Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / Çatışma Yönetimi ve Güvenlik

Çatışma Yönetimi ve Güvenlik

ÖZET                                 

Ulusal ve Uluslararası çatışmaların artışı, siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal, toplumsal ve hatta etnik sorunların ortaya çıkışı ve bunların yanında yönetimlerin söylemleri, barış çalışmaları,  çatışmanın olumlu ve olumsuz olarak sonuca bağlanmasına katkı sağlamaktadır.  Çatışmanın kökenleri daha eskiye dayanmaktadır. Amaç ‘Bir çatışmayla karşı karşıya kalındığında çatışmanın yönetimi ne olacaktır?’ sorusunu cevaplamaktır. Çatışma beraberinde güvenlik sorunları getirir ve bunun akabinde terör gruplarının çatışma ortamından faydalanıp kendi çıkarları veya lehlerine dönüştürmeleri söz konusudur. Çatışmanın nedenini, çözümünü ve güvenliğini sağlamakta ilgili devletin veya devletlerin uyguladıkları politikalar önem arz etmektedir. Bu çalışmada çatışma kavramına değinilerek, çatışmayı tetikleyen ve çatışma karşısında yapılabilecek ve önlenebilecek konular üzerinde durulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Çatışma, Çatışmanın Nedenleri, Çatışma Çözümü, Çatışma Yönetimi, Çatışma Bağlamında Güvenlik ve Terör

ABSTRACT

The rise of national and international conflicts contributes to the emergence of political, economic, cultural, social, social and even ethnic problems, as well as the discourses of administrations, peace work, and the positive and negative conflict. The origins of the conflict are more ancient. What will be the management of the conflict in which you are facing a conflict? The question comes to mind. Conflict brings with them the security problems and then the terrorist groups in the conflict environment to benefit their own interests or converts. The policies implemented by the state or states

concerned are important to ensure the cause, resolution and security of the conflict. In this study, the concept of conflict is emphasized.

Keywords: Conflict, Causes of Conflict, Conflict Resulation, Conflict Management, Security and Terror in the Context of Conflict

Giriş

Biri barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi.
Stefan Zweig (1881-1942)

‘’Çatışmaların bir kısmı bireyler arasında, bir kısmı gruplar arasında, bir kısmı sosyal, bir kısmı ekonomik ve bir bölümü de siyasaldır. Toplumlarda ya da toplumlararasında var olan çatışmalar çoğu zaman değişimin, dönüşümün ve gelişimin aracı ve katalizörü olurken, şiddete varan çatışmalar çoğu zaman tahribatın ve parçalanmanın da araçları haline gelebilirler. Bu nedenle, çatışma haddi zatinde kötü değildir, iyi yönetilirse iyi, kötü yönetilirse kötü sonuçlar verebilir ‘’.

Dünyada etkileşim olanağının olduğu her mekanda şüphesiz ki çatışma kaçınılmazdır. Çatışma, beraberinde ekonomik, psikolojik ve güvenlik sorunlarını getirmektedir. İhtiyaçların karşılanamaması bu sorunların başlıca unsurlarından biridir. Çatışmayı tetikleyen her etmenin arkasında olan sorunları tespit etmedikçe, çözümleme müzakerelerinde bulunmadıkça, ilgili çatışmanın güvenliğini sağlamadıkça süreç tıkanma yoluna gitmektedir.

Çatışmanın insanlar üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. Siyasi olarak ihtiyaçların belirlenmesinde devlet elitlerinin poltikaları bu çatışmada önemli bir yer edinir. Barış her zaman refahın temel olgusudur. Öyleyse her refah bir çatışmazlığı mı göstermektedir? Bu çalışmada çatışma yönetimi, çatışmanın sebep olduğu güvenlik sorunları, çatışmayı çözümlerkenki süreç içerisinde toplumda bırakmış olduğu etkiler ele alınmakla beraber aktörlerin çatışmaya karşı gerçekleştirmiş olduğu yöntemler işlenmektedir.
Güvenlik, bir ulusun vazgeçilmez, yegane gücüdür. Ülke sınırları içerisinde sağlanan güvenliğin sekteye uğraması kaçınılmaz bir faciaya yol açabilmektedir. Günümüzde meydana gelen ulusal ve uluslararası güvenlik anlayışlarının kimi yumuşak güç (soft power) kimi ise sert güç (hard power) kullanmaktadır. Çatışma içerisinde devlet, kolluk kuvvetlerini devreye sokarak oluşan bu çatışmanın önüne geçmek isteyebilir. Fakat çatışmanın boyutuna ve konusuna göre kuvvet kullanımı değişiklik göstermektedir. Çatışma uluslararası alana yayılma gösterir ve bu durumda insan hakları ihlallerini aşacak dereceye gelirse uluslararası hukuk kurallarına başvurulmaktadır. Güvenlik, bir savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizmanın çalışmasına engel olacak herhangi bir engel varsa, elde bulunan alternatif çözümleri kullanmak doğru olacaktır. Aksi takdirde çatışmada bastırıcı unsurların ağır olması çözüm yolunu tıkayacaktır.

Çatışmanın Tanımı

Sosyal bilimlerdeki pek çok kavram gibi “çatışma” kavramı da farklı anlamlar ikame etmeye açık veya benzer anlamlarla yorumlanabilmektedir. Kimi siyaset bilimciler çatışmayı; “değer, güç, statü ve kaynaklar üzerinde hak iddia etmek ve ele geçirmek için rakipleri yok etme ya da kabilesel, etnik, dilsel, kültürel, dinsel, sosyo-ekonomik, siyasal vb. sıfatlar yüklenmiş grupların uyuşmaz amaçlar üzerinden birbirleri ile mücadelesi” olarak tanımlamaktadır. Çatışmanın ne denli olduğunu kavramak için birtakım unsurlara bakmak yararlı olacaktır. Uluslararası hukuk, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik olarak analiz etmek çatışmanın boyutunu saptamaktadır.

Çatışma kavramı Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne bakıldığında anlam olarak, çatışma ‘’1.Çatışmak işi; 2.Silahlı büyük kavga, arbede ; 3. Savaş maksadıyla düşmana karşı ilerleyen bir birliğin karşı tarafın keşif ve güvenlik kollarıyla arasındaki silahlı vuruşma; 4. Türlü yönlerden uzanan kıvrımlı dağ sıralarının, bir yerde dar bir açı ile birbirine yaklaşıp kaynaşması veya düğümlenmesi ‘’anlamını taşımaktadır. Literatür olarak çatışma kavramının kullanım alanları değişmektedir.

Çatışma Yönetimi

William Wilmot ve Joyce Hocker’a göre çatışma yönetimi, ‘’ Kıt kaynaklar ve hedefleri konusunda birbiriyle uyumlu olmayan ya da zıt algılar taşıyan ve hedeflerine ulaşmada karşı tarafın müdahalesi ile karşılaşan fakat birbirine bağımlı (bağlantılı) en az iki taraf arasında cereyan eden açık bir mücadeledir ’’. Çatışmayı çözmenin ilk aşaması, öncelikle çatışmanın var olduğunu kabul etmek ve çatışmayı tanımaktır. Buradan hareketle çatışma yönetiminin, çatışmayı en aza indirerek makro düzeyde etkili stratejiler üretmesi gerekmektedir. Çatışma toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Bireysel değerlerde, geçmiş yaşantılarda, inanışlarda ve algılarda farklılıkların doğal bir sonucu olarak anlaşmazlıklar ve uzlaşmazlıklar kaçınılmaz olgulardır. Çatışma sonucunun olumlu ya da olumsuz olması çatışmanın nasıl yönetildiğine bağlıdır. Çatışma sonucunda küskünlüklerin, kırgınlıkların oluşması, ilişkilerin bozulması ve iş veriminin düşmesi iyi yönetilmeyen çatışmaların göstergesidir. Çatışma yönetimini zor bir sürece sürükleyen bir neden ise etnik çatışmalar ve milliyetçilik söylemleridir. Uzlaşı olumlu olmaktan çıkarak beraberinde sürecin olumsuz etkilenmesine zemin hazırlamaktadır.

Çatışmayı yatıştırma, çatışmanın nedenlerini dikkate almadan doğrudan şiddeti sonlandırmaya yönelik atılan bütün çalışma ve stratejilerdir. Bu safha, hızlı sonuç almaya odaklı, sınırlı ölçüde kazan-kazan durumu olup barışın sağlanması demektir. Barış bu safhada, adil bir çözümden ziyade şiddetin olmaması durumu için kullanılmaktadır.

Pozisyonlar çıkarların önündedir. Aktörler rasyonel olduğundan (I. düzey) iş birliği imkanı mümkün görünmektedir. Burada üçüncü tarafın (arabulucu, kolaylaştırıcı) stratejisi, sıfır-toplam anlayışını değiştirip bir anlaşmaya varmaya çalışmaktır. Burada uygulanan stratejiler genellikle arabuluculuk, kolaylaştırıcılık gibi barışçıl uygulamalar iken, gerektiğinde, ekonomik yaptırımlar, tahkim veya güce dayalı arabuluculuk da uygulanabilmektedir.

Çatışma Çözümü

Çatışma yönetiminin ikinci safhası ise çatışmayı çözme safhasıdır. O da orta-vadeli stratejiler içermektedir. Bu süreç kapsamlı analizler içerir (yapısal çatışma) ve süreç odaklıdır. Çatışma tüm taraflarca ortak bir sorun olarak kabul edilmekte ve çözüm odaklı bir perspektif geliştirilmektedir. Önemli ihtiyaçlara/çıkarlara vurgu yapar. Orta vadede II. düzey aktörleri arabulucu ya da kolaylaştırıcı olarak müdahale eder. Bu safhada da barış, çatışmanın yokluğu demek. Çatışmayı çözmede temel amaç çatışan tarafları memnun edecek bir çözüm bulmaktır.
Çatışmaların çözümünde ve barışın sağlanmasında çatışma yönetiminin, başta arabuluculuk olmak üzere, çoğu unsurları insanlık tarihi kadar eskidir, eski olduğu kadar da etkili, sürekli ve verimlidirler. Hukuktan önce çatışma yönetimi vardı, hukukla birlikte de vardır ve büyük ihtimalle hukuktan sonra da var olacaktır. Çatışma yönetimi, geleneksel hukukun yetersiz ve çaresiz kaldığı durumlarda, alternatif bir çatışma çözme yöntem(ler)idir. Zira çoğu zaman çatışmanın kaynağı mevcut hukuk düzenleridir. Ve mer’i hukuk çoğu zaman kendi üretimleri olan çatışmaları çözmesi imkânsızdır. Var olan hukukla siyasi çatışmaları çözmeye çalışan bir yapının başarılı olması oldukça zordur.

Çatışmanın Nedenleri

Fizikte öğretilen temel bir kural var: doğada hiçbir etki tepkisiz kalmaz. Aynı şey tarih olarak bilinen insan doğası için de geçerlidir. Herhangi bir toplumun yapmış olduğu eylem bir diğer toplum tarafından karşılık bulmaktadır. Çatışmanın boyutunu belirleyen kıstas burada yatmaktadır. Toplumlarda gerek hoşgörü gerek empati duygusunu arttıracak faaliyetlerde bulunmamak ilgili devlet için büyük önem arz etmektedir. Tabii sadece çatışmanın nedenleri bunlarla sınırlı kalmamaktadır. Değer, duygu, çıkar, ideoloji, ihtiyaç, ekonomi, sosyal, siyasi ve inanç farklılıkları vardır.

Bireylerin savundukları ideolojiler ile hükümetin bu açıdan ifade ettikleri söylemleri arasında kısa veya uzun süreli kutuplaşmaya neden olmaktadır. Bu kutuplaşmanın olmaması için hükümetin toplum için bu söylemlerini değiştirmeli veya ortak bir politika yürütmesi gerekmektedir. Aksi halde söylemlerin düzeltilmemesi ve ideolojik baskıların devam etmesi bireyleri kendi sınırları içerisinde ‘ötekileştirme’algısını harekete geçirecektir ve bu da kısa sürede yayılarak diğer bireyleri de bu yönde etkileyecektir. İhtiyaçların karşılanamaması durumunda ise çatışma kaçınılmazdır. Despotik bir yönetimde çatışmalar kaçınılmazdır. Yukarıda ifade edildiği gibi devlet elitlerinin tutum ve davranışları asıl olan çatışmanın seyrini değiştirmektedir. Gelir dağılımı beraberinde adaletsiz bir toplum yaratmaktadır. Zenginin daha zengin ve fakirin daha fakir olduğu bir ülke düşünecek olursak nasıl bir yapının oluştuğunu tahmin edebilmekteyiz. Ekonomik sistemin elverişli olmasından mütevelli halen ekonomik bir refahın olmayışı, işçi-işveren arasında potansiyel bir çatışmaya sebep olmaktadır.

Çatışma ürkütücü bir kavramdır. Genellikle belleğimizde yer etmiş olumsuzluklar, kırgınlıklar, düşmanlıklar ve hatta yıkıcı savaşlarla birlikte kullanılan bir kavramdır. İletişim ve etkileşim içinde olan toplumsal tarafların tercihlerinde, isteklerinde, değerlerinde, inançlarında ve çıkarlarında farklılıklar olduğu sürece çatışma sürecektir. Çatışma kaçınılmaz olduğuna göre yapılması gereken; çatışmanın ortaya çıkaracağı olası yararları kullanabilmek ve olası yıkıcı etkilerini engellemek için, çatışmayı etkili bir biçimde yönetmektir. Farklılıklar ilerlemenin ve gelişmenin kaynağı olabilir. Farklılıklardan kaynaklanan güçlüklerle nasıl başa çıkılacağı bilinmediği durumlarda ise bireyler, gruplar, örgütler ve hatta ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Çatışma Bağlamında Güvenlik ve Terörizm

1947’den 1989’a kadar ulusal ve askeri güvenlik konuları bir yöntem (silahlanma), araç (istihbarat) ve strateji (caydırıcılık) meselesi olmuştur. Bir tehdit, çatışma alanı, hassasiyet ya da riskin ‘’nesnel güvenlik tehlikesi’’ ya da ‘’öznel güvenlik kaygısı’’ olması siyasi bağlama da dayanmaktadır. Güvenlik en nihayetinde bir devletin iç ve dış savunma mekanizması olmaktadır. Gerek sınırların varlığı gerek ekonomik hareketlilikler gerekse de toplumsal güvenliğin gayesi güdülür.

Devlet, oluşan bir çatışmada ulusal ve uluslararası güvenliğini hesaba katmak durumundadır. Güvenlik söylemlerinde güvenlik tehditleri açığa çıkabilmektedir. Günümüz dünyasında devletlerin güvenlik söylemleri ve yaptığı müzakereler, anlaşmalar sonucunda karşıdaki bir diğer devlet için fırsata dönüşmektedir. Devletin iç egemenlik anlayışını sürdürülebilir hale getirmesi gerekmektedir. ‘’Devlet güvenliğinin sağlanması amacıyla yalnızca politik ve askeri konuların gündeme taşınması, güvenlik gibi toplumsal ve psikolojik olan bir kavramın ne denli toplum ve birey dışı bırakıldığını göstermektedir.’’

Bilhassa bu çatışmalar terör kaynaklı da olmaktadır. Terör, 11 Eylül saldırıları sonrasında ulusal ve uluslararası alanda güvenlik anlayışını pekiştirmiştir. Terörizm, küreselleşmenin etkisiyle çok küçük maliyetlerle, sosyal medya alanlarını kullanarak, çok büyük zararlara neden olabilmektedir. Terör, aslına bakıldığında devletin çıkarlarını diplomatik yollarla tüketmesi sonucu başvurduğu ilk veya son aşamalardan biri olabilmektedir. Terörizm devletin masada elini kuvvetlendiren bir tehdit unsuru da olabilmektedir. İstikrarsız bir yönetimin varolduğu ülkede çatışma kaçınılmaz olduğu gibi bu çatışma, terör eylemleri ve organizasyonları ile desteklenmektedir. Devlet, karşılaştığı bir çatışmanın güvenliğini ulusal anlamda sağlayamazsa, uluslararası güvenlik örgütlerine üye olarak bu çatışmayı mikro düzeye indirmek istemektedir.

Tablo 1: Genişletilmiş Güvenlik Kavramları

Yukarıdaki ‘’Güvenlik Kavramı’’ tablosundan hareketle

Devletler dışarıdan herhangi bir tehdide maruz kaldıklarında ve bundan incinebilirlikleri söz konusu olduğunda, temel tercihleri; ya incinebilirliğin azaltılması için kendi başlarına bazı tedbirler alma doğrultusunda faaliyete geçmek, yani bir ulusal güvenlik stratejisi izlemek, ya da tehdidin kaynağındaki gerçek nedenlere inerek tehlikeyi tümden ortadan kaldırmaya çalışmak, yani bir uluslararası güvenlik stratejisi takip etmek şeklinde olur.

Öte yandan, ulusal güvenlik stratejileri vasıtasıyla devletler, tehditleri, genelde kendi imkânlarıyla azaltmaya çalışırlar. Bu anlamda, ulusal güvenlik stratejileri olarak; toplumda özgüven artırılmaya çalışılabilir, spesifik tehlikeler karşısında bir takım kırmızı çizgiler belirlenebilir, ekonomik tehditler karşısında arz kaynakları çeşitlendirilebilir ve halk daha düşük yaşam standartları yönünde şartlandırılabilir; askerî bir takım tehditler karşısında ise, silahlı kuvvetler güçlendirilebilir ve benzeri tedbirler alınabilir. Ulusal güvenlik stratejileri izleyebilmek için yeterli ekonomik kaynaklara sahip olmak gerektiğinden dolayı, mantıksal olarak yalnızca büyük güçlerin böyle bir imkânının olduğu iddia edilebilir. Dolayısıyla yeterli güce sahip olmayan ülkelerin, bu tercihi kullanırken zorlanabilecekleri söylenebilir. Bununla birlikte, ulusal güvenlik stratejilerinin, daha ziyade ‘self-help’ (kendi başının çaresine bakma) mantığına dayandığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Sonuç

Çatışma ve çatışmanın yarattığı sorunların çözüme kavuşturulması önemli bir disiplin istemektedir. Çatışmaya sebep olan etmenler ele alınmalı ve bu doğrultuda politikalar üretilmelidir. Dolayısıyla çatışma, kendi içerisinde farklı çatışmalar oluşturabilir. Devlet elitlerinin ürettikleri çözümler ve söylemler çatışmanın boyutunu önemli ölçüde etkilemektedir. Etnik çatışmalar ve milliyetçi söylemleri bunun örnekleridir. Yönetim açısından çatışma, despotik bir eğilime sürüklemekle değil, sürdürülebilir ve hak temelli bir şekilde ele alınmalı ve yönetilmedir. Çatışmanın beraberinde getirdiği güvenlik sorunlarına yönelik uygulamalar geliştirilmelidir. Siyasi anlamda söylemler, ekonomik anlamda girdi-çıktılar, sosyal anlamda kültürel-etnik-mezhepsel-inançlar göz önünde tutulmalıdır. Kimi etnik gruplar veya azınlıklar açısından terör eylemlerini destekleyecek sempatizan tutumlar çatışmanın çözümünü, yönetimini ve güvenliğini zora sokacaktır. Sigmund Freud’un ‘Libidinal (İstekler)’ üzerine yaptığı çalışmada, ‘’ortaya atılan, insanoğlunun ana sorun kaynağı olarak görünen, bastırılmış duyguları insan benliğinde ateşlemesi’’ olarak ifade etmektedir. Dolayısıyla ihtiyaçların yetersiz olması insan benliğinde şiddet eğilimini tetikleyecek güdüler üretecektir.

Bundan hareketle insanlar, örgütlenmelere ve bölünmelere kadar gidebilmektedir. Krizler fırsata dönüştükçe fayda sağlamaktadır. Çatışma bir bakıma fırsata dönüştürülebilir. Çatışmayı çözümleyecek müzakereler de önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra ön plana çıkan bir başka çatışma sebebi iletişim eksikliğidir. İletişim eksikliği beraberinde kaçınılmaz olarak iletişim bozukluğunu da getirecek ve örgütün bir bölümündeki böyle bir bozukluk tamamına sirayet ederek zincirleme çatışmalara yol açacaktır. Bu nedenle örgütte etkili ve aksaklıkları sürekli denetlenip giderilen bir iletişim ağının kurulması uygun olacaktır. Çatışmayı fikir ayrılığından fikir alışverişine dönüştürerek bireyler ve toplumlarda güven tahsis edebiliriz.

Kaynaklar

AKYEŞİLMEN Nezir, ‘’Çatışma Yönetimi: Kavramsal Bir Analizi’’, (Ed. Nezir Akyeşilmen), Barışı Korumak (Teori ve Pratikte Çatışma Yönetimi), ODTÜ Yay., Ankara 2013, s. 18.

Atilla SANDIKLI, Bilgehan EMEKLİER, ‘’Güvenlik Yaklaşımlarında Değişim ve Dönüşüm’’ Bilgesam Rap http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-81-2014040746sandikli_emeklier.pdf . (E.T.:14.10.2018)..

Barış Araştırmaları ve Çatışma Çözümleme Dergisi (Ed: Kenan Dağcı, Erkan Bülbül), Yalova Üniversitesi, Yalova 2016, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/222816 (E.T.: 13.10.2018).

Barış Araştırmaları ve Çatışma ve Çözümleme Dergisi (Ed: Nazife Selcan Pınar Akgül), Yalova Üniversitesi, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/203087 (E.T.: 10.11.2018).

Göksel, İşyar (Kış 2008) ‘’Günümüzde Uluslararası G)üvenlik Stratejileri: Kavramsal Çerçeve ve ve Uygulama,’’ Gazi Akademik Bakış Dergisi, 2(1), 3-4.

BRAUCH, Hans Günter, ‘’Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü’’ Uluslararası İlişkiler, Cilt 5 Sayı 18 (Yaz 2008), s.11http://dergi.cicr.yalova.edu.tr/article/view/5000200313/5000172679 (E.T.: 11.10.2018).

İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi (Ed. Selim Kanat, Timuçin Kodaman, Adem Ali İren), Süleyman Demirel Üniversitesi, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/195316 (E.T.:14.10.2018).

İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi (Ed: Fatih Karcıoğlu, Zişan Duygu Alioğulları), Atatürk Üniversitesi, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/30271 (E.T.:104.10.2018).

İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, ‘’Küresel Terörizm Sroununa Güvenlik Perspektifli Bir Yaklaşım’’ (Ed: Şükrü Türköz), Niğde Üniversitesi, Nisan 2016. 9(2). http://dergipark.gov.tr/download/article-file/185209 (E.T.: 09.10.2018).

KARİP E., Çatışma Yönetimi, Pegem Akademi, Ankara 2013, http://pegem.net/dosyalar/dokuman/1261catismayonetimi%205.%20bask%C4%B1.pdf (E.T.: 14.10.2018).

KEMALİ., Burhanettein Duran, Muhittin Ataman (ed.), Dünya Çatışma Bölgeleri, Ankara, Nobel Yayın ve Dağıtım, 2007, s – X-XI

Sosyal Bilimler Dergisi (Ed: Rıfat Bilgin), Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/157361 (E.T.: 12.10.2018).

TDK, “Büyük Türkçe Sözlük”, http://tdkterim.gov.tr/bts/ , (E.T.:13.10.2018).

Wilmot, William ve Hocker, Joyce, Interpersonal Conflict, New York, NY: McGraw Hill, 2007, s. .8-9.

Barış Araştırmaları ve Çatışma ve Çözümleme Dergisi (Ed: Yakup Şahin), Yalova Üniversitesi, Yalova 2013, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/203069 (E.T.: 12.10.2018).

Yazar Hakkında 

Berat B. AYMAZ

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir