Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Butler'ın
aaup.com'dan alınmıştır.

Butler’ın Kuir Yoldaşlığı ve Haraway’in Fütürist Feminist İmgelemi Temelinde Feminizmde Özne, Temsil ve Kesişimsellik

ÖZET

Feminizmin birinci dalga hareketinden bu günlere dek yükselişe geçmesi ve artan talepleri, küresel feminist mücadele kapsamında çeşitli kazanımların elde edilmesine kapı aralamıştır. Bu kazanımlar özellikle bedene, kimliğe ve emeğe ilişkin politikaların devlet eksenli ve patriyarkal kapitalizmin çevrelediği sınırlar ölçüsünde hayata geçirilmesini öngören ataerkil tahakküm çemberlerinin kırılarak topyekûn bir özgürleşmenin önünü açılmasını sağlamıştır. Tüm bunların yanı sıra post-modern feminist akımların ortaya çıkışıyla birlikte kuir hareket ile özdeşim ve ortaklaşa bir direniş hattı ortaya çıkmıştır. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliliğinin yanı sıra sosyoekonomik durum, engellilik, yaş, sağlık durumu ve etnik köken gibi unsurlar ile kesişim gösteren yeni bir feminist bakış açısı toplumsal düzende kimlik politikaları bağlamında var olan fay hatlarının da belirginleşmesini sağlamıştır. Bu çalışma kapsamında ise Judith Butler’ın kuir feminist nosyonları ve Donna J. Haraway’in kavram setleri bağlamında feminist hareketlerin özne ve temsil sorunu kimlik politikaları ve bedenin maddi-göstergesel var oluşu kapsamında değerlendirilmektedir. Trans+ ve kuir dışlayıcı, biyolojik determinizme dayalı indirgemeci özcülük ile cis-heteropatriyarkal iktidar düzeneklerinin kadın+ ve LGBTİ+ dışlayıcı söylemlerinin “Feminizmin öznesi/özneleri kimdir?” sorunsalını açıklığa kavuşturma çabasındaki rolünün irdelenmesi bu çalışmanın esas amacını oluşturmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Donna J. Haraway, Feminizm, Judith Butler, Kesişimsellik, LGBTİ+ Hareketi, Queer Kuram

 

GİRİŞ

İmgelerle ve temsillerle dolup taşan bir dünyada, kimleri göremez ya da kavrayamayız ve bu seçici körlüğün sonuçları nelerdir?[1]

“Feminizmin öznesi kimdir/kimlerdir?” sorusu özellikle yakın zamanda artan trans-dışlayıcı radikal feminizm tartışmaları ile “erkeklerin” 8 Mart feminist gece yürüyüşlerinden dışlanmaları, basın açıklamalarının yapıldığı eylemlerde boy gösterememeleri ve buna paralel seyreden LGBTİ+fobik ve cis-heteroseksist siyasi şiddetle beraber gündemi daha fazla meşgul etmeye başlamıştır. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelinde bir eşitlik ve özgürleşme alanını oluşturmayı hedefleyen uluslararası yasal düzenlemelerin tersi yönde artan siyasi angajmanın nefret söylemleri ve ayrıştırıcı bir dil yoluyla hedef hâline getirdiği LGBTİ+ bireyler feminizmin kesişimsellik tartışmasının yeniden ele alınması gerekliliğine işaret etmektedir.

Yazının temel aksı incelenirken ortaya çıkan üç temel yapı kadın+lar, LGBTİ+lar ve erkeklerdir. Akışkan cinsiyetleş/nme ve/veya cinsiyetsizleş/nme bağlamında söz konusu bu üç yapının ele alınışındaki temel hareket noktası esasen cinsiyet kimliklerini ve cinsel yönelimleri aşan ve bu kimlikler ile yönelimlere içkin olan temel yapısal karakteristiklerin deşifre edilmesi çabasıdır. Feminizmin kuir kuram temelinde geçirdiği postmodern dönüşümün izleri ise Batılı, beyaz, cis-heteroseksüel kadın imgesinin oluşturduğu homojen kadın tahayyülündeki yetersizliklerde görülebilir. Nitekim geleneksel Batılı liberal feminist mücadelenin merkezine aldığı kadın imgesi kuramsal ve eylemsel eşitlik hareketleri açısından verili bir konfor alanı algısının oluşmasına neden olarak feminizmin özne sorununun derinleşmesine sebebiyet vermiştir.

Bu güncel çalışma kapsamında izlenecek temel rota esasen Butler’ın kuir kuram ekseninde geliştirdiği kesişimsel feminist düşünüşe dayalı olarak ilerlemektedir. Derridacı yapıbozum nosyonu bağlamında kimlik çeşitliliğine yapılan vurgunun kapsayıcılığı göz ardı edilmeden, iktidarın düzenleyici ve disipline edici pratiklerinin mücadele alanı içindeki özneleşme stratejilerine nasıl yansıdığını anlamak bu çalışmada ele alınacak en önemli hususların başında gelmektedir.

 

1. Özne Mefhumu Temelinde Feminist Hareketlerin Fay Hatları

“Güçlükle hayal edilebilen, çaresizce ihtiyaç duyulan, ulusaşırı, kültürlerarası ve kararlı bir şekilde konumlu bir feminizmin -en az esnek kapitalizmin Yeni Dünya Düzeni A.Ş.’si kadar saçılmış, farklılaşmış ve elastiki olan ağlarda dolaşımda olan bir feminizmin- bakış açısından bakıldığında optikle ilgili sorulardan kaçış yoktur. Görünürlük nasıl olanaklıdır? Kim için, kim tarafından görünürlük ve kimin görünürlüğü? Ne, kime görünmezdir ve neden? Modern iktidar-bilgi ağlarının disipliner rejimlerinin görselleştirme aygıtlarından dışlanmış olanlar için, gözümüzü başka tarafa çevirmek de, biyopolitik devletin tebasını inceleyen her şeyi gören panoptikon kadar ölümcül olabilir.”[2]

Feminist hareketler ekseninde özne ve temsil sorunu ele alındığı zaman açığa çıkan en bariz problemlerin başında belki de görünürlük ve bu görünürlüğün kimler için harekete geçirilmesi gerektiği sorunsalı yer almaktadır. Haraway’den alıntılanan yukarıdaki pasajda da görüldüğü üzere gören gözden yönelen bakışın imleneni konumundaki öznellik biçimlerinin feminist hareketler özelinde ne anlam ifade ettiğinin anlaşılması, 21. yüzyılın feminist hareketlerinin demografik, kültürel, ekonomik ve politik kesişim hatlarını daha iyi bir şekilde özümseyerek yol almaya devam etmesi açısından elzemdir.

Bu bağlamda özellikle “erkeklerin” feminizme ilişkin ne tür bir noktaya konumlandı(rıldı)kları güncelde artan sağ popülist angajman ekseninde beliren anti-feminist özcü yaklaşımların anlaşılması açısından kolaylık sağlayacaktır. “Şu açıktır ki erkeklerin pozisyonlarını, düşüncelerini ve feminizm içindeki pratiklerini analitik olarak, daha önce tartışılan süreklilik ve üçgen modeller üzerinden anlamak/yakalamak zordur. Söylemenin, yapmanın ve deneyimlemenin ampirik olarak bulunan boyutları erkeklerin cinsiyet eşitliği konularına katılımı ve sosyal teori ve politika şekillendirirken her zaman araştırmacılar ve politika üretenler tarafından yakalanamayan muğlak pozisyonlar yaratmaktadır.”[3] Buna göre esasen feminizmde özneleşen kimliklerin içerilme/dışsallaştırılma bağlamında her zaman için akışkan olduğu/olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim (hegemonik) erkekliği sorunsallaştırmak yerine “erkekleri” odağa almak kuir feminist hareket ile birlikte gündeme gelen cinsiyetin performatif inşasının normatifliğini olumlamakta ve feminist hareketleri güçsüzleştirerek ikili cinsiyet rejimine meşru bir zemin tesis etmektedir.

Cinsiyete bağımlı kılınan mücadele mekânsallaşan özgül feminist hareketlenmeler çerçevesinde mekânları da cinsiyetlendirmekte veya içerme/dışlama pratiklerinin yer ve zaman dolayımında özgül bir hâl alan ayrılıkçılığı olumlamaktadır. Bu bağlamda özellikle hâlâ daha benzeri örneklerin görülebildiği şekliyle 25 Kasım ve 8 Mart eylem alanlarına ve söyleşilere atanmış cinsiyet karakteristikleri üzerinden “erkek” bireylerin alınmaması, LGBTİ+ hareketin içerisindeki cis-gender[4] heteroseksüel erkekleri dışlayıcı bir tutumun da var olabilmesi ve son olarak da trans-dışlayıcı radikal feminist hareketin biyolojik determinizme dayalı, özcü, indirgemeci, ayrılıkçı tutumları trans kuir feminizmin imkânlarının sorgulanmasını sağlamaktadır.

Feminizm özelinde bir sorun hâline gelen ve feminist idealler ile çakıştığı için oksimoron[5] bir görünüm sergilemesi bağlamında eleştirilere tabi tutulan “erkek” dışlayıcı tavır; esasen kökenleri, bilinci ve kendiliği eril bir cinsiyet kurgusu üzerinden inşa ederek “kadın” varoluşunu göz ardı eden tutuma dayanan Aydınlanmacı mantığa bağlı olarak şekillenmiştir. Bireyi, biyolojik dürtüleri veya içsel dünyası çerçevesinde verili bir öze dayalı olarak imlenen kategorilere indirgeyen yaklaşımların aksine oluş hâlinde olan birey nosyonunu ön plana çıkartarak modern özneyi alaşağı eden post-modern durum bu noktada önem kazanmaktadır. Söz konusu bu modern özne sorununun aşılması noktasında ise verili kurgusal dikotomilerin bir kenara bırakılarak özne oluş potansiyelini harekete geçiren, bireyin içinde bulunduğu anın getirdiklerine odaklanan ve bu anın getirilerinin cinsiyetlendirilme bağlamında yarattığı sorunları masaya yatıran bir yaklaşım adeta bir gerekliliğe işaret etmektedir.[6]

Feminizmi ve feminist hareketleri “kadın-erkek eşitliği” veya “kadın hareketi” şeklinde tanımlayan okumalar son derece sığ, ikili ve normatif bir politik kulvarda durulmasının bir sonucudur. Feminist mücadeleyi daha çoğulcu, kapsayıcı ve kesişimsel bir kulvara taşımak için ise ilk etapta politik özne olmanın sınırlarının genişletilmesi gerekmektedir. Bu sayede de mücadele pratiklerini tahakkümcü iktidar düzeneklerinin normatif pratiklerinden soyutlamak mümkün olacaktır. İçinde bulunulan toplumsal düzende patriyarkal tahakkümün son derece belirleyici, kurucu ve düzenleyici bir unsur olduğu dikkate alındığında toplumsal ve politik düzenin kılcal damarlarına işleyen ve ikili hiyerarşiler eşliğinde var edilen yapıların dönüştürülmesi önem kazanmaktadır. Feminist mücadelenin karşı karşıya olduğu yapısal bir gerilim olarak politik öznenin kurulumu dikkate çarpan en birincil husustur. Bu noktada eşitlikçi ve özgürlükçü söylemlerin feminist hareketler içindeki gelişimi noktasında liberal feminist paradoksun sınırlarını aşan ve özne oluşun sınırlarını genişleten bir trans kuir feminist mücadele pratiğinin benimsenmesi son derece önemli olmaktadır.[7]

 

2. Kuir Kimliklenme Biçimleri Ekseninde Feminizmin Özne ve Temsil Sorununa Kesişimsel Müdahaleler

20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle feminist hareketlerde beliren çeşitlenme ve yükseliş ile kuir hareketin belirginleşmesi neticesinde kimlik siyaseti alanında cinsiyet kimliklerini, cinsel yönelimleri ve cinsiyet ifadelerini merkeze alarak hak mücadelesi yürütülmesi yönünde bir eksen kayması yaşanmaya başlamıştır. Özellikle cinsel kimliğe yapılan vurgu neticesinde, toplumsal düzende var olup derinleşerek devam eden sistematik eşitsizlik ve şiddet biçimleri gün yüzüne çıkmaya başlamış ve neyin “doğal” neyin “kültürel” olduğu sorusu sorulmaya başlanmıştır.[8] Cinsiyeti kartezyen düalist mantık çerçevesinde “biyolojik” ve “toplumsal” olarak ayırmak sözde biyolojik olanın ontolojik açıdan “saflığa, normalliğe ve bir öze” dayalı olduğu fikrini sabitler ve “köken” temelli kimlik siyasetini sürekli kılar. Bu noktada içinde bulunulan an, yer ve durum ekseninde cinsiyetin ikiliği aşan akışkan yapısı dikkate alınarak ikili cinsiyet rejimine tarih-dışı/söylem-öncesi[9] bir atıfta bulunulması tartışmaya açılabilir ve sosyal inşanın bir ürünü olarak kimlik performatifliğine değinilmesi mümkün olur.

Bu yargıya varılmasındaki en temel etken, Butler’ın cis-heteronormatif toplumsal düzene yönelttiği eleştirilerinden kaynağını almaktadır. Butler’a göre cinsiyet, kavramsal açıdan da sorunlu bir noktaya işaret eden “kadın” ve “erkek” ikiliği çerçevesinde anlamlandırılmaktadır. En temelde biyolojik determinizme bağlı özcü düalist mantıksal çıkarımlara işaret eden makbul heteroseksüelliğin performatif icralar yoluyla sürdürülebilir kılındığına değinen Butler, cinsiyete dayalı sürdürülen bu kartezyen düalizmin yarattığı ayrışmanın alaşağı edilmesi gerektiğinden bahsetmektedir. Kuir harekete koşut olarak gelişen kuir kuram da bu noktada, cinsiyetin verili ve sabit bir değişken olarak konumlandırılmasının kritiğini yaparak toplumsal düzene nüfuz etmiş olan heteroseksüel sistemi alt üst etmenin imkânlarını araştırmaktadır. Feminist hareketlerin temel dayanak noktasını hangi öznelik biçimlerinin teşkil ettiğini de masaya yatıran kuir kuram, kadın kategorisinin feminizmin adına mücadele ettiği toplumsal kesimi belirttiğinin kabulü ile birlikte esasen kadınlığın/kadın kimliğinin içeriğinin tasvirinin de yapılmasının zorunlu olduğuna değinmektedir.[10]

Butler’ın kimlik siyasetine yönelttiği post-modern eleştirilerin temel odağında kimliklerin yok sayılmasının aksine kimliklerin yapıbozuma uğratılarak yeniden yorumlanması yer almaktadır. İktidarın atfettiği anlamların dışına konumlanarak yeni oluş potansiyellerine imkân kazandıran özne oluş hâllerinin yeniden inşa edilmesi ise yeniden kimliklenme stratejilerini önceleyecektir. Butler’ın yapmaya çalıştığı şeyin ise yaratıcı tekrar/yeniden performe etme yoluyla kuir kimliklenmelere yer açma çabası olduğu söylenebilir.[11] Bu anlamda feminizmin öznesi olarak bahsedilen kadının veya kadınların kim olduğu sorusu yerini kadın+ kimliğinin tanınmasına bırakacaktır. Bu da kadın+ olmanın, cinsiyet kimliği beyanının ötesinde çeşitli toplumsal kategorilerle (lezbiyen, engelli, Müslüman, Asyalı, yoksul, trans+ vb. gibi) kesişerek süregelen azınlık olma potansiyeline denk düştüğünün anlaşılmasını sağlayabilir.

Özne kurulum sürecinin eleştirisi ve öznenin yapıbozuma uğratılarak özneleşme sürecinin sabit ve değişmez sosyopolitik ardıllarını ve dayandığı potansiyel biyolojik kökenin reddedilerek bu sürecin ucu açık bir genişleme süreci olarak görülmesi daha kapsayıcı olacaktır. Bu aşamada ise kültürel imleyenlerin genital organlar gibi morfolojik göstergelere dayalı olarak biyolojik ardılları sabit, verili ve değişmez kimlik göstergeleri olarak kabul etmeleri eleştirilmektedir. Biyolojik determinizme bağlı özcü ve indirgemeci mantığın esasen kartezyen düalizm çerçevesinde beliren cis-heteropatriyarkal tahakkümü olumladığı göz önünde bulundurulursa kuir feminist hareketlerin oluşmasının altında yatan en temel motivasyonun daha net bir şekilde anlaşılabileceği söylenebilir. Üçüncü dalga feminist hareketler ile birlikte sosyal inşacı perspektiften yola çıkan, kültürel kodların biyolojik belirleyici oldukları addedilen göstergelere de endekslendiği yaklaşımların belirmeye başlamasıyla birlikte hak mücadelesinin kesişimsel doğasına yapılan vurgu da güçlenmiştir.[12]

Butler’a göre kimlik üzerine yürütülen tartışmaların feminist siyaset açısından da toplumsal cinsiyete koşut olarak yürütülmesi gerekmektedir. Bununla ilişkili olarak Butler, feminizmin öznesi konumunda anlaşılan “kadınlar” kategorisini ele alırken ucu açık bir özneleşme sürecine atıfla siyasi özneler olarak kadınlar kategorisinin bir kimlik kazanımını sağladığını belirtmektedir. Gören gözün bakışı yönelttiği/imlediği özneler olarak kadınların “birlik” düşüncesi etrafında tek bir var oluşa hapsedilmesi Butler’a göre kabul edilemezdir. Bu noktada Butler, cinsiyet kimliklerinin tözel birliğine atıfta bulunulmasının zorunlu heteroseksüellik üzerinden insan cinselliğinin tek biçimli kılınmaya çalışıldığı bir düzenleyici pratik olduğunu deşifre etmektedir.  Butler bu noktada cinsiyet kavramını biyolojik determinist göstergeler ışığında belli bir tür ikiliğe indirgeyen Kartezyen düalist dikotomi inşasını eleştirmenin yanı sıra sözde biyolojik olan cinsiyet kimliğinin toplumsal ile kesiştiği noktaların da bu ikilik çerçevesinde anlaşılmasının oldukça yanlış olduğunu vurgulamaktadır.[13]

Kimlik çeşitliliğini göz ardı eden ve kimliklerin sosyal inşacı perspektiften yapısal olarak günümüze değin sürdürülen anlamlar dizisi olarak homojenleştirilmiş kategoriler şeklinde anlaşılmasından rahatsızlık duymayan bakış açısının en temel hoşnutsuzluğu Butler’ın düşüncesine göre bu homojenleştirilmiş kimlik algısını yıkan, “tutarsız/süreksiz” olarak toplumsal cinsiyet normlarını alaşağı eden, uyumsuz “kişi” mefhumudur. Cis-heteronormatif toplumsal düzenin cinsiyet bazında öne sürdüğü bu ikileşme neticesinde amaçlanan ise heteroseksüel hegemonyanın, üreme hegemonyasının ve tıbbi-hukuki hegemonyanın kesintiye uğramasının önüne geçilerek tözel cinsiyet kiplerinin yerini sağlamlaştırıcı politik düzeni tertip etmektir.[14]

Heteroseksüel matris içindeki normalleşme kriterlerinin aşılması durumunda bireysel özgürlüğün sağlanacağından bahseden Butler, temsil ve kimlik sorununa bu yönde bir müdahalenin “genitallik sonrası siyasete” önayak olacağını belirtmektedir. Bunun yanı sıra Butler bedeni ele alırken bedenin yalnızca üzerinde birtakım kültürel inşa süreçlerinin yürütüldüğü edilgen anlamlar bütünü olarak ele alınmasına da karşı çıkmaktadır. Butler’a göre cinsiyetlendirilmiş öznelik alanlarının inşa edildiğinde olduğu gibi bedenlerin kendileri de başlı başına bir inşalar bütünüdür.[15] İktidar nosyonunun maddeselleştirici etkisi ile tahakküm düzeneklerini harekete geçirdiğini öne süren Foucaultcu bakış açısına değinen Butler, normalleştirici özneleşme pratiklerinin devreye girdiği yerde düzenlenmiş bir yinelenebilirliğin meydana geldiğinden bahsetmektedir.[16]

Bedenin politize edilen var oluşunun cismani düzeyde gösterge hâline getirildiği noktaların yapıbozuma uğratılarak nötr bir oluş hâline işaret etmelerinin sağlanması ise bu noktada bedene ilişkin anlamlandırmaların eril heteroseksist yapısını alaşağı edecektir. Bununla bağlantılı olarak Butler, “Bedensel sınırlar ve morfoloji sadece psişik ve maddesel olan arasındaki indirgenebilir bir gerginliğin içerisinde bulunmaz; onlar bu gerginliğin ta kendisidir.[17] derken de bedene dair söylenegelen anlamlar bütününde işaret edilen politik hatlarda meydana gelen yarılmaların kaynağına değinmektedir. Butler, dil aracılığı ile üretilen ve yayılan söylemlerin beden politikalarını ve cinsiyet ekseninde şekillendirilen bedene indirgenmiş mücadele sahalarını bu anlamda sorunlu bulmaktadır. Butler’a göre dil hem maddesel olan bir yapıyken hem de maddesel olana işaret etmektedir.[18] Yani feminist mücadele pratikleri noktasında özne ve temsil sorununun yöneldiği kimliklenme stratejileri bağlamında bir değerlendirme yapıldığında feminizmin kurucu öznesi olarak imlenen kadınlar kategorisinin hem söylemsel olarak hem de maddesel düzeyde göstergesel bir inşanın sonucu olduğu kanısına varılacaktır.

Butler’ın cinsiyeti irdelediği yerde Haraway’in fütürist feminist anlayışı devreye girdiği zaman ortaya bambaşka ve bir o kadar da daha kapsayıcı, kesişimsel ve çoğulcu/çeşitliliğe vurgu yapan feminist mücadele edimlerinin çıktığı aşikâr olmaktadır. Butler’ın ucu açık özneleşme pratiğine verdiği atfın yanı sıra trans kuir feminist hareketin önemine değinen yorumları ışığında Haraway’e dair yapılacak okumalarda göze çarpan en temel hususlar arasında epistemolojik konumluluk ve ontolojik açıdan bedensel sınırları aşacak şekilde bedenin politikleştirilmesi yer almaktadır.

Bedenliliği irdelediği noktada Haraway’den aktarılacak şu pasaj oldukça önem arz etmektedir: “Toplumsal cinsiyet, içinde had safhadaki yerelleşmenin, en mahrem şekilde kişisel ve bireyselleşmiş bedenin tonlarının yüksek gerilimli küresel emisyonlarla aynı alanda titreştiği yapılanmış ve yapılandırılan bir farklılık alanıdır. O yüzden feminist bedenlilik, dişi olsun ya da olmasın, şeyleşmiş bir bedendeki sabit bir konumla ilgili değil, alanlardaki düğüm noktalarıyla, yönelimlerdeki sapmalarla ve maddi-göstergesel anlam alanlarındaki farklılıklar için sorumluluk almayla ilgili bir şeydir. Bedenlilik, anlamlı protezdir; neyin nesne sayılacağının tam da dünya tarihinin etrafında döndüğü mesele olduğu ortaya çıktığında, nesnelliğin sabit görüye bağlanması olacak şey değildir.”[19]

Bu pasajda Haraway’in düşüncesini yorumlarken eleştirel feminist eklemlenme noktalarının bedenliliğe dair maddi-göstergesel söylem alanlarının eylemliliği nasıl ele alabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. En basit şekliyle feminist bir eylem meydanına konumlanan öznelerin feminist hareketler çatısı altında kimliklen(diril)me stratejileri bağlamında temsilin sınırlarını ne ölçüde genişletebildikleri bu şekilde anlaşılabilir. Tarih-öncesi/söylem-dışı olup verili, özcü ve ikiliğe dayalı olan kimliklenmeleri önceleyen hareket noktalarının maddi-göstergesel düzeyde feminist hareketlere içten bir dolayım ile nasıl zarar verdiği bu bağlamda daha da net bir şekilde gün yüzüne çıkmaktadır. Bedene ilişkin söz söyleme yetkisini tekelinde bulunduran eril hegemonik ve zorunlu makbul heteroseksüelliğin tahakküm zincirlerinin kırılması bu açıdan oldukça önem kazanmaktadır denilebilir.

Haraway feminist epistemolojinin ontolojik açıdan belirlenimci karakteristiğe sahip verili, sabit ve değişmez kılınan kimlik konumları dolayımında ele alınmasının oldukça sakıncalı olduğunu Başka Yer’in birçok kısmında defalarca ve farklı yönleriyle ele alarak değerlendirmektedir. Bu anlamda, bilginin ve söylem alanını tesiri altına alan iktidar mekanizmalarının veya temsili önceleyen politik hareketlenmelerin konumlu bir yapıda olduklarını hatırlamanın önemli olduğunu belirten Haraway, konumluluğun esasen bedenlerin devingenliği ile özgüllüğüne yapılan bir vurgu olarak anlaşılması gerektiğini söylemektedir.[20]

Feminist imgelemin sınırlarını zorlayan fütürist bakış açısının açtığı ufuklar doğrultusunda Haraway’e ilişkin yapılacak birçok okuma esasen içinde bulunulan ana, yere ve konuma ilişkin epistemolojik öğretilerin ontolojik kavram setlerine tesir edeceği hakikatini anlamış olmayı gerektirmektedir. Bu bağlamda feminizmin özne ve kimlik problematiği ekseninde temsil sorununa yaklaşırken teyakkuzda olan sistematik tahakküm evrelerinin “uygunsuz(laşmış) öteki” figürü çerçevesinde değerlendirilerek yeni mücadelelere kapı aralanması önemli bir hâl almaktadır. Burada Haraway’in “uygunsuz(laşmış) öteki” olarak ele aldığı direniş hattındaki özne profili, esasen verili kimlik konumlamalarına eleştirel ve yapıbozumcu bir ilişkisellik içinde yaklaşan bir görünüm sergilemektedir. Bu sayede özne olma hâlinde akışkan ve eleştirel bir konumu paylaşan bireylerin ifade edişe, kimliğe, öznelliğe ve temsile ilişkin geleneksel modern Batılı anlatılardan bir kopuş içinde evrilerek geleceğe yön verdikleri göze çarpmaktadır. Söz konusu bu geleneksel modern Batılı söylemler ekseninde maskelenen “benlik” ve “öteki” figürlerine sığamayan bireylerin tarihsel anlatıların verili noktalarından koparak farklı bir konumlanma pratiğini hayata geçirmeleri söz konusu olmaktadır.[21]

Feminizmin trans+ ve kuir hareket ile kesişim gösterdiği direniş hattının esas gayesi de bu verili, değişmez ve sabit kabul edilen geleneksel hegemonik kimlik ve temsil konumlarına eleştirel bir perspektiften bakarak bunları yapıbozumsal bir ilişkilenme doğrultusunda ele almak olmalıdır. Kesişimselliğin Haraway düşüncesine atıfla daha iyi anlaşılabileceği şu pasajda net bir şekilde ortaya konmaktadır: “Eklemli bir dünyanın, sayıları belirlenmeyen bağlantı kipleri ve mahalleri vardır. Bu türden bir dünyanın yüzeyleri, sürtünmesiz eğri düzlemlerden oluşmaz. Birbirine benzemeyen şeyler birleştirilebilir ve benzer şeyler birbirinden ayrılabilir, tersi de geçerlidir.”[22] Yani anlaşılan, ilişkilenmenin feminist mücadele pratikleri noktasında ön koşulunun aynılık fantezisinin türevleri dahilinde olmak mecburiyetinde olmadığıdır. Esasında homojen kimliklenme stratejilerini önceleyen bu apolar birliktelik nosyonu, feminist hareketleri güçlendirdiğini iddia ettiği noktada aslında mücadele pratiklerini güçsüz kılarak kırılganlaştırmaktadır.

 

SONUÇ

Bu yazıda esasen son dönemlerde etkisini derinleştirerek gösteren cinsiyete dayalı şiddet, mizojini ve LGBTİ+fobi konularına odaklanılmaya çalışılmıştır. Spesifik olarak belli bir dönem bazında değerlendirmeler yapılmamış olup kavramsal ve teorik düzeyde cinsiyetin ve cinsiyete dayalı toplumsal düzenin nasıl yapılandırıldığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu noktada hem feminist teoriye hem de kuir teoriye oldukça önemli katkılar sunmuş iki önemli düşünürden, Judith Butler ile Donna J. Haraway’den yola çıkılarak birtakım çıkarımlarda bulunulmuştur. Geleneksel Batılı söylemlerde karşılığını bulan modern öznenin kurulumunda kurgusal açıdan cinsiyetin nasıl yer edindiğini ve bu yer edinişin de hangi politik söylem biçimleri doğrultusunda sistematik bir düzene bindirildiğini anlamak için Butler ve Haraway iki önemli uğrak noktası olmaktadır. Bu noktada Butler’ın kuir yoldaşlığı esas alan kesişimsel feminist mücadele tavsiyesi ile Haraway’in bedensel sınırları aşkın fütürist imgelemi oldukça yarar sağlayıcı olmaktadır.

Cinsiyetin özgül bir yapısal kodu olduğuna ve toplumsal yaşamda kişiler arası ilişkileri düzenleyici bir iktidar mekanizması olarak hüküm sürdüğüne ilişkin yaygın düşüncenin kaynağını nereden aldığı sorusu bu çalışma kapsamında irdelenmeye çalışılmıştır. Buna göre cinsiyet; en temelde doğal ve kültürel oluşum kümelerini birbirinden ayrıksı düşünen Kartezyen düalist mantığın biyolojik determinizme dayalı özcü ve indirgemeci bakış açısına tabi tutulmakta, bunun yanı sıra son derece ikili ve cis-heteronormatif bir pencereden ele alınmaya müsait kılınarak iktidar düzeneklerinin tahakkümüne olanak sağlanmaktadır.

Feminist hareketler ve feminist teori içinde de buna yönelik bir ayrışmanın olması, bir anlamda feminist mücadelenin direniş hatlarında politik kırılganlıklar tesis ederek hareketin fraksiyonlardan güç almasının önüne geçmektedir. Bedene ilişkin cis-heteronormatif politik okumaların esas alınması, mekânsallaşan feminist mücadele pratiklerinin dahi cinsiyet karakteristiklerinin ve cinsiyet ifadelerinin kategorizasyonuna indirgendiği bir eylem alanına işaret etmektedir. Bu noktada tek bir kaynağın mücadelenin kökeni olarak kabul edilmesi son derece cılızlaşan bir politik söylem oluşmasına neden olacaktır.

 


KAYNAKÇA

İnternet Kaynakları

Acar Savran, Gülnur, Feminizmin Politik Öznesinde Kimler Var?, Sosyalist Feminist Kolektif, http://www.sosyalistfeministkolektif.org/web-yazilari/feminizm/feminizmin-politik-oznesinde-kimler-var/, (E.T. 10.03.2021).

Beldecos, Athena, v.d., The Importance of Feminist Critique for Contemporary Cell Biology, “Hypatia”, Cilt Nu. 3, 1988, https://its.fsu.edu/sites/g/files/imported/storage/original/application/59de489ecb15eb43cc09f1f3195e2a3c.pdf, (E.T. 26.04.2021).

Ceran Karataş, Yaylagül, Çağdaş Feminist Kuramlar Açısından Feminist Öznenin İmkanı, “Felsefe Arkivi”, Cilt Nu. 2, Sayı Nu. 47, 2017, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/697167, (E.T. 20.03.2021).

Delphy, Christine, Rethinking Sex and Gender, “Women’s Studies International Forum“, Cilt Nu. 16, Sayı Nu. 1, 1993, https://libcom.org/files/rethinking_sex_gender[1].pdf, (E.T. 26.04.2021).

Egeberg, Holmgren, Linn, Hearn, Jeff, Framing ‘Men in and not in Feminism, “Erkekleri Feminizmin İçinde ve Dışında” Çerçevelemek, çev. Gökçesu Akşit, Berfin Varışlı, “Fe Dergi: Feminist Eleştiri”, Cilt Nu. 9, Sayı Nu. 2, 2017, https://www.diva-portal.org/smash/get/diva2:1277581/FULLTEXT01.pdf, (E.T. 15.03.2021).

Hıdır, Naz, Queer Olmayan Bir Feminizmin İmkânsızlığı Üzerine, KAOSGL, 31.10.2014, https://kaosgl.org/haber/queer-olmayan-bir-feminizmin-imknsizligi-uzerine, (E.T. 31.03.2021).

Hird, Myra J., Gender’s Nature: Intersexuality, Transsexualism and The ‘Sex’/’Gender’Binary, “Feminist Theory“, 2000, Cilt Nu. 1, Sayı Nu. 3, https://transreads.org/wp-content/uploads/2019/03/2019-03-29_5c9e4f63c56b8_myra-j-hird-transgender-identities-narratives-and-the-elimination-of-ambiguities.pdf, (E.T. 26.04.2021).

Kitaplar

Bahrani, Zainab, Babil’in Kadınları: Mezopotamya’da Toplumsal Cinsiyet ve Temsil, Çev. Sercan Çalcı, İstanbul: Kolektif Kitap, 2018, I. Basım.

Butler, Judith, Bela Bedenler, Çev., Cüneyt Çakırlar, Zeynep Talay, İstanbul: Pinhan Yayıncılık, Mart 2014, I. Basım.

Butler, Judith, Cinsiyet Belası, Çev., Başak Ertür, (İstanbul: Metis Yayınları, Kasım 2020, VIII. Basım).

Haraway, Donna J., Başka Yer, Çev. Güçsal Pusar, İstanbul: Metis Yayınları, 2010, I. Basım.

Tezler

Demir Oralgül, Ezgi, “Günümüz Siyaset Felsefesinde Kimlik Sorununa Alternatif Bakışlar: E. Levinas, J. Butler ve C. Taylor’da Kimlik ve Siyaset”, (Doktora Tezi), Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.

 

DİPNOTLAR

[1] Donna J. Haraway, Başka Yer, (çev. Güçsal Pusar), (İstanbul: Metis Yayınları, 2010, I. Basım), s. 334-335.

[2] A.g.e., s. 335.

[3] Linn Egeberg Holmgren, Jeff Hearn, Framing ‘Men in and not in Feminism, “Erkekleri Feminizmin İçinde ve Dışında” Çerçevelemek, (çev. Gökçesu Akşit, Berfin Varışlı), “Fe Dergi: Feminist Eleştiri”, Cilt Nu. 9, Sayı Nu. 2, (2017), https://www.diva-portal.org/smash/get/diva2:1277581/FULLTEXT01.pdf, (E.T. 15.03.2021), s. 95.

[4] Cis-gender terimi, doğumda veya doğum öncesinde genital birtakım karakteristiklerden yola çıkılarak ve ikili cinsiyet sistemine (sadece iki cinsiyet olduğunu ve bunun da kadın ile erkek olduğunu iddia eden yaklaşım) dayalı olarak bireylere atanan cinsiyet kimliği ile bireyin kendisini tanımladığı cinsiyet kimliğinin aynılığına işaret eden bir kavramdır.

[5] Oksimoron terimi, birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılmasıyla oluşan ifadelere işaret etmek amacıyla kullanılmaktadır.

[6] Yaylagül Ceran Karataş, Çağdaş Feminist Kuramlar Açısından Feminist Öznenin İmkanı, “Felsefe Arkivi”, Cilt Nu. 2, Sayı Nu. 47, (2017), https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/697167, (E.T. 20.03.2021), ss. 13-14.

[7] Gülnur Acar Savran, Feminizmin Politik Öznesinde Kimler Var?, Sosyalist Feminist Kolektif, http://www.sosyalistfeministkolektif.org/web-yazilari/feminizm/feminizmin-politik-oznesinde-kimler-var/, (E.T. 10.03.2021).

[8] Ezgi Demir Oralgül, “Günümüz Siyaset Felsefesinde Kimlik Sorununa Alternatif Bakışlar: E. Levinas, J. Butler ve C. Taylor’da Kimlik ve Siyaset”, (Doktora Tezi), (Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014), s. 47.

[9] Zainab Bahrani “Babil’in kadınları: Mezopotamya’da toplumsal cinsiyet ve temsil” adıyla Türkçeye çevrilen kitabında bu kavramlardan bahsettiği yerlerde bu kavramlara ilişkin net bir açıklama yaptığı görülmemektedir. Bunun yanı sıra yazarın burada esasen eril söylemin tarihsel materyalleri ve hakikatleri inşa etmedeki rolüne değindiği söylenebilir. Detaylı okumalar için bkz. Zainab Bahrani, Babil’in kadınları: Mezopotamya’da toplumsal cinsiyet ve temsil, (çev. Sercan Çalcı), (İstanbul: Kolektif Kitap, 2018).

[10] A.g.e., Ezgi Demir Oralgül, s. 48, 51.

[11] Naz Hıdır, Queer Olmayan Bir Feminizmin İmkânsızlığı Üzerine, KAOSGL, (31.10.2014), https://kaosgl.org/haber/queer-olmayan-bir-feminizmin-imknsizligi-uzerine, (E.T. 31.03.2021).

[12] Feminist bilim çalışmaları, feminist metodoloji ve cinsiyetin sözde biyolojik doğasına ilişkin eleştiriler için bkz. Athena Beldecos v.d., The Importance of Feminist Critique for Contemporary Cell Biology, “Hypatia“, Cilt Nu. 3, (1988), https://its.fsu.edu/sites/g/files/imported/storage/original/application/59de489ecb15eb43cc09f1f3195e2a3c.pdf, (E.T. 26.04.2021),   ss. 61-75.; Christine Delphy, Rethinking Sex and Gender, “Women’s Studies International Forum“, Cilt Nu. 16, Sayı Nu. 1, (1993), https://libcom.org/files/rethinking_sex_gender[1].pdf, (E.T. 26.04.2021), ss. 1-9.; Myra J. Hird, Gender’s Nature: Intersexuality, Transsexualism and The ‘Sex’/’Gender’Binary, “Feminist Theory“, Cilt Nu. 1, Sayı Nu. 3, (2000), https://transreads.org/wp-content/uploads/2019/03/2019-03-29_5c9e4f63c56b8_myra-j-hird-transgender-identities-narratives-and-the-elimination-of-ambiguities.pdf, (E.T. 26.04.2021), ss. 347-364.

[13] Judith Butler, Cinsiyet Belası, (çev., Başak Ertür), (İstanbul: Metis Yayınları, Kasım 2020, VIII. Basım), s. 43, 51, 56, 65, 87.

[14] A.g.e., s. 66, 69.

[15] A.g.e., s. 54, 80.

[16] Judith Butler, Bela Bedenler, (çev., Cüneyt Çakırlar, Zeynep Talay), (İstanbul: Pinhan Yayıncılık, Mart 2014, I. Basım), s. 55.

[17] A.g.e., s. 99.

[18] A.g.e., s. 102-103.

[19] A.g.e., Haraway, s. 109.

[20] A.g.e., s. 329.

[21] A.g.e., s. 135.

[22] A.g.e., s. 186.