yoksulluk
Kaynak: Rodrigo Abd - AP

Covid-19, Süregelen Bir Yoksulluk Salgınını Ortaya Çıkardı

Dünya Bankası’nın kusurlu ve yanlış anlaşılan yoksulluk ölçütleri, aldatıcı pozitif bir tabloya ve tehlikeli bir memnuniyete yol açtı.

Yoksulluk şimdi gündemde. Koronavirüs dünyada yıkıma yol açarken, yoksul insanlar ve ötekileştirilmiş toplumlar üzerindeki orantısız etkisi kaçınılmaz. Yüz milyonlarca insan, evsizlik ve tehlikeli işlerin yanı sıra birçok yerdeki üzücü diretmelerle yoksulluğa ve işsizliğe itiliyor.

Yoksulluk anlatılarının seyri birden nasıl değişti? Sadece birkaç ay önceye kadar, birçoğu yoksulluğun yakın sonunu kutluyordu; yoksulluk şimdi ise her yerde. Cevap basit. Son on yılda, dünya liderleri, hayırseverler ve uzmanlar dünyanın yoksulluğa karşı gelişimiyle ilgili aldatıcı iyimser anlatıları benimsedi. “En büyük insanlık başarılarından” biri, “insanlık tarihinde daha önce görülmemiş ve eşi benzeri olmayan” bir başarı olarak görüldü. Oysa, bu başarı hikayesi daima oldukça yanıltıcıydı.

BM Aşırı Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Sözcüsü olarak son raporumda gösterdiğim gibi, neredeyse tüm bu tozpembe hesaplar oldukça yanlış anlaşılmış, kusurlu ve yanıltıcı, pozitif bir tablo çizen tek ölçüte -Dünya Bankasının günde 1.90 ABD doları (£1.50) uluslararası yoksulluk sınırı- dayanıyor. Bu, gereksiz bir tatmin duygusu ve mevcut durumdan kaynaklı tehlikeli bir rahatlığı ortaya çıkardı.

Bu ölçütler ışığında, 1990’da 1,9 milyar olan aşırı yoksul insan sayısı 2015’te 736 milyona geriledi. Fakat bu belirgin düşüş, sadece içler acısı bir şekilde geçinmeyi amaçlayan şaşırtıcı biçimdeki iddiasız ölçütlerle mümkündür. En iyi kanıt, birçok ülkede beslenme ve barınma maliyetini bile karşılanamadığını gösteriyor. Ayrıca kadınlar, genellikle resmi anketlere dahil edilmeyen göçmen işçiler ve mülteciler arasındaki yoksulluk gizlenmektedir. Övünülen düşüşün çoğu, tek bir ülkede, Çin’de yükselen gelirlerden kaynaklanmakta.

Yoksulluğa karşı kaydedilen bu gelişmenin son derece gerçekçi olmayan tablosunun sonuçları yıkıcı olmuştur.

Birincisi, serbestleşme, özelleştirme, şirketler ve servet sahipleri için uygulanan düşük vergiler tarafından şekillendirilen; paranın sınırlar boyunca kolay dolaşımı ve sermayeye yönelik yasal korumalar “büyüme yanlısı’” gündemi aklayan bir ekonomik büyümeye dayandırıldı. Hükümetin, BM için yoksulluk karşıtı çabalarını araştırdığım altı yıl boyunca bu uygun ortamla tekrar tekrar karşılaştım. Süper zenginlere yönelik vergi indirimlerinden, Küresel Güney’den servet elde eden yıkıcı mega projelere kadar her şey, böyle bir şey söz konusu olmadığında yoksulluğu azaltma çabası olarak görülüyor.

Servet sahiplerinin gündemini yoksulluğun azaltılmasına giden en iyi yol olarak sunmak, toplumsal sözleşmeyi tamamen yüceltmiş ve kamu yararını servet sahiplerinin daha da zenginleşmesine yardımcı olacak şekilde yeniden tanımlamıştır.

İkincisi, gelişim öyküsü genellikle bu sapkın büyüme yanlısı politikaların getirdiği ürkütücü sonuçları bastırmak için kullanılmıştır. GSYİH’de büyük bir büyüme kaydeden ülkelerin çoğu, ayrıca hayli artan eşitsizlik, artan açlık, karşılanamayan sağlık ve barınma maliyetleri, ırklar arası kalıcı servet boşlukları, asgari ücreti karşılamayan işlerin çoğalmasını, sosyal güvenlik ağlarının parçalanmasını ve ekolojik yıkımını deneyimlediler. Doğrudan neoliberal politikalarla ilgili olan bu durumlar yoksulluğa karşı kazanılmış kahramanca bir hikâye olarak açıklanamaz.

Üçüncüsü, Dünya Bankası tarafınca çokça reklamı yapılan bu yoksulluk ölçütünün çizdiği tozpembe tablo, memnuniyete yol açtı. Milyarlarca insan az sayıda fırsatla, önlenebilir ölümle ve fazlasıyla temel insan haklarından yararlanamayacak kadar yoksul kalıyor. Dünyanın yaklaşık yarısı, 3,4 milyar insan, günde 5,50 dolardan daha az bir ücretle yaşıyor ve bu sayı 1990’dan bu yana oldukça zor düştü. Yeterli kaynaklara sahip zengin ülkeler bile yoksulluk oranlarını ciddi anlamda düşüremedi.

Koronavirüs, sadece önceden beri var olan yoksulluk salgının önünü açtı. Covid-19, yoksulluk, aşırı eşitsizlik ve insan hayatının hiçe sayılmasıyla birlikte yasal ve ekonomik politikaların, yoksulluğu bitirmek için değil de güçlüler için sürdürülebilir bir servet yaratmak için tasarlandığı bir dünyaya uğradı.

Bu sorunlardan hiçbiri, BM’nin açıkça yeniden etkili bir düzenleme olmadıkça gerçekleşmeyecek sürdürülebilir gelişim hedeflerinden daha belirgin değil. Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri çerçevesinde, devletleri değişimin kilit unsuru olarak görmek ve zenginliği yeniden dağıtıp güvencesizliği ele alacak politikaları benimsemek yerine büyümeye ve özel sektöre büyük, yanlış bir inancı yerleştirmekte.

Hükümetler, insan haklarını yeterli seviyede bir yaşam standardında ele almadığı sürece yoksulluk salgını koronavirüs salgınından daha uzun süre yaşayacak. Bu, Dünya Bankası’nın acınası geçim sınırlarının arkasına saklanmayı bırakmalarını ve yoksulluğun yakın zamanda sona ermesi hakkındaki zaferden vazgeçmelerini gerektiriyor. İklim felaketini önlemek, evrensel sosyal korumayı sağlamak, vergi adaleti yoluyla yeniden dağıtım sağlamak ve sonuçta yoksulluğu sona erdirmek için daha derin sosyal ve ekonomik dönüşüm zorunludur.

Yazar: Philip Alston

Kaynak: The Guardian