Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Dini Motifli Terörizm
Perspektif.eu'dan alınmıştır.

Dini Motifli Terörizm ve İslamofobi

ÖZET

Bu çalışmada dini motifli terörizm ve İslamofobi kavramları hakkında incelemeler yapıldıktan sonra bu iki kavram karşılaştırmalı olarak analiz edilecektir. Çalışma ile amaçlanan; dini motifli terörizm ve İslamofobinin temelini oluşturan unsurların tespit edilerek aralarındaki ilişkinin ne şekilde olduğunun ortaya konulmasıdır. Çalışmanın temel problematiği olarak ise, bu iki kavramın beslendikleri kaynaklardan hareketle benzer ve farklı yönleri tespit edilerek, birbirleri üzerinde tetikleyici veyahut sakinleştirici bir etkilerinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gösterilebilir. Belirtilen amaç ve problematik doğrultusunda belirlenen araştırma soruları ise; ‘Dini motifli terör nedir ve din ile terör arasındaki ilişkinin boyutu ne şekildedir?’ , ‘Dini motifli terör örgütlerinin kullandıkları ideolojik unsurlar hangi kaynaklara dayanmaktadır?’ , ‘Dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri Kur’an ve sünnetten elde edilen yönetim ilkeleri ile benzerlik göstermekte midir?’ , ‘İslamofobi nedir ve din ile korku arasındaki ilişkinin boyutu ne şekildedir, ‘İslamofobinin sebepleri nelerdir ve tarihsel kökenleri nerelere dayanmaktadır?’ ve  ‘Dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri İslamofobiyi ne yönde etkilemektedir ve aralarındaki ilişkinin boyutu ne yöndedir?’ şeklinde sıralanabilir.

Elde edilen sonuçlar olarak; dini motifli terör örgütlerinin temel amaçlarını gerçekleştirebilmek adına dini unsurları bir örtü olarak kullandıkları ve ilahi olarak adlandırılan dinlerin hiçbirinde şiddet ve teröre müsaade edilmediği, dini motifli terör örgütlerinin benimsedikleri dini kaynaklı ideolojinin genel olarak sahih olmayan hadislere ve müteşabih olarak adlandırılan, örtülü anlam taşıyan hadislerin suiistimal dahilinde yorumlanmasına dayandığı, temelini dini kaynaklardan aldıkları iddiasıyla faaliyet gösteren dini motifli terör örgütlerinin Kur’an ve sünnetten elde edilen yönetim ilkeleri ile benzerlik göstermedikleri gibi dini değerlere zarar verdiği, İslamofobi olarak adlandırılan kavramın İslam dinine karşı duyulan korku olduğu ve dinlere karşı duyulan korkuların geçmişte yaşanan kötü anılardan ya da o dine yönelik bilgi sahibi olunmamasından kaynaklanabildiği, İslamofobinin meydana gelmesinde dini, siyasi, ekonomik ve sosyokültürel birçok etkenin rol oynadığı söylenebilirken tarihsel kökenlerinin genel anlamda İslam’ın doğuşu ile beraber fetihlerle yayılmasına karşılık gelişmiş olan savunmacı bir reflekse dayandığı, dini motifli terör faaliyetleri ile İslamofobik faaliyetler arasında tetikleyici bir ilişki olduğu gibi her ikisinin de temsil iddiasında bulundukları değerleri ciddi derecede yıprattıkları gibi hususlardan söz edilebilir. Son olarak tüm bu sonuçlara; ulaşılan kaynakların betimlenmesi ve karşılaştırmalı metodun kullanılması neticesinde ulaşılmıştır.

Anahtar Sözcükler: Dini Motifli Terörizm, İslamofobi, İdeoloji

 

GİRİŞ

Dini motifli terör örgütleri, faaliyet ve söylemlerini dine dayandırırken hedeflerine giden yolda şiddeti bir yöntem olarak kullandıklarını söylemektedirler. Fakat şiddet ve terör eylemleri bir amaç değil hedefe ulaşabilmek için bir araç olarak meydana gelmektedir. Genel olarak ilahi dinlere bakıldığında hepsinde ortak bir şekilde şiddet, cinayet ve taşkınlığın yasak edildiği görülmektedir. Durum böyleyken dini motifli terör örgütlerinin temel motivasyonlarını din merkezine oturtmasının siyasi bir manevra olduğu ifade edilebilir. Yapılan faaliyetlerin ve örgütün varlığının meşru bir zemine oturtulabilmesi için dinin siyasi bir enstrüman olarak kullanıldığı söylenebilir. Bunların yanı sıra dini motifli terör örgütlerinin mensup oldukları dine de büyük zarar verdikleri ve itibar suikastına maruz bıraktıkları bilinmektedir. Bu çalışmada İslam dini adı altında faaliyet gösteren dini motifli terör örgütleri ve onları harekete geçiren temel güdüler incelenecektir. Dini motifli terör örgütlerinin İslamofobi üzerindeki etkileri araştırılarak aralarındaki bağlantının ne şekilde olduğuna bakılacaktır.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yeni bir Avrupalı kimliği oluşturma çabası ve milli kimlik yaratma düşünceleri de İslamofobiyi tetikleyen diğer unsurlar olarak sıralanabilir. Durum böyleyken Avrupa’ya yaşanan Müslüman işçi göçleri ve toplumun demografisinin değişeceği gibi düşünceler de Avrupa toplumunda tedirginliğe yol açmıştır. İslamofobinin çok eski dönemlerde bile kendisini göstermesine karşılık dünya kamuoyunda geniş çaplı yankı bulması ve en üst seviyeye ulaşmasında 11 Eylül Olaylarının etkisi göz ardı edilememektedir.

İslam dininin ardına saklanarak faaliyetlerini sürdüren dini motifli terör örgütlerinin Avrupa toplumu gözünde İslam dinine yönelik sergiledikleri tutumlar bir temsili ifade ettiğinden Avrupa toplumunun İslamofobi ile ilişkili olduğu yorumu yapılabilmektedir. Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere çalışmanın temel problematiğinin dini motifli terör örgütleriyle İslamofobi arasındaki ilişkinin şeklinin incelemesi olduğu söylenebilmektedir. Bu analiz dini motifli terör örgütlerinin dayanak noktalarının incelenmesi, kullandıkları ideolojik unsurlar ve İslamofobi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi üzerine yapılacaktır. Bu amaç ve problematik doğrultusunda çalışmanın başlıca soruları olarak şunlar tespit edilmiştir:

  1. Dini motifli terör nedir?
  2. Din ve terör ilişkisi ne şekildedir?
  3. Dini motifli terör örgütlerinin kullandıkları ideolojik unsurlar nelerdir?
  4. İslam dini üzerinden motivasyon sağlayan dini motifli terör örgütlerinin uygulamalarıyla Kur’an ve sünnetten elde edilen yönetim ilkeleri uyuşmakta mıdır?
  5. İslamofobi nedir?
  6. Din ve korku ilişkisi ne şekildedir?
  7. İslamofobinin nedenleri nelerdir? Kökenleri nelere dayanmaktadır?
  8. İslamofobi ve dini motifli terör örgütlerinin arasındaki ilişki ne şekildedir?

Çalışmanın birinci bölümünde ‘Dini Motifli Terörizm’ başlığı altında ilk 4 araştırma sorusunun cevapları aranacaktır. İkinci bölümde 5, 6 ve 7. araştırma sorularının cevapları ‘İslamofobi’ başlığı altında incelenecektir. Çalışmanın son ve ana bölümü olan üçüncü bölümde ise ‘Tetikleyici İki Unsur: İslamofobi ve Dini Motifli Terörizmin Değerlendirilmesi’ başlığı altında 8. Sorunun cevabı aranacaktır.

 

1. Dini Motifli Terörizm

Dini motifli terörizm kavramı açıklanırken herhangi bir dinin terör içerdiğini veyahut desteklediğini söylemek mümkün değildir. Burada ifade edilmek istenen asıl içerik terör eylemlerine dini gerekçeler çerçevesince nasıl meşruiyet sağlanmaya çalışıldığıdır. İlahi dinlerin hepsinde bulunan ortak temanın sevginin öğütlenmesi ve şiddetin yasaklanması olduğu söylenebilir. Buradan hareketle bir dinin mensubiyeti çerçevesinde ve gerekçesinde uygulanan her türlü şiddet olayının suistimal içerdiği ifade edilebilir.

Dini motifli terörizmin kaynağını dini nedenler ve temeller üzerinden sağladığı bilinmektedir. Kur’an ve sünnet temelinden elde edilen bu ilkeler ihtiyaçlar çerçevesince asıl anlamının ötesinde bir hale dönüştürülerek ideolojik unsurlar olarak kullanılmaktadır. Böyle bir durumun sağlanması din temelli terör örgütüne mensubiyeti güçlendirmekte ve yapılacak olan faaliyetlere bağlılığı artırmaktadır.

 

1.1. Dini Motifli Terör Kavramı ve Tanımı

Dini motifli terör kavramını tanımlarken öncelikli olarak terör ve din kavramlarının açıklanması daha sonrasında ise bu iki kavramı ortak bir zeminde bir araya getiren durumun tanımlanması daha doğru olacaktır. Terör kavramı genel anlamda korku salma, yıldırma gibi manaları bünyesinde barındırsa da bir dava veyahut amaç için girişilen eylemleri içermektedir. Terör hareketleri kendisini meydana getiren ortam ve koşullardan bağımsız anlaşılamadığı gibi dini inanışlar, teknoloji, siyasal partiler, basın-yayın ve geleneksel öğretiler gibi birbirinden farklı değişkenlerle bağlantılıdır[1]. Bu başlık altında terör kavramı din unsuru etkisinden değerlendirilmektedir.

Din kavramına bakıldığı takdirde ilahi olsun veyahutta olmasın hemen hemen bütün dinlerdeki temel düşüncenin iyilik, hoşgörü ve anlayış temelinden yola çıktığı söylenebilir. Özellikle Allah tarafından vahiy yoluyla gönderildiğine inanılan ve ilahi olarak adlandırılan dinlerde bu düşüncelerin daha da vurgulandığı görülmektedir. İlahi dinlerin hepsinde ortak sayılabilecek değerler; adalet, doğruluk, iyilik yapmak, adam öldürmemek, güzel söz söylemek, kibirlenmemek olarak sıralanabilir[2]. İlahi dinler temelinde terör kavramı ile bağdaştırılmak istenen İslam dinine bakıldığında da durum böyledir. İslam dini hoşgörü temeline dayanmaktadır ve Kur’an Müslümanlara iyiliği emretmektedir ve kötülükten uzak durulması gerektiğini öğütlemektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere İslam dininin terör eylemlerine motivasyon sağlaması temel bakımdan olanaksızdır. İslam dini; mensuplarını, boyutuna bakılmaksızın her türlü kötülükten men etmektedir.

Dini motifli terör örgütlerinin İslam dini ile terör kavramının ortak bir zemin üzerine yerleştirilmesine hizmet etmesinin yanı sıra İslamofobik tavır sergileyen Batı dünyasından bir takım kesimlerinde bu önyargıyı beslediği söylenebilmektedir. Batı medeniyeti genel anlamda İslam’a olan yaklaşımını İslam’ın Müslüman olmayanlara karşı düşmanlık beslediği ve çatışmacı bir karakteri olduğu metaforu üzerine inşa etmiştir[3]. Dini motifli terör örgütlerinin eylemleri de bu duruma katkı sağlamaktadır. Çünkü temel motivasyonlarını ve meşruiyetlerini dini kaynaklara dayandırmaktadırlar. Dini kavramların arzu edilen şekilde yorumlanması sonucunda din ve terör kavramları hemzemine oturtulmak istenmektedir.

 

1.2. Din ve Terör İlişkisi

Din ve terör ilişkisi ele alınırken ana başlıkta yer aldığı üzere dini motifli terör eylemleri ile İslamofobi arasındaki ilişki incelenecektir. Bu sebepten ötürü din ve terör alt başlığında ele alınacak din İslamiyet olacaktır. İslamiyet’in eski dönemlerinden beri korkutma ve yıldırma ekseninde birçok olay gerçekleşmiştir. Özellikle Hz. Muhammed’in ölümünden sonra dört halife döneminde iktidar mücadeleleri çerçevesinde birçok kanlı olay meydana gelmiştir. Hz. Osman’ın isyancılar tarafından evinde Hz. Ali’nin ise camide şehit edilmesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Sadece geçmişte değil çok yakın tarihlerde de içerisinde dini motifler barındıran ve din uğruna yapıldığı iddia edilen birçok terör olayına rastlamak mümkündür.

Kişiler ya da terör gruplarınca din adına gerçekleştirilen terör faaliyetlerinin o dinin emri gereğince meydana geldiği söylenememekle birlikte, o dine bakış açısını olumsuz yönde etkilediği de görülmektedir. Genel anlamda dinler terör ve şiddeti desteklemenin ötesinde barışı, kaynaşmayı, birleşmeyi, huzur ve iyiliğin hüküm sürdüğü bir ortamı tavsiye etmektedir[4]. Kur’an-ı Kerim’de savaş meselelerinin geçtiği bir ayet şu şekildedir: ‘Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, yalnız sizinle din (inizi terk etme) uğrunda savaşanları, sizi yurdunuzdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlara dost olursa işte zalimler onlardır’ (Mümtehine 60/8-9). Bir başka ayet ise şu şekildedir: ‘Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız’ (Bakara 2/217). Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere Müslümanlara savaşma ruhsatı ancak zorunlu durumlarda verilmiştir. Bunların ötesinde zulüm ve belirlenen sınırların dışına çıkılması kesinlikle yasak edilmiştir. Diğer ilahi dinlerin de savaş konusuna bakış açısının hemen hemen yakın ölçülerde olduğu söylenebilir.

Dini motifli terör örgütlerinin terör eylemlerine bakılacak olursa; IŞİD’in 20 Mart 2014’te Niğde’de başlayan eylemlerinden, 28 Haziran 2016’daki Atatürk Havalimanı saldırısına kadar toplam 211 kişi hayatını kaybederken, bin 182 kişiyse yaralanmıştır[5]. Bunun yanı sıra IŞİD tarafından 13 Kasım 2015’te Fransa’nın başkentinde gerçekleştirilen bombalı ve silahlı saldırıda 132 kişi hayatını kaybetmiş ve 352 kişi yaralanmıştır[6]. Afrika’nın kuzeyinde faaliyet gösteren dini motifli terör örgütü Boko Haram 2009’dan beri 20 bini aşkın kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir[7]. Taliban’ın Afganistan’ın başkenti Kabil’de Alman Büyükelçiliği’nin yanında düzenlediği bombalı saldırı sonucunda 150 kişi hayatını kaybetmiştir[8]. Durum böyleyken dinlerin mensuplarını; şiddet, terör ve savaştan men etmelerine rağmen dini motifli terör örgütlerinin motivasyonlarını nereden aldıkları sorusu ile karşılaşılmaktadır. İslam dini örneği üzerinde ilerlendiği zaman ayet ve hadislerin farklı şekillerde yorumlanması durumuyla karşılaşılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de muhkem ve müteşabih olmak üzere ayetler bulunmaktadır. Muhkem ayetlerin anlamları doğrudan belliyken, müteşabih ayetler kendi içerisinde mecazi anlamlara gelen ifadeler bulunmaktadır. Burada ortaya çıkan durum sonucunda ayetlerin yorumlanmasında birtakım suistimaller kendini göstermektedir. Dört halife döneminde Haricilerin faaliyetleri bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Harici kelimesi ‘itaatten ayrılıp isyan etmek’ anlamı taşımakla beraber Hariciler de İslam tarihinde kümeleşmeyi ortaya çıkaran ilk grup olarak adlandırılabilir[9]. Hariciler bedevi Araplar oldukları için kentleşmeyi makul görmemiş ve kentleşmeye tam anlamıyla uyum sağlayamamışlardır. Bu durum yönetime karşı isyan etmeleriyle sonuçlanmıştır. Bedevi olmaları nedeniyle eğitim seviyeleri düşük olan Hariciler öğrendikleri birtakım ayet ve hadisleri ancak günlük konuşma dilindeki anlamlarıyla yorumlayabilmekte ve bu cehalet durumu onların davranışlarını da etkilemektedir[10]. Bu örnekle değinilmek istenen asıl nokta gerekçesine bakılmaksızın dini kavramların dini motifli terör örgütleri tarafından aslının ötesinde menfaatler doğrultusunda kullanılması durumudur. Ayet ve hadisler terör örgütleri tarafından meşruiyet aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Haricilerin cehalet ve isyan temelinden sağladıkları dini meşruiyet çabalarını yakın tarihte ortaya çıkan dini motifli terör örgütlerinin bilinçli bir şekilde siyasi birer enstrüman olarak kullandıkları söylenebilmektedir.

Dini motifli terör örgütleri din meşruiyeti arkasında saklanırken din şiddetinin temel güdüleyicisinin ekonomik ve siyasi nedenler olduğu söylenebilir[11]. İktidarın nasıl ve kim tarafından elde edileceği, yönetim şeklinin neye göre belirleneceği, hükümdara itaatin mahiyetinin ne biçimde olacağı gibi sorular İslamiyet’in ilk dönemlerinden beri çeşitli siyasi karışıklıkların sebebi olmuştur. Kur’an ve sünnette iktidarın nasıl olması gerektiği, mahiyetinin ne olduğu, ekonomik paylaşımın nasıl yapılması gerektiği, belirli ilkeler doğrultusunda yönetim şeklinin toplumlarca belirlenebileceği açık bir şekilde ortaya konulmuştur.  Fakat buradaki netlikler tarih boyunca, dini motifli terör örgütleri tarafından muğlak alanlara çekilerek faaliyetlerine meşruiyet sağlanmaya çalışılmıştır.

 

1.3. İdeoloji Unsuru Olarak Kullanılan Bazı Dini Kavramlar

Birtakım terör örgütleri ortaya koydukları şiddeti meşrulaştırmak için dini kullanmışlar ve kullandıkları bu dini enstrümanlar sayesinde örgütün yapısının mensupları tarafından sorgulanmasını ve yargılanmasını güç bir hâle getirmişlerdir[12]. Dogmatik bir yapı üzerine inşa ettikleri sistemleri sorgulanamaz bir hâl aldıktan sonra mensupları tarafından yapılacak olan her türlü eylem meşru görülmektedir. Dini motifli terör eylemlerini herhangi bir dine mâl etmek mümkün olmayacağı gibi bu terör eylemlerinin İslamofobiyi ne yönde etkilediği inceleneceği için İslam dini üzerine birtakım saptamalar yapılacaktır.

Yapı ve faaliyetlerini İslam dininin meşruiyeti çerçevesinde şekillendirmek isteyen dini motifli terör örgütlerinin ayet ve hadisleri arzuları doğrultusunda yorumladıkları söylenebilmektedir. Böylelikle bu dini unsurları kullanarak kendi buyruklarını ilahi bir buyrukmuş gibi gösterebilmektedirler. En çok suistimal edilen dini kavramlardan bir tanesi de ‘cihad’tır. İslami literatürde cihad kavramı; dinî emirleri öğrenip hayata uygulamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten uzak durmak anlamlarına gelse de dini terör grupları tarafından siyasi içerikli eylemler bile cihad olarak tanımlanmaktadır[13]. Buradaki temel amacın din perdesi arkasına saklanmak olduğu söylenebilir.

Terör örgütleri tarafından en çok öne sürülen ayetlerden biri şu ayettir;  ‘Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez’’ (Maide 5/51). Bu ayet terör örgütlerince; küfrün tek millet olduğu gibi söylemler çerçevesinde İslam dışındaki diğer dinlere yapılacak herhangi bir şiddet eyleminin meşru olacağı şeklinde kolayca yorumlanabilmektedir. Bu ayetten Yahudi ve Hristiyanların, Müslümanların düşmanı olduğu ve kendilerine karşı uygulanacak her türlü şiddetin meşru olacağı anlamını çıkarmak iyi niyetli bir düşünceyi yansıtmamaktır. İslam dini aşırılığı ve şiddeti yasak kılmaktadır. Bu ayetten anlaşılan/devşirilen anlam Hristiyan ve Yahudilere yardaklık yapılmaması, tuzaklarına düşülmemesi ve samimiyetle itimat edilmemesi gerektiğidir[14]. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere ayet ve hadisler terör örgütleri tarafından amaçlarına hizmet edecek şekilde yorumlandıktan sonra idelojik bir dayanak haline getirilmektedir. Temel motivasyonunu bu suistimal üzerine inşa ettikleri söylenebilen terör örgütleri böylelikle yapılarını haklı, meşru ve sorgulanamaz kılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de direkt olarak geçmeyen konular için içtihat yoluna gidildiğinden terör örgütleri bu yorumlamayı kendi amaçları doğrultusunda gerçekleştirerek siyasi anlamda meşru yönetimlere karşı ayaklanmayı ve şiddet eylemlerini haklı görmüşlerdir[15].

 

1.4. Kur’an ve Sünnet Kaynaklı Yönetim İlkeleri

Hz. Muhammed ve Raşid Halifeler[16] döneminde, içerisinde bulunulan toplumsal yapının ve kültürün yönetim anlayışını etkilediği görülse de İslami yönetimin temel kaynağının Kur’an’dan elde edilen ilkeler olduğu ifade edilebilmektedir. Bunun yanı sıra Arap yarımadasının ve daha sonra kurulacak olan İslam Devletleri’nin komşu olduğu ülkeler ile aralarındaki kültürel etkileşimin de Sünni siyasal geleneğin oluşumunda katkı sahibi olduğundan söz edilebilir. Kur’an’dan elde edilen ilkelerin dünyevi olmaması ve bütün itibarıyla genel ve amaçsal bir yapının varlığı uygulama alanına bir esneklik kazandırmaktadır. Bu anlamda Kur’an’ın siyasi alanı ilgilendiren hususlarda kesin hükümler ortaya koymayarak, genel ilkeler çerçevesinde Müslümanların inisiyatifine bırakmıştır[17].

 

1.4.1. Tevhid, Adalet ve Liyakat

Adalet kelimesi sözlük anlamı bakımından; doğru olmak, doğru davranmak doğru hükümler vermek anlamına gelen ‘a-d-l’ fiilinden türetilmiştir[18]. İslam’da hüküm ve hikmet sahibi en üst otorite olan Allah’ın tekliğini ifade eden ‘tevhid’; toplumsal ve siyasi alana uygulanış bakımından ‘adalet’ kavramı ile tecelli ederek, adil bir yönetim çerçevesinde Müslümanların birliğini ifade etmektedir[19]. Adalet ve adil yönetim ile ilgili bir ayet şu şekildedir: ‘Onlar, hep yalana kulak veren ve durmadan haram yiyen kimselerdir. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil olanları sever’’ (Maide, 5/42).  Kur’an hem özel hem de kamu işlerinin yürütülmesinde adaletin hâkim kılınmasını vurgulayarak gerek peygamberlerin gerekse siyasi yöneticilerin, yönetimlerinin adalet ekseninde bulunması gerektiğini emretmektedir[20]. Kur’an’da adalet kavramı vurgulanarak adaletin İslam devletine ve yönetimine her anlamda sirayet etmesi gerektiği ve yöneticilerin adil oldukları sürece toplum tarafından kabul edilebilirlik derecelerinin yükseldiği söylenebilmektedir. İçerisinde siyasal ve toplumsal alanları da kapsamak üzere liyakattan bahsedilen bir ayet şu şekildedir: ‘Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.’ (Nisa, 4/58).  İslam’da yönetimin ehline verilmesi gerektiği ve zulme saparak adaletsiz hükmeden yöneticilerin meşruluğunu kaybedeceği vurgulanmaktadır[21].

Böylelikle İslam’da yönetim anlayışının liyakat, adalet ve tevhid çerçevesinde geliştiği ifade edilebilmektedir. Müslümanların yönetsel işlerine ehliyet ve liyakat sahibi kişilerin getirilmesi ve toplumun adalet ekseninde idare edilerek birliğinin sağlanması gerektiği anlayışının, ‘Sünni Siyasal Geleneğin’ genel çerçevesini oluşturduğu söylenebilmektedir.

 

1.4.2. Şura, İstişare ve Müzakere

Şura’nın kelime olarak, danışma, fikir alışverişinde bulunma anlamları taşıdığı söylenebilir ve meşveret, meşure, müşavere ve istişare ile de aynı anlamdadır[22]. İslam siyasal düşüncesinde, bütün toplumu ilgilendiren konularda karar alınmasının tek kişi tekeline bırakılmayarak, şura ile yapılmasının bizzat Kur’an’dan elde edilen bir ilke olduğu ifade edilebilmektedir[23]. Hz. Muhammed’in yönetim anlayışının da bu doğrultuda vahyin dışında, dünyevi olan kararları almada şura ilkesine öncelik vermiştir[24].

Başka bir anlamıyla şura doğrudan bir katılım neticesinde çoğunluğun oyu ile karara varılan bir sistem olarak görülebilir. Şura bir tavsiye kurulu niteliğinde görülmemelidir ve karar alma sürecinde en etkin enstrüman olarak yöneticiler başta olmak üzere toplumu oluşturan bütün fertleri etkilediği söylenebilmektedir[25]. Hz. Muhammed ve Raşid halifeler döneminde siyasi uygulamalar ve halife seçimlerinde genel manada şura ilkesine uyulduğu söylenebilirken, Muaviye ve sonrasında gelen halifelerce güvenlik kaygısı ve istikrar gibi sebepler öne sürülerek geri plana itildiği ya da elitist bir danışma meclisi kurulduğu görülmektedir.

 

1.4.3. Bey’at, Biat

Türkçe’de biat şeklinde kullanılan ve Arapçası bey’at olan kelime ‘satmak, satın almak’ anlamındaki ‘bey mastarını alarak ‘yönetici belirlemek, belirlenen yöneticiye itaat etmek’ anlamını almıştır[26]. Günümüzde biat kelimesi koşulsuz, şartsız bağlılık ve kabulü çağrıştırsa da biatın, genel anlamıyla yöneten ve yönetilenler arasında karşılıklı olarak verilen söz (akit) olarak da ifade edilebilmektedir[27]. Başka bir ifadeyle biat, yöneticinin yönettiği topluluğa; onları adil bir şekilde yöneteceğine ve güvenliklerini sağlayacağına, yönetilenlerin ise yönetimin bu ilkeler doğrultusunda ilerlediği takdirde yöneticiye bağlı kalacaklarına dair anlaşma olarakta nitelendirilebir. Biat’ın Hz. Muhammed döneminde dini unsurlarla sınırlı kalmasına karşılık Hz. Ebubekir’in halife seçiminde biatın görülmesi sonucunda anlam içeriğine siyasi bir boyut eklediği de görülmektedir[28].  Hz. Muhammed döneminde görülen; I. Akabe, II. Akabe  ve Rıdvan biatı gibi akitler; yönetilenlerin İslam davasını savunacakları, gerekirse savaşacakları ve sahip çıkacaklarına, Hz. Muhammed’in de onları Kur’an doğrultusunda güvenliklerini temin ederek adaletle yöneteceğini içermektedir ve bu biatların Hz. Muhammed’in şahsına veyahutta yönetimine değil onun aracılığı ile Allah’a olduğu söylenebilmektedir[29].

Biatın geçerli olması için bazı şartlara uyulması gerekmektedir. Biat ettiren tarafta; Müslüman, adil, ruh ve beden sağlığı yerinde, ehil ve ilim sahibi halife bulunması gerekirken biat eden tarafta ise Müslüman , özgür ve ayırt etme gücüne sahip olan kimseler bulunması gerektiği genel görüş olarak kabul edilmektedir[30]. Biat iki taraflı siyasi bir alışverişi temsil etmekte ve kişilerin rızasına başvurulmaksızın cebre dayanan bir biatın Kur’an’da ve İslam siyasal düşüncesinde kabulü mümkün görülmemektedir[31]. Fakat Raşid Halifeler sonrasındaki dönemlerde biat anlayışının aşınarak zımni biat şeklini aldığı ve rızanın yerini cebre bıraktığı söylenebilir.

 

1.4.4. Emretme-İtaat Etme İlişkisi

Sözlüğe bakılacak olursa itaat kelimesi ‘baş eğmek, emredileni yerine getirmek’ anlamlarına gelmektedir[32]. Siyaset nasıl tanımlanırsa tanımlansın bir emretme-itaat etme ilişkisi çerçevesinde yürür ve itaat edenlerin belli şartlar doğrultusunda emirlere uymaya devam ettikleri söylenebilir[33]. Allah’a ve onun peygamberine itaatin yanı sıra; adil, Allah’a ve peygamberine uygun hareket eden , ehil yöneticiye itaatin de dini bir görev olduğu ifade edilebilmektedir[34]. İtaatin kayıtsız şartsız olmamasının yanı sıra adalet ve güvenlik merkezli bir anlayış görülmektedir.Yönetme yetkisine sahip olanların, yönetimi; Allah’ın ilkelerine, peygamberin sünnetine ve toplum ortak yararına uymuyorsa, itaatın, İslam siyasal düşüncesine göre meşruluğunu yitirdiği söylenebilmektedir[35]. Yöneticilerin bu sınırı aşmaları sonucunda yönetilenlere isyan görevi doğmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerek husus isyanın bir hak değil görev olarak tevdi edilmesidir.

Kur’an’da itaat edilmesi gerekenlerin özellikleri belirtildiği gibi itaat edilmemesi gerekenler de; kafirler ve münafıklar, nefsani duygulara kapılarak aşırıya gidenler, Allah’ın koyduğu sınırları aşanlar, yönettikleri toplumu Allah’tan uzanklaştırılanlar gibi birçok madde çerçevesinde sıralanmışlardır[36]. Muaviye ve Emevi Devleti ile başladığı söylenebilen iktidarı cebre dayandırma uygulamasının Abbasiler döneminde de var olduğu ifade edilebilmektedir. Muaviye yönetimini güce dayandırarak, rıza almamasının yanı sıra yönetiminin, Allah’ın takdiri sonucu meydana geldiğini ve buna itaatsizliğin Allah’a yapılacak bir itaatsizlik olduğunu öne sürmüştür. Cebir ideolojisi bu şekilde meşrulaştırılarak, siyasetin itikatlaştırılmak istendiği görülmektedir[37]

 

1.4.5. Hilafet-İmamet

Hz. Muhammed, peygamber olmanın kendisine verdiği otorite ile yönetme işini sürdürmüş ondan sonra gelen Raşid Halifeler ise müminlerin emiri sıfatıyla Müslümanlara başkanlık etmişlerdir[38].  Hilafet, mana olarak ‘birinin yerine geçmek, birinin ardından gelmek, vekalet ya da temsil etmek’ şeklinde anlamlandırılmaktadır ve İslam siyasi düşüncesinde devlet başkanları için kullanıldığı görülmektedir[39]. Sünni siyasi düşüncede devlet başkanlığı için hilafet kavramının kullanılmasının yanı sıra Şii siyasi gelenekte ise devlet başkanlığı için imamet kavramının kullanıldığı söylenebilmektedir. Din ile ilgili olarak; ‘namaz imamlığı’, yönetim ile ilgili olarak da  ‘devlet başkanlığı’ anlamları ile kullanılan ‘imamet’ kavramının, Şii düşünceye göre meşru otorite olarak görüldüğü ve hilafet kavramının ise fiili otoriteyi temsilen kullanıldığı ifade edilebilmektedir[40].

Kur’an’da Müslümanların ortak toplumsal ve siyasi işlerinin yürütülmesinde ulu’l-emr[41] kavramının yanı sıra halifelik kavramınında yer aldığı görülmektedir[42]. Halifeliğin yönetimsel bir olgu olarak; Muaviye ve Emevi Devleti dönemiyle başlayan ardından Abbasi Devleti ile de devam eden bir süreç yaşadığı söylenebilmektedir. Hz. Muhammed’in ölümüyle Müslümanlar Hz. Ebubekir’e biat edip, ona ‘Allah’ın halifesi’ demiş ve Hz. Ebubekir bunu  kabul etmeyerek Resulullah’ı halifesi ünvanını kullanmıştır[43].  Hz. Ömer’in yönetime gelmesiyle Müslümanlar ona; Resulullah’ın halifesinin halifesi ünvanını verselerde ismin uzunluğu ve fonetiğinin kullanışlı olmamasından dolayı, müminlerin emiri anlamına gelen ‘Emiru’l-Mü’minin’ ünvanını kullanmayı tercih etmiştir[44].

Kur’an’da halifelik kavramı; Allah’ın temsil edilebilir olmamasından ötürü yeryüzüne izafeten kullanılmıştır ve bu doğrultuda halifelerin Allah’ın temsilcisi değil ancak onun peygamberinin temsilcisi oldukları söylenebilmektedir[45]. Hz. Ali’nin ise Şii siyasal düşünceye sahip olanlar tarafından ‘imam’ kavramı ile temsil edildiği bilinmektedir. Yönetimlerini cebir ideolojisi etrafında şekillendiren ve iktidarlarına meşruluk kazandırmak adına kutsal bir zırh giydirmek isteyen Emevi Devleti hükümdarlarının, başta Muaviye b. Ebu Süfyan olmak üzere; ‘Halifetullahi fi’l -Arz , İmamü’l-Müslimîn, Emînullah, İmamu’l-İslam, Cünnetu’d-Din (Din’in kalkanı), el-Halifetu’l-Mübarek, el-İmamu’l-Mustafa, Veliyyu’l-Hak (Allah’ın Velisi) , İmamu’l-Hüda, İmamu’l-Adl, Halifetu’l-Hak (Allah’ın Halifesi), el-Halifetu’l-Efdal’ gibi ünvanları kullandıkları görülmektedir[46].

İslam siyasal düşüncesi teokratik rejimi kabul etmediği gibi halifenin ehil kişiler tarafından hukuk ve biat yoluyla toplumun rızası doğrultusunda seçilmesini ister ve yönetici şeriat koymak değil, şeriatı yürütmekle sorumludur[47]. Bu doğrultuda halifenin ilahi bir kudret sahibi olmayıp, Kur’an ve sünnet doğrultusunda Müslümanların siyasal ve toplumsal problemlerine çözüm bulmak ve onları adil bir şekilde yönetmekle mükellef olduğu ifade edilebilmektedir. Siyasal anlamda egemenliğin halkta olduğu, Kuran ve sünnete uygun olduğu takdirde halkın; yönetim şeklini tayin edip kendi karar organlarını kurabildiği, ehil yöneticiyi kendi arasında ve kendi kararıyla seçebildiği, karşılıklı rızaya dayanan şartlı bir anlaşma yapabildiği bir yönetim anlayışından söz edilebilmektedir.

Buradan hareketle İslam yönetim anlayışı ve Sünni siyasi geleneğin, Kur’an ve sünnet temelli inşasının yanında; yönetimin meydana geldiği toplumun kültür mirasının, sınırı olduğu ülkeler ile etkileşiminin, toplumda yaşayan ilim adamları ve onların oluşturdukları siyasetnamelerin de gelişime katkı sağladıkları görülmektedir. Orta Çağ’da yaşanan bu gelişmeler sonucunda Kur’an ve sünnetten elde edilen yönetimsel ilkeler sonraki dönemlerde de gelişimini sürdürerek Sünni siyasi geleneği meydana getirmiştir. Fakat bu ilkelerin Hz. Muhammed ya da Raşid Halifeler dönemindeki halleri ile izole bir şekilde muhafazası mümkün olmayıp bir takım değişim ve esnemelere uğramıştır. Bu değişimi ilk olarak Muaviye döneminde başladığı söylenebilirken sonrasında Emevi ve Abbasi Devleti dönemlerinde de bu durum sürmüştür.

Hz. Muhammed ve Raşid halifeler dönemleri devlet başkanlığında net bir şekilde kendini göstermeyen halifelik kurumunun da Muaviye dönemi ile başlayıp sonraki dönemlere aktarılarak bir gelenek halini aldığı söylenebilmektedir. Bunun yanı sıra biat ilkesinin istikrar, liyakat ve adalet ilkelerinin ise güvenlik kaygıları ile geri plana atıldığı görülmektedir. Karşılıklı sözleşme anlamına gelen ve yönetimlerin meşruluk aracı olan biatin de Raşid halifeler sonrasındaki dönemlerde zımni biate dönüştüğü görülmektedir. Kur’an ve sünnetten elde edilen yönetim ilkelerine göre yönetilenler karşılıklı sözleşmeye uyulduğu takdirde yöneticilere itaatini sürdürme sözü vermekte, uyulmadığı takdirde isyan görevi doğmaktadır. Fakat Muaviye dönemi ile birlikte şartlı olan itaat mutlak hale dönüştürülmüş ve istikrara sekte vurarak fitne yarattığı düşüncesiyle isyan görevi ortadan kaldırılmıştır.

İslam siyasi düşüncesi yönetim anlayışının temelini oluşturan bu ilkeler bir takım değişim ve dönüşümlere uğrayarak gelenekleşmiştir. Bu yönetim geleneğinin de İslami yönetimleri ve temel kaynağı İslam olan ideolojileri olumlu ya da olumsuz, paralel ya da zıt şekillerde etkilediğinden bahsedilebilir.  İslami yönetim başlığı altında şekillenen bir idare anlayışının, İslam siyasi düşüncesinin oluşum ve gelişim sürecinden bağımsız olmasının güç olacağı ifade edilebilmektedir. Bu sebepten İslam yönetim anlayışı ve Sünni siyasi düşüncenin Kur’an ve sünnet temelli dinamiklerinin yanı sıra başkaca etkenlerin de katkısı ile bir gelişim süreci geçirdiği ve bu doğrultuda ilerleyen anlayış ve ideolojiler ile arasında bağlantı ve zıtlıkların olabileceği de söylenebilmektedir.

Kur’an ve sünnet temelinde meydana gelen bu ilkelerin dini motifli terör örgütleri tarafından ihtiyaçlarına uygun şekillerde değiştirilerek uygulanması İslam dinine karşı bir ön yargıyı da beraberinde getirmektedir. Durum böyle olunca dini motifli terör örgütlerinin İslam dinini olumsuz yönde temsiliyle karşılaşılmaktadır. Bu olumsuz temsil İslamofobiyi tetiklediği gibi uygulama ve söylemleriyle İslam dininin imajına da zarar vermektedir.

 

2. İslamofobi

İslamofobi kavramı yeni olarak nitelendirilebilse de içerisinde barındırdığı anlamın çok eski tarihlere dayandığı ifade edilebilmektedir. Bu başlık altında İslamofobi kavramının anlam ve mahiyeti değerlendirileceği gibi bu duruma sebep olan nedenler de incelenecektir. Tarihsel süreç içerisinde İslamofobinin gelişim ve değişim süreçleri göz önünde bulundurularak bu karşıtlığı artırdığı düşünülen olaylar analiz edilecektir.

 

2.1. İslamofobi Kavramı ve Tanımı

İslamofobi kavramı anlam olarak İslam dinine ve bu dine mensup olanlara karşı duyulan korkuyu bünyesinde barındırmaktadır. Fobi Yunanca bir kelime olup Antik Yunan’da normal ve olması gerekli korkular Deos olarak adlandırılırken patolojik olan korkular Phobos olarak adlandırılmıştır[48]. Buradan da anlaşılacağı üzere birtakım korkular olağan olarak tanımlanırken fobi boyutundaki korkular olağan dışı olarak ifade edilmiştir. İslamofobik görüşe göre İslam yaygın kültürlerin arasında itibarsızdır ve onlara denk bir konumda değildir[49]. Bu durum içerisinde bir ön yargıyı barındırmaktadır. Kendi kültür, gelenek ya da dinini İslam’dan üstün gören İslamofobik görüş, İslam dinini ve mensuplarını da birtakım olumsuz ithamlara maruz bırakmaktadır. Bu ithamlardan bazılarının; İslam’ın şiddeti teşvik ettiği, Müslümanların eğitime sıcak bakmadıkları ve bu eğitimsizlik durumunun kendilerinden olmayan görüşlere karşı saldırı içerdiği gibi düşünceler olduğu söylenebilir.

Ön yargı çerçevesince değerlendirilebilen İslamofobi Müslümanlara karşı yapılan ayrımcı uygulamaları haklı görmekte, İslam kültürünü Batı’dan daha aşağı olarak nitelemekte, İslam’a karşı olan uygulamaların ise medya aracılığıyla birtakım taciz ve iftira ile de kendini gösterebildiği ifade edilebilmektedir[50]. İslamofobi kavramının içerik olarak bir anlamda ırkçılığı kapsadığı yorumu da yapılabilmektedir. Çünkü Müslümanların dil, din, ırk ve kültür gibi farklılıkları ortak zemin olan İslam’a indirgenerek hepsi birlikte değerlendirilmektedir[51]. Bu toptancı ve genelleme içeren düşünce tarzı bir anlamda, kendince yanlış gördüğü bir durum veya fiili bütün İslam toplumuna mâl etmektedir. Kişiler veya grupların faaliyetleri direkt olarak kendilerini bağlayacağı gibi bir olay veya durum üzerinden bütün bir toplumu sorumlu tutmak son derece yanlış olacaktır. Bu şekilde bir tutum yanlışlıkları beraberinde getireceği gibi nefret ateşini de körükleyecektir.

 

2.2. Din ve Korku İlişkisi

Korku insan hayatında çok arzu edilen bir durum olmasa da hayatın içerisinde varlığını sürdüren bir olgudur[52]. Din ve korku ilişkisini değerlendirirken iki perspektiften incelemenin daha doğru olacağı söylenebilir. Bunlardan birincisi dinlere yaklaşım ve dinlere karşı olan korkuyken ikincisi ise mensubu olunan dinin emir ve yasaklarından duyulan korkuyu ifade etmektedir. İslamofobi kavramının daha çok birinci yaklaşımla ilişkili olduğu söylenebilir. Fakat bu korkuyu taşıyanların hiçbir dine mensup olmayabilecekleri gibi bir dine mensup olup başka bir dine karşı korku duyabilecekleri de ifade edilebilir. Örneğin İslamofobik düşünce yapısına sahip bir kişi hiçbir dine inanmayabilir. Fakat herhangi bir dine mensup bir kişide İslamofobik düşünceye sahip olabilmektedir. Buradaki temel etken kişinin İslam dinine olan yaklaşımıdır.

Dine yönelik korkular çok farklı sebeplere dayanabilmektedir. Kişilerin geçmişte yaşadıkları olaylar o konuyla ilgili gelecekteki düşüncelerini etkileyebilmektedir. Örneğin bir birey geçmişte ailesi veya yakınları tarafından din konusunda fazlasıyla baskıya maruz kaldıysa o alandan uzaklaşmak istemesi psikolojik olarak olağan bir durumdur. Bireylerin baskı ve zorlama ile ibadet gibi birtakım dini ritüellere zorlanması kişilerde antipatide yaratabilmektedir. Veyahutta kişilerin ailesinden gördüğü birtakım davranış ve tutumlarda hayat tarzlarını etkileyebilmektedir.

Çevresinden dini değerlere karşı nefret ve ön yargı gören bireyler de zaman içerisinde bu durumu içselleştirebilmektedir. Örneğin kişilerin yılandan korkması için bir yılan tarafından ısırılmasına gerek olmadığı gibi birey tanıdığı ve güvendiği kişilerin bir olguya yönelik ifadelerinden de etkilenebilir[53]. Fakat bu örnekler bir laboratuvar deneyi mahiyetinde olmadıklarından kesinlik içermemektedir. Örnekten de anlaşılacağı üzere bu fobi sebepsiz bir şekilde ön yargı çerçevesinde nüksedebileceği gibi süreç içerisinde maruz kalınan çeşitli etkiler sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir. Bu gibi durumların kişiler üzerinde etki yaratması mümkün olabildiği gibi tam tersi bir şekilde tesir etmediği durumlarda söz konusu olabilmektedir. Bütün bunların yanı sıra bir konu hakkında az bilgi sahibi olmak da korku durumunu ortaya çıkarabilmektedir. İnsanlar genel anlamda bilgi sahibi olmadıkları şeylere yönelmekte birtakım ön yargı ve korkulara sahiptirler. Kişilerin İslam’a yönelik sahip oldukları bilgilerin az olması veyahutta İslam adı altında gerçekleştirilen fakat olayın özü bakımından İslam’la alakası olmayan olumsuz olay ve durumların da İslamofobiyi tetiklediği söylenebilir.

