Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
kadınlar
Kaynak: Eliana Aponte / VIEWpress

COVID-19 Erkekler ve Kadınlar İçin Neden Farklı?

COVID-19, erkekler ve kadınlar için yalnızca sağlık açısından olmamakla birlikte son derece farklı sonuçlara sahiptir. İnsanları ayrım gözetmeden enfekte eden bir virüse rağmen toplumsal cinsiyetin neden böyle bir etkisi var?

Otobüs şoförlerinden başbakanlara kadar, yaşamın her kesiminden insanlar COVID-19 ile ciddi şekilde hastalanıyor. Bu durum, dikkatleri hastalığın ayrımcılık yapmadığına çekmiştir. Sonuçta, koronavirüs az ya da çok cansız bir şekilde yüzen genetik bir materyaldir. Aktif bir şekilde ayrımcılık yapamaz.

Yine de virüsün farklı insan grupları üzerinde çok farklı etkileri var.

Ortaya çıkan en belirgin ayrımlardan biri toplumsal cinsiyet konusundadır. Bununla beraber, COVID-19’un erkekleri ve kadınları farklı şekilde etkilediği meselesi sadece virüsün insanları hasta etme şekliyle alakalı olmayıp aynı zamanda uzun vadeli sağlık beklentileri ve ekonomik beklentiler ile de alakalıdır.

Hastalık Farklılıkları

Şimdiye kadar ortaya çıkan en çarpıcı farklılıklardan biri, erkek ve kadınların ölüm oranlarıdır.

Örneğin ABD’de virüsün iki katı kadar kadın virüsten ölüyor. Benzer şekilde, Batı Avrupa’daki tüm koronavirüs ölümlerinin %69’u erkektir. Benzer rakamlar Çin’de ve başka yerlerde de görülmüştür.

University College London’da Anna Purdie liderliğindeki bir araştırmacı ekibi, çeşitli ülkelerdeki toplumsal cinsiyet farklılıklarının altını çiziyor ve hastalığın toplumsal cinsiyete göre farklı görünüm sergilemesinin nedeni hakkında daha fazla bilgi edinmek için çalışıyor.

Şimdilik neden hala belirsizdir.

Oxford Üniversitesi’nde immünoloji profesörü olan Philip Goulder, buna ilişkin bir teorinin kadınların virüse karşı bağışıklık tepkisinin daha güçlü olduğu yönünde olduğunu söylemektedir. Goulder, “Aşılara ve enfeksiyonlara yaşam boyunca bağışıklık tepkisi kadınlarda erkeklere göre tipik olarak daha saldırgan ve etkilidir.” diye ekliyor.

Bu kısmen kadınların iki X kromozomuna sahip olmalarına rağmen, erkeklerde sadece bir tane olmasından ve bunun da bir koronavirüs söz konusu olduğunda önemli olmasından kaynaklanmaktadır. “Özellikle koronavirüs gibi virüslerin algılandığı protein X kromozomunda kodlanır.” diyor Goulder. “Sonuç olarak, bu protein, kadınlarda birçok bağışıklık hücresinde erkeklere kıyasla iki kat daha fazla dozda ifade edilir ve bu nedenle koronavirüse karşı bağışıklık tepkisi kadınlarda çoğalır.”

Başka bir olasılık, farkın toplumsal cinsiyete dayalı yaşam tarzı seçimlerine bağlı olmasıdır. Goulder, “Cinsiyetler arasında, örneğin sigara içmek gibi, kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı ve kanser gibi önceden var olan hastalıkların seviyesini etkileyen önemli davranış farklılıkları vardır.” diyor. “Bunların koronavirüs gibi enfeksiyonların sonuçları üzerinde büyük etkisi vardır.”

Sigara içilmesindeki cinsiyet farklılığı, kadınlardaki %5 sigara içme oranıyla karşılaştırıldığında erkeklerin %50’sinin sigara içtiği Çin gibi ülkelerde kayıtlara geçmiştir.

Ancak pandeminin bu aşamasında; bunun biyolojik farklılıkların mı yoksa davranışsal farklılıkların mı bir sonucu olduğunu ya da oyunda her ikisinin de olup olmadığını söylemek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.

Finansal Yansıma

Bununla birlikte, virüsün erkekleri ve kadınları başka bir yoldan farklı şekilde etkilediğine dair kanıtlar mevcuttur.

Almanya’daki Mannheim Üniversitesi’nde ekonomist olan Michèle Tertilt, pandeminin ABD’deki kadın işçilere karşı erkek işçileri nasıl etkilediğine dair kanıt derlemek için meslektaşlarıyla birlikte çalışıyor. Sokağa çıkma yasakları hâlihazırda yaygın iş kayıplarına yol açtı ve birçok ekonominin kısa süre içinde resesyonla karşılaşması bekleniyor.

Ancak işsizlik, kısmen bu özel ekonomik gerilemenin kendine özgü koşulları nedeniyle, eşit düzeyde düşmüyor. “Bu, oldukça alışılmadık ve tipik bir durgunluktan farklı.” diyor Tertilt.

ABD’de, 1975’ten bu yana işsizlik oranında en büyük artışın görüldüğü Mart ayında 1,4 milyon kişi işsiz kalmıştır. Kadınlar, işsizlik oranlarında %0,9’luk bir artış ile, işsizlik oranlarındaki artış %0,7 olan erkeklere göre daha fazla zor durumda kalmışlardır.

Mevcut krizi olağandışı kılan bir unsur ise resesyon döneminde erkeklerin işsizlik açısından kadınlardan daha çok etkilenmeleridir. Çünkü inşaat ve imalat gibi ekonomik döngülerle yakından ilişkili endüstrilerde daha fazla erkek çalışıyor. Bunun aksine kadınlar, sağlık ve eğitim gibi bu döngülere bağlı olmayan endüstrilerde daha fazla yer almaktadır.

Ancak bu kez, diğer faktörler insanların işleri üzerinde en büyük etkiye sahip olmaktadır.

Bu unsurlardan birisi, bir kişinin “anahtar” veya “kritik” işçi olup olmadığıdır. Tertilt’in ekibi sağlık, ulaşım, koruyucu hizmetler (polis gibi), çiftçilik, balıkçılık ve ormancılık ile bakım ve onarım kollarında çalışanları “kritik çalışanlar” olarak sınıflandırdı.

Bu sınıflandırmayla tüm çalışan erkeklerin %24’üne kıyasla istihdam edilen kadınların %17’sinin kritik mesleklerde çalıştığı görülmektedir.

İkinci büyük faktör, insanların uzaktan çalışma ile işlerini uzaktan yapıp yapamayacaklarıdır. Tertilt ve meslektaşları, işleri uzaktan çalışma ile yapabilecek olanlar ile yapamayacak olanlar şeklinde sıraladılar: Bir iş analisti uzaktan çalışabilirken bir barmen bunu kesinlikle yapamaz.

Mertilt, kadınlara nazaran daha fazla erkeğin uzaktan çalıştırılabilecek işlere sahip olduğunu buldu: Erkekler için bu oran %28 iken kadınlar için %22’dir.

Mertilt, “Buna biraz şaşırdım.” diyor. “Daha fazla kadının uzaktan yürütülebilir işlerde yer alıyor olmasını bekliyordum; örneğin hükümet işleri, ofis işleri gibi.”

“Ama bir kez düşünmeye başladığınızda bu mantıklı geliyor: birçok kadın restoranlarda ve seyahat endüstrisinde çalışıyor. Ve dünya çapında restoranlar ile barlar kapalıyken seyahat de oldukça sınırlı.”

İngiltere Mali Araştırmalar Enstitüsü tarafından yürütülen bir çalışma da benzer bir tablo çiziyor. Bu çalışma, İngiliz kadınların pandemiden ağır bir şekilde etkilenen veya pandemiye bağlı olarak tamamen kapanan perakende ile ağırlama endüstrileri gibi sektörlerde çalışma olasılıklarının erkeklere kıyasla yaklaşık olarak üçte bir oranında daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine yönelik ilerlemeyi hızlandırmayı amaçlayan bir kuruluş olan İstediğimiz Dünya’nın küresel CEO’su ve kurucu ortağı olan Natasha Mudhar, “Ekonomik açıdan bakıldığında, düşük ücretli, genç, işçi sınıfı kadınlarının en ağır darbe aldığı bilinmektedir.” demiştir.

Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı bu eşitsizliği artırırken bu sadece kadınların daha yüksek oranlarda iş kaybetmeleriyle alakalı değildir, aynı zamanda daha az para kazanmalarıyla alakalıdır.

Mudhar, “Bir erkeğin bu kriz sırasında ihtiyaçlar için harcayabileceği her pound için bir kadın sadece 82 pound harcayabilir.” diyor. ABD’de toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı benzerdir, kadınlar erkeklerin kazandıklarının %85’ini kazanmaktadır. Avustralya’da bu oran %86 ve Hindistan’da %75’tir. Ve bu, bazı etnik kökenlerin kadınları için diğerlerinden daha kötüdür; örneğin, ABD’de siyah kadınlar beyaz kadınlardan %21 daha az kazanıyor.

Pandeminin bekâr ebeveynler üzerindeki etkisi daha da serttir. Tertilt’in araştırması, ABD’de dörtte üçü kadın olan 20 milyon bekâr ebeveyn olduğunu tahmin etmektedir. “Bir düşünün, çalışamayacaklar.” diyor Tertilt. “Bir hemşire ya da doktor olsalar veya kritik altyapı içerisinde bir işleri olsa bile- evde çocukları olabilir ve onları yalnız bırakamazlar.”

Teorik olarak uzaktan yürütülebilen işlerde çalışmaya devam etmek bekâr ebeveynler için bile, sürekli dikkat gerektiren küçük çocuklar nedeniyle gerçekçi olmayabilir. “Özellikle bekâr anneler için başka teminat yok.” diyor Tertilt. “Bir dadı kiralayamaz veya bir komşu veya büyük anneye soramazlar. Genelde işlerini kaybediyorlar.”

Başka bir sorun, devlet destekli ücretsiz izin tasarısı olan ülkelerde (İngiltere, Almanya ve ABD dâhil), bu ebeveynler ücretsiz izne çıkarılmadan evvel işlerinden ayrılırlarsa hak sahibi olamayabilirler. Dahası, işlerinden vazgeçmeleri durumunda işsizlik ödeneği almaya da uygun olmayabilirler.

Tertilt, “Eğer işçiler çocuk bakımı nedeniyle olsa bile işlerini gönüllü olarak bırakıyorlarsa, uygun şartlara sahip olmalıdırlar.” diyor. “İnsanların ‘iş araması’ gerekliliği, okullar ve kreşler yeniden açılana kadar geçici olarak kaldırılmalıdır. Mevcut durumda bu hiçbir anlam ifade etmiyor.”

Eşitsizliği Teşhir Etmek

Bu durum, COVID-19’u toplumsal cinsiyet etrafında olanlar da dâhil olmak üzere ekonomik eşitsizlikleri ön plana çıkaran uzun bir salgın dizisinin en sonuncusu yapıyor.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nda küresel sağlık politikası doçenti olan Clare Wenham, “Tüm salgınların etkileri ortaya çıktı.” diyor. “Kimsenin hakkında konuşmadığı ve politika yapıcıların farkında olmadıkları bir sorun.”

Wenham ve meslektaşları Zika ve Ebola salgınlarının erkekler ve kadınlar üzerindeki etkilerini araştırdılar ve şimdi COVID-19’a bakıyorlar.

Sierra Leone’deki Ebola salgınının bir sonucu, anne ölümlerinde dramatik bir artıştı. Dünya Sağlık Örgütü, pandemi sırasında doğum sağlığı hizmetlerinin gerekli olduğunu ve tüm kadınların “doğumdan önce, doğum sırasında ve doğumdan sonra yüksek kalitede bakım hakkına sahip olduklarını” vurgulamıştır. Ancak bu her zaman uygulamaya konulmamaktadır.

“Önceki salgınlardan biliyoruz, her şey [kaynaklar açısından] salgına gidiyor.” diyor Wenham. “Bu, rutin hizmet sunumunun kesintiye uğradığı anlamına geliyor. Ve gidilecek ilk şey anne sağlığı hizmetleri.”

Doğum kontrolüne erişim gibi diğer kadın sağlık hizmetleri, hükümetler bunların temel hizmet olduğunu belirtmedikçe güvencesizdir. Aile planlaması organizasyonu Marie Stopes, dünya çapında 9,5 milyon kadının ve kız çocuğunun pandemi nedeniyle 2020 yılında Marie Stopes doğum kontrol ve kürtaj hizmetlerine erişimlerini kaybetme riski taşıyabileceğini tahmin ediyor.

Aile içi şiddet raporları da pandemi sonucu artış göstermiştir. Fransa’da vakalar sokağa çıkma yasağının ilk haftasında üçte bir oranında artarken Avustralya’da raporlar %75 oranında artış göstermiş ve Lübnan’da vakalar ikiye katlanmıştır. Aile içi şiddet, erkekleri veya kadınları etkilerken kadınlar bu durumdan orantısız bir şekilde etkilenen taraf olmaktadır; örneğin kadınlar erkeklere nazaran eş şiddetinden iki kat daha fazla etkilenirken kadınların erkeklere kıyasla tecavüze uğrama riskleri 14 kat daha fazladır.

“Aile içi şiddetin normalde evde gerçekleştiğini biliyoruz.” diyor Wenham. “O zaman evdeki insanları, paralarının olmadığı ve işe gidemediği stresli bir dönemde kapatıyorsunuz. Bunun neden daha fazla aile içi şiddete yol açtığını görmek için roket bilimci olmanıza gerek yok.”

Resim şu anda inkâr edilemez derecede ve her iki cinsiyet için de farklı şekillerde, kasvetli vaziyette.

Erkeklerde özellikle ileri yaş grubunda olanlar için, hastalığa bağlı ani ölüm riski en büyük endişe kaynağıdır. Virüsten iyileşme olasılığı daha yüksek olan kadınlar için COVID-19’un diğer yansımaları yıllar boyunca sürebilir.

Wenham, hükümetlerin ekonomik açıdan en sert darbe görenlere yanıt vermeleri için çok geç olmadığını belirtmektedir. Ekonomik açıdan en sert darbe yiyenlerin iyileşebilmelerini sağlamak için yapılabilecek çok şey var: “Kadınların yeniden işe başlaması için salgın sırasında ve salgından sonra ekonomik bir uyaranın varlığından emin olmalıyız. Kadınlar bunu yapmaya çalışırken çocuk bakımı hizmeti var mı?”

Tertilt’in araştırması belirsizlikler içinden toplumsal cinsiyet eşitliği için iki umut ışığı ortaya çıkarmıştır.

Birinci çıkarım, işyeri esnekliğidir. Tertilt, “Milyonlarca işletme şu anda anında evden çalışma planlarına uyum sağlıyor.” diyor. ABD’nin bazı bölgeleri Mart ayında bir önceki aya göre telekonferans görüşmelerinde %200’den fazla artış görmüştür. “Bunun normları bir dereceye kadar değiştirecek ve kariyer yaşamı ile aile yaşamını birleştirmeyi kolaylaştıracak bir kapsamı var.” diyor. “Kadınlar iş kültürü ve işyeri esnekliğindeki bu değişikliklerden daha fazla yararlanacaklar çünkü tarihsel olarak çocuk bakımının ana sağlayıcıları olarak görülürler.”

İkinci çıkarım, işgücünün küçük ama önemli bir dilimini etkiler. Tertilt’in çalışması, %8 ila 12’sinin sokağa çıkma yasağı ile ters toplumsal cinsiyet rollerine atılan heteroseksüel çiftleri inceledi. “Kadının ön saflarda bir tıp doktoru olduğu ve erkeğin evden çalışarak yapılabilecek bir ofis işi olduğu bir çifti düşünün. Böyle bir çiftte, erkek aniden ana çocuk bakımı sağlayıcısı olacak gibi görünüyor. Kadın hastanedeyken erkek ise evde bir yandan uzaktan çalışırken bir yandan da bir şekilde çocuklara göz kulak oluyor.” ABD’de çocuk bakımının %60’ının kadınlar tarafından sağlandığı göz önüne alındığında Tertilt, bunun önemli bir değişime yol açabileceğini gösteriyor.

Bakım emeğindeki bu değişiklikler kalıcı etkilere yol açabilir. Almanya ve İsveç gibi ülkelerdeki politikalar, babalık izninin verilmesinin, sonraki yıllarda babaların çocuklarının bakımına katılım düzeyini artırdığını bulmuştur.

“Buna dayanarak, burada bile, sokağa çıkma yasağı sadece bir veya iki ay sürerse bunun uzun vadeli etkiler bırakacağını düşünüyorum.” diyor Tertilt. “Daha uzun sürerse, etkiler daha büyük olabilir.”

Koronavirüs gibi bir sağlık krizi her türlü eşitsizliği vurgulayıp şiddetlendirir ve toplumsal cinsiyet bunlardan sadece biridir.

“Bütün bunlar diğer eşitsizlik alanlarıyla kesişiyor.” diyor Wenham.

Örneğin ABD’de büyük Afro-Amerikan topluluklarının bulunduğu şehirler salgının yükünü taşıyor. Ancak bu, yeni koronavirüsten önce var olan bir sorunun altını çiziyor. Etnisite etrafındaki yapısal eşitsizlikler, derin sağlık eşitsizlikleriyle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Chicago Halk Sağlığı Komiseri Allison Arwady’ye göre, Chicago’nun siyah sakinleri tipik olarak beyaz komşularından yaklaşık dokuz yıl daha az yaşıyor.

Ve COVID-19’daki kanıtların şimdiye kadar ezici bir şekilde gösterdiği gibi, altta yatan sağlık durumları olanların virüse bağlı olarak ölme olasılığı daha yüksektir. Ve ABD’de diyabet ve kalp hastalığı gibi altta yatan durumlar orantısız olarak Afrikalı Amerikalıları etkiliyor.

Wenham, “Cinsiyet, etnisite, din ve engelliliğin sağlığın diğer alanlarında kesiştiğini biliyoruz. Burada aynı olmayacağını düşünmek için hiçbir neden yok.” yorumunu yapıyor.

Virüs ayrımcılık yapmazken bu, toplumun tüm kesimlerinin eşit derecede risk altında olduğu anlamına gelmez.

Tam tersi, eğer bir şey varsa bu, virüsün herkesi kapsayan sağlık eşitsizliklerini her zamankinden daha da keskinleştirdiğidir.

Muhabir: Martha Henriques

Kaynak: BBC Future