Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
setav.org'dan alınmıştır.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya Ekonomisindeki Konumu

Kaynak: DEİK

Ülkenin kurucu lideri Mao’nun iktidarda olduğu 1949-1976 yılları arasında Çin ekonomi politikasına hâkim olan eğilim Sovyet benzeri katı/emredici merkezi planlama ekonomisi ve kamu işletmeciliğinde feodal tarım toplumundan ağır sanayi toplumuna geçileceğine dair inanıştır. İktisadi rasyonaliteden ziyade ideolojik kaygıların ağır bastığı bu kalkınma stratejisinde; devlet yatırımlarının yönü, karşılaştırmalı üstünlüklere dayandırılmaksızın dış ticaret olanakları da göz ardı edilerek ağır sanayi endüstrilerine aktarılmış, tarımsal üretim ise devlet politikasıyla kırsalda örgütlenen komün mülkiyetinde gerçekleştirilmiştir. Başlarda SSCB olmak üzere doğu bloku ile geliştirilen iyi ilişkilerin de zamanla tersine dönmesiyle Mao dönemi Çin’i özellikle de dış ticaret ve yabancı sermaye akışları olarak dış dünyaya kapalı bir ekonomik yapı sergilemiştir. Mao dönemi sona ererken yetmişlerin sonunda yaklaşık 7 milyar dolarlık ihracatı ile Çin’in dünya ihracatındaki payı yüzde 0.7 dolaylarındaydı, dünya ithalatındaki payı da yine benzer rakamlarla yüzde birin altındaydı. Ülke yatırımlarında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ise kayda değer bir payı bulunmuyordu. Bu anlamıyla Mao dönemi Çin’i, Türkiye dahil tüm dünya ekonomisi için etkisi son derece sınırlı bir dış aktör konumundaydı.

Mao’nun son on beş yılında uygulamaya soktuğu “İleriye Doğru Büyük Hamle” ve “Kültür Devrimleri” iktisadi manada istikrarlı verim artışları sağlamaması, büyüme rakamlarının dalgalı seyretmiş olması ve dışa açık politika izleyen Asyalı komşu ülkelerin başarılı ekonomik performanslarının gölgesinde kalınması gibi nedenlerden ötürü (Yılmaz, 2006) iktisadi başarısızlık herkes tarafından aşikar hale gelmişti. Sosyolojik manada ise önlenemeyen yoksulluk ve anarşi olayları nedeniyle Mao dönemindeki Çin toplumunda büyük hoşnutsuzluklar başlamıştır. Mao sonrası komünist parti idarecileri, Sosyalist bloktaki dağılma sürecini de iyi okuyarak meşruiyetini sağlama almak adına kültür devrimleri başta olmak üzere Mao döneminin genel ekonomi politikalarını hızla terk etmiş, kalkınma adına pragmatist bir anlayış benimsemiştir.

“9 Eylül 1976’da Mao öldükten sonra Çin’de 1978 yılına kadar sürecek olan siyasî karmaşa dönemi başlamıştır. 1978 yılında bu siyasî karmaşa döneminden galip çıkan Deng Xiaoping geçmiştir. Deng yönetimiyle birlikte Çin ekonomisinde yeni bir dönem başlamıştır. Deng iktidarında Çin ekonomisi adım adım kapalı, devletçi yapıdan vazgeçip, dışa açık, piyasa ekonomisine doğru evrilmeye başlamıştır.” Piyasa ekonomisine geçiş reformları olarak adlandırabileceğimiz bu sürecin önemli açılımları; Çin Komünist Partisi (ÇKP) kongrelerinde, parti üst yönetimin demeçlerinde, anayasa değişikliklerinde, uluslararası kuruluşlara ve antlaşmalara üyelik süreçlerinde de rahatlıkla görülmektedir.