 

2.3. İslam Karşıtlığı ve İslamofobinin Kökenleri

İslamofobinin her ne kadar 11 Eylül saldırılarıyla yükselişe geçtiği söylenebilse de ortaya çıkışının çok daha eski dönemlere rastladığı söylenebilmektedir. Özellikle Avrupada’ki İslamofobi’nin tarihi, siyasi, dini ve sosyokültürel pek çok sebebi bulunabildiği gibi Hristiyan ve Müslümanlar arasında yaşanan savaşlarında bu ikili ilişkiye etkisi olduğu ifade edilebilir[54]. Avrupa’nın genel anlamda İslam’a ve Müslümanlara karşı bakış açısını ‘onlar’ ve ‘biz’ bakış açısı çerçevesinde şekillendirmesi aslında yaklaşımın temel özellikleri hakkında bilgi vermektedir[55]. Tarihin eski dönemlerinde bile Yunanlar kendilerini uygar olarak tanımlarken  Doğu’daki devletleri barbar olarak tanımlamış ve genel bir tavır olarak Avrupalılar kendilerini ‘medeni ve özgürlük aşığı’, kendisi dışındaki devletleri ise ‘despot ve haydut’ olarak görmüşlerdir[56]. Burada kendi kültür ve inançlarının dışındakilere karşı bir savunma mekanizması olarak çeşitli ithamlar ortaya koydukları görülmektedir. Bu düşünce her ne kadar kendi içerisinde ikili ilişki ve deneyimlere dayansada, bir ön yargı durumunun varlığı da göz ardı edilmemelidir.

Bu düşünce tarzı feodal Avrupa toplumunda da görülmekte ve feodal düşünce birbirine benzemeyi hoş ve iyi görürken farklı düşünce tarzlarını zararlı ve kötü olarak tanımlamaktadır[57]. Bu düşünce tarzının Orta Çağ Hristiyanlığının skolastik düşünce yapısıyla benzeştiğini söylemek mümkündür. Böyle bir ilginin kurulması da gerek dönemsel gerekse düşünce yapısındaki benzerlikler sebebiyle olasıdır. Bu düşünce tarzı kendi doğrularını sorgulanamaz birer dogma olarak ortaya koyarken bunların dışında kalan düşüncelere de aynı sertlikte mesafe koymuştur.

İslam’ın ortaya çıkışı, yayılması, Müslüman-Hristiyan savaşları, Müslümanların Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek İspanya’ya yerleşmesi ve Endülüs Emevi Devleti’nin kurulması gibi durumlar Avrupa için güvenlik tehdidi gibi sorunları da beraberinde getirmiştir[58]. Bu durum sadece İslam’ın kuruluş yıllarıyla sınırlı kalmayıp yıllar içerisinde Osmanlı İmparatorluğu gibi İslam dinine mensup devletlerin dünya siyasetinde etkinlik kurmasıyla ile de devam etmiştir. Bütün bunların haricinde Avrupa bu düşünceyi savaşlar ve dış etkiler karşısında birleştirici bir propaganda olarak da kullanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere İslam karşıtlığı ve İslamofobi’nin kökenleri eski tarihlere dayanmakta ve yıllar içerisinde gelişim göstermektedir. Süreç içerisinde gelişerek ilerleyen bu düşünce tarzının zaman içerisinde kronikleşmesi durumundan da söz edilebilmektedir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ayrışma yerine birleşerek yeniden bir Avrupalı kimliği yaratmayı arzulamış ve 1960’larla birlikte Müslüman ülkelerden Avrupa’ya başlayan işçi göçleri bu kimlik algısı üzerinde birleşen Avrupa toplumunda bir tepki meydana getirmiştir[59]. Irkçılık ile yakın ilişkisi bulunduğu ifade edilebilen İslamofobinin bu kültür çatışmasıyla alevlendiği söylenebilmektedir. Kendi kültür ve yaşayışlarını merkez kabul eden Avrupa kendi kültür ve uygarlığının üstünlüğüne sarsılmaz bir inançla bağlıyken farklı kültürleri tehlikeli ve sakıncalı olarak algılamaktadır[60]. Durum böyleyken tehlike olarak gördükleri farklı düşüncelere karşı savunma mekanizması üretmenin yanı sıra zaman zaman saldırıya geçilen durumlar da olmaktadır. Avrupa ülkelerinin bir çoğunda gerek İslam dinin mensubiyetine tabi olanlara ve onların mülklerine gerekse ibadethanelere saldırılar düzenlenmiştir. Avrupa ülkelerine göçmen olarak giden Müslümanlar fiziksel saldırının ötesinde psikolojik etkilere de maruz kalmışlardır. Hakaret, aşağılanma, kötü koşullarda çalıştırılma, emeğin karşılığının tam olarak alınamaması ve olumsuz koşullar içersinde yaşamını sürdürme gibi birçok zorlukla karşı karşıya kalmışlardır.

Runnymede Trust kuruluşu tarafından desteklenen İngiltereli Müslümanlar ve İslamofobi Komisyonu’nun yayınladığı raporda Avrupa ve Batı’daki İslamofobik tavırlar şu şekilde sıralanmıştır[61] :

  • İslam durağandır, farklılık ve değişime kapalıdır.
  • İslam diğer kültürlerle ortak noktalar barındırmamakta olduğundan dolayı ‘öteki’ konumundadır.
  • Müslümanlar samimi değildir ve manipütaliflerdir.
  • İslam Avrupa kültüründe aşağı bir konumdadır.

Bunlardan da anlaşılacağı üzere bu tarz söylemler propaganda haline getirilerek İslamofobi ve İslam karşıtı tepkiler normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Bir anlamda düşünce ve eylemlerini bu tarz söylemler aracılığıyla meşrulaştırmak istemektedirler. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir ideolojik boşluk meydana gelmiş ve böyle bir ortamda milli kimliklerin tanımlanması ile ulus devleti ayakta tutma düşüncesi önem kazanmıştır[62]. Bu durumun aynı zamanda hem milliyetçi düşünceleri hem de İslamofobiyi tetiklediği söylenebilmektedir.

İslamofobi siyaset ve toplumsal alanlarda kendini gösterdiği gibi basın yayın organlarında da varlığını hissettirmektedir. İslamofobinin ortaya konulmasında, yayılmasında ve İslam karşıtı düşüncelerin haklılığının sunulmaya çalışılmasında medyanın etkisi göz ardı edilmemelidir. Özellikle İslamofobik düşünceye sahip siyasetçiler medyayı etkili bir enstrüman olarak kullanmaktadırlar. 11 Eylül saldırılarından sonra özellikle Amerika ve Avrupa’da ayyuka çıkan İslamofobik düşünce televizyon programlarında da kendisi göstermiştir. Hoşgörüsüz ve ön yargılı biçimde hazırlandıkları söylenebilen bu programlar; çok eşlilik, kız çocuklarının evlendirilmesi, şiddet olayları gibi metaforları kullanarak propaganda yürütmek istemektedirler. Örneğin Amerikan yapmı bir dizi olan Homeland’de dini motifli terör örgütleri ele alınmış ve bu terör örgütlerinin haremlerine Batılı kadınları almaları sahnelenmiştir[63]. Kadınların Müslümanlarca cinsel obje olarak görüldüğü mesajının verilmek istenmesi ve dini motifli terör örgütlerinin İslam’ın hamisi gibi gösterilmek istenmesi İslam’a ve Müslümanlara karşı duyulan art niyetin göstergesidir. Homeland dizisi İslamofobik düşüncenin medyadaki yansımalarından sadece bir tanesidir ve bu yolla çok çeşitli İslam karşıtı propagandalar yürütülmektedir.

Televizyon dizisi örneğinin arkasından bir İngiliz gazetesinde yer alan İslamofobik bir haber örneğiyle kapsamı genişletmek durumun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. 1995 yılının haziran ayında Oklahama City’de bir kamu binasına bombalı bir terör eylemi sonucunda birçok çocuk ve sivil hayatını kaybetmiş, ertesi gün ‘Today’ isimli İngiliz gazetesinde olayın İslam adına gerçekleştirildiği öne sürülerek bu olaydan bütün Müslümanlar sorumlu tutulmuştur[64]. Olayın gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra yetkililerin yaptıkları araştırmalar sonucunda terör eyleminin Hristiyan militanlar tarafından gerçekleştirildiği açıklanmıştır. Görüldüğü üzere bu olayda da İslam’a karşı önyargı ve karalama çalışmaları net bir şekilde gözlemlenmektedir. Avrupa İslam’ı  kendi kültür ve inançlarına karşı bir tehdit unsuru olarak görmektedir.

Müslümanlarla ya da İslam’la alakası olmayan birtakım olayların sanki bu kaynaklardan besleniyormuş gibi gösterilmeye çalışılması ve dini motifli terör örgütlerinin İslam’ın kolluk kuvvetleriymiş gibi lanse edilmek istenmesi beşeri bir korku ortamı yaratma düşüncesinden doğmaktadır. İlgisi olmasa dahi gerçekleşen bazı terör eylemlerinden dolayı Müslümanları sorumlu tutmak İslamofobiyi diri tutmaktadır. Bu ve bunun gibi durumlar İslam’a zarar vererek İslamofobiyi yükseltirken, dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri de bu duruma katkı sağlamaktadır. Tek taraflı monolog bir ilişkinin varlığından söz edilemeyeceği gibi sürecin karşılıklı olarak bağlantılı şekilde geliştiği de söylenebilmektedir. Bir anlamda dini motifli terör örgütlerinin İslamofobiyi tetiklediği gibi aynı zamanda bu düşünceyi siyasi bir enstrüman olarak kullanan kesimlerin de amacına hizmet ettikleri ifade edilebilir.

 

2.4. İslamofobinin Nedenleri

1960’lı yıllarla birlikte Müslüman nüfusun bulundukları ülkelerden Avrupa ülkelerine iş gücü olarak göç etmelerinin İslamofobiyi etkilediği söylenebilmektedir. Müslümanları ve İslam’ı kendileri için bir tehdit olarak gören İslamofobinin bu yerleşimi olumlu karşılaması beklenememektedir. Bunun akabinde göç eden iş gücünün çoğunluğunun çalışma çağındaki erkek nüfus olduğu göz önünde bulundurulursa bu nüfus ilerleyen zamanlarda ailesini de çalıştığı ülkeye getirmek isteyecektir. Geride kalan ailenin de çalışılan ülkeye getirilmesiyle geçici bir çalışma süreci olarak değerlendirilebilecek bir göç olayının kalıcı bir ikamete dönüşebileceği yorumu yapılabilir. Durum böyle olunca zaten hali hazırda var olan tedirginliğin, kalıcılık sürecine girilmesiyle daha da şiddetleneceği söylenebilir.

Göç eden bu aileler hangi ülkenin vatandaşlığını mensup olurlarsa olsunlar İslamofobik düşünce çerçevesince bir genellemeye maruz kalacaklardır. Avrupa ülkelerinde çalışan Müslümanlar kendi içlerinde ne kadar heterojen bir yapıda olsalarda İslam mensubiyeti altında birleştirilerek hepsi tek bir millet olarak değerlendirilmektedir[65]. Bu genelleme sadece Müslüman toplulukları üzerinde değil gerçekleşen olaylarda da görülmektedir. Yaşınılan olumsuz bir durumun bütün bir topluma mâl edilmesi durumlarıyla da karşılaşılmaktadır. İslamofobinin sosyolojik temelinin basmakalıp sabit bir geleneksel Müslüman tipi üzerinden yapılan genellemelere dayandığı ve Müslümanların gündelik yaşam içerisinde görünürlüklerini yok etmek amacıyla türban, minare, helal gıda gibi konuların tartışma konusu olduğu görülmektedir[66]. Temel hak olarak nitelendirilebilecek bu konular bile birtakım ön yargı ve kaygılardan ötürü tartışma konusu haline gelmektedir.

Müslümanların bazı konulardaki eksikleri de İslamofobinin basmakalıp bir Müslüman tipi meydana getirmesini kolaylaştırmıştır. Müslümanların İslam’ı anlatan kitapları Batı dillerinde yazmamaları, yayın piyasasına hakim olamamaları ve bunun sonucunda İslam’ın oryantalistler ve İslam karşıtı yazarlar tarafından anlatılmasına sebep olmuştur[67]. Oryantalistler ve İslam karşıtı yazarlar da buldukları bu boşluktan istifade ederek kendilerinin lehine olan görüşlerini kolayca ortaya koyarak kendi istedikleri şekilde oluşturulmuş bir Müslüman tipi meydana getirmişlerdir. İslam ve Hıristiyanlık karşılıklı olarak değerlendirildiğinde ikisi de vahye dayanması noktasında ortaklık göstermektedir. Fakat İslam’ın vahyin devamında da sosyal hayattaki uygulamaları Hz. Muhammed tarafından gösterildiği söylenebildiği gibi Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın erken bir dönemde çarmıha gerilmesi hadisesi uygulamayı göstermeye mani olmuştur[68]. Burada ifade edilmek istenen şudur; İslam hem vahiy dolayısıyla teorik, hem de Hz. Muhammed’in toplumsal alanda vahyin gereklerini uygulamasıyla pratik alandaki sürecini tamamlamıştır. Fakat Hz. İsa’nın genç yaşta çarmıha gerilmesi hadisesi pratik alandaki uygulamaları olumsuz sonuçlandırmıştır. Batıdaki Hristiyan nüfusu fazla olan devletlerin, sınırlar konusundaki tavrı, sömürge yarışı içerisinde olmaları, aşırılık ve fanatizm gibi konularda beis görmemelerinin bu eksiklikten beslendiği ifade edilebilir[69]. Bu anlayışın İslamofobinin gelişimde de etkili olduğu görülmektedir.

Avrupa’ya Müslüman iş gücü göçünden ve bu göç eden göçmenlerin ilerleyen süreçlerde ailelerini de yanlarına aldıkları bilinmektedir. Bu genel durumun İslamofobiyi tetiklediği, korku ve paniği artırdığı da gözlemlenmektedir. Tepkilerin neden bu yönde ilerlediğine dair bir yorum yapılacak olursa Müslümanların geçici durumdaki konumlarından kalıcı bir hal almaya doğru evrilen göç serüvenlerinin yarattığı paniğin ötesinde başka düşüncelerin de varlığından söz edilebilmektedir. Müslüman nüfusun Avrupa toplumu içerisindeki artışıyla birlikte Avrupalılar; kıtalarının İslamlaşacağı, Avrupa medeniyeti ile İslam’ın bir arada bulunamayacağı ve iki farklı kültürün bir çatışma ortamı yaratacağı endişesine kapılmışlardır[70].

Bu düşünce yapısının gereğince çalışmak amacıyla Avrupa’ya göç eden Müslümanlar ırkçılık seviyesinde bir ayrımcılıkla karşılaşmış, barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılamada çeşitli problemlerle karşı karşı kalmışlardır. Bu ayrımcı yaklaşımın İslam karşıtlarını ortak bir paydada birleştirdiği gibi genel bir çatı altında homojen olarak kabul edilen Müslümanları da bir arada bulunmak durumunda bıraktığı ifade edilebilir. Bütün bunların ötesinde İslam paravanının arkasına saklanan dini motifli terör örgütlerinin de bu ayrılıkçı ortamdan beslendikleri söylenebilmektedir. Etki ve tepki ilişkisine benzetilebilecek bu karşılıklı ilişki bir tarafın faaliyet göstermesi ile karşı tarafın refleks göstermesi şeklinde olabilmektedir. Böyle bir durumda her iki tarafın da birbirine karşılıklı olarak eylemler tertip etmesi durumu çıkmaza sokmaktadır.

 

3. Tetikleyici İki Unsur: İslamofobi ve Dini Motifli Terörizmin Değerlendirilmesi

Müslümanların yaşadıkları coğrafyalardan çıkarak iş gücü olarak ya da çeşitli sebeplerden ötürü farklı ülkelere yaptıkları geçici veya kalıcı göç hareketlerinin İslam karşıtı kesimlerde tepki uyandırdığı bilinmektedir. Sadece bu küçük etki bile Avrupa ve Amerika’da tepkiye yol açabilmekteyken dini motifli terör örgülerinin İslamofobi üzerindeki etkileri bariz şekilde hissedilmekte ve görülmektedir. Müslümanların sadece varlığı bile bir tedirginlik unsuruyken dini motifli terör örgütlerinin eylem potansiyelleri göz önünde bulundurulduğu takdirde yaratabilecekleri korku ortamı çok daha büyük etkiye sahip olacaktır. Bu başlık altında değerlendirilecek konu ise bu iki kavram arasındaki ilişkinin incelenmesi olacaktır. Birbirini tetiklediği düşünülen bu iki unsurun aralarındaki ilişkinin boyutu ve yönü genel anlamda karşılıklı yaşanan olaylar çerçevesinde yorumlanacaktır.

 

3.1. Yeni Milat: 11 Eylül Saldırıları

İslamofobi her ne kadar çok eski tarihlerden beri varlığını sürdürse de dünya kamuoyuna geniş çaplı yansımasının 11 Eylül saldırıyla gerçekleştiği söylenebilmektedir. 11 Eylül saldırıları sonucunda lokal olarak kendini gösteren İslamofobinin küresel bir etkiye sahip olduğu yorumu da yapılabilmektedir. Bunların yanı sıra 11 Eylül olaylarının dini motifli terörizm ve İslamofobinin karşılıklı ilişkilerinin incelenmesi bakımından da yeni bir milat olduğu ifade edilebilir. 11 Eylül saldırılarının yaratmış olduğu kuşku, korku, endişe ve tedirginliğin İslam’a karşı zaten var olan hoşgörüsüzlük, ayrımcılık, ötekileştirilme ve dışlanmayı özellikle medya aracılığıyla daha geniş alanlara yaydığı söylenebilir[71]. Bu anlamda 11 Eylül olaylarının İslamofobinin küreselleşmessindeki etkin rolü dikkat çekmektedir.

İkiz Kulelerin, El-Kaide tarafından bombalanmasından sonra bütün Müslümanlar terörle mücadele adına suçlu ilan edilmiş, Kuran’ın yasaklanması, Müslümanların fişlenmesi, camilerin kapatılması, Müslümanların ülkeden çıkarılması ve Müslüman göçünün engellenmesi çağrıları yapılmıştır[72]. 11 Eylül örneğinde de görüldüğü üzere dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri İslamofobiyi tetiklemektedir. İslam dinine mensup olduğunu iddia eden bir terör örgütün uyguladığı terör saldırıları dolayısıyla İslamofobik kesimler bu durumdan bütün Müslümanlığı sorumlu tutabilmektedir. İkiz kulelerin bombalanması ve akabinde gerçekleşen terör eylemlerinin yarattığı İslamofobik tepkilerin kendisinden önceki dönemlerde yükselen tepkilerden etkin bir farkı da bulunmaktadır. İslamofobi adına kırılma ve zirveye ulaşma olarak tanımlanabilecek bu saldırılar daha önceleri halkı ikna etme konusunda problem yaşayan İslam karşıtlarının eline güçlü bir koz vermiştir[73]. Daha önceleri fikirlerinin meşruiyetini sağlamada ve taraftar elde etmede zorlanan İslam karşıtları bu olaylarla birlikte daha kolay propaganda yürütebilecek bir konuma gelmişlerdir.

 

3.2. İslamofobik Saldırılar ve Dini Motifli Terör Eylemlerinin Değerlendirilmesi

Genel anlamda İslam karşıtı düşünce yapısının bütün Müslümanları homojen bir yapıda görmesinin yanı sıra Türk ve Müslüman ayrımının da net olarak yapılamadığı görülebilmektedir. Örneğin; Almanya’da Türk ve Müslüman unsurlar birlikte olarak ele alınırken; Müslümanlar İslamcı teröristleri destekliyor, Müslümanlarla ilişki kurulmamalıdır, Almanya’daki terör unsurlarını İslam beslemektedir gibi söylemlerle İslam’ı aşağılayan karikatürler çizilmektedir[74]. Bu karikatür olayının bir benzeri Fransız mizah dergisi olan Charlie Hebdo örneğinde de görülmektedir. İslam’a karşı hoşgörüsüzlüğün ve hakaretin boyutlarını gözler önüne seren İslam karşıtı karikatürlerin yayınlanması İslam dünyasında büyük tepkilere sebep olmuştur.

Charlie Hebdo dergisinde Hz. Muhammed’in uygunsuz bir şekilde karikatürünün yapılması üzerine 7 Ocak 2015’te Cherif ve Said Kouachi kardeşler dergi binasını basarak 12 kişiyi ve bina dışında bulunan bir polisi öldürmüştür[75]. Bu örnekte de görüldüğü gibi İslamofobik bir faaliyet sonucunda dini motifli bir terör saldırısı meydana gelmiştir. Her ikisi de uç noktalar olan bu iki unsurun karşılıklı ilişkisi ortadadır. Uygunsuz ve gayri ahlaki bir eylemin karşılığı olarak yine yanlış ve insanlık dışı bir tepki meydana gelmektedir.

Bu olayın tersi olarak dini motifli terör saldırılarının İslamofobiyi alevlendirdiği de görülmektedir. Örneğin; 11 Eylül saldırılarının ABD’nin dış politikasını etkilediği söylenebilir. Fakat bu durum her ne kadar bir olay karşısında savunma mekanizması geliştirme olarak görülse de aslında içerisinde bir perdelemeyi barındırdığı da ifade edilebilmektedir. ABD 11 Eylül saldırılarını bahane ederek önce Afganistan’a daha sonra Irak’a girmiştir. 1970’lerle birlikte yaşanan enerji krizleri sonucunda İslam karşıtı politikalar geliştirilerek petrol bölgelerine girilmesinin meşrulaştırılmak istenmesi durumu ABD’nin Irak petrol kaynaklarını ele geçirmek için ülkeyi işgalini demokrasi gibi söylemlerin arkasına gizlemesiyle benzerlik göstermektedir[76].

İspanya İslam Komisyonu 2017’de Barselona’da meydana gelen dini motifli terör saldırısının sonucunda İslamofobinin arttığını dile getirmiş ve Barselona İl Savcılığı ise Katalonya bölgesindeki bölgesindeki İslamofobik nefret ve saldırı suçlarındaki artış oranının 2016’ya göre 2017 yılında yüzde 307’ye çıktığını açıklamıştır[77]. Fransa İslam Konseyi’ne bağlı Fransa İslamofobi Gözlemevi ise 2019’da İslamofobik saldırıların bir önceki yıla göre yüzde 54 arttığını arttığını açıklamıştır. Bu örnekler ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere İslamofobi ile dini motifli terörizmin arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Aynı zamanda birbirlerini tetikledikleri ve bir tarafın gerçekleştirdiği bir eylemin karşı tarafı eylem yapmaya motive ettiği söylenebilmektedir.

 

3.3. Tetikleyici İki Unsur Üzerine Genel Bir Bakış

İslomofobi ve dini motifli terörizm birbirini tetiklediği gibi bazı söylemlerde ortaklığa da rastlanabilmektedir. Özellikle dini motifli terör örgütlerinin ideolojik bir söylem olarak kullandıkları ‘küfür tek millettir’ söylemi içerisinde bir genellemeyi barındırmaktadır[78]. Aynı şekilde bir genelleme İslamofobi içerisinde de bulunmaktadır. İslamofobide İslam’ı ve Müslümanları fanatizmle eşleştirerek etnik farklılıklar göz önünde bulundurulmaksızın tek çatı altında değerlendirilmektedir[79]. Bu genelleme çerçevesince etnik farklılıkların yanı sıra mezhepsel farklılıklar da önemsenmemekte ve dini motifli bir terör eylemi sonucunda bütün İslam dünyası mesuliyet altında bırakılmaktadır.

Söz konusu bu genellemeye ve ırkçı saldırılara Almanya’daki Türklerin maruz kaldığı bilinmektedir. Bunun yanı sıra bu düşünce sisteminde bütün Arap dünyasıda Müslümanlıkla bağdaştırılmaktadır. ABD’deki Arapların yüzdesel olarak; %42’si Katolik, %23’ü Ortodoks, %12’si Protestan ve yalnızca %23’ü Müslümanken, Araplar İslam’la ve terör olaylarıyla özdeşleştirilmektedir[80]. Medya organları ve siyasetçiler de bu anlayışı geniş kitlelere yaymak amacıyla çeşitli nefret söylemleri geliştirmektedirler. Fransa’da milliyetçi bir siyasi parti olan Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen, 2010 yılında Lyon’da yaptığı bir mitingte cuma namazı sırasında cami içerisinde yer kalmadığı için sokağa taşan cemaatin görüntülerini Nazilerin Fransa’yı işgal ederkenki görüntülerine benzeterek halkı kin ve nefrete teşvik edecek söylemlerde bulunmuştur[81].

Ayrıca Batı düşünce sistemine göre Doğulular; günahkar, ahlaksız ve mantık dışı hareket eden insan topluluğudur[82]. Dini motifli terör örgütleri de bu düşünceye benzer bir düşünce olarak’’ zalimler için yaşasın cehennem’’ ve ’’ Yahudiler ile Hristiyanları dost edinmeyiniz’’ gibi ideolojik söylemleri kullanarak tavırlarını ortaya koymaktadırlar[83]. Buradan hareketle İslamofobi ve dini motifli terör unsurlarının birbirini tetiklediklemenin yanı sıra kavramsal ve ideolojik anlamda birbiriyle ortak noktaları da bulunmaktadır. Dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri sonucunda İslam ve Müslümanlar büyük zarar görürken İslamofobik düşüncenin de Avrupa toplumuna ve Hristiyanlığa karşı olumsuz yansımalarının olduğu söylenebilir. Sonuç olarak hem İslamofobi hem de dini motifli terör örgütleri; hoşgörüsüzlüğü, gayri ahkaliği, şiddeti, ayrımcılığı, dışlamayı ve farklı görüşleri tehdit olarak algılamayı ilke edindikleri için temsil ettiklerini düşündükleri toplum ve inançlara zarar vermektedirler.

 

SONUÇ

Çalışma neticesinde elde edilen başlıca sonuçları şu şekilde ifade etmek mümkündür:

Öncelikle İslam dinini bir meşruiyet aracı olarak kullanan terör örgütlerinin, taraftar toplamak ve faaliyetlerini makul gösterebilmek adına birtakım ayet ve hadisleri istedikleri şekilde yorumlayarak siyasi bir propaganda haline getirdikleri görülmektedir. İslam dinini şiddetle eşleştirmek isteyen İslam karşıtı kesimlerin öne sürdükleri cihad kavramını dini motifli terör örgütlerinin de kullandıkları söylenebilmektedir. Bir korku ve telaş ortamı yaratmak isteyen bu terör örgütleri araç olarak aktif bir şekilde şiddete başvurmaktadırlar. İslam dinini hakim kılmak ve temsil etmek nedeninden yola çıkan bu terör örgütleri İslam’ı bir paravan olarak kullanmanın yanı sıra dinin itibarına da leke sürmektedirler. Dünya kamuoyunda olumsuz bir temsil görüntüsü yaratan bu terör örgütleri beraberinde nefret ve düşmanlığı da meydana getirmektedirler.

Ulaşılan bir başka sonuç da dini motifli terör örgütlerinin İslamofobiyi etkilediği gibi İslamofobik saldırıların da dini motifli terör eylemlerini motive ettiği yönündedir. Örnek olaylar değerlendirildiğinde zaman zaman dini motifli terör eylemlerinin İslamofobik görüşü tetiklediği görülürken, İslamofobik saldırı ve söylemlerin de dini motifli terör eylemlerini doğurduğu söylenebilmektedir. Charlie Hebdo olayı ve 11 Eylül saldırıları karşılıklı iki örnek olarak verilebilir.

Genel anlamda iki tarafın eylem ve davranışlarının da birbirini etkilediği söylenebilirken bütün sorumluluğu tek bir tarafa yüklemek objektif bir bakış olmayacaktır. İslam dini arkasına saklanan dini motifli terör örgütlerinin faaliyetleri İslam’a ve Müslümanlara zarar verirken, İslamofobi de Avrupa toplumuna karşı olumsuz bakış açısını ve nefret düşüncelerini tetiklemektedir. Her iki kavramda suistimal dahilinde kullanıldığından dolayı temsilini iddia ettikleri değerlere aynı ölçüde zarar vermektedir.

 


KAYNAKÇA

Dergi Makaleleri

Aktaş, Murat, AB Ülkelerinde İslamofobi ve Terörizm, ‘Ombudsman Akademik Dergisi’ Sayı 7, Ankara: 2014.

Alper, Ömer Mahir, İtaat,TDV İslam Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2001.

Ataman, Kemal; (Er, Tuba), İslamofobi ve Avrupa’da Birlikte Yaşama Tecrübesi Üzerine, ‘Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 17, Sayı 2, Bursa: Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2008.

Avcı, Casim, Hilafet, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 1998.

Aydın, Mehmet Akif, İmamet, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2000.

Aydın, Mehmet Emin; (Türkoğlu, Ahmet Hamdi), Dini Motifli Terör Kavramı, Atatürk Araştırma Merkezi, 2015.

Bodur, Hüsnü Ezber, Batı’da İslâm Karşıtlığının İcat Edilmiş Dili Olarak İslamofobi ‘Çatışmacı Sosyolojik Perspektif’, Sayı 6, Gaziantep: İlahiyat Akademi, 2017.

Bulut Erol; (Cirhinlioğlu, Zafer), Terör Din ve Siyaset,Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’, Cilt 20, Sayı 2, Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler, 2010.

Bulut, Halil İbrahim, Semavi Dinlerin Ortak Ahlak Değerleri ya da Evrensel Değerler, ‘Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 1, Sayı 1, Lefkoşa: Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2015.

Büyüktopçu, Mehmet Burak; (Gündoğdu, Serdar), Alman Karikatürleri Örneğinde İslamofobi, ‘Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’, Kars: Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019.

Fığlalı, Ethem Ruhi, Hariciler,TDV İslâm Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 1997.

Hurç, Ramazan, Siyaset Biliminin Oluşumu Bağlamında Dört Halifenin Seçim Sistemi, ‘Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’, Cilt 13, Sayı 1, Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler, 2003.

İlhan, Vahit; (Bağcı, Ceyhun), İslamofobinin Medyadaki Stratejik Gücü Olarak Televizyon Dizileri: Homeland Örneği, ‘Medya ve Din Araştırmaları Uygulama ve Araştırmaları Dergisi’, Cilt 1, Sayı 2, Kayseri: Medya ve Din Araştırmaları Uygulama ve Araştırmaları, 2018.

Kallek, Ramazan, Biat, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 1992.

Kara, Mustafa, Kur’an’da Adalet Kavramı ve Güncel Değeri, ‘Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’,  Sayı 34, Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2013.

Karslı, Necmi, İslamofobinin Psikolojik Olarak İncelenmesi,Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi’, Cilt 13, Sayı 3, Ankara: 2000.

Kedikli, Umut; (Akça, Mehmet), Soğuk Savaş Sonrası Avrupa’da Artan İslamofobi, ‘TESAM Akademi’, Cilt 4, Sayı 1, Bursa: TESAM Akademi, 2017.

Kuyaksil, Ali, Terör Örgütlerinin İdeoloji Unsuru Olarak Kullandığı Bazı Dini Kavramlar,ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi’, Cilt 1, Sayı 1, İstanbul: ASSAM, 2014.

Mohideen, Haja; (Mohideen, Shamimah), The Language of Islamophobia on Internet, ‘Intellectual Discourse’, 2008.

Orhan, Fatih, Cihad Kavramı Üzerinden İslam’a Sürülmek İstenen Leke: Terör, ‘Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 14, Sayı 2, Adana: Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2014.

Övet, Talha, Terörizm İslamofobi ve Nefret Suçu İlişkisi,Güvenlik Bilimleri Dergisi’, Cilt 5, Sayı 1, Ankara: 2016.

Özdemir, Cevdet, Terör: Şehit ve Gazi Yakınlarının Terör Hakkındaki Görüşleri, ‘Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi’, Sayı 8, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları, 2008.

Samur, Hakan, Avrupa’daki İslamofobinin ‘Avrupalı’ Sebepleri,Mukaddime Dergisi’, Cilt 7, Sayı 2, Mardin: 2016.

Tözün, Mustafa; (Babaoğlu, Asya Banu), Phobias and Healthy Lifestyle Behaviors: a Public Health Perspective, ‘Family Practice and Palliative Care’, Cilt 1, Sayı 1, Çanakkale: 2016.

Türcan, Talip, Şura, ‘TDV İslâm Ansiklopedisi’, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2010.

Türk, Nurdoğan, Kur’an Işığında Korku ve Etkileri, ‘Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 19, Sayı 1, Adana: Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2019.

Yıldırım, Ramazan, Sünni Siyaset Düşüncesinin Tarih İçindeki Gelişimi ve Etkinliği, ‘İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Sayı 24, İstanbul: İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2011.

Yüksel, Mehmet, İslamofobinin Tarihsel Kökenlerine Bir Bakış: Oryantalizm ya da Batı ve Öteki, ‘İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası’, Cilt 72, Sayı 1, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2014.

 

İnternet Kaynakları

BBC News, Charlie Hebdo Davası Bugün Başladı: Sanıklardan İkisi Türkiye Kökenli, 02.09.2020, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53994199, E.T 25.10.2020.

Euro News, İspanya’da İslamofobik Saldırılar Bir Yılda Yüzde 120 Arttı, 19.03.2019,  https://tr.euronews.com/2019/03/19/ispanya-da-islamofobik-saldirilar-bir-yilda-yuzde-120-artti, E.T 02.01. 2021.

Euro News, Taliban’ın Afganistan’daki En Kanlı Eylemi, 06.06.2017, https://tr.euronews.com/2017/06/06/talibanin-afganistandaki-en-kanli-eylemi, E.T 17.10.2020.

HaberTürk, Terör Örgütü IŞİD’in Türkiye’ye Yönelik Gerçekleştirdiği Saldırılar, 11.07.2016, https://www.haberturk.com/gundem/haber/1264903-teror-orgutu-isidin-turkiyeye-yonelik-gerceklestirdigi-saldirilar, E.T 13.10.2020.

Runnymade Trust, Islamophobia: A Challenge For Us All, 05.06.1997, https://www.runnymedetrust.org/companies/17/74/Islamophobia-A-Challenge-for-Us-All.html, E.T 20.10.2020.

Trt Haber, Nijerya’da Boko Haram’a Operasyon: 19 Ölü, 08.04.2020, https://www.trthaber.com/haber/dunya/nijeryada-boko-harama-operasyon-19-olu-474366.html, E.T 14.10.2020.

 

Kitaplar

Akyol, Taha, Hariciler ve Hizbullah, İstanbul: Doğan Kitapçılık, 2000.

Çaylak, Ramazan, İslam’da Siyasi Akıl ve Düşüncenin Oluşumu, ‘İslam Siyasi Düşünceler Tarihi’,  Ankara: Savaş Yayınevi, 2018.

 

Dipnotlar

[1] Cevdet Özdemir, Terör: Şehit ve Gazi Yakınlarının Terör Hakkındaki Görüşleri, (Ankara: Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları, 2008), s. 478.

[2] Halil İbrahim Bulut, Semavi Dinlerin Ortak Ahlak Değerleri ya da Evrensel Değerler, ‘Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 1, Sayı 1, (Lefkoşa: Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2015), ss. 70-78.

[3] Hüsnü Ezber Bodur, Batı’da İslâm Karşıtlığının İcat Edilmiş Dili Olarak İslamofobi, ‘Çatışmacı Sosyolojik Perspektif’,, Sayı 6, (Gaziantep: İlahiyat Akademi, 2017), s. 70.

[4] Mehmet Emin Aydın  (Ahmet Hamdi Türkoğlu), Dini Motifli Terör Kavramı, (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2015), s. 165.

[5] Habertürk, Terör Örgütü IŞİD’in Türkiye’ye Yönelik Gerçekleştirdiği Saldırılar, (11.07.2016), https://www.haberturk.com/gundem/haber/1264903-teror-orgutu-isidin-turkiyeye-yonelik-gerceklestirdigi-saldirilar, E.T 13.10.2020.

[6] Umut Kedikli, (Mehmet Akça), Soğuk Savaş Sonrası Avrupa’da Artan İslamofobi, ‘TESAM Akademi’, Cilt 4, Sayı 1, (Bursa: TESAM Akademi, 2017), s. 76.

[7] Trt Haber, Nijerya’da Boko Haram’a Operasyon: 19 ölü, (08.04.2020), https://www.trthaber.com/haber/dunya/nijeryada-boko-harama-operasyon-19-olu-474366.html, E.T 14.10.2020.

[8] Euro News, Taliban’ın Afganistan’daki En Kanlı Eylemi, (06.06.2017), https://tr.euronews.com/2017/06/06/talibanin-afganistandaki-en-kanli-eylemi, E.T 17.10.2020.

[9] Ethem Ruhi Fığlalı, Hariciler,TDV İslâm Ansiklopedisi’, (İstanbul: TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 1997), s. 169.

[10] Taha Akyol, Hariciler ve Hizbullah, (İstanbul: Doğan Kitapçılık, 2000), s. 19.

[11] A.g.e., Bodur, s. 65.

[12] Ali Kuyaksil, Terör Örgütlerinin İdeoloji Unsuru Olarak Kullandığı Bazı Dini Kavramlar,’ ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi’, Cilt 1, Sayı 1, (İstanbul: Assam 2014), s. 85.

[13] Fatih Orhan, Cihad Kavramı Üzerinden İslam’a Sürülmek İstenen Leke: Terör, ‘Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 14, Sayı 2, (Adana: Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2014), s. 97.

[14] A.g.e. Kuyaksil, s. 97.

[15] Erol Bulut, (Zafer Cirhinlioğlu), Terör Din ve Siyaset,Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’, Cilt 20, Sayı 2, (Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler, 2010), ss. 310-311.

[16] Hz. Muhammed’in vefatı ile birlikte, Müslümanları yönetmek adına ‘Ümmetin başı’ olarak görev yapmış ilk dört halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali) Raşid Halifeler olarak adlandırılmaktadır.

[17] Ramazan Hurç, Siyaset Biliminin Oluşumu Bağlamında Dört Halifenin Seçim Sistemi, ‘Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’, Cilt 13, Sayı 1, (Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler, 2003), s. 391.

[18] Mustafa Kara, Kur’an’da Adalet Kavramı ve Güncel Değeri,’ Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Sayı 34, (Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2013), s. 138.

[19] Ramazan Çaylak, İslam’da Siyasi Akıl ve Düşüncenin Oluşumu, ‘İslam Siyasi Düşünceler Tarihi’,  (Ankara: Savaş Yayınevi, 2018), s. 74.

[20] A.g.e., Çaylak, s. 74.

[21] A.g.e., Çaylak, s. 74.

[22]  Talip Türcan, Şura, ‘TDV İslâm Ansiklopedisi’, (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2010), s. 230.

[23] A.g.e., Çaylak, s. 76,

[24] A.g.e., Hurç, s. 393.

[25] A.g.e., Çaylak,  s. 76.

[26] Ramazan Kallek, Biat, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’, (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 1992), s. 120.

[27] A.g.e., Çaylak, s. 76.

[28] A.g.e., Kallek, s. 120.

[29] A.g.e., Çaylak, s. 77.

[30] A.g.e., Kallek, s. 120.

[31] A.g.e., Çaylak, s. 77.

[32] Ömer Mahir Alper, İtaat,TDV İslam Ansiklopedisi’, (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2001), s. 444.

[33] A.g.e., Çaylak, s. 78.

[34] A.g.e., Alper, s. 444.

[35] A.g.e., Çaylak, s. 78.

[36] A.g.e., Alper, s. 445.

[37] A.g.e., Çaylak, s. 78.

[38] A.g.e., Çaylak, s. 79.

[39] Casim Avcı, Hilafet, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’, (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 1998), s. 539.

[40] Mehmet Akif Aydın, İmamet, ‘TDV İslam Ansiklopedisi’,  (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2000), s. 203.

[41] İslam siyasi düşüncesinde ulu’l-emr kavramının; yönetimini, Kur’an’ın emrettiği ilkeler ve peygamberin sünneti doğrultusunda şekillendirmiş, liyakat sahibi emirin Müslümanlara başkanlık etmesi anlamında kullanıldığı ifade edilebilmektedir.

[42] A.g.e., Çaylak, s. 79.

[43] Ramazan Yıldırım, Sünni Siyaset Düşüncesinin Tarih İçindeki Gelişimi ve Etkinliği, ‘İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’,  Sayı 24, (İstanbul: İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2011), s. 6.

[44] A.g.e., Hurç, s. 396.

[45] A.g.e., Çaylak, s. 81.

[46] A.g.e., Yıldırım, s. 15.

[47] A.g.e., Çaylak, s. 82.

[48] Mustafa Tözün, (Asya Banu Babaoğlu), Phobias and healthy lifestyle behaviors: a public health perspective,Family Practice and Palliative Care’, Cilt 1, Sayı 1, (Çanakkale: Family Practice and Palliative Care, 2016), s. 24.

[49] Necmi Karslı, İslamofobinin Psikolojik Olarak İncelenmesi, ‘Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi’, Cilt 13, Sayı 3, (Din Bilimleri Akademik Araştırma, 2013), s. 81.

[50] Haja Mohideen, (Shamimah Mohideen), The Language of Islamophobia on Internet, ‘Intellectual Discourse’, Cilt 16, Sayı 1, (Intellectual Discourse 2008), ss. 73-74.

[51] Murat Aktaş, AB Ülkelerinde İslamofobi ve Terörizm, ‘Ombudsman Akademik Dergisi’, Sayı 7, (2014), s. 38.

[52] Nurdoğan Türk, Kur’an Işığında Korku ve Etkileri, ‘Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 19, Sayı 1, (Adana: Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2019), s. 146.

[53] A.g.e., Karslı, ss. 79-80.

[54] A.g.e., Aktaş, s. 38.

[55] A.g.e., Kedikli, (Akça), s. 59.

[56] A.g.e., Aktaş, s. 39.

[57] Mehmet Yüksel, İslamofobinin Tarihsel Kökenlerine Bir Bakış: Oryantalizm ya da Batı ve Öteki, ‘İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası’, Cilt 72, Sayı 1, (İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2014), s. 190.

[58] A.g.e., Aktaş, s. 39.

[59] A.g.e., Kedikli, (Akça), ss. 68-70.

[60] A.g.e., Yüksel, s. 193.

[61] Runnymade Trust, Islamophobia: A Challenge for Us All, (05.06.1997), https://www.runnymedetrust.org/companies/17/74/Islamophobia-A-Challenge-for-Us-All.html, E.T. 20.10.2020.

[62] A.g.e., Kedikli, (Akça), s. 74.

[63] Vahit İlhan, (Ceyhun Bağcı), İslamofobinin Medyadaki Stratejik Gücü Olarak Televizyon Dizileri: Homeland Örneği, ‘Medya ve Din Araştırmaları Uygulama ve Araştırmaları Dergisi’, Cilt 1, Sayı 2, (Kayseri: Medya ve Din Araştırmaları Uygulama ve Araştırmaları, 2018), ss. 170-180.

[64] A.g.e., Bodur, s. 75.

[65] Hakan Samur, Avrupa’daki İslamofobinin ‘Avrupalı’ Sebepleri,Mukaddime Dergisi’, Cilt 7, Sayı 2, (Mardin: 2016), s. 298.

[66] A.g.e., Bodur, s. 72.

[67] A.g.e., İlhan, (Ceyhun), s. 172.

[68] A.g.e., Bodur, s. 77.

[69] A.g.e., Bodur, s. 77.

[70] A.g.e., Yüksel, s. 196.

[71] A.g.e., Yüksel, s. 189.

[72] Talha Övet, Terörizm İslamofobi ve Nefret Suçu İlişkisi,Güvenlik Bilimleri Dergisi’, Cilt 5, Sayı 1, (Ankara: Güvenlik Bilimleri, 2016), s. 123.

[73] Kemal Ataman, (Tuba Er), İslamofobi ve Avrupa’da Birlikte Yaşama Tecrübesi Üzerine, ‘Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’, Cilt 17, Sayı 2, (Bursa: Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2008), s. 758.

[74] Mehmet Burak Büyüktopçu, (Serdar Gündoğdu), Alman Karikatürleri Örneğinde İslamofobi, ‘Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’, (Kars: Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019), s. 96.

[75] BBC News, Charlie Hebdo Davası Bugün Başladı: Sanıklardan İkisi Türkiye Kökenli, (02.09.2020), https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53994199, E.T. 25.10.2020.

[76] A.g.e., Bodur, ss. 81-82.

[77] Euro News, İspanya’da İslamofobik Saldırılar Bir Yılda Yüzde 120 Arttı, (19.03.2019),  https://tr.euronews.com/2019/03/19/ispanya-da-islamofobik-saldirilar-bir-yilda-yuzde-120-artti, E.T. 02.01.2021.

[78]A.g.e., Kuyaksil, s. 105.

[79] A.g.e., Yüksel, s. 196.

[80] A.g.e., Övet, s. 124.

[81] A.g.e., Aktaş, s. 131.

[82] A.g.e., Yüksel, s. 193.

[83] A.g.e., Kuyaksil, ss. 96-106.