Çin İzolasyona mı Dönüyor?

Çin, 1960’ların izolasyon politikasıyla şu anki açık kapı politikası arasında bir dönüm noktasında.

Geçen on yılda Çin’in izolasyona gittiğini işaret eden bazı endişe verici sinyaller vardı. Hükümet İnternet’e sıkı limitler getirdi, Great Firewall yasasıyla bazı yabancı siteleri engelledi, Çinli akademisyenlerin Batılı akademisyenlerin hazırladığı kitapları kullanmasını yasakladı ve hükümet çalışanlarının yurtdışına çıkışına bazı kısıtlamalar getirdi. İşin daha da kötüsü; bu yıl ABD, Çin’den ithal ettiği mallar üzerine ek vergiler getirerek bir ticaret savaşı başlatınca Çin de ABD’ye aynı yöntemle karşılık verdi. İzolasyona gidişin en son örneği, Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ileri teknoloji endüstrisini geliştirerek kendi kendine yeterliliği şiddetli teşvik etmesi.

Çin 1960’larda yaptığı gibi izolasyona geri dönecek mi?

Çinliler bu konuda bölünmüş durumda. Yönetimdeki hatırı sayılır bir kesim genel olarak izolasyona dönülmesine istekli görünüyor. İzole edilmiş bir ortamda toplumu istikrarlı tutmak daha kolay. Dışarıya açılmak, reformlar için daha fazla baskıyla karşılaşmak demek ve bazı çıkar gruplarının hedeflerini engelliyor. Bu da yüksek siyasi riskleri beraberinde getiriyor. Kuzey Kore’de olduğu gibi izolasyon durumu rejimin istikrarı için çok yardımcı. Bununla beraber, geçmiş hükümet 1949’dan 1970’lerin sonuna kadar ülkeyi izole bir çevrede yönetmeyi başardığı için şu anki hükümet de bunu tekrardan yapmakta kararlı.

Ayrıca, 40 yıllık ekonomik gelişim sonrası Çin’in eksiksiz bir tedarik zinciri var ve dış ticarete bağımlılığı geçtiğimiz on yılda azaldı. Buna ek olarak Çin, birkaç yıl içerisinde en büyük iç pazara sahip olacak. Bu doğrultuda Çin, dış dünyadan çok ürün almadan kendiliğinden gelişebilir.

Halkın bir bölümü de Çin’in geçmiş izolasyonuna dönmesini istiyor. Bu grupta; ithalat ve dış yatırımdan dolayı işleri tehlike altına giren çiftçiler ve imalat işçileri, aynı zamanda Çin siyasetini ve kültürünü daha üstün gören milliyetçiler de var.

Buna rağmen içe dönüş stratejisi hem halkın hem de yönetimin diğer bölümlerinden büyük bir direnişlekarşılaşacaktır. Çin halkının çoğunluğu, Kuzey Koreli komşuları gibi izolasyonda yaşamaya istekli değil. İhracatçılar ve Çin’deki yabancı şirketler için çalışan insanlar da direnecektir. İlerici entelektüeller de mutsuz olacaktır çünkü izolasyon; piyasa ekonomisi, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerlerin reddedilişi anlamına gelir.

Yönetim içinde bile açıklık ve reform politikası, Xi Jinpingkadar güçlü olan bir insanın bile karşı çıkamayacağı kadar siyasi doğru haline geldi. Reformcular, Çin’in dünya düzenine entegrasyondan faydalandığına ve faydalanmaya devam edeceğini beklediklerine inanıyorlar. Küreselleşmiş bir dönemde dünyadan izolasyon, ülkeyi teknoloji, para akışı ve ekonomik gelişimi durduran riskleri kesmek demek. Kapalı kapı politikası aynı zamanda daha fazla özgürlük ve piyasa ekonomisi odaklı reformların sonu anlamına geliyor.

O zaman Çin nereye gidiyor? Genel anlamda Çin’in stratejik yönü, Çin siyasetindeki reformun kaderi ve dünyanın buna cevabına bağlı.

Eğer Çin yönetimi reformu derinleştirmeye, açık ekonomi ve liberal bir toplum kurmaya devam ederse Batı yükselen Çin’i hoş karşılayacak ve günümüz uluslararası düzene entegre edecek, ki bu da Çin’in açık kalacağını gösteriyor.

Eğer yönetim zıt yönde bir karar alırsa Batı hayal kırıklığına uğrayacak ve Çin’i çevreleme politikasına doğru ilerleyecek. Çevrelenmiş bir haldeki Çin’in hiçbir seçeneği olmaz ve daha da izole olur.

Ama yukardaki iki senaryonun da gerçekleşmesini beklemeyin. Üçüncü bir senaryo daha olası gözüküyor: tamamlanmamış izolasyon ya da yarı açıklık/yarı izolasyon. Küreselleşme ve serbest ticaretin bayrağını taşıyan Çin, dış ticaret ve yatırım gibi belli alanlarda dünyaya açık kalmak istiyor. Pekin son zamanlarda gümrük vergilerini azaltma ve yatırımdaki yasak listesini kısaltma gibi adımlar attı. Bu adımlar Çin’in hem dünyaya açık kalmadaki kararlılığını, hem de ABD’ye ticaretteki gerilimi azaltmak için bazı tavizleri verdiğini işaret ediyor. Ama şu aşamada bu eylemler Amerikalıları ikna etmede başarısız oldu. ABD’nin Kanada ve Meksika ile yaptığı yeni antlaşma gelecekteki AB – Japonya antlaşmasına kopya edilebilir ve Çin’in ticaret ortaklarıyla serbest ticaret anlaşmalarına gitme yoluna set çekebilir. Çin’in yeniden güven aşılamaya çalışan çabaları soğuk yüzlerle karşılanırsa Çin hayal kırıklığına uğrayacak ve Batı’ya açılma çabalarından vazgeçecektir.

Bazı Batılılar, içe dönük Çin’in ekonomi ve değerler açısından Batı’ya tehdit oluşturmayacağı düşüncesiyle Çin’in izolasyonunu görmekten mutlu olabilir. Çin’in dünya fabrikası statüsü diğer gelişen ekonomilerle yer değiştirebilir ama bu süreç sancılı olabilir ve uzun bir döneme yayılabilir. Çin’in izolasyonu aynı zamanda Çin’in, Konfüçyüs Enstitüleri gibi yumuşak güç programları sayesinde Batı’yı etkileme gücünün azalması anlamına gelir.

Ama Çin, aradaki köprüyü yıkmayacak ve tamamen dışa kapanmayacaktır. Batı’ya sırtını dönecek ama “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi yoluyla ve Rusya, Afrika, Güney Amerika, Güneydoğu Asya ve diğer gelişen ekonomilere yatırım yaparak Batılı olmayan ülkelere kapısını açık tutacaktır. Bu ülkelerin ortak özelliği, Batı tarafından sömürgeleştirilen ve aşağılanan, üstüne güçlü lider geleneklerine sahip ve Çin’den finansal yardım alma çıkarı olan ülkeler olmasıdır. Gelişen ülkeler, Batı’ya kıyasla kısmen açık Çin’i görmekten daha mutlu olacaktır.

Çin ve Batı arasında ekonomik “demir perdenin” inmesiyle dünyanın barış içinde yaşayacağı görünebilir. Buna rağmen Çin’in izolasyonu büyük sonuçlara sebep olabilir. Çin gibi izole, düşman ve süper güç bir ülkenin olması, Çin ve Batı arasındaki soğuk savaş riskini yükseltecektir. Çin’le yakın ilişkilere sahip Batılı olmayan ülkeler, Çin’in yörüngesine daha da çekilebilir ve uzun dönemli bir yenişememe durumuna taraf olabilir.

Peki Batı, Çin’in izolasyona savrulmasını engellemek için ne yapmalı? Çin hangi yolda ilerleyeceğinde tereddüt ettiği için Batı, Çin’in sistemde kalmasını desteklemeli ve değişim için sabırlı bir şekilde beklemelidir. Birkaç baskı uygulamak gerekli ama eğer çok bastırılırsa Çin, siyasi ve ekonomik modellerinde bir değişiklik yapmaksızın izolasyona gitmenin daha iyi bir seçenek olduğunu düşünecektir. Buna karşın eğer Batı, Çin’le ilişkilere akıllıca devam ederse Çin yönetiminin güveni tekrardan kazanılacak ve yönetim, rejimin istikrarından emin olacaktır.

Batı’da, özellikle ABD’de bazı kişiler, Çin’le ilişkilerin başarısız olduğuna eğiliyor ama 40 yıl önceki durumla karşılaştırıldığında ilişki politikasının şüphesiz başarılı olduğu söylenebilir. Şu andaki en büyük tehlike ise Batı’nın ilişki politikasının başarılarını göz ardı ederek ödülleri bir kenara atması ve onun yerine ceza yöntemini seçmesidir.

[toggle title=”Kaynakça” state=”close”]

Kaynak: https://thediplomat.com/2018/11/will-china-return-to-isolationism/

[/toggle]