Ana Sayfa / Çeviriler / Makale Çevirileri / Birinci Dünya Savaşı Sırasında Savaş Travması

Birinci Dünya Savaşı Sırasında Savaş Travması

İngilizce aslından çeviren: Eray KONYA

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, İngiliz ordusu, aralarında Siegfried Sassoon ve Wilfred Owen’ın da dahil olduğu 80.000 savaş travması vakıasıyla mücadele etmişti. Joanna Bourke, ordunun bu sıradışı travmayla nasıl mücadele ettiğini ve evine dönenler tarafından nasıl değerlendirildiğini araştırıyor.

Savaşın Kırılma Noktaları
7 Temmuz 1916’da, Arthur Hubbard, annesine neden daha fazla Fransa’da kalamadığını açıklamaya çalıştığı acı dolu bir mektup kaleme aldı. Savaş travmasından muzdarip olduğu için cepheden alınarak Doğu Suffolk ve İpsich Hastanesine kaldırılmıştı. Kendi deyimiyle, yaşadığı sürece asla unutamayacağı korkunç bir manzaraya tanıklık etmesine bağlı olarak çöküntü içerisindeydi. Annesine şöyle yazmıştı;
“Ne kadar kötü yaralanmış olurlarsa olsunlar mahkumları almamamız konusunda kesin emir vardı. İlk işim kablolarının bir kısmını kesip attığım zaman derin çukurdan çıkıp gelen, ağır kanamalı üç Almanın çektikleri acılara bir son vermek oldu; benden aman dileyerek yalvardılar, fakat emirler kesindi; amirlerimizin bizim gibi zavallıların duyguları onlar için önemsizdi. Tüm bunları düşündüğümde beynim fırlayacak gibi oluyor.”

Hubbard, Somme Muharebesinde zirveyi görmüştü. Siperlerin dördüncü hattına kadar savaşı yönetirken, saat 3.30 gibi neredeyse tüm taburu Alman topçusu tarafından yok edilmişti. Gömülmüştü ve kazarak kendisini gömüldüğü yerden çıkarmıştı, sonraki geri çekilme sırasında neredeyse bir makineli tüfek ateşiyle öldürülecekti. Hubbard, bu dehşet manzarası içerisinde çökmüştü.

Tıbbi Emareler
Arthur Hubbard, savaş deneyimlerinin sonucu olarak psikolojik travmadan muzdarip olan milyonlarca askerden birisiydi. Belirtiler sürekli anksiyeteden, kontrol edilemeyen ishale kadar değişkenlik gösteriyordu. Karşılaştıkları insanları süngüleyen askerlerin kendi yüz kaslarında histerik tikler gelişmişti. Mide krampları, karnından bıçaklanmış askerleri ele geçirmişti. Keskin nişancılar görme yeteneğini kaybetmişti. Düşmanın bedeninden süngünün çekilemeyişine dair görülen korkunç kabuslar, kıyımdan uzun süre sonra da devam etmişti.

Bir piyade yüzbaşısı rüyalar, sıradan bir sohbetin tam ortasında “süngülediğim bir Alman, korkunç sesi ve ekşimiş yüzüyle keskin bir şekilde göründüğünde meydana gelebilir” diye yakınmıştı. Katliamdan sonra yemek yememek ve uyumamak yaygındı. Kabuslar her zaman savaş esnasında meydana gelmiyordu. Rowland Luther gibi Birinci Dünya Savaşı askerleri, ateşkesin sonrasına dek bu sıkıntıyı yaşamamıştı. Ancak Rowland, sinir krizi geçirdiğinde, kendisini yemek yiyemez ve muharebe deneyimlerini sayıklayarak yeniden yaşar hale buluyordu.

Bunlar istisnai vakıalar değildi. Şu açıktır ki, çok sayıda muharip savaş halinin gerginliğiyle başa çıkamamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonu itibariyle, ordu 80.000 kadar savaş travması vakıasını çözmeye çalışmıştı. Henüz 1917 yılında, savaş nevrozlarının, İngiliz ordusundan malulen taburcu edilen tüm personelin yedide birini oluşturduğu bilinmekteydi. Yaralılar dahil edilmediğinde, duygusal rahatsızlıklar nedeniyle taburcu edilenler ordunun üçte birini oluşturuyordu. Daha endişe verici olan şuydu ki, yüksek oranda memur da bu şekilde acı çekmekteydi. 1917’de yayınlanan bir ankete göre, memurların cephedeki askerlere oranı otuzda birken, savaş nevrozu konusunda uzmanlaşmış hastanelerde bulunan memurların askerlere oranı altıda birdi. Tıp görevlilerinin hızlıca farkına vardığı gibi; güçlü veya zayıf, cesur veya korkak, herkesin bir kırılma noktası vardı.

Travmanın Tanısı
Ancak, paniğe kapılmış bazı askerlerin aşırı travmalara neden olan etmenleri anlamaları daha güçtü. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında savaş travmasının sinirlerde oluşan fiziksel bir rahatsızlığın sonucu olduğuna inanılıyordu. Diğer bir deyişle travma, diri diri gömülmenin veya ağır bir bombardımana maruz kalmanın bir sonucuydu. Shell Shock ismi, 1917’de, Charles Myers adında bir tıp görevlisi tarafından bulunmuştur. Ancak Myers, birçok askerin cephe hattına bile girmeksizin savaş travmasının etkilerine maruz kaldığını fark ederek türettiği bu sözcükten kısa zamanda memnuniyetsiz hale gelmişti. Sonuç olarak tıp görevlileri, giderek artan oranda psikolojik faktörleri çöküntüye yeterli sebep olarak görmeye başladılar. İngiliz Psikoanalitik Birliği başkanı olan Ernest Jones, “Savaş, askerlerin yalnızca izin verilmesine değil, aynı zamanda teşvik edilmesine dayanan, resmi medeniyet koşullarını ortadan kaldıran bir yapı teşkil etti” demiştir.

“Uygar akıl için bir tür küfür olan bir davranışa maruz kalmak.. Zalim, sadist, katil ve benzeri daha önce yasaklanmış ve gizli olan her türlü dürtü, daha etkin bir şekilde harekete geçirilir ve Freud’a göre, eski içruhsal çatışmalar nevrotik bozuklukların esas gerekçesidir. Baskılanarak ele alınmış olan çatışmanın taraflarından biri bu sayede desteklenir ve artık kişi, tamamen farklı koşullar altında mücadele etmek durumundadır. “

Sonuç olarak, sivil yaşantının mental davranışına geri dönüş, birçok psikolojik travmayı tetikleyebilir. Shell shock hakkında yazılmış standart kitaplardan birinin yazarları, nevroz geçirmiş bir askerin henüz aklını kaybetmediğini ancak çok fazla sebebin ağırlığı altında çalıştığını ve duyularının acı dolu bir işleyişte olduğuna kadar ortaya koydular.
Muhtemel tedaviler
Ancak, bu adamlar, acı dolu ıstıraplarıyla nasıl tedavi edileceklerdi? Başından itibaren tedavinin amacı maksimum sayıda insanı olabildiğince kısa sürede iyileştirebilmekti. Birinci Dünya Savaşı sırasında savaş travması nedeniyle hastaneye kaldırılan askerlerin dörtte biri, bir daha askeri görevlerine dönemediler. Böylesi bir daimi etkisizlik halinin azaltılması zorunluydu. Bununla birlikte, çöküntü haline dair getirilen bedensel yorumlamadan, psikolojik yorumlamaya geçiş, tedavi için kaçınılmaz sonuçlar doğurdu. Eğer çöküntü durumu bir tür sinir felci halindeyse, o zaman masaj, dinlenme, beslenme rejimleri ve elektrik şoku tedavisi uygulanıyordu. Eğer psikolojik temelli olduğu belirtilmişse, konuşma tedavisi, hipnoz ve hızlı toparlanma için dinlenme tedavisi uygulanırdı. Her durumda, mesleki eğitim ve telkin şiddetle tavsiye edilmekteydi. York’taki bir askeri hastanedeki müfettişin söylediği gibi, “her ne kadar sağlık görevlilerinin anlayış göstermesi gerekse de, hastalar da, hastalığıyla erkeksi bir şekilde yüzleşmeliydi.”

Hoşgörüye nadiren rastlanıyordu. Mağdurların birer asker ve erkek olarak itibarlarının büyük bir darbeye uğradığını kabul etmekten başka bir seçeneği yoktu. Büyük bir bombardımanın veya özellikle kanlı bir saldırının ardından, eğer muharip kendisini yeteri kadar aklayabildiyse duygusal zayıflık işaretleri gözden kaçırılabilirdi, ancak bu tutum muharebenin ortasında daha az hoşgörülebilirdi. “kendinize gelin, sizi küçük korkaklar!” bir lanetli İngiliz askeri (tommy), korkmuş bir asker. Savaş travması yaşamış bir asker eve döndüğünde, işler pek iyi değildi. Netley hastanesine gelen insanlar, (Savaş travmasından muzdarip askerler için) sessizlikle karşılanmıştı. İnsanlar nedeni anlaşılamayan bir utanç içerisinde başlarını eğmiş olarak tasvir ediliyordu. Hiç kimse, savaşın verdiği zararın yarattığı utanç ve öfkenin karışımı deneyimleri, şair Siegrfried Sassoon’dan iyi tasvir edemezdi. 1917 ekiminde, savaş travması geçirmiş subayları tedavi eden en tanınmış hastanelerin birinde, Craiglockhart’tayken, basit bir isim verdiği bir şiir kaleme aldı; “hayatta kalanlar.”

Hiç şüphe yok ki iyileşecekler. Şok ve gerginlik kekelemelerine ve iletişim kopukluğuna neden oldu.
Elbette yeniden hür olmayı istiyorlar. Yaşlı, korkmuş yüzleriyle bu çocuklar, yürümeyi öğreniyorlar.
Yakında lanetli, sindirilmiş gecelerini de unutacaklar, ölmüş arkadaşlarının ruhlarına olan itaati de.
Rüyaları ölüm dolu ve onurlarını paramparça eden savaşla gurur duyacaklar
Savaşa giden erkekler, gaddar ve memnun, çocuklar, sizden nefret eden gözleriyle kırık ve üzgün.

Not: Shell Shock ismi, topçuların ateşlediği mermilerin etrafını kaplayan maddeden geliyor. Bu kabuk (shell) gibi mermiyi saran madde düştüğü yerde büyük kraterler açıyordu. Hücuma kalkan askerler, yağmur ve kar sularının birikmesi nedeniyle bataklığa dönen bu kraterlerden geçmek isterken saplanıp kalıyordu. Yardımına kimsenin gelmediği askerler günlerce kendilerini buradan kurtarmaya çalışıyor, şanslıysalar ölüyor ama şansları yoksa çıldırarak ölene dek çırpınıyorlardı.
Shell Shock’a Kabuk Şoku demek anlamsız kaçacağından, Savaş Travması diyerek genel bir mana vererek çevirdim. Literatürdeki karşılığı da daha ziyade savaş travması olarak biliniyor.

KAYNAK: http://www.bbc.co.uk/history/worldwars/wwone/shellshock_01.shtml

Çevirmen Hakkında

Eray KONYA

İstanbul Üniversitesi

İnkılap Tarihi Enstitüsü

Yüksek Lisans Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir