Ana Sayfa / Röportaj / Doç. Dr. Pınar Erkem Gülboy ile Kıbrıs Üzerine

Doç. Dr. Pınar Erkem Gülboy ile Kıbrıs Üzerine

Pınar Erkem Gülboy kimdir? Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Pınar Erkem GÜLBOY,

Lisans eğitimini (2000-2004), Dokuz Eylül Üniversitesi, İşletme Fakültesi, Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlamıştır. Yüksek Lisans eğitimini (2004-2005), Vrije Universiteit Brussel, ESP, European Integration and Development, Belçika’da tamamlamıştır. Ardından Doktorasını (2009-2014), İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlamıştır. Akademik mesleğini, Arş. Gör. (2008-2016), İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde, Yrd. Doç. Dr. (2016-2018), İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde, Dr. Öğr. Üyesi olarak, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde devam etmektedir.

 

1. 2004’teki Annan Planı özelinden bakarsak, 2004’ten günümüze KKTC – GKRY arasındaki ilişkileri değişti/değişiyor, KKTC adanın geleceği konusunda GKRY’ye karşı nasıl bir politika izlemelidir? GKRY’nin adanın geleceği hakkında düşünceleri nelerdir, sizce nasıl bir politika izlemelidirler?

Annan planı aslında 1960’taki sistemin bir benzeridir. Ortakçı bir sisteme dayanmaktadır. İki etnik grubun eşit bir şekilde aynı devlet içerisinde yaşamasını öngörüyor. İki toplumlu ve iki bölgeli federal bir Kıbrıs öngörüyor. Nasıl şartlar uygulanacağı çerçevesinde çok güzel bir tablo çiziyor fakat bilindiği üzere referandumda  Kıbrıs Türk tarafı evet vermesine rağmen Rum tarafı hayır oyu verdiği için uygulanamamıştır. Hala benzer koşullar müzakere ediliyor fakat müzakerelerden henüz bir sonuç alınamamaktadır. Müzakereler kapsamında Kuzey Kıbrıs temsilcilerinin gayet mantıklı politikalar izlediğini düşünüyorum. Kuzey Kıbrıs’ın haklarını ve çıkarlarını sonuna kadar savunmaktalar. Peki bu çıkarlar nedir? Mesela 1974’ten sonra ada iki bölgeli hale geldi. Ve Kuzey Kıbrıs kendi yapılanmasını oluşturdu. Bu yapılanma devletin ve demokrasinin gerektirdiği bütün unsurlara aslında sahip ve senelerdir işlemekte. Şimdi Kuzey Kıbrıs’ın bütün bu haklardan vazgeçip Güney Kıbrıslıların istediği tarzdaki azınlık statüsüne inmesi beklenemez. Gerçekleştirilen müzakerelerde Kuzey Kıbrıslı siyasetçiler bu durumu duruşlarıyla, politikalarıyla belli ediyorlar. Bununda Kıbrıs meselesinde çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Sonuçta geri adım atılmayacak durumlar mevcut. Siyasi olarak kendini kanıtlamış, sadece tanınması eksik kalmış bir birim bu siyasi haklarından vazgeçemez ya da otonomi haklarından da vazgeçemez. Temel olarak iki eşit iki birimin varlığının tanınması gerekiyor. Güney Kıbrıslıların bakış açısında birbirine eşit  iki  birim yerine, nüfusun %20’sine yakın olan Kıbrıslı Türk nüfusun o nüfus oranınca temsil edilmeleri tercih ediliyor. Yani bu bir azınlık statüsü ve Kuzey Kıbrıslılar da kesinlikle bunu kabul etmeyeceklerini net bir şekilde ifade etmekteler.

 

2. Peki Türkiye’nin bu meselede bir (B) planı var mıdır?

Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin de iddia ettiği gibi kendi başına bir birimdir. Türkiye’den ayrı bir birim olduğunu bilmeliyiz. O yüzden Türkiye burada Kuzey Kıbrıs’a verebileceği desteği verir fakat Kuzey Kıbrıs’ın kendi stratejisini bu müzakerelerle geliştirmesi gerekiyor. Türkiye’nin tutumu burada ne olur? O müzakerelerde sonucun desteklenmesi mi yoksa desteklenmemesi mi, bu konu Türkiye’nin kendi çıkarlarına göre belirleyeceği bir politikadır. Kıbrıslı liderlerin çözüm konusundaki yaklaşımları ayrı bir politikadır. Bunları birbirleriyle eş tutamayız. Çünkü yöneticiler ayrıdır. Sonuçta müzakereleri sürdürecek olan da Kuzey Kıbrıslı yöneticilerdir. Bu sebeple asıl olan Kuzey Kıbrıslı liderlerin söyleyecekleridir. Türkiye’nin bu konuda rezervleri önemlidir. Örneğin bu konuya mukabil çok tartışılan bir konu vardır. Bu konu ise Türkiye’nin adada asker bulundurmaya devam etmesidir. Güney Kıbrıslılar, Türkiye’nin asker bulundurmasını hiç istemiyorlar. Ama Kuzey Kıbrıslıların da güvenlik çekinceleri var. Çünkü nüfus olarak çok küçük bir grup ve herhangi bir çatışma durumunda güvenliklerini sağlayabilecek durumda değiller. O yüzden Türkiye’nin bölgede askeri varlığı aslında onların güvencesidir bir anlamda ve aynı zamanda Türkiye için de önemlidir. Çünkü ada Türkiye kıyılarına oldukça yakın bir lokasyonda bulunuyor ve oradaki varlığı kendi güvenliği açısından da önemli.Bu yüzden bu süren müzakereler boyunca Türkiye’nin bu tarz bir çizgisi olabilir.Tabii bir de garantörlük konusu var. Güney Kıbrıslılar bu garantörlüğün devam etmesini istemiyorlar. Türkiye’nin buradaki çekincesi olası bir çatışmada nasıl bir yol izleyeceği ve yine burada Türkiye çıkarlarını göz önüne aldığı görülmektedir. Bilindiği üzere uluslararası alanda devletlerin parçalanmasını uluslararası toplum istememektedir. Bir devletin diğerinden ayrılması diğer devletlerde de benzer etki oluşturacağı, uluslararası alanda da benzer parçalanmalara gidileceği ve çatışmaların çıkacağı yönünde bir bakış açısının hakim olduğu için istenmemektedir. Pek çok yeni devletin kurulmasının da sistemin istikrarsızlaşmasına yol açacağından çekinilmektedir. Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığının tanınmasında da aynı durum ve çekincelerin etkisi yaşanmaktadır. Türkiye tarafınca ayrı bir birim olarak tanınması Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası toplum tarafından tanınmıyor oluşu gerçeğini ve bundan doğan dezavantajlari değiştirmemektedir.

 

3. GKRY’nin Akdeniz’de petrol arama faaliyetleri ve Türkiye’nin Akdeniz’de  petrol arama faaliyetleri karşılıklı olarak nasıl sonuçlanacaktır?

Çatışma açısından bu negatif bir unsur. Sadece Rum yönetiminin tek başına yaptığı bir petrol arama faaliyetinden ziyade, uluslararası bir girişim içinde İtalya, Mısır, İsrail ortaklıkları var ve bu da sorunu uluslararası bir krize yaklaştırma potansiyeli içeriyor. Burada sadece Kıbrıs çatışması olarak değil, daha uluslararası bir alanda değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye haklı olarak oradaki çıkarlarını savunuyor. Çünkü Türkiye’nin sınırlarına çok yakın ve ayrıca doğal kaynak olarak Kuzey Kıbrıslıların da çıkarları var o petrolde. Bölgeden çıkacak petrol neden sadece Güney Kıbrıs’ın kullanımında olacak şeklinde bir algı çıkıyor ortaya? Kuzey Kıbrıs’ın tanınmaması nedeniyle. Türkiye Akdeniz’de ve Kıbrıs hattında petrol arama faaliyetlerini gerçekleştiriyor. Bu durumda Türkiye’nin bölgedeki varlığından ve petrol arama faaliyetlerinden vazgeçmeyeceğini düşünüyorum.

 

4. İngiltere’nin 1960’dan beri ada üzerindeki etkisi yadsınamaz. Brexit sonrası ada üzerindeki İngiliz etkisinin değişimini nasıl yorumluyorsunuz?

Bildiğiniz gibi Osmanlı yönetimi sonrasi Kıbrıs Birleşik Krallık yönetimi altında giriyor ve bağımsızlığın kazanıldığı 1960 yılına kadar da bu yönetim devam ediyor. Bu süreçte dil, kültür gibi acılarda etkisini bırakıyor İngiliz yönetimi, fakat Birleşik Krallıkla birlikte Yunanistan ve Türkiye’nin de garantörlüklerinde kurulan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti sonrası, başkanın Kıbrıslı Rum toplumundan, başkan yardımcısının Kıbrıslı Türk toplumundan olduğu bağımsız bir devlet kuruluyor. Bu devlette iki toplumun güç paylaşımı yapmasi ilkesi esas alınıyor, buna göre bakanlar kurulunda ve mecliste Kıbrıslı Türk toplumu nüfus oranının biraz üzerinde temsil ediliyor.İki toplumlu bu yapıyı Kıbrıslı Rumların çoğunlukçu sistemle değiştirmek istemesi üzerine başlayan çatışmalar sonrası Kıbrıslı Türkler yönetimden çekiliyor ve ortak yönetime, güç paylaşımına dayanan Cumhuriyet aslında 1963 ile sona ermiş oluyor. O tarihten sonra Kıbrıslı Rumların nüfus çoğunluğuna sahip olma avantajıyla uygulamak istedikleri çoğunlukçu demokrasi ile yönetilen ve Kıbrıslı Türklerin katılmadığı bir devlet olarak şu an hala 1960’da ilan edilmiş olan Kıbrıs Cumhuriyeti varlığını sürdürüyor.

Daha yakın tarihe gelirsek, 2004 yılında bu Cumhuriyetin AB üyesi olarak alınmasının büyük bir hata olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte hatayı yapan AB olmakla birlikte, onun üyesi olan 82 yıl Kıbrıs’ı yönetmiş olan ve adadaki durumu bilen bir ülke olarak Britanya’nın müdahil olmaması, bu yanlışı düzeltmek için veya şu an adada barışın kurulması için aktif bir politika izlemiyor olduğunu görüyoruz. AB üyeliğinin Brexit ile sorgulandığı şu dönemde de gözlemlediğimiz, Britanya’nın Atlantik ötesi bağlarına daha çok önem verdiği ve AB’nin normatif de olan yapısına çok uygun olmayan şekilde reel politik kapsamında davrandığıdır.

 

5. KKTC’nin bağımsızlığını kazanmasıyla beraber Türkiye’nin uyguladığı iskan politikası sonucunda Kuzey Kıbrıs Türk toplumunda Türkiye’den gelen Türklere karşı milliyetçi tutumlar sergilenmektedir.(Örnek olarak Hatay’dan gelen göçün önemi)

Kıbrıs Türkleri arasında dışarıdan gelenlere karşı bir hoşnutsuzluk gözlemlenebiliyor. İnsanlar kültürel uyumsuzluktan şikayetçiler. Farklı davranış normlarından, şiddetin artmasından, güvenliğin azalmasından şikayetçiler. Ama aynı zamanda yeni gelenler yani Türkiyeli Türkler için de zor bir durum. Çünkü onlar da uyum sorunu, dışlanma, orada kalmada zorluklar yaşıyorlar; vatandaşlık statüleri yok ve çalışma vizelerini yenilemeleri gerekiyor. Eş durumunda da olsa bazen vatandaşlık alamıyorlar, bu durumda yeni gelenler için de sıkıntılar var. Belki de buradaki temel sorun algıda yatıyor. Yanlış bir şekilde Türkiye’de toplumda Kuzey Kıbrıs için ‘yavru vatan’ deyişinden anlaşılabileceği gibi, Türkiye’nin bir parçası olduğu yönünde bir algi var. Bu da, Kıbrıs’a giden bir Türkiyelinin kendini ülkesi içinde başka bir şehire gidiyor gibi hissetmesine yol açıyor. Oysaki en başta Türkiye’nin savunduğu şey Kuzey Kıbrıs’ın ayrı bir devlet olduğu. Bu algının sonucunda adaya giden Türkiyeli farklı bir devlete ve kültüre gelmiş olmanın ayırdına varmakta zorlandığı gibi adanın kültürüne uyum sağlama konusunda zorluk da çekebiliyor.

 

6. KKTC’nin genç kuşağı ile eski kuşaklar arasında oluşan fikir ayrılıkları nelerdir? (Gelecekte bu fikir ayrılıklarının boyutu KKTC’ye nasıl etki eder?)

Burada aslında çatışmanın eskiden olan Kıbrıslı Türk-Rum ayrımının ötesinde yeni boyutları görülebiliyor. Kıbrıs toplumu da her toplum gibi kendi içerisinde farklı görüşlere sahip olan bir toplum. Mesela çözüm konusunda kimisi ortak ‘Kıbrıslı’ kimliğini ön plana çıkarıp, birlikte bir çözümü, federal bir Kıbrıs çözümünü tercih ederken daha eski kuşak -şu an altmış yaşları ve üzerinde, daha çok çatışma dönemlerini yaşamış olan kuşak- yaşadıkları güvenlik travmalarının da etkisiyle daha çok Türkiye ile birleşme yanlısı tutum izliyor. Kıbrıslı Türkler arasında yani kuşaklar arasında farklılıklar mevcut. Çatışmayı yaşamış olan eski kuşaklar ve sonradan gelen Türkiyeliler daha Türk milliyetçisi ve daha Türkiye ile birleşmeci iken, adada barışın kurulabileceğine inanan, geleceğe umutla bakıp Kıbrıslı kimliğinin gelişebileceğine inananlar var. Bu durum adanın iki tarafında da mevcut, iki toplumda da federalist çözümü, ortak Kıbrıslı kimliğini destekleyenler de var, etnik milliyetçiliği sürdürenler de.

Yeni gelen göçlerle birlikte yeni kuşak arasında da ayrılıklar olmaya başlıyor. Türkiyeli yerleşimcilerin milliyetçiliğe bakış açısı farklı, Kıbrıslı Türklerin milliyetçiliğe bakış açısı bir bakıma farklıdır. Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu konjonktür farklı, Türkiye’den biraz daha farklı bir kimliğe sahipler. Türkiye’den baktığımızda ‘Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır!’ söylemi veya ‘Yavru vatan’ söylemleri ile etnik milliyetçiliğin vurgulandığı görülür. Oysa Kıbrıs’ta yaşanan gerçek sınırların açıldığı, insanların sınırın diğer tarafına geçerek komşusunu tanıdığı ve bir an önce Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları mahrumiyetlerden kurtularak özgürleşmek istedikleri bir gerçek.

Kıbrıslı Türk ve Türkiyeliler aynı zamanda dini kimlik açısından da farklılaşıyorlar. Buradaki dini kimliğin baskınlığıyla, yaşayış şekliyle oradaki aynı değil. Tek bir din anlayışını her yerde uygulamaya çalışmak da sorunlara yol açar. Sonuçta her toplumun gelenekleri ve yaşayış şekli farklı; doğal olarak dini algılayışı ve yaşayışı da farklı. Bu durum da bir tarafın kendi anlayış ve uygulayışını üstün olarak kabul edip diğerini yargılamaya veya değiştirmeye çalışmasıyla birlikte bir uyumsuzluğa neden olmakta.

 

7. KKTC’nin ekonomik durumu nasıl şekillenmektedir? Yabancı yatırımların girmesi muhtemel midir? Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Kuzey Kıbrıs tanınmadığı sürece buna bir çözüm getirmek çok zor. Küresel sistemde tüm dünyada serbest ticaret esasken, tanınma sorunu nedeniyle KKTC bu sisteme dahil olamıyor, ticaret yapamıyorlar;Türkiye üzerinden yapmak zorundalar. Mesela Kıbrıs’ın meşhur ‘hellim’ peyniri çok güzel bir ürün ve çok da tanınan bir ürün özellikle Avrupa’da, Birlesik Krallik’ta. Fakat Kıbrıslı Türkler bunu üretip satamıyorlar; mevcut koşullarda bunu sadece Türkiye’ye satabilirler. Birleşik Krallık’tan ‘hellim’e çok talep var fakat bunu Kıbrıs’tan satabilecek sadece Güney Kıbrıslılar. Bu durumda kim daha çok gelişecektir sorusu önümüze çıkıyor. Ekonomik anlamda Kuzey Kıbrıs’ın kalkınması bu koşullar altında ne kadar mümkün olabilir? Tanınma olmadığı için Kuzey Kıbrıs ne yazık ki böyle bir kıskaç altında. Dışişleri bakanının Ercan’dan Londra’ya uçması mümkün değil, Türkiye üzerinden gitmek zorunda. Küreselleşme çağında, ekonominin bu kadar akışkan olduğu bir dönemde bu akışkanlığa girememek kalkınmayı da etkilemekte. Bir dezavantajın içerisinde olan Kuzey Kıbrıslılar var ve çözüm üretilmedikçe bu böyle gidecektir. 1974’ten beri iki ayrı devlet yapısı ve iki ayrı yönetim var ada üzerinde. Demokrasi güzel bir şekilde işliyor. Tanınmaması için bir neden yok. Uluslararası örgütlerin yapacağı şeyler çok net iken bir uzlaşma sağlanamaması vahim bir durum.

 

Sevgili Pınar Hoca’mıza teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz..

 

Hazırlayan 

TESA Röportaj Birimi

tesa röportaj kıbrıs

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir