tiyatro saati
elPeriodico'dan alınmıştır.

Bir Zamanlar Radyo Başında Tiyatro Saati Beklenirmiş

Televizyon ve televizyon için üretilmiş yayın formatları, her geçen gün popülaritesini artıran internet içerikleri karşısında can çekişe dursun; biz, son nefesini çok daha önceleri vermiş bambaşka bir formatı konuşalım. Televizyondan da öncesi denildiğinde bir radyo içeriği hakkında konuşulacağı aşikâr, ancak en azından otuzlu yaşları henüz geride bırakmamış iseniz ele alacağımız o nostaljik formatın radyo tiyatrosu olacağı bir çırpıda aklınıza gelmeyebilir. Yazımın ilk cümlesinde, radyo tiyatrosu için son nefesini vermiş bir format dedim ama biliyor musunuz ki TRT Radyo, NTV Radyo ve TGRT FM yayın akışları içerisinde bu formata bir gelenek olarak hala yer vermektedir. Evet, diğer pek çok radyo programı formatı arasından, tiyatro ve edebiyata bu denli yakından dokunuşu itibariyle farklı bir yere koyabileceğimiz radyo tiyatrosunu ele alacağız. Lakin hemen başta belirteyim ki yaşım itibari ile radyo başında sabırsızlıkla bir oyunun başlamasını beklemiş o nesillerden değilim.  Fakat başta TRT Radyo tarafından üretilmiş kimisi çok eski kimisi yeni yüzlerce radyo oyununa Youtube, Spotify ve birkaç farklı internet sitesi rahatlıkla ulaşabiliyor, beynimin çalışıp gözlerimin dinlenmesini istediğim şu yaz günlerinde hayal gücümü mikrofondan yükselen hikâyelerin emrine sunuyorum. Yalnızca sıradan bir dinleyicisi olarak, henüz bir yıldır meraklısı olduğum bu format üzerine okuduğum birkaç makale ve çocukluğu 70’lere rastlamış büyüklerimden işittiklerim ve kendi dinlediğim oyunlardan yola çıkarak bir yazı kaleme alacağım. Yazı genel olarak üç bölümden oluşacak; önce radyo tiyatrosunun tekniği hakkında kabaca bir iki paragraf, sonra bu formatın Türk yayıncılık hayatındaki serüveni üzerine bir özet ve son olarak da dinlemiş olduğum bazı oyunları yorumlayarak radyo tiyatroları ve günümüz üzerine öznel yorumlarımı sunacağım.

Adı üzerinde olsa da yine de belli noktalarına vurgu yapabilmek amacıyla bir tanım cümlesi kullanmakta fayda var. Radyo tiyatrosu ”bir oyun, roman ya da öykünün yahut başlı başına radyo tiyatrosu olarak kaleme alınmış özgün bir eserin stüdyoda, ses ve müzik efektleri eşliğinde yeniden üretilmesiyle ortaya çıkan” ve kara kutu televizyonun her eve sızmasına değin oldukça revaçta kalan söze dayalı bir radyo formatıdır. Bu tanımlamada evvela anlatmaya dayalı bir metnin varlığı vurgulanmalıdır. TRT’nin o eski eserleri telifsiz paylaşmaktan yana olan tutumu sayesinde kolayca erişip kendi gözlerinizle görebileceğiniz üzere, radyoya uyarlanan bu eserlerin çoğu Türk ve dünya edebiyatının en seçkin eserleri arasından seçilmiş. Vurgulanması gereken bir diğer özelliği ise eserlerin radyo teknolojisinin teknik imkânları ve tabi sınırları dâhilinde yani görsellik olmaksızın yalnız işitsel duyumuz ve hayal gücümüz muhatap edilerek icra ediliyor olmasıdır. Görsel öğeler olmaksızın bir hikâyenin her ayrıntısını verebilmenin zorluğu ortadır. Bu nedenledir ki radyo tiyatrosuna uyarlanan eserlerde, dinleyiciye yardımcı olması açısından diyaloglar içerisine kimi zaman suni betimlemeler yedirilir kimi zaman da ses efekt ve anonsları ile olay, mekân, zaman ya da karakterler hakkında ayrıntılar sunulur. Mesela; karakterlerin yürümesi mevzu bahis ise dinleyiciye efektler sayesinde sanki birlikte yürüyormuşçasına topuk sesleri işittirilir. Ya da karakter bir odaya girecekse kapı mutlaka gıcırdayarak açılır ki, senaryo dinleyicisine adeta görüyormuşçasına hissettirilebilsin. Görsel ayrıntı sunulamayan seyircinin işini kolaylaştırması açısından dramaturglar tarafından karakter sayısı sınırlandırılır, diyaloglar mümkün olduğunca kısa tutulur; yönetmen ve prodüktörler de aynı oyun içerisinde ses rengi benzer olan oyuncuları tercih etmemeye özen gösterir.

Radyo oyunları, dünyadaki benzerleri gibi TRT kanallarında da birbirini takip eden kısa diziler ya da tek seferde oyunun tamamının sunulması şeklinde yayınlanıyordu. Dizi şeklinde birbirine takip eden oyunlar TRT tarafından “Arkası Yarın” ismiyle takdim edilmişken, haftanın belli günlerinde tek seferde başlayıp biten oyunlar için ise Radyo Tiyatrosu ismi yeğlenmişti. “Radyo Tiyatrosu” haftada iki gün yaklaşık birer saat, “Arkası Yarın” oyunları ise pazar günleri hariç her gün 20 dakika olarak yayınlanıyordu. Çocuk dinleyicilere yönelik olarak hazırlanan “Çocuk Bahçesi“ programları ise cumartesi ve pazar hariç her gün 15’er dakika olarak yayınlanıyordu. Hanelerde en fazla bir adet radyo bulunduğundan ve o radyodan da yalnız TRT yayınlarına ulaşılabildiğinden aileler için radyo başında toplanıp oyun saatinin gelmesini beklemek tatlı bir ritüel haline gelmişti. İşte bu saatlerde yemek hazırlanmaz, temizlik yapılmaz, ders çalışılmaz ve oyun başladığında fısıldaşmalar dahi pek hoş karşılanmazdı.

Bu arada; belki sizin de kulağınıza gelmiştir, tiyatro oyuncuları kamera önü oyunculara nazaran çok daha büyük-şaşalı ya da başka bir deyişle daha bir abartılı oynarlar. Zira tiyatro oyuncuları farklı açılardan olmak üzere defalarca tekrarlanabilen kamera çekimleri ve montaj teknolojisinden mahrum olarak, koca bir salona dağılmış olan seyircilerine vermesi gereken duyguyu anlık olarak aktarabilmek için fazladan bir gayret sarf etmek zorunda kalır. Radyoda bir temsili seslendiren oyuncular ise kamera kayıt avantajları haricinde dekor, kostüm, jest ve mimik gibi her türden görsel avantajdan mahrum kaldıklarından kullanabildikleri yegâne sermaye olan seslendirme yeteneklerini en yüksek perdeden kullanmalıdır. Söz gelimi endişelenmiş bir karakteri canlandıran sinema oyuncusu kendisini yakın plan çekimlerden alan kameraya karşı yüzündeki jest ve mimikleri kullanarak gereken duyguyu seyircisine rahatlıkla aktarır. Aynı vaziyet için, tiyatro oyuncusu salonun en arkasındaki seyircisine yüzündeki mimikleri gösterememe kaygısı ile tırnaklarını kemire kemire sahneyi köşe bucak arşınlayarak oynamayı tercih edebilir. Radyo tiyatrosu seslendiren oyuncu ise tırnaklarını tamamen yese de nafile, dinleyicisinin endişeli vaziyetin farkına varabilmesi adına büyük büyük eyvah nidaları çekmeli, ses tonunu endişesi duyulacak kadar titretebilmelidir. Ve pek tabi; başarılı bir performans için dil kurallarına da ustalık derecesinde riayet edilmelidir. Oyunların hazırlanmasında TRT mikrofonlarına yıllarca ses veren sanatçılarımızın ustalığı tartışma götürmez bir gerçek. O ustalar arasında kimler yok ki..! Müşfik Kenter, Erol Günaydın, Suna Pekuysal, Halit Akçatepe, Tijen Par, Pekcan Koşar, Metin Serezli, Kemal Ergüvenç, Erdal Özyağcılar, Zihni Göktay, Zerrin Sümer, Rüştü Asyalı, Gülriz Sururi, Kayhan Yıldızoğlu, Göksel Kortay ve daha kimler kimler…

Radyo tiyatrolarının eskiden günümüze değin serüvenini fazlaca detaya girmeksizin ufacık bir özetleyeyim. BBC tarafından o zamanlar henüz 23 yaşındaki Richard Hughes’e ısmarlanan ve 15 Ocak 1924’te yayınlanan “a Comedy of Danger”[1] adlı oyun, dünya yayıncılık tarihindeki ilk radyo oyunu olarak kabul edilmektedir. Düzenli bir haberleşme ve eğlence aracı olarak radyo yayınlarının 1920’den itibaren başladığı hesap edilince, “a Comedy of Danger” ile radyo tiyatrosunun kendisine müzik ve haber yayınlarından farklılaşan bir format olarak yayıncılık tarihinin erken bir döneminde yer bulduğu söylenebilir.

1927 yılı itibariyle İstanbul ve Ankara Radyolarının açılması ile Türkiye için de radyo yayıncılığı başlamış oluyor. “İlk olarak halkın hızlı haber alma ihtiyacını karşılamayı amaçlayan radyo yayıncılığı zamanla sayısı artırılıp geliştirilen sözlü ve müzikli yeni içerikleri ile eğlendiren de bir mecra halini almıştır.”[2] “Radyo yayıncılığının İstanbul ve Ankara Radyoları adı ile PTT tarafından yürütüldüğü 1937-1940 yılları arasında yayın akışında süreleri 30 dakikayı aşmayacak şekilde monolog, skeç gibi güldürü ve eğlence yanı ağır basan radyofonik oyunlar yayınlanmaya başladı. Radyo yayıncılığındaki devlet etkinliğinin arttığı 1940-1946 yılları arasında kültür-sanat programları ve beraberinde radyo tiyatrolarının yayın akışı içerisindeki oranları artış göstermiştir. 1940-1946 yılları arasında kültür ve sanat yayınları içinde radyo tiyatrosunun oranı %50 ile %80 arasındaydı.”[3] O yıllarda, toplumun hızlıca çağdaşlaştırılması ve kitlesel eğitimi öncelikleri arasına alan devlet yönetimi için şüphesiz ki radyo oyunları da dâhil olmak üzere radyo yayıncılığı önemli bir araç olarak ele alınmalıdır.

“Radyo yayınlarının 1964 yılından itibaren TRT tarafından gerçekleştirilmeye başlaması ile yayın akışı içerisinde radyo tiyatroları dâhil söz içerikli programların oranında artış yaşanmaya devam etmiştir.”[4] Ayrıca yine 60’lı yıllarda radyo tiyatrosu üretiminde hem senaryo hem de oyunculuk olarak devlet ve şehir tiyatro sanatçılarından, kurum dışından edebiyatçılardan daha sık hizmet satın alınmaya başlamıştır. Sanatçılar da ek bir gelir kapısı edindiklerinden radyo oyunlarına ses ve eser vermekte son derece istekli olmuşlardır. Böylelikle hem nitel hem de nicel olarak daha fazla oyun mikrofona konulabilmiştir. Bu yıllarda Adalet Ağaoğlu ve Turgut Özakman gibi isimler radyo tiyatrolarının üretim ekibinde yöneticilik yapmaktaydı. Eserleri radyoya uyarlananlar arasında ise kimler yoktu ki… Dünya edebiyatından Gogol, Chekov, Dostoyevski, Sartre, Camus, Hugo, Shakespeare… Ve tabi Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Reşat Nuri, Hüseyin Rahmi, Ahmet Hamdi… Hatta Behçet Necatigil, Necati Cumalı, Oktay Rıfat, Turgut Özakman gibi isimler doğrudan doğruya radyo oyunu olmak üzere eserler de kaleme alıyordu. [5]

1968 yılı ile beraber TRT Kurumu tarafından TV yayıncılığı da başlatılmış olmasına karşın 70’li yıllar için de genelde radyo yayıncılığı, özelde radyo tiyatroları adına oldukça canlı bir dönem olmaya devam etmiştir. 1973 yılı için yapılan bir ankette[6], ankete katılanların %80’i her gün radyo dinliyor ve bu dinleyicilerin de %72 si dramatize programları tercih ediyormuş. Katılımcılar niçin radyo dramalarını tercih ettikleri sorusuna ise %23 oranında eğlenmek, %20 oranında hem eğlence hem eğitim, %8 oranında tiyatroya gitme ihtiyacı ve %6 oranında salt eğitim için cevaplarını vermişler.

“1975 ve 1978 yıllarında yapılan bir araştırmaya göre, TRT-1 kanalında yayınlanan oyun sayısı 51’dir. Bu oyunlardan 14’ü Türk yazarların yazdığı eserlerdir. 28’i yabancı eserdir. 9 eser hakkında da bilgi yoktur. İlk kez yayınlanan oyun sayısı 43’tür. Bu da, radyo tiyatrosu için yeni prodüksiyonlar yapıldığını göstermektedir. Bu oyunlardan 30’u roman ve öykülerden uyarlanan radyo tiyatrolarıdır. Aynı yıl 1975’te, TRT-2 kanalında yayınlanan oyun sayısı toplam 91’dir. Bu oyunların 25’i yerli, 66’sı yabancı eserlerden yararlanarak yazılmıştır. 1978 yılında TRT-1’de yayınlanan radyo tiyatrosu sayısının 100 olduğu ve bunlardan 57’sinin ilk kez yayınlandığı belirtilmektedir. TRT-2’de oyun sayısı 91’den 52’ye düşmüştür. 1978’de radyo için yazılan özgün oyun yalnızca 7 tanedir.”[7]

“1980-1990 yıllarını kapsayan dönemde TRT İstanbul Radyosu Tiyatro Müdürlüğü’nde 422 Radyo Tiyatrosu ve Arkası Yarın ile 76 Çocuk Bahçesi oyununun prodüksiyonu yapılmıştır. Bu yıllar içinde bazı dönemlerde prodüksiyon sayısı çok düşmüş, örneğin 1986 yılında bu sayı 13’e kadar inmiştir. Bu durum radyo tiyatrosu formatına yönetimce çok önem verilmediğini göstermesi yanında, televizyon izleyiciliğinin artmış olması biçiminde de yorumlanabilir.”[8]

Ve en nihayetinde 90’lı yıllarda artık radyo dinleme kültürü evlerimizden uzaklaşmış ve dolayısı ile 90 ve sonrası kuşaklar için radyo tiyatrosu dinleme geleneği tamamen yok hale gelmiştir.[9] Önce televizyonun her aile için ulaşılabilir hale gelmesi ve sonra 90’larda özel TV kanallarının da yayın hayatına başlamasıyla birlikte görsel lezzetler de sunan TV içerikleri karşısında radyo tiyatroları kendisine talep bulamamış ve nihayetinde TRT tarafından arzı da sınırlı kalmıştır.

