gıda
Kaynak: Adwin Esters

Covid-19, Gıdaya Erişim ve Toplumsal Dönüşüm

Dünya Gıda Programı’nın (WFP) son raporuna göre, Covid-19 salgını küresel gıda güvensizliğinde %82’lik bir artışa sebep olurken yıl sonuna kadar yaklaşık 270 milyon insanı etkileyecek. 29 Haziran’da örgüt, gıda güvenliği olmayan düşük ve orta gelirli ülkelere yardım etmek için en büyük insani çabayı üstlendiğini duyurdu. WFP Yetkili Yöneticisi David Beasley, plana dair açıklamada, “Tıbbi bir aşıya sahip olacağımız güne kadar gıda, toplumsal huzursuzluğa karşı sahip olduğumuz en iyi aşı. Bu olmadan, toplumsal bir huzursuzlukla birlikte, protestolar, göçte artış, derinleşen çatışma ve açlığa bağışıklık kazanmış toplumlar arasında yetersiz beslenmeyi yaygın olarak görebilirdik.” dedi.

Salgın neden daha fazla gıda güvensizliğine yol açıyor ve neden David Beasley, toplumsal huzursuzluk ve protestoların gıda ile olan ilişkisinden bahsediyor?

Covid-19 tüm dünyaya yayılırken, salgının gıda dağıtım kanallarını nasıl etkileyebileceği ve bozabileceği (örneğin nakliye kesintileri) ile temel besin maddelerinin üretimindeki aksaklıklar (örneğin karantina önlemleri nedeniyle iş gücünde azalma) doğrultusunda korkular da artıyor.

Şimdiye kadar, gıda tedarik zincirleri hükümetler tarafınca esas olarak tanımlandı ve çoğu kısıtlama tedbirinden muaf tutuldu. Bu nedenle, azalan gelir ve işçi dövizlerinden tedarik zincirleri dolaylı olarak etkilendi. Gelir kaybı, yoksul insanların uygun fiyatlı gıdaya erişimini zorlaştırmakta. Bunun yanında, tüketicinin alım gücünün düşmesinden dolayı üreticilerin gıda maddelerini satmasını zorlaştırarak gıda sistemlerini de etkiliyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerdeki hükümetler, gıda tedarik zincirinin bozulması ve yüksek fiyatlardan kaçınmak için politikalar uygulamak zorunda kalacaklar.

Peki, gıda güvensizliği ile gıda fiyatlarının protestolar ve şiddetle ne ilgisi var? Cevap: Karmaşık.

Salgın, dünyada ciddi oranda gıda güvencesi olmayan insan sayısının artmış olduğu -salgından önce 820 milyondan fazla kişiyi etkileyen- bir zamanda yayılıyor. Bununla birlikte, hali hazırda zorlu hava koşulları ve silahlı çatışmalardan zarar gören, ekonomik kalkınmanın düşük seyrettiği bölgeleri sıkıntıya sokuyor. Ancak, bu bölgelerin çoğu geniş çapta bir infial ile karşılaşmadı.

Yaygın gıda güvensizliği ve değişken gıda fiyatları karşısında bunun sonucu olarak toplumsal bir huzursuzluğu ne zaman bekleyebiliriz? Literatür, bazı ipuçları veriyor:

  • Özellikle, gıda fiyatlarındaki sarsıntılar, gıda güvensizliği, demokratik bozulma, silahlı çatışma, protesto ve ayaklanma riskini arttırır.
  • Demokrasilerde veya yarı demokrasilerde gıda ilişkili protestoların görülmesi daha olasıdır çünkü otokratik yönetimlerin kentli tüketicilerini finansal yardımlarla gıda fiyatlarındaki sarsıntılardan koruması muhtemeldir. Ayrıca, demokrasilerde sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri gıda fiyatlarının yükselmesi halinde protesto düzenleyebilir ve faaliyette bulunabilir. Bu kuruluşlar, genellikle yaygın ve sıradan olan gıda kaynaklı memnuniyetsizliğini yö Böylece, bunu süregelen sıkıntılarla birleştirerek daha geniş bir destekçi tabanını harekete geçirebilir.
  • Gıda nadiren tartışılan yegâne sorun olmakla birlikte, yolsuzluk ve elit tabakanın vurgunculuğu gibi temel sosyoekonomik şikayetler de işin içindeyse protestoları tetikler.
  • Gıda, bağlamdan bağımsız olarak çarpıcı bir konu olma eğilimindedir ve toplumsal sınırları birleştirme potansiyeline sahiptir.

İlginçtir ki, gıda güvensizliği protestoları tetikleyebilse de aslında en ağır etkilenen kişilerin aktif siyasete katılımını engelleyebilir. Başka bir deyişle, protestolara katılanlar genellikle en aç ve yiyecek güvencesi olmayanlardan ziyade protesto edecek araca ve enerjiye sahip, kentli orta sınıf gibi, toplumdaki nispeten daha iyi durumda olan kesimlerdir.

Artan gıda güvensizliği ve toplumsal huzursuzluğun olası yükünü önlemek için ne yapılmalıdır?

Kaçınılması gereken en önemli şeylerden biri, devletlerin yerel malları korumak için kullanabilecekleri ihracat kısıtlamalarıdır. Bu tür bir korumacılık, yurt içinde gıda güvencesi olmayan kesimleri korumak için iyi bir politika olarak görülebilir fakat birçok hükümet de aynı yolu izlerse, 2007-08 ve 2010-11’de meydana geldiği gibi gıda fiyatlarında küresel bir sarsıntıyla sonuçlanabilir. Bu; Afrika, Asya ve Orta Doğu’daki birçok ülkede geniş çaptaki toplumsal çalkantılar ile devam etmişti. Bunun aksine, devletler gıdaya erişimi sağlamaya ve gıda tedarik zincirini açık tutmaya, nakit transferlerinden ve gıda bankalarından yararlanmaya, sosyal güvenlik ağlarını ve gıda yardım programlarını güçlendirmeye yardımcı olacak önlemlere odaklanmalıdır.

Daha genel itibariyle, hükümetler yoksul olanları daha iyi bir şekilde hedefleyen, daha etkili gıda yardım tasarılarını yeniden düzenlemeye ve uygulamaya çalışmalıdır. Ancak, Cullen Hendrix ve Stephan Haggard’ın belirttiği gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, aynı anda iki farklı gıda emniyeti örneği elde etmeye çalıştıklarında bir değiş tokuşla karşı karşıya kalırlar: insan güvenliği olarak gıda güvenliği ve rejimin istikrarını sağlamanın ve kentsel kargaşayı yatıştırmanın bir yolu olarak gıda güvenliği. Daha az istikrarlı rejimler, hem salgının neden olduğu yetersiz beslenmeyi önlemek hem de toplumsal çalkantı potansiyelinden kaçınmak için ülke içindeki gıda güvensizliğinden ve artan gıda fiyatlarından kaçınmaya odaklanmalıdır.

Yazar: Ida Rudolfsen

Kaynak: Political Violence at a Glance