Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar- Kitap Analizi
islamansiklopedisi.org.tr'den alınmıştır.

Doğu-Batı Sorunsalı Çerçevesinde Huzur Romanının Tahlili

Yazar Hakkında

“Huzur”un yaratıcısı Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğmuştur. Babasının görevi nedeniyle çocukluğunu ve gençlik yıllarını farklı yerlerde geçirmiştir. Farklı kültürleri tanıması sebebiyle yaşam biçimlerini iyi bir şekilde gözlemlemiştir. Darülfünun-i Osmani Edebiyat Fakültesinden 1923 yılında mezun olan Tanpınar; Yahya Kemal, Mustafa Şekip ve Necib Asım gibi edebiyat dünyasının önemli isimleri ile tanışma imkânı yakalamıştır. Yahya Kemal ve Ahmet Haşim edebi kişiliği üzerinde derin etkilere sahiptir. Batı edebiyatının önemli isimleri olan Dostoyevski, Shakespeare, Homeros, Mallarme ve Goethe gibi isimleri okurken Doğu’da; Nedim, Şeyh Galip ve Naili’yi okur. Bu isimler Tanpınar’ın edebi kişiliği üzerinde önemli etkilere sahip olmaları sebebiyle eserlerinde, Doğu-Batı meselesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkar. 24 Ocak 1962‘de İstanbul’da yaşamını yitirmiştir. Tanpınar’ın kabri Aşiyan Mezarlığı’nda hocası Yahya Kemal ile yan yanadır.

Giriş

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerde yaşadığı sıkıntılar, yönetici sınıfın çareyi Batılılaşma hareketinde bulmasına neden olmuştur. Batılılaşma süreci, 1839’da Tanzimat Döneminde başlamıştır. Tanzimat, Batı kurumlarının taklit edilip Türkiye’ye uyarlanmasını hedefleyen bir hareketti. İdari, iktisadi, sosyal ve kültürel alanlarda yapılan düzenlemeler, Osmanlı toplumunun kültürüne, yaşam biçimine göre farklılık gösterdiği için yapılan reformlar toplum tarafından benimsenememiştir. Tanzimat’tan sonra Cumhuriyet Döneminde de Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci kimliği ile birçok toplumsal ve kültürel reformlar gerçekleşmiş olsa da toplum bu hızlı modernleşme sürecine yetişememiş ve bunun sonucunda da eşitsiz olan modernleşme dönemi devam etmiştir. Tanzimat Döneminden bu yana yaşanan durumun kendini Doğu-Batı sorunsalı olarak göstermesinin ardından muhafazakâr söylem romanlarda yer almaya başlamıştır.

Kitap Analizi

Batılı reformlar sonucunda siyasal, ekonomik ve kültürel alanda yaşanan değişimlerle birlikte arada kalmış bir toplum oluşmuştur. Bu arada kalmışlık kişinin kendisine ve toplum değerlerine yabancılaşmasını da beraberinde getirmiştir. Aydın sınıf bu dengesizleşmiş sistem içerisinde kendisini nerede konumlandıracağını bilemediği için tam anlamıyla Batı değerlerini benimseyemezken, eski değerleri de yeterli görmemiştir. İşte yaşanan bu gelişmeler sonucunda Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemlerinde Doğu-Batı çatışması konusu edebiyat eserlerinde yerini almıştır. Huzur romanı da bu çatışmaya eleştiri getiren eserlerden biri olarak karşımıza çıkar.

Geç modernleşme sonucunda Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarında gecikmişlik endişesi[1] baş gösterirken, Batı’yı yakalamak bir hedef haline gelmiştir. Batı, ulaşılmak istenen idealdir ama aynı zamanda benliğin kaybedileceği düşüncesiyle nefret duyulan özne haline de gelmiştir. Modernleşme bir şart olarak görülür ama modernleşmenin eski değerleri ortadan kaldıracağından endişe edilir. İşte Mümtaz, içinde yaşadığı bu çelişkinin huzursuzluğunu taşır. O, toplumsal meseleler üzerine derin düşüncelere dalar ama düşüncelerinden öteye gidemez, hiçbir şey yapamamanın verdiği endişe ile yaşamak zorundadır. ‘‘Şimdiye kadar insanla yapıcı olarak meşgul olamadık, bir yığın inkılabın peşindeydik. İçimizde kendimize karşı bir hareket hürriyetini elde etmeğe çalışıyorduk. Bu zaruretten şimdi daha büyük ve esaslı zaruretlere uyanmamız lazım.’’[2]Tanzimat Döneminde reformlar hızla yapılmaya başlanmış ve Cumhuriyet Döneminde de devam etmiştir. Devletin hızlı bir şekilde modernleşmeye başlamasıyla halk bu hızlı reformlaşma sürecine yetişememiş; halkın, Tanpınar’ın deyişiyle asıl kütlenin, bu sürece yetişmesi beklenmiştir fakat halk bu hızlı değişimin gerisinde kalmıştır.

Mümtaz karakteri, bulunduğu zaman diliminin içerisinde yaşamayıp geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen bir karakter olduğundan dolayı, yaşadığı huzursuzluğun son bulup bulmayacağı endişesi ile bir belirsizliğin içerisindedir. ‘‘Niçin bugünü yaşamıyorsun Mümtaz? Neden ya mazidesin, ya istikbaldesin. Bu saat de var.’’[3] Romanda, belli bir hayat görüşü sahibi olmamış dönem aydınlarının huzursuzlukları, Mümtaz karakterinin ruh hali üzerinden anlatılmaktadır.Mümtaz kendini tam olarak nereye konumlandıracağını bilemeyen bir haldeyken onun hayatında önemli bir yere sahip olan ve babası gibi gördüğü İhsan karakteri, Doğu-Batı meselesi hakkındaki görüşlerini dile getirerek Mümtaz’ın yol arayışına yardımcı olur.

Tanpınar, düşüncelerini romanın olgun karakteri olan İhsan üzerinden aktarır. İhsan, Yahya Kemal’i temsil eder kitapta ve İhsan’ın fikirleri, Yahya Kemal’in etkisi ile olgunluk çağında benimsediği fikirler olurken Mümtaz karakteri ile Tanpınar’ın gençlik yıllarında yaşadığı huzursuzluk ve tereddüt yansıtılır. Temel sorunun Doğu-Batı çatışması olarak görüldüğü dönemde, yaşanan bu huzursuzluğun yanına, savaşın çıkıp çıkmayacağının huzursuzluğu da eklenir.

Nuran kitabın bir diğer önemli karakteridir. Mümtaz ile yaptıkları İstanbul gezintilerinde, İstanbul’un çehresinin değiştiğine dair eleştirileriyle modernleşmenin şehir hayatındaki yansımalarına şahit oluruz. Kitapta Mümtaz,İhsan, Suat ve arkadaşlarının ülke sorunları, din, ahlak, Doğu-Batı sorunu meseleleri hakkında münakaşalarına tanık oluyoruz. İhsan’ın şu cümleleri dikkat çekicidir:

‘‘Hayat bizimdir; ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmayacağız! Onları hür bırakacağız. Çünkü, onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler. Masal bir anda, biz istiyoruz diye teşekkül etmez. O hayatın içinden fışkırır. Hele mazi ile bağlarımızı kesmek, garba kendimizi kapatmak! Asla! Ne zannediyorsunuz bizi! Biz şarkın en klasik zevkli milletiyiz. Her şey bizden bir devam istiyor.’’[4]

Burada da ifade edildiği üzere Tanpınar, Doğu-Batı sorununa bir sentezci olarak yaklaşırken Doğu ve Batı ayrılmaz bir bütünün parçaları olmalarından dolayı, belli bir hayat görüşü edinilirken eski ile bağlar kesilmemeli ve de sadece garba dönülmemelidir. Buradan sadece eskiden vazgeçilmemesi gerektiği gibi bir düşünce ortaya çıkmamalıdır. Her milletin kendine özgü bir yaşam tarzı olduğu gibi toplum bu yaşam tarzından ve değerlerinden ayrılmadan eski ile harmanlanmış kendine ait bir kimlik oluşturmalıdır. Önemli olan budur. Tanpınar iktisadi reform konusuna da değinir. İktisadi reform oluşturulurken önemli olan ülkenin eski geleneğinden uzaklaşmadan, geçmişteki üretim yapısının dikkate alınmasıdır; aksi halde Batı’yla özdeşleşmiş iktisadi reformlar belli bir geleneğin süre gelmesi ile oluştuğundan dolayı uyarlanan reformlar askıda kalacaktır. Tanpınar bu noktada hep birlikte çalışma vurgusu yaparken çalışmanın bir zorunluluk olduğundan ve çalışarak kalkınmanın öneminden bahseder. Türkiye ilk önce kalkınmalıdır çünkü manevi huzurun oluşması için ilk şart budur. Kişiler, çalışarak kendi benliklerini, özlerini buldukları takdirde kendi şartlarını tanıyacaklar ve yaratıcılıkları artacaktır. ‘‘Huzur’un daha ziyade münakaşa ettiği meseleler vardır. Bunların başında insanın kâinattaki yeri gelir. Bence insan bütün kâinattan mesuldür. Fakat heyhat ki insan bu mesuliyetinin çapında değildir… Nihayet bir de öteden beri peşinde olduğum kalkınma davamız ve kültürümüz karşısındaki vazifemiz vardır.’’[5] Tanpınar’ın bir röportajda belirttiği üzere önemli olan nokta toplumun mesuliyet duygusuna sahip olmasıdır çünkü bu sorumlulukla geçmiş değerlerine sahip çıkan ama bunu yaparken de yeniliklere sırtını dönmeyen toplumun inşası mümkün olacaktır.

İhsan karakteri, Tanpınar’ın bahsettiği sorumluluk duygusuna sahipken, Suat, mesuliyet duygusuna sahip olmayan ve ateist kişiliğe sahip olmasıyla da aksi bir görüştedir. İhsan’ın bahsettiği geçmiş değerler ve kültürümüz ile geleceğin yaratılması fikrine karşı çıkarak savaş ile eskinin köklerinden kurtulmuş yeni bir toplum oluşmasının gerekliliğine inanır. ‘‘Kaldı ki harb bir zaruret oldu artık… bu kadar karışık hesabı ancak o temizleyebilir.’’[6]sözüyle Suat’ın kötümser olan bakış açısına tanık oluyoruz. İhsan ve Mümtaz, onun fikirlerine karşı çıkarlar, İhsan şöyle der: ‘‘Harbin, ihtilalin korkunç tarafı, asırlarca gayretle, terbiye ile, kültürle yendiğimizi sandığımız bu kaba kuvveti boş bırakmasıdır.’’[7] Bu cümle üzerine Suat ‘‘İşte ben de bunu istiyorum.’’[8]diye ekler.

Suat materyalist bir kişiliğe sahip olmasıyla dünya ile bağı kopuk, sorumsuz, geleneklerinden kopmuş, Batı düşkünü bir züppeyi[9] temsil eder ve başkaldırısıyla Mümtaz’ı derinden etkiler. İhsan ve Suat, Mümtaz’ın yaşadığı ikilemin temsilcileri gibidir. Mümtaz’ın yaşadığı ikilem sonucu, Suat’ın etkisiyle hayatına son verip vermediği belirsizdir. Radyodan savaşın çıktığına dair Hitler’in saldırı emri duyulur ve savaşın çıkıp çıkmayacağının huzursuzluğu son bulurken Tanpınar Mümtaz’ın hangi tarafı seçtiği konusunda okuru belirsizlik içinde bırakarak yeni bir huzursuzluğa kapı aralar.

Sonuç

Tanpınar’ın Huzur romanıyla Doğu-Batı meselesine getirdiği eleştiri, dönemin roman yazarlarınınkinden ayrılır. İndirgemeci yaklaşımı benimseyen Tanpınar, Batı’ya ahlaki davranışlarının zayıf olduğu bir toplum olarak bakmadığı gibi, Batı’nın ahlaki bir yozlaşmaya neden olacağı fikrine de sahip değildir. Fakat Batı’nın ahlaki zayıflığı olarak gördüğü İkinci Dünya Savaşı’nı eleştirmekten de kaçınmaz. Onun anlatmak istediği, her medeniyetin kendisine has bir kültürü ve geçmiş yaşantılarından yola çıkarak oluşturacağı bir iktisadi politikası olması gerektiğidir. Oluşturulacak olan yaşam tarzı, toplumun kültüründen, geleneklerinden iz taşımadığı sürece sahtelik barındıracaktır ve bu durumda özgün bir toplumun oluşması mümkün olmayacaktır. Anlaşılan Tanpınar’a göre toplumun yaratacağı yeni hayat, kültür ve uygarlık, kendi köklerimize bağlı kalacak, kendi damgamızı taşıyacak, eskiyle bir süreklilik gösterecektir.[10]

Modernleşme hareketiyle birlikte yaşanan gelişmeler Türk romanlarına da yansımıştır, Huzur romanı da buna önemli bir örnektir. Huzur’da yaşanan Batı-Doğu sorununa, karakterlerin iç dünyalarından yola çıkarak değinilmek istenmiştir. Tanpınar duygu durumlarını aktarırken Mümtaz’ın yaşadığı huzursuzluğu okur da yaşar. Tanpınar sentezci anlayışı benimsemesiyle ve Doğu-Batı sorununa getirdiği eleştirilerle diğer muhafazakâr yazarlardan ayrılmaktadır.

Dönemin aydınlarının bir yandan güzellikler ile dolu bir hayat sürerken bir yandan toplumsal sorunlara odaklanmaya çalıştığı ama ikisi arasında bocaladığı bir kitaptır Huzur. Tanpınar, Mümtaz’ı, toplumsal ve politik yükümlülüklerini üstlenen olumlu bir kahramana dönüştürerek kolay bir çözüm yoluna gitmez. Bu huzursuzluk Mümtaz’ın kaderidir çünkü o zayıf bir adamdır ve içinde bulunduğu ikilemden kurtulamayacağını bilir:[11]

‘‘Birinden birini seçmek lazımdı. Fakat Mümtaz ikisinin ortasında sonuna kadar sallanacağını biliyordu. Ne ferdi saadetinden vazgeçebilecek, ne de etrafındaki hayatın korkunç icabını (…) unutacaktı.’’[12]


Kaynakça

Ahmet Hamdi Tanpınar. Huzur. İstanbul: Dergah Yayınları, 2018.

Moran, Berna. «Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur .» Birikim, 1979.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. ”Tanpınar’la Huzur Hakkında Konuşma” Mücevherlerin Sırrı. Düzenleyen Turgay Anar, Şaban Özdemir İlyas Dirin. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002.

 Künye

Kitap: Huzur

Yazar: Ahmet Hamdi TANPINAR

Yayıncı: Dergah Yayınları

Sayfa Sayısı: 413

Baskı Yılı: Temmuz 2018

Dipnotlar

[1] Nurdan Gürbilek gecikmişlik endişesini Batıya yetişmeye çalışılırken bir yandan da benliğin kaybedilmesi korkusunun yaşanması olarak ifade eder.

[2] Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Dergah Yayınları, İstanbul:2018,s.266.

[3]A.g.e., s.191.

[4] A.g.e., s.99

[5] Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘’Tanpınar’la Huzur Hakkında Konuşma’’, Mücevherlerin sırrı, Haz. İ.Dirin, T.Anar, Ş.Özdemir, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,2002,s.211

[6]Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Dergah Yayınları, İstanbul,2018,s.100

[7]A.g.e., s.100

[8]A.g.e., s.100

[9] Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemi romanlarında züppelik konusu sık işlenmiştir. Yazarlar, Batıya ait  olan roman türünde eserler verdikleri için toplum tarafından züppelikle suçlanmaktan endişe ederler. Buna ‘’etkilenme endişesi’’ adı verilir.

[10]Berna Moran, ’Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur’’,Birikim, s.117

[11]Berna Moran, ‘Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur’’,Birikim, s.122

[12]Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Dergah Yayınları, İstanbul,2018,s.355