Kıyaslama yapabilmek için; hem yazılı eser olarak okuma, film, dizi ve ya tiyatro oyunu olarak da izleme imkânı bulduğum hem de radyo uyarlaması olarak dinleyebildiğim bazı oyunlar hakkında fikirlerimi sunacağım. Mesela Camus’nün “Yabancı” romanından uyarlama bir oyun[i]. Aşağıda hem film olarak izleyebileceğiniz hem de radyo oyunu olarak dinleyebileceğiniz linkleri verdim. Yazılı basımı da zaten kütüphanenizde mevcuttur. Dinleyeceğiniz oyunda hemen fark edeceksiniz ki bazı karakterler ve olaylar oyun süresini ve karmaşıklık düzeyini azaltmak için sınırlandırılmış ki bu sınırlandırmalar arasında bazıları romanın akışında son derece önemli ayrıntılardı. Camus’nün orijinal eserinde işlenen felsefe, radyo uyarlamasında ne yazılı basımındaki ne de film uyarlamasındaki kadar açık değil. Seslendirme işçiliğine gelince, bu oyunun mikrofona konmasında belki hepimizin seslerine aşina olduğumuz usta isimler görev almış; mesela Kemal Ergüvenç. İsmi tanıdık gelmemiş olabilir ama sesini tanımayan olmadığına dair bahse girerim, zira kendisi Yeşilçam filmlerinde Hulusi Kertmen’den duyduğumuz diyalogları seslendiren usta. Oyunda ana karakter Mösyö Mearsault’u seslendiren Metin Serezli’yi de pek çok Yeşilçam klasiğinden ve Olacak O Kadar skeçlerinden bilirsiniz, daha kimler kimler: Bilge Zobu, İlhan Hemşeri, Kayhan Yıldızoğlu… Ancak tüm bu usta isimlere rağmen, bu oyundaki seslendirmeler de tam olarak içime sinmemişti. Bu yazı için okuma yaparken öğrendim ki TRT’nin kadrolu dramaturgları tarafından yayınlanmaya elverişli onayı alan oyun piyesleri çoğu defa prodüktör ile efektörün atanması, oyuncuların seçilmesi ve oyunun mikrofona koyulması süreçleri dahil hepi topu bir hafta sürmekteymiş. Çoğu defa da sadece birkaç provanın ardından oyunlar kayda alınırmış.[10] Ya da Dostoyevski’nin Suç ve Ceza[ii] eseri radyoya uyarlanırken zannımca tadından çok şey kaybetmiş. Psikolojik tahlil ve iç konuşmalarıyla hafızama kazınmış olan bu eseri mikrofona koyabilmek için uyarlama senaryoya orijinal eserde olmayan pek çok bayağı diyalog eklenilmiş.  Bu eserin izlemiş olduğum film yapımları dahi aynı tadı vermekte zorlanırken, zannederim ki her eserin yazılı basımdan TV, sinema ve hele hele de radyoya başarıyla uyarlanması pek mümkün bir iş değil. Dinlemiş olduğum en başarılı işlerden biri olarak da Arkası Yarın serisi olarak yirmişer dakikadan 12 gün boyunca yayınlanmış olan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü[iii] vereceğim. Yeşilçam filmleri ve çeşitli TV dizilerinden de aşina olduğumuz Pekcan Koşar, Tijen Par, Göksel Kortay ve Zihni Göktay gibi usta sanatçılar burada muazzam bir iş çıkarmışlar. Hababam Sınıfı serilerinde Damat Ferit’in o sempatik sesine de hayat veren Pekcan Koşar duyguyu sesinde verme konusunda öyle bir usta ki zannederim Türkçe bilmeyen bir Rus ile de pek ala iletişim kurabilir. Radyoya uyarlama konusunda Ahmet Çakır ve İkbal Gülşen sınırları zorlamış, sembolik bir dili olan Tanpınar’ı radyonun teknik sınırları içerisinde muhafaza etmeyi başarmışlar. Uyarlamanın başarısına dair zikredilmesi gereken bir diğer isim ise “Efektör Korkmaz Çakar”, ismini tırnak içerisinde mesleğiyle beraber vermemin sebebi dönemin oyun tiryakileri tarafından ismi pek çok oyunun başlangıç jeneriğinde takdim edildiği üzere bu şekilde ezbere biliniyor olması. Oyundaki sahne değişimlerinde kullandığı müzikli geçişlerle zihninizi dinlendirmeyi ve sizi oyunun içinde tutmayı çok iyi başarmış. Oyun içerisinde kalabalık bir mahkeme duruşmasına ait sahnede arkadan verilen fısıldaşma, gülüşme ve gürültü sesleri, meyhanede geçen bir sahnede tokuşturulan bardaklardan gelen sesler gibi ayrıntılar radyodan gelen seslerin zihinlerde görselleşmesini sağlayan önemli unsurlar. Diğer örneklerimin aksine bu eserin film ya da tiyatro uyarlamalarını izlememiş olmam da bu eserin diğerleri karşısında bir adım öne çıkmasına katkı sunmuş olabilir. Zira Shakespeare’in “Hırçın Kız”[iv] adlı yapıtından uyarlama radyo oyunu da Müşfik Kenter, Erdal Özyağcılar ve Göksel Kortay başta olmak üzere ustaların sesinden aslında çok başarılı bir uyarlama olmasına rağmen elbette “İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda”  Hakan Meriçliler ve Veda Yurtsever’in canlı performansını izlemenin lezzeti ile mukayese edilmemelidir. Ancak Rıza Tüzün, Ayla Algan ve Nurhan Damcıoğlu’nun sesiyle Molliere’den uyarlanan “Hastalık Hastası”[v] oyunu için kötü bir tiyatro gösterisine yeğlediğimi de söylemek isterim.

Bu yazıyı yazmaktaki motivasyonum kesinlikle nostaljik bir arayış değildir. TRT yayın akışı yepyeni radyo oyunlarıyla dolup taşsın, milyonlar da kendilerine birer radyo edinip onların başında oyun saatini beklesinler diyecek halim yok ya! “Ahh nerede o eski tarım!” diyerek çiftçinin traktör yerine saban koşması beklenebilir mi? Yukarıdaki paragrafımda da ima ettiğim üzere; yalnız işitsel duyumuza ve kendi hayal gücümüze seslenen radyo tiyatrolarının, başarılı bir sinema, tiyatro ve hatta TV dizisi ile aynı beğeniyi yakalaması son derece güçtür. Teknik imkânların sınırlı olduğu 80 öncelerinde, radyo oyunları pek çok kusur ve eksiğine rağmen biraz da alternatifsiz oluşu sayesinde kendisine tutkulu hayranlar edinmişti. Radyo tiyatrolarının, iyi ya da kötü günümüzün binlerce farklı TV ve internet programı karşısında yeniden tercih edilir olması kim tarafından umulsun ki? Ancak reyting kaygısının olmadığı o eski günlerde, okuma yazma bilmeyen babaannemin radyo tiyatroları sayesinde Sartre, Shakespeare, Gogol ve daha nicelerinin eserlerine aşina olması sizce de özenilecek şey değil mi? Evet babaannem sıkı bir radyo dinleyicisi olduğuna ve radyoda da bu klasikler oynadığına göre muhakkak bu klasiklere de aşina olmalı. Belki de rahmetli bu sayede hikâyelerini büyük bir sürükleyicilikle anlatır ve torunlarını hikâyesine kilitlerdi. Peki ya, dil ve anlatım yetilerimizde yaşanan erozyon karşısında sorumluluk almayan TV ve internet içeriklerine siz de suç bulmuyor musunuz? Ya da, aylardır kapalı gişe oynayan ve takviminize uyan bir vakitte bilet bulamadığınız bir devlet tiyatrosu oyununu hiç değilse sezon bitiminde TRT ekranlarından izlemek istemez miydiniz? Kısacası radyo tiyatrolarının fiziki tekniğine değil ama sanat ve edebiyatı halka ulaştırmaktaki misyonuna, dil ve anlatımdaki özendirici rolüne hayranlık beslememek kendi adıma imkânsız. Yine aynı misyon ile ama bu defa zamanın görselleştirmedeki teknik imkanlarıyla beraber, reyting kaygısını bir kenara bırakan ve hatta belki de reyting yarışını sanattan, kültürden ve dilimizden yana vizyon takınarak göğüslemeye çalışan TV ve internet içerikleri yapılsa fena mı olur?

TRT yönetimi tarafından yeni bir sorumluluk alınsa; usta edebiyatçıların kalemi ile usta tiyatrocuların performansı birleştirilerek eski radyo oyunlarının yayın ilkeleriyle ama bu defa radyo yerine televizyon için uyarlanıp sistematik bir düzende TRT ekranlarında yayınlansa biraz ön görüyor biraz da ümit ediyorum ki Türk halkı tarafından büyük bir beğeniyle takip edilecektir. Hali hazırda TRT ekranlarında görmüş bulunduğum ve tek meziyeti genel ahlak, örf ve adetlerimizle çelişmemek olan niteliksiz dizi yapımlarından ok daha az maliyetle çok daha büyük reyting puanı yakalayacağına dair şüphe dahi duymuyorum. Sanatsal nitelikleri tartışılır ama son yıllarda özel televizyon kanallarında güldürü yanı ağır basan skeç tiyatrolarının reyting başarısı televizyon için üreten sahnelerin başarısına dair bir ipucu değil midir?

Ekşisözlük kullanıcılarının radyo tiyatroları hakkındaki görüşleri için bakabilirsiniz:

https://eksisozluk.com/radyo-tiyatrosu–138815?p=10

Yukarıda Adı Geçen Radyo Oyunlarını Dinlemek İçin aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:

[i] “Yabancı” romanının film ve radyo uyarlamaları için;

https://www.radyotiyatrosu.net/yabanci/

[ii] “Suç ve Ceza” romanı film ve radyo uyarlamaları için;

https://www.radyotiyatrosu.net/suc-ve-ceza/

[iii] https://www.radyotiyatrosu.net/saatleri-ayarlama-enstitusu/

[iv]“Hırçın Kız” radyo uyarlaması için;

http://www.istdt.gov.tr/OyunDetay/hircin-kiz

[v] “Hastalık Hastası” uyarlaması için;

https://www.radyotiyatrosu.net/hastalik-hastasi/

 


Kaynakça

CANKAYA, Ö . “Kaybolan Bir Program Formatı: Radyo Tiyatrosu”. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ AKADEMİK DERGİSİ 6 (2013): 5-17

KUYUCU, M . “RADYONUN MÜZİK KUTUSUNA DÖNÜŞÜMÜ: RADYO PROGRAM TÜRLERİ ve TERCİH EDİLİRLİK ORANLARI”. Humanities Sciences 8 (2013): 372-400

KARADAĞ, N. “Radyo Tiyatrosu Eğitimi” Ankara Üniversitesi / (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1160/13664.pdf)

Dipnotlar

[1] https://www.bbc.co.uk/programmes/articles/2D0KClp9vJMt2dN2SS7ZWng/radio-drama-at-90

Dünyadaki ilk radyo oyununa ait klibi dinlemek için: https://www.bbc.co.uk/sounds/play/p014zwl5

[2] KUYUCU, M . “RADYONUN MÜZİK KUTUSUNA DÖNÜŞÜMÜ: RADYO PROGRAM TÜRLERİ ve TERCİH EDİLİRLİK ORANLARI”. Humanities Sciences 8 (2013): 372-400

[3] CANKAYA, Ö . “Kaybolan Bir Program Formatı: Radyo Tiyatrosu”. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ AKADEMİK DERGİSİ 6 (2013): 5-17

[4] KUYUCU, M . “RADYONUN MÜZİK KUTUSUNA DÖNÜŞÜMÜ: RADYO PROGRAM TÜRLERİ ve TERCİH EDİLİRLİK ORANLARI”. Humanities Sciences 8 (2013): 372-400

[5] KARADAĞ, N. “Radyo Tiyatrosu Eğitimi” Ankara Üniversitesi  (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1160/13664.pdf)

[6] KARADAĞ, N. “Radyo Tiyatrosu Eğitimi” Ankara Üniversitesi  (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1160/13664.pdf)

[7] CANKAYA, Ö . “Kaybolan Bir Program Formatı: Radyo Tiyatrosu”. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ AKADEMİK DERGİSİ 6 (2013): 5-17

[8] CANKAYA, Ö . “Kaybolan Bir Program Formatı: Radyo Tiyatrosu”. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ AKADEMİK DERGİSİ 6 (2013): 5-17

[9] 90 ve 2000’lerde değişen radyo dinleme alışkanlıkları hakkında detaylı bir çalışma için: KUYUCU, M . “RADYONUN MÜZİK KUTUSUNA DÖNÜŞÜMÜ: RADYO PROGRAM TÜRLERİ ve TERCİH EDİLİRLİK ORANLARI”. Humanities Sciences 8 (2013): 372-400

[10] KARADAĞ, N. “Radyo Tiyatrosu Eğitimi” Ankara Üniversitesi  (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1160/13664.pdf)

[/toggle]