Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
cyborg
Kaynak: Philosophy Now

Cyborg: Felsefenin Geleceği

Phil Torres, zorlu felsefi problemleri çözmenin biyoteknolojik yolunu düşünüyor.

Bilinç, bilgi, anlam, özgür irade ve benlik de dahil olmak üzere bazı felsefi problemlerin görünürdeki çözümsüzlüğünden kaynaklanan filozofların yakarışları, uzun bir geçmişe sahiptir. Önde gelen pek çok düşünür, entelektüel kapasitelerimiz ile felsefenin amacı, yani gerçekliğin nihai doğası ve işleyişine ilişkin hakikat arasındaki uçurumu işaret etti. Görünüşe göre, felsefenin ortaya çıkardığı sorunların üstesinden gelmek için bilişsel olarak yetersiziz, ancak birbiri ardına nesiller önümüzdeki sahte anlayışlara erişmeye çalışıyor.

Bu sınırlama karşısında bazı filozoflar, bir tür “Stoacı çözüm”ü benimsemişlerdir. Thomas Nagel’in yazısında belirttiği gibi, “Eğer amacımız hakikat ise ona sınırlı ölçüde ve bir kesinlik olmadan ulaşacağımız gerçeğine boyun eğmeliyiz. Çeşitli redüksiyonizm[1], görecilik ya da tarihselcilik biçimleriyle başarısının büyük ölçüde garanti altına alınması için amacı yeniden tanımlamak, bilişsel arzuyu yerine getirmenin bir biçimidir. Felsefe indirgenmiş heveslere sığınamaz. Bunu elde edemeyeceğimizi bilsek bile, sonsuz ve bölgesel olmayan gerçeğin peşindeyiz” (The View from Nowhere, s.10). Diğer filozoflar ise Nagel’in tam olarak kaçınmamız gerektiğini iddia ettiği şeyi seçtiler: İndirgenmiş heveslere sığınmak. Sınırlarımız içinde dolaşmak yerine, felsefenin amaçları arasına bir mesafe koyalım. Yine de diğerleri bu iki yaklaşım arasında bir yerde pozisyon belirlemişlerdir. Örneğin Colin McGinn, felsefedeki standart problemlerin çoğunun kendiliğinden çözülmez olmadığını fakat insan zihni içerisinde çözülemediğini savunuyor. Bizler de felsefenin bilinmezlerini çözmek için gereken kavramları üretecek zihinsel mekanizmaya sahip değiliz. Sonuç olarak McGinn, “bir milyon yıl içinde” felsefenin alanının, tam olarak bugün keşfettiğimiz aynı kafa karıştırıcı düğümler olacağını tahmin ediyor: Anlaşılamaz bulmacalar ve cevaplanamaz sorular deposu. Bu nedenle iki yaklaşım tavsiye ediyor. Bunlardan biri, filozofların “kavramsal analiz, bilim dallarının sisteme oturtulması, etik, siyaset ve şüphesiz diğer şeyler” gibi felsefenin daha küçük amaçları doğrultusunda çalışmaya devam etmeleridir. (Problems in Philosophy: The Limits of Inquiry, 1993). Aynı zamanda, bizi sonsuza dek doğanın gizemini açığa çıkarmaktan alıkoyacak “anayasal sınırlarımıza sadece rıza gösterecek” olsak da. Donald Rumsfeld’den gelen bir bilgiyi tekrar belirtmek için biz felsefeyi, ileride sahip olmayı isteyeceğimiz ya da dileyeceğimiz anlayışlarla değil, sahip olduğumuz anlayışla icra ediyoruz.

Tüm bu durumların ortak noktası, felsefenin en üstün uğraşlarından bir dereceye kadar vazgeçmeleridir. Elbette bu beklenebilir fakat başka hangi seçenekler vardı? Bertrand Russell’ın 1936’da belirttiği gibi, “Görebildiğimiz kadarıyla, insan zihninin güçleri şimdikinden tümüyle ayrı bir düzene ulaşmadığı sürece çözülmez olarak kalacak birçok sorun -bunlar arasında tinsel yaşamımız bakımından en çok ilgili çekenler var- bulunuyor” (Felsefe Sorunları, 15. Bölüm). Buradaki anahtar kelime “sürece”dir. Nootropik (beyin güçlendirici ilaçlar), beyin-bilgisayar arayüzleri, sinir implantları, genetik mühendisliği ve hatta zihin yükleme (aynı zamanda “tüm beyin öykünmesi” olarak da adlandırılır) gibi yeni teknolojiler, düşüncemizi hem nicelik hem de nitelik anlamında geliştirmek için zihnimizin temelindeki wetware’ı[2] değiştirebilir. Nick Bostrom ve Carl Schulman tarafından yapılan bir çalışma, “yinelenen embriyo seçimi” adı verilen bir tekniğin, nispeten kısa bir sürede yaklaşık 130 puanlık IQ kazanımı sağlayabileceğini bildirdi. Ulaşılacak sonuç, yalnızca daha fazla bilgiyi daha hızlı bir şekilde işlemekle kalmayıp, aynı zamanda da hem felsefeyle ilgili hem de biyolojik beyinlerimizde tamamen ulaşılamayan yeni kavram kütüphanelerine erişebilen fazlasıyla zeki bir insan-sonrası popülasyonu olabilir.

Bu, başka bir ihtimale yol açıyor: Felsefeyi mevcut sınırlamalarımıza uyacak şekilde küçültmek yerine, filozofu alanının yüce amaçlarını karşılayacak şekilde yükseltmek. Mark Walker’ın belirttiği gibi: “Bu ihtimaldeki fikir, felsefeyi terk etmesi gerekenlerin biz değil, felsefenin bizi terk etmesi gerektiğidir” (Journal of Evolution and Technology, Mart 2002). Felsefe, temel meselelerinde herhangi bir gelişme kaydedecekse, Russell’ın da dediği gibi, güçleri “şimdikinden tamamen ayrı bir düzende” olan zihinlere ihtiyaç duyabilir. Ayrıca, tarihte ilk kez, bir dizi radikal bilişsel gelişme yavaş yavaş teknolojik ihtimallerin ufuklarına bakıyor ve bu da ileriye doğru makul bir yol sunuyor. Bu nedenle günümüzdeki çoğu filozofun enerjisinin, tarihteki en parlak düşünürler için bile oldukça zor olduğu kanıtlanmış olan problemleri çözmekten ziyade zihin geliştirici teknolojilerin tam ve zamanında gerçekleştirilmesini sağlamak için çalışmada daha iyi kullanılacağını düşünüyorum.

Bir benzetme yaparsak, bir tonluk kayayı hareket ettirmek isteyen Ted’i hayal edin. Ted, göreve hazırlanmak için birkaç yıl ağırlık kaldırıp son derece kaslı hale geliyor. Yine de kayayı yuvarlamaya çalıştığında, kas-iskelet sistemine özgü kapasitesi nedeniyle gayretinin boşa olduğunu fark ediyor. Şimdi, Ted’in spor salonunda gelişmek yerine, dünyayı fiziksel olarak manipüle etme kapasitesini artıran mekanik bir dış iskelet -buna vinç diyelim- tasarlayıp inşa ederek zamanını harcadığını hayal edin. Vincin içine adım atarak, insanüstü kaldırma yeteneklerine sahip bir tür cyborg haline gelir. Daha sonra, bir düğmeye basarak ve bir kolu çekerek kayanın yerini değiştirir. Ted, felsefi topluluğu ve kaya parçası da felsefi sorgulamaların, kapısını aralamayı amaçladığı gizemleri temsil eder.

Bu tartışmalı bir durumdur. Ancak birçok fütürist, olası gördüğü cyborg teknolojilerinin yörüngesi göz önüne alındığında, sadece bilişsel olarak geliştirilmiş bir insan-sonrasının ortaya çıkışının mümkün olmadığı konusunda hemfikirdir. Öyleyse, neden bu süreçte yardımcı olmuyorsunuz? Felsefenin adı çıkmış bazı zor soruları arasında geçen iki buçuk bin yıllık sanal durgunluğun ardından, belki de gelecek nesilde insan-sonrası filozoflar konusunda umudumuzu yeşertmenin vakti gelmiştir. Sonuçta, kare bir çiviyi -felsefenin problemlerini-, yuvarlak bir delikten -zihinlerimizden- almanın bir yolu, çiviye daha iyi uyması için deliği yeniden şekillendirmektir.

Yazar: Phil Torres

Kaynak: Philosophy Now


Dipnotlar

[1]Redüksiyonizm (indirgemecilik), olayların ya da olguların, onları oluşturan daha basit olguları çözümleyerek anlaşılabileceğini savunan bir felsefi akımdır.

[2] Wetware, bilgisayarla ilgili donanım veya yazılım fikrinden alınmış ancak biyolojik yaşam formlarına uygulanan bir terimdir.