Detaylarına girmeksizin; tedrici bir şekilde önce tarımsal üretimde kolektivist uygulamaya son verilerek tarımsal ürünlerin büyük çoğunluğu üzerinde fiyat kontrolleri serbest bırakılmış ve piyasa ekonomisine doğru bir adım atılmıştır. Bu uygulamada yakalanan başarıyla cesaretlenen Deng yönetimi zamanla endüstriyel üretimde de yasal zorlukları gevşeterek özel girişimlere kapı aralamış, ekonomide rekabetçilik ilkesini canlandırabilmek adına kamu işletmelerini küçük ve verimsiz olanlardan başlayarak özelleştirme yoluna gitmiştir. Ayrıca buradaki üretim artışlarını ihracata kanalize edebilmek adına devletin ihracat üzerindeki tekeline son verilmiş, dış ticarete ve kalkınmaya hız vermesi ümidiyle ülkenin dış ticaret için elverişli olan doğu bölgelerinde çeşitli devlet teşviklerine sahip “Özel Ekonomik Bölgeler” ilan edilmiştir. “Açık Kapı Politikası” olarak adlandırılan bu uygulama ile yerli girişimcinin yanı sıra ucuz girdi, teşvik ve muafiyetler sayesinde maliyetini düşürmek isteyen yabancı firmalar için de elverişli şartlar yaratılmıştır. 1992 yılında hükümet değeri 57,5 milyar dolar olan tam 47 bin yabancı yatırıma onay vermişti ki bu sayı geride bırakılan son on yılın toplamına eşitti. Burada vurgulanması gereken bir nokta ise dışa açılmanın ilk yıllarında geliştirilen dış ticaret ve sermaye akışları genellikle doğrudan batılı ülkelerden değil, Çin kökenli nüfusa sahip Hong Kong, Singapur, Tayvan gibi çevre ülkelerden geliyor olmasıydı.[1] “Nitekim, 1993’e kadar Çin’de yatırım yapan yabancı sermayenin yüzde 80’i Asya Pasifik bölgesinden gelmiştir.” Gelen yabancı yatırımlar ve hızla artan dış ticaret performansı karşılıklı olarak birbirlerini uyarmış ve her ikisi de Çin’in dünya ekonomisinde günümüzdeki konumuna yerleşmesi açısından en önemli belirleyenlerden olmuştur. Çin hükümeti tarafından da “Çin tarzı sosyalist piyasa ekonomisi” olarak adlandırılan bu modele geçiş açısından bir diğer önemli gelişme de Mao döneminde son verilen Çin borsalarının yeniden açılmasıdır. Çin’i dış ticaretin lider ülkesi konumuna getiren belki de en önemli kritik eşik olarak ise 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne kabulü söylenmelidir ki Çin mallarının tüm dünya pazarlarını ele geçirmesi aslen bu dönemeçten sonra başlamıştır.

Gerçekleştirilen tüm bu reformlardan beklenen kazanımların oldukça hızlı ve güçlü bir şekilde gerçekleştiği ileri sürülebilir. Ayrıca bu dönüşüm süreci sonuçları itibariyle yalnız Çin’in değil hemen hemen dünyadaki tüm ülkelerin de küresel ve ulusal iktisadi pozisyonunda ciddi değişiklikler yaratmıştır. Yeni dışa açık ekonomi mantığıyla Çin ekonomik performansını giderek yükseltirken, başta en önemli dış ticaret partneri olmak üzere hem ihracatçı hem ithalatçı; hem yatırım çeken hem yatırım yapan, hem devasa miktarda üreten hem de devasa miktarda tüketen bir ülke olarak artık dünya ekonomisi için de en önemli aktörlerden biri belki de birincisi olmak yolunda bir sürece girmiştir.

Çin ekonomisinde son 40 yılda gözlemlenen ekonomik büyüme, dış ticaret ve dış dünya ile arasındaki sermaye hareketlerine ait rakamları paylaşarak 1978 yılından bu yana yapılan reformların Çin iktisadi performansındaki devasa etkilerini ve Çin’in dünya ekonomisindeki sürekli artan önemini gösterebiliriz. Ayrıca Çin devletinin sahip olduğu uluslar arası döviz rezervleri ve yabancı hazine tahvilleri ile üstlendiği küresel ve bölgesel yatırım projeleri de pek çok araştırmada yakın geleceğin ekonomik süper gücü olarak anılan Çin’in önemini vurgulamaktadır.

[1] Yine de bu ülkelerden gelen doğrudan yatırımların içinde batılı çok uluslu şirketlerin payının yüksek olduğu da unutulmamalıdır.

Kaynak: WTO

Dünya Ticaret Örgütü verileri kullanılarak hazırlanan yukarıdaki grafik yardımıyla 1978 yılında ilk adımları atılan reformların Çin ihracatı üzerindeki motor etkisi rahatlıkla görülecektir. Yine aynı şekilde 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne kabul sürecinin tamamlanması ile ihracat artış trendinin nasıl bir ivme kazandığı da aşikardır. 1978 yılı reformların başlangıcında yalnızca 10 milyar dolar seviyelerinde bulunan ihracat sadece 10 yıl içerisinde 1988 yılı itibariyle 47,5 milyar dolara çıkmıştır. Dünya Ticaret örgütüyle henüz görüşme aşamaları devam ederken 2000 yılında yaklaşık 249 milyar dolar olan Çin ihracatı, sadece 7 yıl içerisinde 1 trilyon doları geride bırakmıştır. Yıllar içerisindeki seyri bakımından Çin mal ihracatının dünyadaki toplam mal ihracatı içerisindeki payına göz attığımızda Çin’in başarılı ihracat performansı daha yakından gözler önüne serilecektir. 1981 yılında dünya mallar ihracatındaki payı ancak yüzde 1 olan Çin, 2000’lerin başında payını yüzde 4’e, DTÖ’ye kabulünün ardından çok daha hızlı bir sıçrama ile 2008 yılındaki küresel krize kadar yüzde 8’lere çıkarmıştır. 2018 yılı itibariyle Çin’in ihracat rakamları 2,4 trilyon doları aşmış, dünya ihracatındaki payı ise yüzde 12,7’yi bulmuştur.

UNCTAD verileri kullanılarak hazırlanan aşağıdaki grafik yardımıyla Çin ihracat performansını, dünyanın diğer en büyük ihracatçı ülkeleri Amerika, Almanya ve Japonya ile karşılaştırmak mümkündür. Çin, yaklaşık 2,5 trilyon olan ihracat rakamıyla son on yıllık periyotta diğerlerini geride bırakarak dünyanın ihracat şampiyonu ülkesi konumuna yerleşmiştir.

Kaynak: UNCTAD

 

Kaynak: WTO

Çin ithalat trendi izlendiğinde de yine ihracat trendinde çok benzeyen bir grafikle karşılaşmaktayız. 1978 yılından bu yana ithalat hacmi, ihracat artış yüzdesinin altında olmak kaydıyla devamlı ve hızlı bir şekilde artarak günümüzde 2,1 trilyon doları geride bırakmıştır. Bu rakam ile tüm dünya ithalat hacminin yüzde 10,7’si Çin’deki hane halkı, firmalar ve kamu kesimi tarafından yapılmaktadır. Amerika, Hong Kong, Japonya, Güney Kore ve Vietnam; Çin ile en yüksek rakamlarda ticaret yapan ülkeler olarak dikkat çekmektedir. Çin dünya ihracat şampiyonu olmakla beraber pek çok güney ve doğu Asya ülkesi için aynı zamanda bir numaralı ihracat pazarı durumundadır. Çin ithalatının temel kalemleri: kendi teknolojisiyle üretime kavuşturamadığı kimi yüksek teknolojili ürünler yanı sıra devasa üretimi gerçekleştirebilmek için ithal etmek zorunda kaldığı petrol, doğalgaz, çeşitli mineraller gibi hammadde ile özellikle de komşu Asya ülkelerinden maliyet avantajları yaratmak adına ithal edilen ve yerli üretimi daha ucuz hale getiren ara mamullerdir. Son yıllarda büyümenin yalnızca yüksek ihracat performansına bağlı kalınarak sürdürülemeyeceğine yönelik kaygılar duymaya başlayan Çin hükümeti iç talebi canlandırmayı hedefleyen ve sonuç olarak tüketim malları ithalatını artırması beklenen kimi politikalara başvurmaktadır. Ayrıca özellikle de kentli nüfusun giderek artan satın alma gücü ve Amerika tarafında Çin’e daha fazla mal satmak üzere yapılan güçlü baskılar nedeniyle de Çin ithalatındaki büyüme hızının gelecek yıllarda yükselmesi beklenmelidir.

Yukarıdaki ithalat ve ihracat rakamlarında Çin’e bağlı özel bir bölge olarak kabul edilen Hong Kong dahil edilmezken, nüfusu yaklaşık 8 milyon olan Hong Kong’un da dünya ihracatı içerisindeki payı yaklaşık yüzde 3’tür. Yalnızca Hong Kong ile Çin arasındaki karşılıklı ticaret hacmi bile 500 milyar doları aşmaktadır.

Bir diğer önemli nokta ise Çin Halk Cumhuriyeti doksanların başından bu yana devamlı surette dış ticaret fazlası vermekte ve bu sayede 3 triyon doları aşan döviz rezervleri ile açık ara farkla dünyanın en fazla döviz rezervlerine sahip ülkesi konumundadır. Yine büyük ölçüde buradan doğan tasarruflarına sayesinde Çin hükümeti Amerikan Hazine Tahvillerine 1 trilyon doların üzerinde yatırım yaparak Amerika’yı kendisine borçlu kılmış ve bir anlamda Amerika’nın kendisine karşı olası saldırgan politikalarında hareket kabiliyetini kısıtlamıştır.

Kaynak: World Bank

2018 yılı rakamlarıyla ABD’nin ardından dünyanın en fazla doğrudan yabancı yatırım alan ülkesi konumunda bulunan Çin, sergilemiş olduğu yüksek büyüme oranlarını ihracatın yanı sıra ülkeye çekmiş olduğu doğrudan yabancı yatırımlara (DYY) borçludur. Mao sonrası dönemde kapılarını açan “Çin’in doğrudan yatırım rakamlarına baktığımızda özellikle 1992 yılıyla birlikte büyük bir sıçramanın gerçekleştiğini görürüz. 1992 yılında Deng’in Guangzhou, Shenzhen, Zhuhai ve Şangay’a yaptığı güney gezisi DYY’ların sıçramasını sağlamıştır.” UNCTAD verilerine göre Çin, 1992 yılında yaklaşık 11 milyar dolar, hemen ertesi yıl ise 27,5 milyar dolar tutarında doğrudan yatırım çekmeyi başarmıştır. Ülkeye çektiği DYY rakamı itibariyle 2008 yılında ilk kez olarak 100 milyarı aşan Çin, yine kendisine yakın miktarda yatırım çeken Hong Kong’a ait rakamlar hariç olmak üzere 2018 yılında tam 139 milyar doları aşan doğrudan yabancı yatırımlara ev sahipliği yapmıştır. Bu rakam 2018 yılında tüm dünyadaki doğrudan yabancı yatırımların yüzde 10,7’sine karşılık gelmektedir. Ayrıca; “küresel kriz(2008) sonrası dönemde küresel sermaye, krizden etkilenen ABD ve AB ülkelerine daha az giderken, Çin’e yatırım ilgisinin ve iştahının devam ettiği de gözlemlenmektedir”. Çin’e gelen doğrudan yabancı yatırımların menşeine baktığımızda açık ara farkla lider konumdaki Hong Kong’u, Tayvan, Singapur, Japonya gibi komşu Asya devletleri ile beraber Amerika takip etmektedir.

Deng’in önderliğinde başlatılan ihracata dayalı büyüme modeli, yakalanan dış ticaret performansı sayesinde amacına ulaşmış ve Çin’e eşi benzeri olmayan büyüme rakamları getirmiştir. 1978 reformlarından bu yana Çin ekonomisi ortalama olarak yüzde onlar seviyesinde büyüme yakalamıştır. Nüfus miktarındaki ezici üstünlüğe rağmen 1978 yılında dünya üretiminin yüzde 2’sinden daha az bir miktarını gerçekleştirebilen Çin, 2018 yılında tüm dünya üretiminin yüzde 18,5’ine denk düşen 13,6 trilyon dolarlık üretim hacmiyle 20,6 trilyon dolarlık çıktı yaratan ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundadır. Çin tarafından yaratılan bu çıktı küresel ticarete konu olan hem nihai malları hem de diğer ülkelerin üretiminde önemli yer tutan ara girdi mallarını içermekte olduğundan Çin ekonomisindeki büyüme ya da yavaşlama, en büyük ihracat partnerleri Çin olan Asya ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya ekonomileri için gaz ya da fren görevi üstlenebilmektedir. Bu nedenle başta komşu Asya ülkeleri olmak üzere Amerika dahil tüm dünya ülkeleri hem ithalatın merkezi hem de devasa nüfusuyla önemli bir pazar olarak Çin ekonomisini yakından takip etmektedirler. 2008 krizinden bu yana küresel talep daralmasından kaynaklı olarak eski çift haneli büyüme rakamlarının uzağında kalınsa da Çin’in katma değeri çok daha yüksek olan teknoloji yoğun üretime geçme stratejileri ile yakın gelecekte olumlu geri dönüşler alacağını kestirmek mümkündür.

 


Kaynakça

Amadeo, K. (2019, Aralık 20). https://www.thebalance.com/u-s-debt-to-china-how-much-does-it-own-3306355. www.thebalance.com: https://www.thebalance.com/u-s-debt-to-china-how-much-does-it-own-3306355 adresinden alındı

Arrighi, G. (2009). Adam Smith Pekin’de. (İ. Yıldız, Çev.) Yordam.

Atlı, A., & Ünay, S. (2014). Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri. İSTANBUL: SETA ANALİZ.

Çalık, Ü. (2011). Çin Ekonomisi -Mao ve Mao Sonrası Dönem. Liberal Düşünce Dergisi(64), 193.

Naisbitt, J. (1994). Global Paradoks. (S. Gül, Çev.) İstanbul: Sabah Yayınları.

Okur, İ. (2010). Çin 3500 Yılın Köşetaşları. Okursoy.

Sandıklı, A. (2009). Geleceğin Süper Gücü Çin. Bilge Strateji, 41.

UNCTADSTAT. (2019). https://unctadstat.unctad.org/wds/TableViewer/tableView.aspx.

Wu, H., & Gu, H. (2019, Ekim 6). www.reuters.com: https://www.reuters.com/article/us-china-economy-forex-reserves/chinas-september-forex-reserves-fall-to-3-092-trillion-idUSKCN1WL07P adresinden alındı

Yang, D. L. (1996). Calamity and Reform in China: State, Rural Society, and Institutional Change Since the Great Leap Famine. Stanford: Stanford University Press.

Yılmaz, İ. (2006). Çin Ekonomisinde Büyümenin Dinamikleri. B. Neyaptı içinde, Ekonomik Büyümenin Dinamikleri ve İstihdam (s. 149-173). Ankara: Türkiye Ekonomi Kurumu.

https://data.wto.org/

https://data.worldbank.org/country/china

https://unctadstat.unctad.org/wds/TableViewer/tableView.aspx.

https://data.wto.org/