindendir. Bu durumda bütçe açığını finanse etmede hükümetler önemli bir kaynağı yitirmiş olurlar. Tüm bu etkiler makroekonomik istikrarın bozulması ve özellikle finans piyasalarının kırılgan hale gelmesine neden olur. Bunun sonucunda ise krizlere karşı dirençsiz bir ülke ekonomisi meydana getirilmiş demektir.

Türkiye Ekonomisinde Yaşanan Dolarizasyon Süreci

Türkiye dolarizasyon olgusu ile 1980’li yıllarda dışa açılma programları çerçevesinde tanışmıştır.[12] Türkiye’de dolarizasyonun ortaya çıkması ve hızlanması makroekonomik istikrarsızlıklar, döviz kuru rejimleri, ekonomi politikalarının kredibilite eksikliği ve verimsiz piyasa düzenlemeleri sonucu oluşmuştur.[13]

1970’li yıllarda yaşanan ve Türk ekonomisinin dış dünya ile ilişkilerinden kaynaklanan sıkıntıların doğurduğu bir ortamda uygulanan 24 Ocak Kararları, serbestleşme üzerine olduğundan ekonomiyi dışa açan kapsamlı reformları içermiştir. Bunun yanı sıra devlet; Aralık 1983’ten itibaren ticari bankaların döviz işlemleri yapabilmelerine, döviz tevdiat hesabı açabilmelerine izin vermiştir.  Aynı zamanda 1989 yılında ise 32 sayılı karar uyarınca yurtiçi yerleşiklerin yabancı menkul kıymetler edinimlerine de izin verilmiştir.

Türkiye ekonomisinde ulusal paranın değer kaybının yükseldiği zamanlarda dolarizasyon oranının arttığı gözlemlenmiştir. Bu durum hazine bonosu ve devlet tahvillerine uygulanan pozitif reel faiz oranları ile açıklanabilir. 1994 yılında yaşanan kriz sonrasında devletin borçlanma ihtiyacının artmasına paralel olarak borçlanma araçlarına uygulanan faiz oranları da arttırılmıştır. Türkiye ekonomisinde haine bonosu ve devlet tahvillerine plasman yapma eğilimi özellikle Türk lirasının değerinde görülen istikrarsızlıklar sebebiyle giderek artmaktadır.[14]

Tahmin edilebilir kur rejiminin uygulanması, yüksek ve kronik enflasyon, tam mevduat güvencesi, siyasi istikrarsızlık gibi nedenlerle 1996-1999 döneminde dolarizasyonun yüksek seviyelerde olduğu; kredi ve mevduat dolarizasyonu oranlarının %40 ile % 50 arasında gerçekleştiği görülmektedir. 1999 yılında açıklanan yeni para programı sonrasında kredi dolarizasyonu azalmış mevduat dolarizasyonu artmıştır ve bankacılık sektörü yüksek açık pozisyon vermiştir. 2001 krizinin ardından Türkiye’de mevduat dolarizasyonu artmış açık pozisyon kapatmak isteyen bankalar kredi dolarizasyonun artmasına sebep olmuştur.[15]

Toplam mevduatlar içerisinde TL’nin payının en düşük olduğu ve dövizin payının en yüksek olduğu dönem 2001 krizini takip eden dönemdir. Ancak ekonominin istikrara kavuşmaya başlamasının ardından TL’nin toplam mevduatlar içindeki payı artmaya, dövizin payı azalmaya başlamıştır.[16]

2001 krizi sonrasında uygulanan sıkı para politikası ve yapısal reformlar enflasyonu önlemede başarı sağlamıştır. Finansal piyasalarda yapılan düzenlemeler ile birlikte piyasalar derinlik kazanmış krizlere karşı daha dirençli hal almıştır.  Aynı zamanda TCMB’nin bağımsızlığının kanunlaştırılması güven ortamının sağlanmasına destek olmuştur. Esnek döviz kuruna geçilmesi piyasalara istikrar kazandırmıştır. Kurların esnek olması kur riskini piyasalara kaydırmakta, ekonomik birimleri risk yönetimi uygulama konusunda zor duruma sokmaktadır. Sektörün bilançolarında yer alan ve yükümlülük dolarizasyonu için bir gösterge sayılabilecek dış borç / GSYH oranı yüksek seviyesini korumuştur. Özel sektörün dış yükümlülüğü 2005 yılından itibaren kamunun dış yükümlülüklerini de geçmiştir. [17] Bunun en önemli müsebbibi ise iç ve dış faiz oranları arasındaki farklılıktır. Yurtdışından borçlanmak daha az maliyetli olduğu için özel sektör yurtdışından borçlanma yolunu seçince para ikamesi seviyesini arttırmış oldu.

Son dönemlerde yaşanan yüksek enflasyon, döviz kurundaki oynaklık, iç ve dış sorunlara uygulanan politikaların çözüme yetersiz kalışı TL’ye olan güveni sarsmış ve dolarizasyonu arttırmıştır. Özel sektörün döviz ile olan ödeme yükümlülüklerinin yaklaşması ve döviz kurundaki yaşanan oynaklıkla kesiştiğinden derin ekonomik sorunlara sebep olmaktadır.

SONUÇ

Dolarizasyon bir süreçtir ve ulusal paranın işlevlerini yerine getirememesi sonucunda baş gösterir. Ekonomik istikrarını sağlayamamış, yüksek ve kronik enflasyon sorununu uzun süre yaşamış, halkın ulusal paraya güveninin sarsıldığı ülkelerde verilen bir aksiyondur.

Problemin çözümünde fiyat istikrarının sağlanması, siyasi belirsizliğin azalması ve mali disiplinin sağlanması tek başına yeterli olmamaktadır. Güven ortamının sağlanması, yapısal reformların hayata geçirilmesi gerekir. Nitekim gelişmekte olan ülkelerde yapılan çalışmalarda dolarizasyonun enflasyonun düşmesi bakımından bir histerisise sahip olduğu ve bu durumdan siyasi belirsizliğin en önemli etken olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de ise 1980’lerden başlayan dolarizasyon olgusu bugünde yaşanan son gelişmelerle varlığını arttırarak devam ettirmektedir.

1994 krizi ardından yaşanan süreçte, finansal liberalizasyona geçilmiştir. Bunun sonucunda yabancı para yönetim ve kullanımı artmış, ulusal paranın bazı işlevlerini yerine getirir hale gelmiştir. Kriz dönemleri de bu sürecin artarak sürmesine neden olmuştur. 2001 krizi sonrası oluşturulan sıkı para ve maliye politikaları ve finansal düzenlemeler ile tersine dolarizasyon süreci yaşanmışsa da iç ve dış faiz oranları arasındaki maliyet farkları neticesinde dışarıdan borçlanan özel sektör dolarizasyon olgusunun artmasına sebep olmuştur.

Dolarizasyon kötü makroekonomik etkilerin neticesi olarak yerli paraya olan güvenin sarsılması sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu temel sorunu düzeltmeden ve ekonomik birimlerin isteklerini karşılamadan tersine dolarizasyon sürecinin yaşanmasının ihtimali yoktur.

 


KAYNAKÇA

CalvoG., Vegh C, CurrencySubstition in DevelopingCountries : An Introduction – IMF WorkingPaper, 1992

Yılmaz G., FinancialDollarization – De dollarization and TurkishExperience , 2005

Gençay O., Finansal Dolarizasyon ve Finansal İstikrar Arasındaki İlişki : Türkiye Değerlendirmesi, 2007, Ankara

Hekim D., Para İkamesi Histerisi: Türkiye Örneği, Osmangazi Ü. İİBF Dergisi, Eskişehir, Nisan 2008

Süslü B., Boydur M. , Para İkamesi ve Türkiye’deki Gelişimi , İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No:27 , Ekim, 2002

Özen A. E., DolarizasyonOlgusu : Teorik Bir İnceleme ve Türkiye Örneği , Ekonomi – Politika ve Finans Araştırmaları Dergisi , 2018 , 3(1)

Serdengeçti S. , Dolarizasyon/ Ters Dolarizasyon , Eskişehir, Ekim 2005

Dumrul C. , Türkiye Ekonomisinde Para İkamesinin Belirleyicilerin Sınır Testi Yaklaşımı ile Eş- Bütünleşme Analizi , Erciyes Ü. İİBF Dergisi, S 35, 2010

Yılmaz D. , Dollarization : Consequence and Policy Option “ TCMB DollarizationConsequence and Policy Option “ Uluslar arası Konferansı, 2006

Aklan N. A. , Para İkamesi Süreci ve Türkiye Örneği, Celal Bayar Ü. İİBF, Manisa, 2001, cilt 1, sayı 1

DİPNOTLAR

[1]GuillermoCalvo, Carlos Vegh , ‘CurrencySubstition in DevelopingCountries : AnIntroduction “ IMF WorkingPaper, 1992, SS 40

[2] Gökhan Yılmaz, Finansal Dollarization- De dollarization and TurkishExperience, 2005, paperno: 6,

[3] Oya Gençay, Finansal Dolarizasyon ve Finansal İstikrar Açısından İlişki : Türkiye Değerlendirmesi , 2007, ss 3

[4] Derya Hekim , Para İkamesi Histerisi : Türkiye Örneği, Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Nisan 2008 , ss 28

[5]Bora Süslü- Mehmet Boydur, Para İkamesi ve Türkiye’deki Gelişimi, İÜ Siyasal Bilgiler Dergisi, sayı 27, Ekim 2002,ss 93

[6][6] Aysun Eser Özen, DolarizasyonOlgusu : Teorik Bir İnceleme ve Türkiye Örneği, Ekonomi- Politika ve Finans Araştırmaları Dergisi, 2018, sayı 3 (1) , ss 104

[7] Süreyya Serdengeçti , Dolarizasyon- Ters Dolarizasyon , Eskişehir,  3 Ekim 2005, ss 4

[8]Cüneyt Dumrul , Türkiye Ekonomisinde Para İkamesinin Belirleyicilerin Sınır testi Yaklaşımı ile Eş-Bütnleşme Analizi, Erciye Ü. İİBF Dergisi , Sayı 35, Ocak-Temmuz 2010, ss202

[9] Derya Hekim, age, ss30

[10] Cüneyt Dumrul, age, ss 202

[11] Age, ss 203

[12] Derya Hekim, age, ss33

[13] D. Yılmaz, TCMB Dollarizationconsequences and policyoption , Uluslar arası konferansı, Aralık 2006, ss 2

[14]NejlaAdanur Aklan, Para İkamesi Süreci ve Türkiye Örneği, Celal Bayar Ü. İİBF , Manisa, 2001, Cilt 7, S1, ss 204

[15] Oya Gençay, age, ss 49

[16] Aysun Eser Özen, age , ss 212

[17] Derya Hekim, age, ss 35

Yazar Hakkında

Ebru YILDIZ / TESA Ekonomi Masası Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü