Ana Sayfa / Çeviriler / Analiz Çevirileri / Çin’deki Yeni Gençlik
Çin gençlik aktivizm marksizm komünizm ÇKP Çin komünist partisi Xi Jinping Mao Zedong Deng Xiaoping çeviri analiz makale haber tesad
Ağustos 2018’de Shenzhen’de işçilere yönelik bir mitingdeki protestocu öğrenciler. (Kaynak: Dissent Magazine)

Çin’deki Yeni Gençlik

Yazan: Alec Ash

Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) kuran gençlik hareketinin yüzüncü yılında aktivist öğrenciler, partiye karşı Marksizm’i kullanıyor.

15 Eylül 1915’te entelektüel Chen Duxiu, gençlere atfen bir şarkı yazmıştı: “Gençlik erken bir bahar, sabah güneşi, yeşeren bir çim ve bir taştan yapılma keskin bir kılıç gibidir; gençlik hayatın en değerli zamanıdır.”

Chen için genç Çinliler, “vücuttaki taze ve canlı hücrelerdi” ve eski düzenin “yaşlanmış ve yozlaşmış hücrelerini” ortadan kaldırmaya odaklanmıştı. Gençlerden, Qing Hanedanlığı’nı ortadan kaldıran 1911 Xinhai Devrimi’nden beri Çin’i moderniteden uzak tutan Konfüçyüs geleneklerine, feodal düzene ve yozlaşmış siyasete karşı çıkmalarını istemişti.

O zamanlardaki Çin Cumhuriyeti, kendisini imparator ilan eden Yuan Shikai adındaki bir general tarafından yönetilen ama savaş ağaları tarafından istikrarsızlaştırılan bir düzensizlik içerisindeydi. Chen, Çin’in ilerlemesi için geçmiş yapıların tamamen ortadan kaldırılması ve yeni bir düzen inşa edilmesi gerektiğini düşünmüştü. Eğer gençliğin “kılıcı, demiri ve haşhaşı kesebilecek kadar keskinse ve diğer kişilerin düzenini ve düşüncesini takip etmezse, belki toplum bir gün huzura kavuşur” diye yazmıştı.

Makale, Yeni Gençlik dergisinin açılış yazısıydı ve dergi, ilerici Yeni Kültür Hareketi’nin kurucu taşını oluşturdu. Hem milliyetçi hem de idealist olan hareketin entelektüelleri, “Konfüçyüs”e karşı “Bilim” ve “Demokrasi”yi ilke olarak benimsediler. Batı’dan çok şey öğrenilmesi gerektiğini ve eski düzen eleştirilerinde acımasız olduklarını söylediler. Derginin yazarlarından Lu Xun, yazdığı küçük bir öyküsünde yamyamlığı geleneksel Çin kültürüne tercih ettiğini yazdı.

Bu, 4 Mayıs 1919’da gençlerin protestosunu ateşlendiren bir ruhtu – yurt dışında çok az bilinmesine rağmen bu tarih, Çin’de neredeyse efsanevi bir statü kazandı. O akşam, çoğunluğu prestijli Pekin Üniversitesi’nden olan 300’ün üzerinde öğrenci Tiananmen Meydanı’na yürüdü. I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan ve Çin’in sömürgeleşmiş topraklarını Japonya’ya veren Versay Antlaşması’na zayıf tepki gösteren Çin hükümetine kızgınlardı. Sokaklarda “Antlaşmayı imzalamayın!” diye slogan attılar, daha az yozlaşmış bir hükümet ve sokaklarda yaktıkları Japon mallarının toptan boykotunu talep ettiler. Aynı zamanda Japonlarla işbirliği yapmakla suçlanan bir Çinli yetkilinin evini yaktılar ve yetkiliyi çok sert bir şekilde dövdüler, ki bir doktor, adamın derisinin “balık gibi pul pul” göründüğü notunu düşmüştü.

Chen Duxiu, protestolar sırasında o zamanlar Yasak Şehir’in kuzeydoğu köşesindeki tıknaz bir kırmızı tuğlalı binadaki Pekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin dekanıydı. Yeni Kültür Hareketi’ndeki diğer entelektüeller gibi protestoları destekledi ama şiddeti tasvip etmedi. Okul kütüphanecisi Li Dazhao ile Çin devrimine işçilerin nasıl dahil edileceğiyle alakalı fikirler edinmek için Marksizm’i araştırmaya başladı. Temmuz 1921’de Chen ve Li, o zamanlar çalkantılı Çin siyasetinde taze bir nefes olan ve ihtiyaç duyulan ÇKP’yi kurdu. İlk parti üyelerinden birisi, Li’nin kütüphanedeki asistanlarından birisiydi: alt dudağı lekeli, çiftçilere hayranlık duyan, dergide Konfüçyanizm’de kadınların ezilmesini eleştiren ve fiziksel gücün öneminden bahseden 25 yaşındaki bir öğrenci. Adı Mao Zedong’tu.

Eğer Yeni Kültür Hareketi 4 Mayıs Hareketi’nin abisiyse, o zaman ÇKP bunun halefiydi. “4 Mayıs Ruhu” partinin kuruluş hikayesidir ve 1949 yılında Komünistler iktidara geldiklerinde 4 Mayıs, bugün hala kutlanan bir milli bayram haline geldi. Mao, 4 Mayıs öğrencilerini devrimin “öncüleri” olarak övdü ve ruhu, yıkıcı bir açlığa yol açan 1959’daki Büyük İleri Atılım politikalarında onları takdir etti.

1966’da Mao, Çin devriminin yeniden canlandırılması gerektiğini hissettiğinde ateşi yakmak için aynı ruhtan faydalandı. 10 yıllık Kültür Devrimi sırasında Pekin ve ülke genelindeki öğrenciler, ergenlerin en iyi yaptığı şeyi yapmaya teşvik edildi: isyan etmek. Mao, gençliğin “dört eski şeyi ortadan kaldırmalarını” öğütledi: eski gelenekler, eski kültür, eski alışkanlıklar ve eski fikirler. Kızıl Muhafızlar; tapınakları, müzeleri ve evleri yıktılar, kitapları yaktılar ve hatta, devrimin Batı ideolojisine açıklığı gibi Yeni Kültür devrindeki bazı sloganları yok ettiler. Kızıl kolluk taktılar ve Mao Zedong’un sözlerinin yazıldığı Küçük Kırmızı Kitabı taşıdılar. Kitaptaki bir alıntı “Siz genç insanlar, sabah saat sekizdeki veya dokuzdaki bir güneş gibi hayatınızın baharındasınız… Dünya size ait. Çin’in geleceği size ait.” diyordu.

Mao’nun 1976’daki ölümünden sonra yeni lider Deng Xiaoping, ekonomik liberalizmle beraber daha serbest bir dönemi başlattı. 1979’da üniversiteleri tekrardan açtı ve Mao dönemine yapılan sınırlı eleştirilere kapıyı açtı. Pekin’in merkezindeki Zhongnanhai liderler kompleksinin batısındaki tuğla duvar “Demokrasi Duvarı” olarak adlandırıldı. Bej rengindeki ön cepheye asılan posterler daha fazla bireysel hak ve özgürlüklerden, bazıları da 4 Mayıs’a referans yapan kavramlardan bahsediyordu. Eski Kızıl Muhafız Wei Jingsheng tarafından yazılan bir poster, demokraside “beşinci modernleşmeyi” talep ediyordu ve üstünde “Diktatörlerin mutlak araçları olarak hizmet etmek istemiyoruz.” yazıyordu. O yıl Wei, muhalif aktivizmden dolayı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Görünen oydu ki, kızıl güneşin altında değişen hiçbir şey yoktu.

Yine de zaman her şeyi tekrardan değiştiriyordu. 1980’ler, Çin için dünyaya açılmanın yıllarıydı ve bazı kişiler tarafından bu durum, karanlıktan çıkmak ve aydınlık tarafından gözlerin kamaşması olarak değerlendirilip alkışlanıyordu. Bu yıllarda yetişen jenerasyonun sadece bir kısmı siyasi olarak aktifti. Çoğu yabancı film izlemekten ya da uzun saç ve caz müziği deneyimlemekten mutluydu. O zamanlar Pekin Üniversitesinin mezunlarından biri, bana “Ortalama bir öğrenciye göre bizi ilgilendiren şey siyaset değildi, hayatın ta kendisiydi.” demişti. Ama yeni kültürlere ve fikirlere maruz kaldıkça yeni bir siyasetin de yükselişe geçeceği konusunda bir algı vardı. 1986’da öğrenci aktivistler 4 Mayıs Ruhu’nu canlandırdı ve daha hızlı siyasi reformlar talep ettiler.

Bu bağlamda 17 Nisan 1989 gecesi tarih tekerrür etti: 300 civarında Pekin Üniversitesi öğrencisi bu sefer 1986 protestolarından sonra sürgüne gönderilen reformcu Hu Yaobang’ın ölümünü anmak için Tiananmen Meydanı’na yürüdü. Çok geçmeden kitle siyasi liberalleşme, şeffaflık, özgür bir basın, daha geniş kişisel haklar ve daha iyi bir hükümet talebinde bulundu. Kitlenin sayısı zaman geçtikçe arttı. Protestolara işçiler de katıldı. Açlık grevleri başladı. Demokrasi Tanrıçası, Özgürlük Heykeli biçiminde 10 metre yükseklikte bir kartonpiyerden yapılmıştı, üstsüzdü ve ateşini Mao portresiyle yüz yüze gelecek şekilde Yasak Şehir’in üstünde dalgalandırıyordu. Protestocular, Çin’deki diğer şehirlerin aksine sokaklara aktı ve hükümet protestoyu varoluşsal bir kriz olarak gördü.

O 4 Mayıs günü öğrenciler, kendilerini etkileyen ilk olayı andılar, hatta “yetmiş yıl önceki hareketin öncüleri olduklarını” iddia ettikleri “Yeni 4 Mayıs Manifestosu”nu da yayınladılar. Ama bu sefer, kurucusu ve selefleri oldukları Komünist Parti’ye karşı çıkmışlardı. Protesto bir nevi eski haline geldi ve sistem karşıtı mirası kendinde topladı. Protestoların başlamasından bir ay sonra, 4 Haziran’da ordu Pekin’e girdiğinde sokaklar kana bulandı; yüzlerce, hatta binlerce öğrenci öldürüldü.

Peki bugün 4 Mayıs Ruhu’nun mirası hangi durumda? Parti, hareketi bizzat kendisi sahipleniyor: Varoluşlarını meşrulaştırmak için sosyalist gençlik miti oluşturmak. Bunun için gençliğin bu amacı terk etmesine izin vermemeye meyilli. Bu yıl yüzüncü yıl dönümüne doğru devlet ajansı Xinhua, Çin Devlet Başkanı ve Parti Genel Sekreteri Xi Jinping’in “gençliğin ulusal şahlanışa katkı yapmasını sağlamak için 4 Mayıs Hareketi ve ruhunu güçlendirme yönünde çalışmalar yaptığı” açıklamasını bildirdi. Xi aynı zamanda 1919’daki ilk hareketi “emperyalizm ve feodalizme karşı büyük bir vatansever ve devrimci hareket” şeklinde nitelendirerek “Çin gençlik hareketi üzerine araştırmaların geliştirilmesi ve gençliğin Parti liderliğini sahiplenmesi” yönünde bilgi verdi. Mesaj çok açıktı: 4 Mayıs bize ait, size değil.

Peki ya gençler? 10 yıl önce İngiltere’de lisans diplomamı aldıktan sonra Pekin Üniversitesi’nde Mandarin öğrenen bir öğrenciydim. 4 Mayıs ayaklanmasının 90. yıl dönümünde öğle aramı, Nisan 1989’da Pekin Üniversitesi öğrencilerinin ilk kez bir araya geldiği, çim ve mermerle dolu bir arazinin köşesi olan “üçgenin” kenarında geçirdim. (Kampüs 1952’de kuzeybatı taraflarındaki bir yere taşındı.) “Pekin Üniversitesi, 4 Mayıs Hareketi’nin 90. yıl dönümünü anıyor.” yazılı bir pankartı asan iki adamı görmek için tam zamanında varmıştım. Kendileri ve birkaç güvenlik görevlisi dışında kimse durumla ilgilenmedi, hatta sonraki yıl dönümlerinde kendileri bile kutlamadılar.

4 Mayıs Ruhu’ndan bahsetmek istediğimi söyleyerek ismini vermek istemeyen Pekin Üniversitesi’ndeki bir kız öğrenciye 4 Mayıs ruhunun hâlâ yaşayıp yaşamadığı konusundaki fikrini sordum. “Ekonomik gelişme, ifade özgürlüğüne kısıtlama getirilmesi ve 1989’daki başarısızlıktan dolayı öğrenciler siyasete daha az ilgili; daha bireyseller ve kariyerlerine odaklanmış durumdalar. 4 Mayıs’ın daha geniş kesimlerce anılması gerektiğini düşünüyorum ama bu konuda kayıtsız davranılıyor.” diye belirtti. Elini tuttuğu erkek arkadaşı da söylediklerine katıldı ama bir şey daha ekledi: “Bugün toplum yararı, bireysel yararla eş değer. Eğer [öğrenciler] kendileri için savaşırlarsa belki o zaman topluma bir şey kazandıracaklar.”

4 Mayıs protestolarının yüzüncü yıl dönümünde, siyasetten uzaklaşmış Çin gençleri açısından hareketin mirasının kaybolması daha da ileri boyuta geldi. Çin’deki diğer kampüsler gibi Pekin Üniversitesi de, demokrasi ve özgürlüklere önem veren ama konuşma özgürlüğünü boğan On İki Önemli Sosyalist Değer eğitimiyle Parti tarafından hedef alındı. 4 Temmuz 1989’un ilk saatlerinde neler yaşandığı ile alakalı gerçekler hala bastırılıyor ve katliamla alakalı öğrencilerle konuştuğumda, katliam hakkında duydukları hareketin dış güçlerin finansmanı olduğu gibi yanlış algıları tekrarlıyorlardı. Bugün böylesine büyük bir hareket, devletin güvenlik kurumlarını da hesaba kattığımızda düşünülmesi bile hoş olmayan bir şey ama aynı zamanda imkânsız. O kadar ki Xi dönemindeki öğrenciler seslerini yükseltirlerse çok şey kaybedebileceklerini, sessiz kalarak daha fazla kazanacaklarını düşünüyorlar. Öyle görünüyor ki 4 Mayıs Ruhu ortadan kaybolmuş.

Ama daha yakından bakıldığında küllerin içinde hâlâ kor halinde kalan parçalar var. Spesifik olarak yavaş yavaş yanan üç ateş var.

Birincisi milliyetçilik. Emperyalizm karşıtı ve milliyetçi 1919 hareketindeki gibi bugünkü Çin gençliği, vatansever duygulardan etkileniyor. Bazen bu duygular devlete destek şeklinde kendini gösteriyor – Wolf Warrior 2 ve Operation Red Sea gibi şovence filmler – ama bu olaylar saygısız bir şekilde olmuyor. Japon mallarını yakan Tsinghua Üniversitesi öğrencilerini de aşan olaylarda, içlerinde Uniqlo ve Japon model araç tasarım yerleri gibi Japon mağaza zincirleri de dahil olmak üzere Japon karşıtı sokak gösterileri protestoların temel bir ögesi haline geldi. Gösterilerin tolere edildiği çok az sebep olduğu için bu tarz milliyetçi protestolar, yolsuzluk ve yükselen eşitsizlik gibi konulara karşın kızgınlığı ifade etmek için de kullanılıyor.

İkincisi ise sınırlar. Pekin Üniversitesi’nin kampüsü ve diğer şehirler de dahil Çinli gençliğin çoğu hükümet tarafından baskı altına alınmışken, Çin’in sınır şehirlerinde protesto için daha fazla özgürlük var. 2014 sonbaharında Hong Kong’daki Şemsiye Hareketi ve aynı yılın baharında Tayvan’daki Ayçiçeği Hareketi, rahatsızlıkların dile getirildiği mecralar oldu. Buna rağmen bu hareketler herkes için iyiye gitmedi, mesela Hong Kong’ta protestolara öncülük eden 9 öğrenci hapis cezasına çarptırıldı. Şemsiye Hareketi göstericilerinden ve Hong Kong Yeni Tarihçi Topluluğu’ndan “Wu Ming” takma adlı bir gösterici geçen ay bana “4 Mayıs iki tarafı keskin bir kılıç ve ÇKP, kendisini kesebilecek tarafı gizlemeye çalışıyor. Biz de o tarafı meydana çıkarmaya çalışıyoruz.” demişti. Uzun dönem umutlarını sorduğumda daha açık konuşmuştu: “ÇKP’yi alaşağı etmek için 4 Mayıs’ın derslerini kullanmak.”

Üçüncüsü ise Marksizm. Geçen yıl Pekin Üniversitesi’ndeki Marksist öğrenciler topluluğu üyeleri, gözaltılar ve tacizlerle karşılaştı. Suçları, Shenzhen’deki Jasic Technology üretim fabrikası işçilerinin bağımsız bir sendika kurma protestolarına katılmaktı. (Çin’de bağımsız bir sendika kurmak kanun dışıdır.) 1 Mayıs’a doğru 13 öğrenci tutuklandı, 6 kişi ise kayboldu. Komünist yöneticilerin adil olmayan sosyal politikaları üzerine eylem yapan ve bastırılan bu grup, 4 Mayıs Ruhu’nun günümüzdeki asıl halefleri. Bunun en ironik yanı ise, 1989’da önceki kuşak protestocular Parti’nin emri üzerine öldürüldükten sonra, ÇKP’yi motive eden yüzyıllık gençlik hareketinin mirasçılarının yine öğrenci Marksistler olması.

Bu kaynayan üç ateşin de alevlenme ihtimali var. Bu ihtimal karşı konulamaz ama Çin’in bütün bu eksikliklerinin konuşulabileceği platformlarının olmaması çok yanlış. Geçmiş protestolar, 4 Mayıs’ı tarihsel meşruiyet aracı olarak kullanan ÇKP iktidarı için iki ucu keskin bir kılıç. Xi Jinping’in favori sloganı olan “Çin milletinin büyük şahlanışı” ifadesi bile gençliğin imgelemini kullanıyor – Chen Duxiu’nun yüzyıl önce yaptığı gibi. Genç Çin’deki davranışların gerçekliği, 4 Mayıs’ın mirasını hâlâ taşıyor.

4 Mayıs Ruhu’nun baş aktörü olan Chen, ulusal şahlanış rüyasının gerçeğe dönüştüğünü görecek kadar yaşamadı. 1942’de öldü ve 1929’da Stalinist politikalarından dolayı kurucusu olduğu Komünist Parti’den istifa etti. Ama 1915 yılında işaret ettiği gençlik hareketinin amacına ulaşacağına çok da inanmamış görünüyordu. Heyecanlı tonuna rağmen “Gençliğe Çağrı” makalesi son derece karamsardı. (Aynı şekilde makale başlığı Jinggao Qingnian’ın diğer bir çevirisi ise “Gençliğe Uyarı”.)

Bu yeni kuşak gençlik, Çin’in metabolizmasındaki “temiz hücreler” olarak görünse bile Chen, makalenin sonuna doğru “eğer ne düşündüklerini ve neye inandıklarını görmek için çabalarsanız; çürük, yozlaşmış hücreden başka bir tipte hücre göremezsiniz.” yazmıştı. Hatta silahlanma çağrısından bile vazgeçmiş gibi görünüyordu: “Az sayıdaki temiz, enerjik hücreleri bulmak ve çaresizliğimi bitirmek, ulaşılamayacak kadar uzakta.” diye devam ediyordu.

Peki Chen, günümüz Çin gençliği hakkında ne düşünürdü? Kayıtsızlıklarından ve maddi konfor için mücadele dolu tarihlerine karşı gözleri kör olmalarına kızar mıydı? Büyük ihtimalle evet. Kılıçlarını keskinleştirmelerini ve anlamlı bir değişim için kişisel özgürlüklerini riske atmalarını ister miydi? Bir ihtimal. Kendi dinç yerleşik kurumlara karşı çıkma geleneğinden gelen tehlikeyi gençlerin bastırılan rahatsızlıklarına bağlar mıydı? Olası değil.

Chen Duxiu, okuyucusuna “Bu toplum refaha mı erecek yoksa kötü sona mı yaklaşacak?” şeklinde bir soru sorar. Cevabı ikinci şıkka eğilimlidir ama umutsuz da değildir. “Hastalığı tedavi etmek” için, toplumun sadece “potansiyellerini fark edecek kadar hassas ve mücadele edecek kadar cesur bir ya da iki gence” ihtiyacı olduğunu söyler. Burada bahsedilen hastalık bugünkünden farklı olabilir – doğrusu, Chen tarafından tedavi umuduyla kurulan Parti olabilir – ama reçete aynı: gençlik.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Sinan Karaoğlu

Sinan Karaoğlu
TESAD Çeviri Birimi Yardımcı Direktörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir