Ana Sayfa / Çeviriler / Çin’e Göre Dünya
Çin dünya uluslararası ilişkiler soğuk savaş abd

Çin’e Göre Dünya

Çin uluslararası ilişkilerde daha güçlü ve etkili olduğu için ABD ve Soğuk Savaş tarafından yaratılan uluslararası sistemi kökünden değiştirecektir. Uluslararası siyaset için en önemli soru, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2049’da Çin’in ne tür bir dünyayı amaçladığıdır. Liberal düzeni sürdürecek mi ya da kendi hedefleri, kültürü ve isteklerine göre mi şekillendirecek? Çin tarihi bize ikinci seçeneği işaret ediyor. Bu makalede Çin’in küresel yönetim modeline, ekonomik ve siyasi özelliklerine bakacağız.

Çin’in ne tür bir dünya şekillendireceğini anlamak üç sebepten ötürü önemlidir. Birincisi, Çin’in stratejik hedeflerinin ve yönünün tam kapsamını anlamak ABD için çok kritik bir mesele. İkincisi, Çin’in gücü ve etkisi büyüdüğü için günümüz uluslararası sistemi sürdürüp sürdürmeyeceğini kavramak çok önemli. Amerikalı yetkililer, Çin’in 2049’da oluşturmak istediği dünyanın tamamen farklı olduğunu fark etmeli. Ekonomik yapı hiper-kapitalizm ve neo-merkantilizmin karışımı olacak. Siyasi yapıysa otoriteryen olacak. Üçüncüsü, Çin’in hedeflerini ve büyük stratejilerini anlamak ABD’nin bunlara karşı politikalar geliştirmesini ve önlemler almasını sağlayacak. ABD’nin, yükselen Çin tehdidi karşısında özgür ve açık toplumları temsil eden rakipsiz bir güç konumunu sürdürüp sürdüremeyeceği 21. yüzyıl siyasetinin tanımlayıcı bir unsuru olacak ve bu unsur Amerikan ulusal güvenlik politikasını ilgilendirmekte.      

2049’da dünya Çin’in gücünün farkına varılmasıyla tanımlanacak. Müttefiklikler ve uluslararası görünüm de eklendiğinde Çin dünyanın en büyük siyasi ve ekonomik gücü olacak. Gücü onu uluslararası siyasette baskın bir devlet yapacak ama buradaki temel mesele, gücünü nasıl kullanacağıdır. Çin liberal düzene katılacak mı ya da Batılı kurumları, değerleri ve normları dönüştürecek mi?

Çin’in büyük stratejik vizyonu öncelikli – Çin uluslararası siyasette baskın bir güç olacaktır ve olmalıdır. Çin’in vizyonu Xi Jinping’e göre “Bir Dünya, Bir Rüya” olarak tanımlanmıştır, ki bu ifade tianxia (“Cennetin Altında”) kavramının modern bir formudur. Bu konsept Çin’in imparatorluk ideolojisinin bir temelidir ve Çin anlayışına göre dünyanın nasıl yönetilmesi gerektiğini ifade eder.

“Cennetin Altında” konsepti; Çin’in nasıl yönetilmesi gerektiği, uluslararası siyasetteki rolünün ne olması gerektiği ve diğer devletlerin ikincil rollerinin ne olması gerektiğini ifade eden Çin dünya görüşünün kökenidir. Kavram ilk olarak otoriteryen etnik Han birliğini ifade eder. İkincisi, güçlü bir kraliyetin, Çin İmparatoru’nun (“Cennetin Oğlu”) tüm dünyaya hükmetmesi gerektiğini vurgular – tanıma göre dünya İmparator’un yönetimi altında birleşmelidir. Böylece düzensizlik ve kaos yok edilecek, onun yerine akıl ve adil yönetim hâkim olacak.

Çin’in siyasi kültürünü şekillendiren fikirler ve değerler bugün hala yaşıyor. Çin’in 2049’da olmasını istedikleri, bugün istedikleri veya imparatorluk geçmişinde istedikleriyle çok benziyor. Çin dünya görüşünde, imparatorluk ideolojisinde hatta siyasi liderlerinin neden Çin’in uluslararası siyasetteki baskınlığının diğer devletler için olumlu bir sonuç yaratacağına içten inançlarında büyük bir devamlılık var. Tarihinin çoğunda Çin gücün somut bir örneğiydi ve Doğu Asya’da baskın bir güçtü. Komşularıyla ilişkileri; ona büyük miktarda güç, etki ve prestij sağlayan hiyerarşik vergi sistemine dayanıyordu. Bundan dolayı yeniden yükselişe geçen Çin’in etkili liderlikle beraber neden bu pozisyonun modern formunu eline almak istediğini takdir edebiliriz.

Çin’in Ekonomik Hedefleri

Ekonomik alanda Çin, Washington Mutabakatı’nın liberal prensiplerini kendi gelişim modeliyle değiştirmeye çabalıyor. Hiper-kapitalizm ve neo-merkantilizmin bir karışımı olan “Çin Modeli”, gelişmekte olan ülkelere sübvansiyonlu gelişim sağlıyor. Model “değer-nötr” olarak biliniyor çünkü bu sübvansiyon desteğini alan hükümetlerin demokratik ilkeleri ya da insan haklarını sağlama gibi bir zorunluluğu bulunmuyor.

Pekin’in bu modeli uygulama planı hem kısa dönem hem de uzun dönem hedeflerini içeren iki süreci takip edecek. Kısa dönemde Çin şimdiki uluslararası ticaret rejiminde çalışacak, yerleşmiş normları destekleyecek ve çoğunlukla ekonomik gelişim ve ticarete bağlı dış politika hedeflerini gerçekleştirmek için bu sistemde manevra yapmaya devam edecek. Deng Xiaoping döneminden beri Çin liberal dünya düzeninin çoğu normunu ve kuralını kabul etti, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTO) katıldı ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşlara daha çok dahil oldu. Çin’in çok yanlılığı kucaklaması aslında seçimin ve gerekliliğin bir sonucuydu çünkü Çin’in ekonomik gelişimi küresel entegrasyonun bir sonucuydu; böylece siyasi etkisini ve yumuşak gücünü geliştirebilecekti.

Şu anda Pekin, Batılı kurumları ve kuralları tamamen altüst edemez çünkü var olan sistemi dönüştürmek için gereken kapasitesi ve teşviki yok. Bundan dolayı yakın dönemde Çin, Batı yönetimindeki çok yanlı kurumlarla çalışmaya devam edecek ve yerleşmiş düzene desteğini sürdürecek. Pekin’in kısa dönemli stratejisi, ekonomik büyümesini sağlayan sistemi sürdürmek ve yenisini işleve koyana kadar eylemlerine gelecek direnişi azaltmak. Pekin; küresel ekonomik düzeni doğrudan hedef almayarak “barışçıl yükselişini” sürdürebilir ve kendisinin düzeni değiştirmeyi amaçlamadığını gören Batılı akademisyen ve politika yapıcıların desteğini çekebilir.

Çin çok yanlılığı kucaklamayı sürdürecek ve DTO gibi uluslararası kuruluşlara daha çok dahil olacak. Buna karşın Pekin bu hedeflerini gerçekleştirirken aynı zamanda kendi kurduğu Asya Altyapı Yatırım Bankası ile Kemer ve Yol Girişimi gibi ekonomik kurumları geliştirecek.

Uzun dönemde, özellikle 2049’da Çin daha güçlü olacak ve ABD’nin gücü zayıflayacağı için hiper-kapitalizmi teşvik eden reformlar için bastıracak, Batılı kurumlardaki liberal prensipleri azaltacak. Daha fazla ülke Çin merkezli kurumlara katıldıkça Pekin, ekonomik gücünü Batılı ve Batılı olmayan ülkelerin desteğini almak ve bu reformları hayata geçirmek için ödül-ceza yöntemi olarak kullanacak. Çin’in uluslararası ticarete ani geçişine rağmen Pekin mutlak devletçi ve neo-merkantilist politikalarına devam edecek. Bu doğrultuda Çin’in uluslararası kurumlara dahil olması tamamen stratejiktir. Kendisine karşı olan tehdit algısını azaltmayı planlıyor ve araç olarak kullanabileceği ama aynı zamanda dış politika hedeflerinde ilerleyebileceği ekonomik ilişkiler ağını kurmak istiyor. Çin yükseldikçe hiper-kapitalizm çağrıları, merkantilist yönelimleri ve kültürel şovenizmin gölgesinde kalacak.

Çoğu durumda Pekin; kendi otoritesine, güvenlik hedeflerine ve dış politikasına dolaylı ya da doğrudan engel olan devletleri neo-merkantilist politikalarla ya zorladı ya da cezalandırdı. Örneğin Güney Kore’ye konuşlandırılan Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması’na (THAAD) misilleme olarak vatandaşlarını Hyundai, AmorePacific ve Lotte gibi Güney Kore şirketlerini boykota teşvik etti ve ülkeyi ziyaret eden turist gruplara kısıtlama getirdi. Bu kampanyalar Güney Kore ekonomisini önemli ölçüde etkiledi ve Güney Kore’yi Pekin’le müzakereye zorladı.

2049’da Batılı kurumlar kalacak ama liberal prensipleri Pekin’in şart koştuğu reformlarla delinecek. Çin’in ekonomik gücü yükseleceği ve hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkelerin çoğu Çin yatırımı ve ticaretine bağlı olacakları için Pekin, ekonomik ustalığını ülkelerin liberal prensipleri terk etmeleri için bir baskı aracına dönüştürecek. Aynı zamanda Çin merkezli kurumlar geleneksel kurumları zayıflatmış olacak. Böylece kurumları sayesinde hakimiyetini daha kolay yoldan kuracak.

Çin’in Siyasi Hedefleri

Siyasi arenada Çin otoriteryenizmin zaferini amaçlıyor. Geçmişte Çin’in uluslararası siyaset anlayışı hiyerarşi ve statüye dayanıyordu. Bugün bu hiyerarşik pozisyon yerini koruyor. “Pederşahi davranışlar” Pekin’in kötü olarak gördüğü Güney Çin Denizi’ndeki, Afrika ve Latin Amerika’daki iş politikalarını şekillendiriyor. Bu davranışlar aynı zamanda Çin’in kendisini Asya’da bir hegemon olarak gördüğünü ve sonuç olarak, bölgedeki yabancı etkisine hassas olduğunu ve komşu ülkeleriyle toprak sorunlarında agresif bir şekilde yanıt verdiğini gösteriyor. Çin’in imparatorluk ideolojisi Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in “Çin Rüyası” üzerine yaptığı konuşmalardan görülebilir. Spesifik olarak “Çin milletinin büyük şahlanışı” ve “sosyalizmi Çin özellikleriyle geliştirme” üzerine eğilmesi görülebilir. Gerçekte Xi’nin Kasım 2017’deki ÇKP 19. Ulusal Kongresi’nde tüm gücü eline alması ve bir yandan “Xi Jinping Düşüncesi” ile Deng ve Mao’nun düşüncelerinin Çin entelektüelleri ve parti yetkilileri tarafından karşılaştırılması, çoğu gözlemcinin Xi’nin çok güçlü olmasından endişe duyduğunu gösterdi.

“Milli şahlanış” kavramı Sun-Yat Sen’den beri Çinli liderler tarafından bir ya daha daha fazla anlamda kullanılırken, Xi Çin rüyasını küresel düzeye taşıyan ve ihraç eden ilk kişi oldu. Çin’deki ortak görüş, şahlanışın Çin’e uluslararası arenada kaybettiği gücü ve statüyü getireceğidir. Bundan dolayı bu alışılmadık değil ama daha çok Çin’in uluslararası siyasetteki düzene geri dönüşü anlamına geliyor.

Eğer Xi’nin rüyası gerçek olursa 21. Yüzyılın ortalarında Batı’da demokratik hükümetlerin hayatta kalacağı ama uluslararası siyasette Pekin’in ağırlığını koyacağı bir dünya düşünebiliriz. Soğuk Savaş’ta olduğu gibi çekişme maddi anlamda devam edecek ama aynı zamanda ideolojik bir çekişme de olacak. Şüphesiz bu yol cevaplarıyla beraber ideolojik olarak nihai bir soruyu getirecek: Eşitlikçilik uluslararası siyasette liderliğini devam ettirecek mi, yoksa liderliğini otoriteryenizme mi bırakacak? İçler acısı olmasına rağmen Çin’in gücü ve etkisinin genişlemesinden dolayı otoriteryen siyaset, büyük ihtimalle Batı’dan ciddi bir direniş olmadan bir norm halini alacaktır. Büyük ihtimalle Çin’in bu yeni dalga otoriteryenizmi, kendi meşruiyetini sağlamlaştırmak için geliştireceği üstünlüğüyle beraber Pekin, 1990’larda Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Batı’da ortaya atılan “Tarihin Sonu” argümanlarına benzeyen argümanlar öne sürecektir.

Washington Mutabakatı’nın liberal demokratik ve piyasa ekonomisi prensiplerine karşın Pekin’in siyasi modeli, gelişmekte olan ülkelere “içişlerine karışmamaya” ve “borçlar ve daha başka finansal yardımlar için bir yere bağlı olmama” sözüne dayalı rejimden bağımsız yatırım modeli sunuyor. Bu iş modeli Çin’in “sempati atağının” bir parçası ve daha popüler olma yolunda ilerliyor çünkü dünyadaki çoğu ülke, IMF’nin yapılandırılmış programlarına veya Batı yardımları için demokratik reform sözlerine karşı Çin tarzı iş yapma geleneğini daha iyi bir alternatif olarak görüyor.

Soğuk Savaş sırasında ABD, belli değerleri ve fikirleri kucaklayan küresel elitler için bir yol göstericiydi. Bugünse Çin; gücü hukuk üstünlüğü, özgür düşünce, demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirlik gibi ilkelerle tehdit edilen hükümetlere otoriteryen fikirler sunuyor.

2049’da Çin, fikirsel anlamda daha kararlı ve üstünlüğünü ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda gösterebilecek hale gelecek. Pekin artık diğerleriyle entegre olmayacak ya da müzakere etmeyecek, aksine diğerlerinin Çin Düzeni’ne uymasını bekleyecek. Zaten bir süredir Çin üstünlüğünün ilk aşamalarına şahit oluyoruz. Çin’in Güney Çin Denizi’nde devam eden askeri üs inşası uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlalidir ve ÇKP eleştirilerinin bastırılması, liberal değerleri otoriteryenizmle değiştirmeye çalışmasını gösteriyor.         

Kaynak: https://thediplomat.com/2018/10/the-world-according-to-china/

Çevirmen Hakkında

Sinan KARAOĞLU / TESA İngilizce Çevirmeni

Sabancı Üniversitesi

Siyaset Bilimi & Uluslararası Çalışmalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir