Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Film Analizi / Büyük Diktatör Film Analizi
The Great Dictator

Büyük Diktatör Film Analizi

Orijinal Adı: The Great Dictator

Yönetmen: Charlie Chaplin

Tür: Komedi

Yapım Yılı: 1940

Ülke: ABD

Oyuncular: Charlie Chaplin, Jack Oakie, Paulette Goddard, Henry Daniell, Billy Gilbert, Reginald Gardier, Grace Hayle, Maurice Moscovitch

Giriş

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde geçen Büyük Diktatör filmi, Adolf Hitler ve Nazizm’i alaycı dille eleştiren komedi türünde bir filmdir. 1940 yapımı olan bu film ayrıca Charlie Chaplin’in ilk sesli filmidir. Filmin çekildiği 1940 yılında tarafsız olan ABD, bu film ile beraber bazı fikirleri değiştirmiştir. Çünkü, Nazi karşıtı bir kamuoyu oluşmasına sebebiyet vermiştir. Nazi Almanya’sında yasaklanan filmler arasında yerini almıştır.

Eleştiriyi ise her şeyin ve herkesin parodisi üzerinden yapan Chaplin, aynı filmde iki farklı rolü birden canlandırmaktadır. Parodilere biraz değinmek gerekirse; Tomanya isimli hayali ülke Almanya’nın, Adenoid Hynkel Adolf Hitler’in parodisidir. Birinci Paylaşım Savaşı Birinci Dünya Savaşı’nın, Bakterya İtalya’nın, Benzini Napolini Benito Mussolini’nin, General Herring savaş bakanı Hermann Georing’in parodileridir. Tesadüf eseri birbirine çok benzeyen Yahudi berber ile Hynkel’i Chaplin oynamaktadır.

Konuştuğu zaman yalnızca o dili bilenlerin onu anlayacağını, ancak sessiz filmler çekerse tüm insanların onu anlayabileceğini ifade ederek onca zaman sessiz filmler çeken Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filmi ile sessizliğini neden bozmuş olabilir? Belli ki tüm insanlığa bilhassa diktatörlere vermek istediği mesaj sessizce anlatılamayacak kadar büyüktü.

Analiz

“Diktatör Hynkel ile Yahudi berberin arasındaki benzerlik tamamen rastlantıdır. Bu Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde geçen bir öyküdür. Çılgınlığın başıboş kaldığı bir zaman dilimi; bağımsızlık burun üstü dalmış ve insanlık bir tarafa tekmelenmişti”[1] sözleriyle başlamaktadır film.

Peki, nasıl bir dönemdi bu? Bildiğiniz gibi savaş sonrası çöken ekonomiler mevcuttu ve Almanya bunlardan biriydi. Ayrıca Almanya’nın ekonomi, ordu ve toprak bakımından kısıtlandığı Versay Antlaşması vardı. Ezici şartlar altında yeni hayatlar şekillenmeye başlamıştı. Elbette Almanya bu ağır maddeler altında ezilmemek için bazı girişimlerde bulunacaktı. Zaten Fransız İhtilali sonrasında yaygınlaşan milliyetçilik akımı da beraberinde farklı düşünceler getirmişti. Hitler’in yaratmak istediği tamamen safkan bir ırk söz konusuydu ve bunun için ilk önce Yahudileri yok etmek, peşinden ise Almanların olduğu her karış toprağı kendi bünyesine katmak gelecekti. Büyük Buhran’dan Almanya’nın diğer devletlerden daha fazla etkilendiği söylenebilir.

Birkaç detaya daha değinecek olursak Naziler 1933 yılında iktidara gelmişti ve 1934’ten itibaren Hitler, gizlice Almanya’yı silahlandırmaya başlamıştı. Zamanla Yahudi mallarının kamulaştırılması, Yahudilerin toplama kamplarına alınarak ağır işlerde ücret karşılığı verilmeksizin çalıştırılması ekonomiyi desteklemek ve ücretsiz iş gücünü karşılamada büyük bir etkiye sahip olmuştu. Silah ve cephane üretimi devam etmekteydi. Bu süreç beraberinde ekonomik ve askeri güç olarak büyümeyi getirdi. Elbette ekonomik ve askeri gücü artan Almanya artık Versay hükümlerine çok daha rahat bir şekilde karşı koyabilir, tepkisini arttırabilirdi. Nazi Almanyasının Versay’a yönelttiği ilk hareketlerden biri 1934 yılında Avusturya’yı ilhak etme (Anschluss) teşebbüsü olmuştur.[2]

Bu dönemlerde Almanya’da tam olarak ne olup bittiğini bilmeyen ancak bir yandan merak da eden Chaplin Hitler’i ve Yahudilere karşı olan tutumlarını bu film üzerinden çok alaycı bir şekilde eleştirmiştir. Öyle ki nihayetinde Chaplin’in ülkeye girişi yasaklanmıştır bu film sonrasında.

Birinci Paylaşım Savaşı bitmek, Tomanya ordusu ise yenilmek üzereydi. Diplomatlar barış isterken bir yandan silah üretilmeye devam ediyordu. Savaş esnasında Diktatör Hynkel’e çok benzeyen Yahudi bir berber, Alman subayı olan Schultz’un hayatını kurtarıyor. Ancak berber hafızasını kaybederek uzun süre hastanede yatıyor ve bir gün hastaneden kaçıp dükkânına döndüğü zaman kapısındaki Yahudi yazısına anlam yükleyemiyor. Çünkü o hastanede iken Hynkel’in yönetimi aldığından ve Yahudilere yaptıklarından haberi yoktu. Berberin yaşadığı mahallede de Yahudilere eziyet eden Alman askerleri arasından çıkan Schultz Yahudi berberi hemen tanıyarak askerlere bu berbere ve arkadaşlarına dokunmaması gerektiğini söylüyor. İşte Chaplin’den güzel bir mesaj var: Irkın, dilin, dinin ne önemi var, insan olduktan sonra? Bir Yahudi bir Alman’ın hayatını kurtarabilirdi ve bir Alman elbette bir Yahudi’yi dostu olduğu için koruyabilirdi. Dahası, dost olabilirdi bir Yahudi ve bir Alman. Çünkü bu kavramlar ırk tanımazdı. Peki, bu Hynkel için de öyle miydi acaba? Elbette Schult’uz yaptığını duyup onu ve berberi tutuklama kararı çıkardığını gördüğümüzde sorunun cevabının “Hayır!” olduğunu öğrenebiliriz. Diktatörler için hayat bu şekilde değildi çünkü.

Berberin mahallesindeki komşuları, hakkında yakalama emri çıkan Schultz’u büyük riskleri göze alarak evlerinde sakladılar. Sonunda berber ve arkadaşı yakalanarak toplama kampına gönderildi. Bu süre zarfında ise Almanlardan korkan ve giderek daha zor günler yaşayacağını anlayan bir grup Yahudi (berberin aşık olduğu Hannah da dahil) Avusturya’ya kaçıyorlar.

Orada daha rahat yaşayacaklarını düşünüyorlardı. İnsanlar özgürlükleri için doğup büyüdüğü toprakları bile bırakabiliyordu. Bırakmak istemeseler de dayanılmaz işkenceler buna mecbur bırakabilir.

Yahudi berber ve Schultz’un toplama kampına getirildiği, berberin sokağındaki arkadaşlarının ve sevgilisinin Avusturya’ya kaçtığı sırada Hynkel ne yapıyordu acaba? Güzel planları vardı elbette. Bakterya’dan gelen dostu Napolini ile bir anlaşmaya varmaya çalışıyordu.

Filmde Hynkel ve General Herring, Napolini gelmeden önce onu küçük düşürme planları yapıyorlar. Her ne kadar bu planları tersine dönmüş olsa da Hynkel ile Napolini arasında gerginlik çıkaracak başka sorunlar mevcuttu zaten: Avusturya meselesi. İki lider de dediğini yaptırmak istiyordu. Napolini, Hynkel’e uzattığı anlaşmayı imzalaması karşılığında Avusturya’dan askerlerini çekeceğini söylese de buna pek inanmayan Hynkel, önce onun askerlerini çekmesini isteyerek sonra imzalayacağı konusunda ısrarcıydı. Bunu kabul etmeyen Napolini ise ortama gittikçe negatif enerji yayarken savaş generali Hynkel’i biraz kenara çekerek imzalamasını, nasılsa askerleri sınırdan beklettiklerini hatırlatmıştı. Elbette bu plan, her şey düşünülerek hazırlanmıştı. Napolini sadece oyalamak ve Avusturya’yı daha kolay işgal etmek üzere misafir ediliyordu. Kendi ordusu Avusturya sınırında Hynkel’i bekliyordu. Hynkel anlaşmayı imzalayıp Bakterya ordularını çeker çekmez Hynkel ordusunun başına giderek Avusturya topraklarına girecekti. Uzatmayarak imzayı attı kâğıda ama bundan sonra olacaklar hiç de hoşuna gitmeyecekti. Toplama kampından kaçan Schultz ve Yahudi berber Avusturya sınırına doğru giderken, dört bir yana kaçtıkları haberi verilmişti. Ordusunun başına gitmek üzere olan ve berber ile çok benzeyen Hynkel, Yahudi berber sanılarak tutuklanarak toplama kampına gönderildi. Yahudi berber ve Schultz ise ordu tarafından inanılmaz bir saygıyla karşılanıyordu. Herkes berberin Hynkel olduğunu, Schultz’u ise affedilerek serbest bırakıldığını sanmıştı. Ordunun başına geçen Yahudi berber ise Avusturya topraklarına girdiğinde tüm dünya onun konuşmasını bekliyordu, Diktatör Hynkel olarak. Bakın ki Yahudi berber mikrofona geçtiğinde neler söyledi:

“Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum. Elimden gelse herkese, ister Yahudi ister zenci ister beyaz olsun tüm insanlara yardım etmek isterim. Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. Bütün insanlar böyledir. Karşımızdakinin mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. Birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. Hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa gereksinimimiz var. Zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. Bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar doğaları gereği insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: “Kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın.” Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır. Askerler! Sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz. Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmeyenler ve anormal olanlar! Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St Luke’un İncil’inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güce sahipsiniz. Mutluluğu yaratacak güç sizdedir! Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve birleşelim. Yeni bir dünya için savaşalım. Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım. Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. Artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. Sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. Askerler, demokrasi adına birleşelim! Hannah, beni duyuyor musun? Nerede olursan ol, başını kaldırıp bak! Bak, Hannah. Bulutlar dağılıyor! Güneş çıkıyor! Karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz. İnsanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir dünyaya yaklaşıyoruz. Başını kaldırıp bak. Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve uçmaya başladı artık. Gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru uçuyor. Başını kaldırıp bir bak Hannah! Bir bak!”

Nazizm ideolojisini ve Hitler’in yaptıklarını onaylamayıp bunu ustalıkla komediye yansıtarak eleştirebilen Chaplin, bizlere, geçmişteki diktatörlere, gelecekte var olacak diktatörlere ve insanlığa sesleniyor bu film ile. Askerleri demokrasi için birleşmeye ve dünyanın özgürlüğü için savaşmaya davet ediyor. Bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa getireceğini de söylemeyi ihmal etmemiş. Ancak bu sözleri ona ülkeye girmesinin yasaklanacağı günleri göstermiş.

Son olarak filmde çok dikkatimi çeken bir sahneyi yorumlamak istiyorum. Filmin henüz başlarında, diktatör Hynkel elinde Dünya şeklinde bir balon ile dans ediyordu odasında. Parmağında çeviriyor, havaya atıp tutuyor, tutana kadar geçen süreçte akrobatik dans hareketleri yapıyordu. Her defasında düşürmeden, bir zarar getirmeden onu yakalamayı başarıyordu. Bazen kendisi düşmek üzereyken dengesini sağlıyordu. Bu sahne ile verilmek istenen mesaj adeta Hitler’in; “İstediğimi yaparım ama dünyayı da elimde tutup kontrol etmesini bilirim, bazen adımlarım kayabilir ama ne kendi dengemi kaybederim ne de dünya üzerindeki kontrolümü…” algısı yarattığını ifade eder gibiydi. Elbette bu böyle olmadı. Hitler kontrolü kaybetmişti. Tıpkı filmin o sahnesinin sonunda balonun Hynkel’in elinde patlaması gibi…

Sonuç

Diktatörler bir gün mutlaka gidecektir. Başarısızlıkla ya da ölümle ama mutlaka gidecektir. Geriye yine insanlık kalacaktır. Savaşlardan ise geriye daha yitik şeyler kalır. Giden birçok hayatın geri dönmesi mümkün değildir. Dünyayı ve insanlığı ileriye taşıyacak şeyler silahlar değil bilim ve gelişmedir. Nefret değil sevgi ve saygı dolu kalplerdir. The Great Dictator filmi de bunu bize anlatmaya çalışmıştır. Şayet bunlar olursa filmin sonunda Chaplin’in de dediği gibi:

“Başını kaldırıp bir bak! Bulutlar dağılıyor! Güneş çıkıyor! Karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz. İnsanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir dünyaya yaklaşıyoruz.”

Kaynak

Kaynak

[1] Chaplin C. (yapımcı), Chaplin C. (Senarist) ve Chaplin C., Dryden W. (Yönetmen). (1940). The Great Dictator [Film], ABD.

[2] Fahir Armaoğlu: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınevi, Genişletilmiş 11. Baskı, syf. 229.

Chaplin C. (yapımcı), Chaplin C. (Senarist) ve Chaplin C., Dryden W. (Yönetmen). (1940). The Great Dictator [Film], ABD.

Armaoğlu, Fahir: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türk Tarih Kurumu, 1997.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Elif İpek Bilek

Elif İpek Bilek
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir