Ana Sayfa / Çeviriler / Analiz Çevirileri / Boris Johnson ve Britanya Nasıl Bu Noktaya Geldi?
Muhafazakar Parti lider adayı Boris Johnson, 11 Temmuz 2019'da Maidstone'da bir mitingte konuşuyor. (Henry Nicholls/Reuters)

Boris Johnson ve Britanya Nasıl Bu Noktaya Geldi?

Yazan: Conrad Black

Her uygar kişi, Batı ve Orta Avrupa ülkeleri arasındaki iyi ilişkilerde sevinir, ancak bunların bir konfederasyonda birleşmesi bir rüyaydı.

Britanya’nın, Amerikan Devrimi’nden bu yana en büyük başarısızlığı olan Avrupa Birliği ile ilişkiler konusundaki kâbusu sonunda doruğa çıkıyor. Gösterişli eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, Muhafazakâr Parti’nin bir sonraki lideri ve İngiltere’nin Başbakanı olacağı konusunda kendinden emin. Kriz, Eski Başbakan David Cameron’un “tam anlaşma değişikliği” sözü vermesiyle başladı ancak Cameron Brüksel’den, Neville Chamberlain’ın Münih’ten dönerken elde ettiklerinden daha azını elde ederek döndü. AB ile anlaşmanın yenilenmesi ya da birlikten tam bir ayrılık (Brexit) seçeneklerinin olduğu bir referandum sözü veren Cameron, vatandaşlarının Avrupa’yı terk etmek için oy kullanmayacağından emindi. May’in nihai teklifini getirmiş olsaydı seçmenler bunu onaylardı.

Referandum sonuçlarına ilişkin tahminlerin birbirine beklenenden daha yakın olduğu ortaya çıkınca, Cameron ve şansölyesi George Osborne ve İngiltere Merkez Bankası Başkanı Kanadalı Mark Carney, “Korku Projesi”ni ürettiler; bu, AB’de kalmak için vatandaşlarını korkutarak Brexit’in dehşet verici ekonomik felaketinden bahseden gülünç ve de utanç verici bir girişimdi. Cameron, referandumdaki sıkı yenilginin ertesi günü istifa etti. Bu istifanın ardından İçişleri Bakanı olan Theresa May, Şansölye Osborne’un Cameron ile istifa etmesi ve Dışişleri Bakanı Philip Hammond’un ise iş başında yeni olmasından dolayı Cameron’un varisi olarak görüldü. Johnson, May’e karşı koymayı reddetti ve Hammond da yeni Şansölye olduğundan onun yerine Dışişleri Bakanlığını kabul etti; May’in ise AB’den ayrılmak istediği şüpheliydi.

May göreve gelir gelmez AB içinde kalmak isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir parlamento ve parti kurulu ile ayrılma yanlısı seçmen kitlesinin arasında kaldı. Zorlu görevinde üst üste dört feci hata yaptı: AB’den ayrılma ya da kalma konusunda Brüksel ile uzlaşma sağlayabilecek bir parlamento çoğunluğu elde edebilmek için adeta bir kumar oynadı. Ardından, aradığı uzlaşma için bir plan yapmadan Avrupa’yı terk etme tetiğini çekti ve parlamentoya daha fazla Muhafazakâr seçilebilmesi için zorunluluğu olmayan bir seçim yaptı, seçim sonuçlarına göre parlamentodaki çoğunluğunu yitirdi ve hükümetini son dönem Kuzey İrlanda Protestanları’nın desteklediği, gerçek kışkırtıcılardan Ian Paisley’e ve destekçilerine bağımlı bıraktı. Ardından herhangi bir müzakerede yapılabilecek en büyük hatayı yaptı ve İngiltere’nin Brüksel’le anlaşması gerektiğini açıkladı; bu durum AB’deki hizipleşmiş bürokrasinin İngiltere’ye duvarlar örmesine neden oldu.

Avrupa Birliği konusu, modern İngiliz tarihinde tıpkı 1840’larda Mısır Yasaları’nın yürürlükten kaldırılması gibi, milletvekillerine partiye sadakati sorgulatan ender meselelerden biridir. Bu yasaların 1840 da kaldırılması konusu Muhafazakâr Parti’nin kendi içinde yaklaşık 30 yıl boyunca Robert Peel ve Benjamin Disraeli arasında bölünmesine sebep oldu. Benzer şekilde emperyalizmin serbest ticareti konusu ise Muhafazakarları 20 yıl boyunca Arthur Balfour ve Joseph Chamberlain arasında bölüştürmüştü. May’in durumunda ise uzlaşma girişimlerine karşı direnebilecek yaklaşık yüz Muhafazakâr milletvekilinden fazlası vardı ve kızgın anketlerin de gösterdiği üzere Yahudi aleyhtarı İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in de yükselişiyle seçimler tehlike içindeydi.

Muhafazakâr Parti’deki soylular ve parti yönetim kurulu üyeleri, bocalayan Başbakanın ipini nihayet çekti ve May saygın bir şekilde istifasını sundu. Her zaman ayrılık taraftarı olan Johnson, bu olaydan sonra parlamento üyeleri arasındaki anketlere öncülük etti ve tüm göstergeler, Johnson’un Muhafazakâr seçim derneklerinin 160.000 üyesi arasında posta yoluyla yapılan liderlik yarışının ikinci aşamasında gayet kolay kazanacağını gösteriyor. Parlamento daha sonra yaz tatiline devam edecek ve 3 Eylül’de tekrardan göreve başlayacak. Aşırı solu hükümetten çıkaran Johnson, çok heyecan verici bir kişilik. Brexit’e mantıklı bir yaklaşımı sayesinde anlaşılmaz Corbyn üzerinde kamuoyu desteğini açma konusunda kendisine güvenilebilir.

Referandumda ayrılıkçıların zaferi sadece 52’ye 48 iken, İngiltere’nin parlamento seçmenlerinin neredeyse üçte ikisi ayrılmak için oy kullandı. Dolayısıyla Johnson, ittifak kurması gerekse bile konuyla ilgili bir seçim kazanma kabiliyetine sahipti. Johnson, Mayıstaki çağdışı Avrupa seçimlerini silip süpüren esas Brexit lideri Nigel Farage ile AB’den gerçek bir ayrılma konusunda Brüksel’le tatmin edici bir uzlaşma sağlama girişiminde bulunma taahhüdünde bulundu. Ancak Theresa May’ın aksine, Brüksel ile bir düzenleme yapmadan ayrılmak yerine; “Korku Projesi” liderlerinin dediği gibi “kendinden geçmeye” karar verdiğini, Mayıs ayındaki gibi taklidi bir çıkış yapmayı tercih ettiğini belirtti.

Bu, tam olarak en baştan kullanılması gereken formüldü. Brüksel nihayet, İngiltere’nin ayrılmasının Teksas’ın ABD’den ayrılması gibi olacağını ve “Korku Projesi”nin düzenbazlık olduğunun anlaşılması durumunda, diğer ülkelerin de Avrupa’dan kaçacağını anlamalıdır; gerçekten demokratik bir hükümet olmadığını göreceklerdir. İngiltere, Almanya’nın ardından Avrupa’nın ikinci büyük ekonomisi ve en saygın ülkesidir. Batı medeniyetine ve dünyadaki demokrasinin öncü ve başlıca savunucusu olarak kahramanca rolüne büyük katkılar sağlamıştır. İngiliz siyasal kurumlarının 950 yıl boyunca genel olarak sürekli bir şekilde ve 1660’da II. Charles’ın dönüşünden bu yana olaylara tamamen aykırı bir şekilde gelişirken hiçbir büyük Avrupa ülkesi 75 yıldan fazla bir süredir aynı hükümet sistemine sahip değildi ve bazıları da şimdi köhne bir durumdadır. Sendeleyen bir Brüksel ile amacıyla uyumlu bir şekilde öncülük eden İngiltere arasındaki ilişki, hiçbir zaman Brüksel, Angela Merkel ve Emmanuel Macron’un gösterişli rahatını haklı çıkarmadı.

İngiltere’nin, Avrupa’nın kargaşasından ne çıkacak olursa olsun yüzyıllarca iyi hizmet veren kurumlarını ve dış politikasını feda etmenin gerekçesi yoktu. O hayal, Avrupa’nın 1914’te Birinci Dünya Savaşı’ndan önce dünyaya hükmetmesi ve komünizm, faşizm ve Nazizm üretmesine rağmen, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını ve uluslararası komünizmin çöküşünü takiben Amerikalı kurtarıcıları ve korucularına dayanmaktan vazgeçip dünya liderliğini yeniden kazanmasıydı. Bu romantik ve saçma bir düşünceydi. Ve bunun içinde Brüksel’in liderliğinin sapkın otoriterliği, Avrupa’nın Büyük Güçleri’nden yüzyıllarca süren sıkıntıların intikamını almaktaydı.

İngiltere, imparatorluğu dağıldıkça dünya güçlerinin en üst kademesinden ikinci kademeye, yani bir ülke olmaya zorlanan (örneğin Fransa, Rusya, Almanya veya Japonya) herhangi bir ülkenin en zarif inişine geçmeyi başardı. O zamandan beri İngiltere bir rol arayışındaydı. Bağımsız büyük güç girişimindeki son girişim, 1956’daki Süveyş Krizi’ydi. 15 yıl süren kargaşanın ardından İngiltere, Kanada ve Avustralya’yı bir tarafa koydu ve 70’lerin başlarında Avrupa’ya doğru düştü. (Kanada ve Avustralya, Avrupa’dan daha iyi bir performans sergilediler.) Bu, on yıl sonra Margaret Thatcher’ın, Churchill-Roosevelt Anglo-Amerikan ittifakını Ronald Reagan’la yeniden canlandırılmasıyla tersine döndü. Daha önceki düzenleme İkinci Dünya Savaşı’nda zafere yol açmış ve saygınlık Soğuk Savaş’ta zafer kazanmıştı. Ne yazık ki, bu düzenleme iki liderin de görevinden ayrılmasıyla sona erdi ve son üç yıldaki olayların kabarması sonucu Avrupa’ya belirsiz bir dönüş oldu. (Johnson-Trump ilişkisinden şimdiden bahsetmek erken olabilir.)

Her uygar kişi şu anda tüm Batı ve Orta Avrupa ülkeleri arasında var olan iyi ilişkilerden mutluluk duyuyor. Ancak, bu ülkelerin işleyen bir konfederasyona uyum sağlama olasılığı, Charles de Gaulle ve Margaret Thatcher gibi Avrupa’nın en büyük liderlerinin çoğunun tahmin ettiği gibi, bir rüya olarak görünüyor.

Boris Johnson, Nigel Farage ile güçlerini birleştirmesi ve bir kez daha bu can sıkıcı konuyla ülkeye dönmesi gerekse bile partisini Brüksel’e karşı sıkı bir duruşla (ve gerekirse sert bir ayrılıkla) bir arada tutabileceğine inanıyor. Johnson, İngiltere’nin seçenekler arasında dolaşıp geçen on yıllar sonra tekrar yolunu bulmasına neden olabilecek yetenekli ve çevik bir lider olduğunu kanıtlamalıdır. Genel olarak gelişmiş Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) ülkeleri veya İngilizce konuşan ülkeler arasındaki ilişkiyi canlandırmak için yapılan herhangi bir düzenlemede, Kanada’nın önemli bir rol oynamasına yer vardır.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Türkan Babacan

Türkan Babacan
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir