Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Cumhuriyet Tarihi / Demokrat Parti Dış Politikası ve Aktif Amerikancılık – 1

Demokrat Parti Dış Politikası ve Aktif Amerikancılık – 1

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan itibaren dış politika yapımında aktif bir biçimde kullanmış olduğu yol Tarafsızlık İlkesi iken, bu anlayış 1940’lı yılların ortasından itibaren terk edilmeye başlanmış ve yerini Aktif Amerikancılığa teslim etmiştir. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üye olmasıyla beraber Ankara kendi çıkarlarını genelde Batı’nın, özelde ise ABD’nin çıkarları ile özdeş görmeye başlamış ve Menderes hükümeti ‘’Washington’un dikte ettiği politikayı harfiyen izlemekle Türkiye’nin çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edileceğine’’ inanmıştır. [1]

Yazan: Mücahid Rıza Alper

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan itibaren dış politika yapımında aktif bir biçimde kullanmış olduğu yol Tarafsızlık İlkesi iken, bu anlayış 1940’lı yılların ortasından itibaren terk edilmeye başlanmış ve yerini Aktif Amerikancılığa teslim etmiştir. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üye olmasıyla beraber Ankara kendi çıkarlarını genelde Batı’nın, özelde ise ABD’nin çıkarları ile özdeş görmeye başlamış ve Menderes hükümeti ‘’Washington’un dikte ettiği politikayı harfiyen izlemekle Türkiye’nin çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edileceğine’’ inanmıştır. [1]

Ancak bu Aktif Amerikancılık ilkesi ve anlayışı sadece Demokrat Parti iktidarına has bir anlayış değil; aksine dönemin muhalefeti ve 1940’lı yılların hükümeti CHP ve lideri İsmet İnönü’nün tasdiklediği ve doğru kabul ettiği bir politika olarak Türk siyasetinde yerini almıştır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Avrupa’yı çağdaşlaşma anlayışının öncüsü olarak gören Batıcılık fikri, bu değişim ve dönüşüm ile yerini Amerika merkezli bir batıcı anlayışa bırakmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar: “Biz Türkler, siz Amerikalıların hayat tarzınızın ve dünya telakkinizin hayranıyız’’[2] sözleriyle Türkiye’deki Aktif Amerikancılığı ve Türkiye’den bir ‘’Küçük Amerika’’ çıkarma hayallerini ortaya koyan bir anlayış sergilemiştir.

Atatürk’ün Avrupa’yı esas alan Batıcılık fikri ile Aktif Amerikancılık esasına dayanan Batıcılık tasavvurunda bir süreklilik olduğu aşikardır, Aktif Amerikancılık anlayışının Türk demokrasi hayatına olumlu yansımaları olacağını düşünen dönemin Dışişleri bakanı Fuat Köprülü; “Hürriyeti anlamayanların hala süren varlığını ve tek partiye ve diktatörlerin keyfine dayalı yapıları tasfiye edecek bir yapıya sahiptir’’ cümleleriyle bu fikrini dile getirmiştir. [3]

Menderes dönemi dış politikasına ve bütün devlet organlarına hakim olan Aktif Amerikancılık fikrinin bir diğer umudu ise iktisaden geri kalmış Türkiye’yi kalkındıracak yegane güç olduğu gerçeği olarak algılanmasıdır, bu anlayış ve hızla yükselen Türk–Amerikan ilişkileri Amerikan hükümeti nezdinde Türkiye’yi Sovyet tehdidi karşısında stratejik bir ileri karakol olarak görmesine ve bu doğrultuda askeri ve iktisadi yardımların gerçekleştirilmesine sebebiyet vermiştir.

Sovyet bloğuna karşı bütünüyle Batı bloğunda safını tutan Menderes hükümeti bu büyük güç karşısında kendisini güvence altına almak istemekle beraber NATO’ya katılmakta ısrar etmiştir. Kore Savaşı’na asker yollanması ve Türkiye topraklarında Amerikan üslerinin kurulmasının kabul edilmesi gibi adımların ardından gelen en önemli dinamiklerden birisi de, Amerika’dan gelen dış yardımın devam etmesini, hatta arttırılmasını sağlamaktı. [4]

Tüm bu kararların alınması noktasında karar verme merciinde olanlar Başbakan Adnan Menderes; dönemin iki Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü (1950-1956) ve Fatin Rüştü Zorlu (1957-1960) ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar önemli isimler olarak ön plana çıkmaktaydı. Dış politikanın açıktan tartışılmasının sıkı bir denetime tabii olduğu bu dönemde Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanları dışında, etkili aktör neredeyse yok denecek kadar azdır. Örneğin Temmuz 1950’de Kore’ye asker gönderilmesi kararı meclise başvurulmaksızın alınmış ve süreç tamamen Menderes ve ekibi tarafından yönetilmiştir. Hükümetin önde gelen isimleri 18 Temmuz 1950’de Yalova’da bir araya gelmişler ve Kore’ye asker gönderme kararını bu toplantıda vermişlerdir. [5]

Menderes hükümeti her ne kadar meclise ve muhalefete danışmaksızın dış politika hamlelerine devam ediyor olsa da, muhalefet bu kararları desteklemekten asla geri durmamıştır. Ancak muhalif kanadın tepkisi bu kararların meclise, yani dolayısıyla kendilerine danışılmadan alınmasına yönelikti. Örneğin 1959’da NATO kapsamında nükleer başlıklı Jüpiter füzelerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi gündeme geldiğinde, hükümet bu konudan meclisin haberdar edileceğini söylemiş, fakat Ekim 1959’da yapılan antlaşmadan meclisin ve kamuoyunun haberi olmamıştır. [6]

        Kore Savaşı ve NATO

Türkiye 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren yeni Dünya düzeninde açık bir biçimde safını Dünya’nın yeni gücü Amerika ve çevresini oluşturan emperyalist bloktan yana koyarak, bu eksende iktisadi ve siyasi hayatını yeni şartlara göre revize etmiştir. Bu kapsamda Sovyet tehdidi karşısında kendisini güvence altına almak isteyen Türk hükümeti NATO’ya dahil olma isteğini birçok defa dile getirmiştir.

İngiltere’nin açık bir şekilde ‘’NATO bünyesinde Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin özgür devletlerin Hıristiyan demokratik topluluk idealini zayıflatacaktır’’ açıklamasında bulunması, Türkiye’nin Osmanlı’dan miras aldığı liderlik vasfının hala Avrupa için bir tehdit algısı oluşturduğunu göstermektedir.

Menderes hükümeti Avrupa’da var olan bu hakim düşünceyi kırmanın ve NATO’ya dahil olmanın yolunu Kore’de komünist ve kapitalist iki kampın çatışması şeklinde karşı karşıya gelen Amerika ve Sovyet güçlerinin aktif mücadele aşamasına gelmelerini,  Türkiye’nin Batı için olan önemini kanıtlaması yönünde bir fırsat olarak görmüştür.

Türkiye’nin kapitalist güney bloğunda savaşa katılması aynı zamanda 1945 senesinden beri açık bir şekilde Türkiye’den taleplerde bulunan Sovyetlere karşı safını belli etmesi noktasında önemli görülmüştür. Bu doğrultuda 25 Temmuz 1950’de yaklaşık 5 bin kişilik bir askeri birliğin Kore’ye gönderileceği açıklanmıştır.

Kore’ye asker gönderme kararı dönemin muhalif partilerinden birisi olan Millet Partisinin Genel Başkanı Hikmet Bayur tarafından destek görmüştü. Bayur, Türkiye’nin güvenliğinin NATO’ya girmesine bağlı olduğunu söyleyerek, bu yolda Kore Harbine Türkiye’nin müdahil olmasını doğru bulmuş ve bu konuda Menderes Hükümetini desteklemiştir. Ancak Türkiye Kore Savaşı esnasında ikinci kez NATO’ya başvuru yapıp bu başvuru reddedilince, Hikmet Bayur Kore’ye giden askerleri geri çekme seçeneğini kamuoyu nezdinde gündeme getirmiştir.

Kore savaşı boyunca Türk askerlerinin kahramanlığı ve 700’ün üzerinde gerçekleşen kayıp neticesinde Washington yönetimi 15 Mayıs 1951’de Türkiye’nin NATO’ya alınması noktasında İngiltere’yi ikna etmiştir ve Türkiye bundan yaklaşık 1 sene sonra, 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya üye olmuştur.

Hükümete yakın olan ‘’Zafer’’ gazetesi bu haberi şu sözlerle duyurmuştur ‘’Kore’de dökülen Türk kanları heba olmadı. Türkiye’nin Atlantik Paktı’na kabul edilişi için Ottowa’daki imzacıların mürekkebinde Kore kahramanlarımıza ait kanın onurlu bir payı vardır.’’ [7]

NATO’ya üyeliğin Türk siyasetini vadeli olarak etkileyen önemli sonuçları olmuştur. Batı yanlısı dış politikanın kurumsal bir alan kazanması ve Türkiye’de militarizme giden süreci desteklemesiyle birlikte, Türk Silahlı Kuvvetlerinin askeri işbirliği noktasında Amerika ile olan yakın ilişkileri bu kurumun önümüzdeki yıllarda Türk siyasetine müdahil olma alanını bir hayli genişletmiştir.

           NATO Ekseninde Amerika ve Türkiye İlişkileri

Türkiye’nin NATO’ya dahil olduktan sonra Soğuk Savaş döneminde dengeleri oluşturacak ölçüde Amerika ile olan münasebetleri tarihi bir zirveye ulaşmıştır. Örneğin 25 Ağustos 1952’de imzalanan NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi, ABD’nin Türkiye’de üsler, tesisler inşa etme ve asker bulundurma haklarını yasal olarak hayata geçirmiştir. Ancak bu yapıların ve Amerika’nın Türkiye içinde gerçekleştirecek olduğu hamlelerin denetleyicisi Türkiye’ye değil, aksine Amerika’nın kendi inisiyatifine bırakılmıştır. Bu bağlamda bu takipsizlik bir süre sonra Amerikan askerlerinin Türkiye sınırlarının içerisinde kanun tanımaz hareketlerine sebebiyet verecek ve bu durum Türkiye’de ilk Amerikan karşıtı gösterilerin ve grupların oluşumuna sebebiyet verecektir.

Türkiye sınırları içerisinde doksanın üzerinde Amerikan askeri tesis ve 30 Milyon metrekare alan NATO, Amerikan üs ve askeri yapılarına tahsis edilmiştir. Bu bağlamda İzmir/Çiğli Altıncı Müttefik Taktik Hava Kuvvetleri Üssü ve Adana/İncirlik üsleri Amerika’nın ileriki yıllarda Ortadoğu üzerindeki hamlelerinin kritik noktaları olmuştur.

Bu imtiyazlar ileride karşılıklı ekonomik ve askeri ilişkilerin daha çok gelişmesine imkan sağlayacak; ancak bu hamleler Türkiye’nin bölgede ‘’Amerikan Uşağı’’ olarak algılanmasına sebebiyet verecek şekilde Amerikan tarafının hakimiyetinde işleyen bir yapıya da dönüşecektir.

 

 

KAYNAKÇA

Ahmad, Feroz: Demokrasi Sürecinde Türkiye 1945-1980, Çeviren: Ahmet Fethi, Hil Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1996

Bağcı, Hüseyin: Demokrat Parti Dönemi Dış Politikası, İmge Kitabevi, Ankara, 1990

Bayar, Celal: Celal Bayar’ın Söylev Ve Demeçleri: Dış Politika (1933-1955), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1999

Keyder, Çağlar: Türkiye’de Devlet Ve Sınıflar, İletişim Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 2007

Mütercimler, Erol ve Mim Kemal Öke:  Düşler Ve Entrikalar: Demokrat Parti Dönemi Türk Dış Politikası, Alfa Yayınları, İstanbul, 2004

Uslu, Nasuh:  Türk Amerikan İlişkileri, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 2000

Tamkoç, Metin: Turkey’s Questfor Security through Defensive Alliances, Milletlerarası Münasebetler Türk Yıllığı, Cilt:2, 1961, ss. 1-39

 

DİPNOTLAR

[1] Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye 1945-1980, Çeviren: Ahmet Fethi, Hil Yayınları, 2.Baskı,  İstanbul, 1996, s.369

[2] Celal Bayar, Celal Bayar’ın Söylev Ve Demeçleri: Dış Politika (1933-1955), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1999, s.183

[3] Erol Mütercimler-Mim Kemal Öke, Düşler Ve Entrikalar: Demokrat Parti Dönemi Türk Dış Politikası, Alfa Yayınları, İstanbul, 2004, s. 40

[4] Çağlar Keyder, Türkiye’de Devlet Ve Sınıflar, İstanbul: İletişim Yayınları, 7. Baskı,  İstanbul, 2007, s. 166

[5] Hüseyin Bağcı, Demokrat Parti Dönemi Dış Politikası, İmge Kitabevi, 1990, Ankara, s.24

[6] Nasuh Uslu, Türk Amerikan İlişkileri, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 2000, s.138

[7] Metin Tamkoç, Turkey’s Questfor Security through Defensive Alliances, Milletlerarası Münasebetler Türk Yıllığı, Cilt:2, 1961, s. 23 ss. 1-39

Yazar Hakkında

Mücahid Rıza ALPER / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir