Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Sogdiana - semerkant

Bir Kültür Köprüsü Niteliğinde Soğdlar

ÖZET

Eski Farsçada Suguda, Grek kaynaklarında Sogdioi ve Müslümanların deyimiyle Soğdlar olarak adlandırılan bu topluluk, hem bir devleti hem de bir kavmi temsil etmektedir. Geç antik dönemin fazla bilinmeyen halkı olan Soğdlar; kültürün, dilin, ticaretin ve dinin taşıyıcıları olarak aslında o dönemin en önemli İrani dilli halklarından biridir. Soğdlar, Göktürklerin ayan topluluğu, Uygurların yönetici zümresi ve Asya’nın en büyük tüccarlarıydı. Haklarında çok az şey bilinse de “Soğd’’ adı Pers, Çin, ve İslam kaynakları ile Bugut yazıtlarında geçmektedir. Adının sürekli zikredildiği ama haklarında bilginin az olduğu Soğd topluluğu bu çalışma içerisinde tarih sahnesine çıkışları, toplumsal yapıları ve Soğd dili adlı üç başlıkta incelenecektir.

Anahtar kelimeler: Soğd, Sogdiana, Orta Asya, İran, İpek Yolu, Manihaizm

 

1) Soğdların Tarih Sahnesine Çıkışı ve Diğer Kültürlerle Etkileşimi

Soğdların geç antik dönem topluluğu olması sebebiyle, kökenleri hakkındaki en net bilgiler arkeolojik kazılar vasıtasıyla alınabilmektedir. Bu kazılar neticesinde elde edilen bilgilere göre; İsa’nın doğumu öncesi yani M.Ö. 1000-500 yılları arasında bir Soğd ülkesi kurulmuştur[1]. Soğdlar askeri birliklere ve geniş hiyerarşilere sahip olan bir hükümdarlık olmaktan çok Semerkant’ın üstünlüğünü tanıyan ve bağımsız  prensliklerden oluşan aynı zamanda kendi içerisinde oluşturduğu kültürü, dini ve diliyle bir medeniyeti gözler önüne seren bir halktı. Soğd medeniyetinin yaşadığı coğrafya bağlamında iki tane görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden ilki ve genel olarak kabul göreni: Soğd medeniyetinin; batıda Marginya, kuzeyde Horezmiya ile Kızılkum Çölü, doğuda  Fergana ve güneyde Baktirya-Tokharistan’dan[2] Hissar Sıradağları ile ayrılan Zerefşan[3] ve Kaşka Derya Nehirlerinin oluşturduğu vadi üzerinde geliştiği görüşüdür. Diğer bir görüş ise Soğdların Orta Asya’da Amu Derya yada diğer bir adıyla Oxus Nehri’nin ötesinde bulunduğundan bahseder. Bu bahsedilen görüşler neticesinde, Soğd’ların yaşadığı bölge genel olarak ‘Sogdiana’ adıyla anılmıştır.

Genellikle şehir devletleri şeklinde yaşayan Soğdlarda bir koloni sistemi mevcuttu. Bu koloni sistemi ağı o kadar gelişmişti ki; Çin’de, Anadolu’da ve Orta Asya’da Soğd kolonileri olduğu söylenmektedir. Soğdların ağırlıklı olarak yaşadıkları bölge  başşehir olarak görülen Semerkant’tı ve yukarıda adı zikredilen bölgeler İpek Yolu üzerinde kurulan küçük idari merkezlere benzetilmektedir. Soğdların ticari anlamda geniş bir ağa sahip oldukları ve Orta Doğulu Yahudilere benzer şekilde uzun süre siyasi birlikten uzak bir ticari yaşam sürdükleri düşünülmektedir.

Soğdlar siyasi olarak değil halk olarak mevcut birliklerini sürdürmüş bir topluluk olmalarının bir sonucu olarak İsa’nın doğumundan önceki ilk yüzyıllar, Persler tarafından ilhak edilmiş bir topluluktu. Ancak Sogdiana bölgesi içerisinde yaşayan Soğdlar doğrudan ve  uzun bir süre  merkez tarafından yönetilmeyip, genellikle komşu güçlerin yumuşak kontrolü altında tutulmuştur[4]. Soğd’lar M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında Büyük İskender komutasındaki Greklerin egemenliği altına da girmiştir. Bu gelişmeden sonra Soğdların günümüzde antik bir bölge olan ve o yüzyıllarda büyük bir koloni olan Baktriya (Toharistan) kolonisine dahil edildiği muhtemeldir. M.Ö. 209’u izleyen yıllarda Büyük Hun İmparatoru Mete’nin eline geçen ve Büyük Hun Devleti’nin yıkılışından sonra  sırasıyla Kuşan İmparatorluğu, 4. yüzyılın ikinci yarısında ve 6. yüzyılın ortasında yerel, küçük Hun devletçikleri ve 558 yılında Göktürkler’in hâkimiyetine giren Soğd bölgesi sonraki yüzyılda  İslamiyet’le birlikte Arapların egemenliğini kabul etmiştir [5]. Bölgenin Müslüman Araplar tarafından fethi ile birlikte Orta Asya’nın içlerine doğru kaçan Soğd’lar, Uygur Devleti’ne sığınmışlardır. Pers kaynaklarından ve kazılardan elde edilen veriler incelendiğinde Soğdlar hakkında bu bilgilere ulaşılabilmektedir.

Soğdlar hakkındaki en genel bilgiler, bu halkın Türk topluluklarıyla (Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) girişmiş olduğu etkileşim sonucu elde edilebilmektedir. Ötüken bölgesi özellikle Karabalsagun şehri, Türkerin güçlü oldukları dönemlerde; Sogdiana’dan, Çin’den, İran’dan, Bizans’tan sık sık elçilerin ve kervanların gidip geldiği İpek Yolu’nun en işlek merkezlerinden biri haline gelmiş; bu bölge Çin ile Bizans arasında adeta bir köprü vazifesi görmüştür[6]. Soğdlar bahsedilen merkezlerdeki işlevsellikleri açısından, İpek Yolu’nun müdavimleri arasında bulunmaktaydılar ve gerek Göktürkler gerekse Uygurlar, yerleşik ama Türk olmayan bu uzmanları kendi içlerine alarak ticaret, diplomasi ve kültürel alanlarda çalıştırmışlardır. Bu sebeple Uygurların kültürel gelişmelerinde Soğdlar önemli bir paya sahip olmuşlardır. Çinliler, “Uygurlar ne zaman merkezi devlete gelseler, yanlarında Soğdlar vardı” diyerek, Soğdları Kağanlığın “normal bir parçası” olarak algılamışlardır.

 

2) Soğdlarda Toplum Yapısı

Asya, Orta Doğu ve Anadolu arasında ticari anlamda mekik dokuyan ve mahir diplomat özelliği taşıyan Soğdlar, İpek Yolu’na hakim olan devletlerin egemenliği altına girmişlerdir. Ancak bu egemenlik bir asimilasyondan ziyade, gitmiş oldukları veya boyun eğdikleri toplumlara kendi kültürlerini taşımalarına neden olmuştur.

Yeni Tang Tarihi’nde Soğdlar üzerine bir ifade şöyledir; ‘‘Nerede kazanç varsa oraya giden bir halk olarak Soğd erkeklerinin hepsinde derin gözler ve bolca sakal, bıyık var. Ticarette ustalar ve bir kuruş oranının üzerinde pazarlık edecek kadar kurnazdırlar’’[7].

Soğdların ekonomisinin temelinde ticaretin yanında, başka uluslardan etkilenerek oluşturdukları sulama kanalları sistemi sayesinde geliştirilen toprak işlemeciliği bulunmaktaydı. Semerkant’ta yapılan kazılarda ortaya çıkan kale, büyükçe bir kent ve pek çok sulama deposundan anlaşıldığı üzere, tarımsal faaliyetler ve bu faaliyetlerde kullanmak üzere demirden yapılan araç gereçler, Soğdların yaşamında önemli rol oynamaktaydı. Başlıca yapı malzemeleri ise güneşte kurutulmuş kerpiç, tuğla ve boyalı seramiklerdi. Bu alet/malzemelerin kullanımı genel olarak Sogdiana bölgesine atfedilen bir durumdu, ancak bölgenin önde gelenlerinin Soğdlar olması sebebiyle diğer topluluklarla birlikte bu kültür paylaşılmış durumdaydı. Genelde asillerin yaşadığı ve Sogdiana Nehri’nin idari kısmı olan Pencikent’in  ortasında bulunan bir ambarlı evin arkeolojik kazılarında, erkek tarım tanrısına atfedilen yerel bir inancın izlerine rastlanması, Sodların tarımcılıkla uğraştığını doğrular niteliktedir[8].

Soğd toplum hayatının dikkat çeken bir diğer kısmı, yine Çin kayıtlarına göre şöyleydi; “Soğdlu kadınlar, büyüyünce (ticarette) tatlı dilli olsunlar diye bebeklerinin ağızlarına şeker verir, kıymetli eşyalarını sanki ellerine yapışmış gibi muhafaza etsinler diye bebeklerinin avuçlarına tutkal sürerlerdi.’’ Yirmi yaşına gelen erkekler hayatlarını kazanabilecekleri yerlere, komşu krallıklara giderlerdi[9]. Bu noktada Soğdluları Türklerden ayıran en büyük fark bu idi. Çünkü Türkler çocuklarının eline kılıç verip asker olarak yetiştirerek milletini korumayı öğretirlerdi. Soğd toplumunun ise çocuklarına parayı nasıl elde edeceklerini ve elde edilen paranın nasıl muhafaza edileceğini öğrettiği görülmektedir.

Budist Hacı Xuanzang, Soğdluları; çiftçi, tüccar, halıcı, camcı ve marangozlar olarak tanımlamış, Semerkant’ta çocukların beş yaşına geldiklerinde ilerideki ticari faaliyetlerinde yardımcı olmak üzere okuma yazma öğrendiklerini kaydetmişti. Xuanzang, seyahat notlarında Soğdluların karakteristik/stereotipi olarak: Çin bakış açısını yansıtan; ‘güvenilmez, hileci, sahtekar, refahtan başka bir şey düşünmeyen, babaları ve oğulları yalnızca kâr peşinde koşan’ vb. olumsuz görüşler bildirmektedir. Ancak ‘Antik Mektuplar’ın içeriği, Soğdluların en zor koşullarda dahi  ana yurtlarından uzakta ticaret yapan barışçıl bir halk olduğunu göstermektedir[10]. Ayrıca Soğdlar sadece tüccar değil aynı zamanda muhteşem dansçılardı. Bu eşi görülmemiş Soğd danslarına Tang Çin’inde (618-906) saray ve halk tarafından oldukça ilgi gösteriliyordu. Türkçede dönme dansı, zıplama dansı olarak olarak bilinen bu danslara ait kalıntılar, Çin’in Budist Dunhuang ve Turfan Kızıl Bin Buda Mağaralarının duvarlarında görülmektedir.

Başşehirleri Semerkant ve civarı olmasına rağmen, Kırım’dan batı Çin’e ve Hindistan’a kadar çok geniş bir coğrafyada, bereketli İpek Yolu rotasında neredeyse bütün önemli ticaret merkezlerinde kolonileri bulunan, savaş yerine ticareti tercih eden Soğdlar, bu coğrafyalardaki dini ve kültürel zenginliklerin taşınmasında, aktarılmasında büyük katkı sağlamışlardır. Böylelikle dillerin, dinlerin ve kültürlerin harmanlanmasında ve taşınmasında önemli rolleri olmuştur. Özellikle Zenden bölgesinde dokunan ve “zendenî” adı verilen kumaş türü, Soğdlu tüccarlar tarafından farklı coğrafyalara taşınmış ve götürülen yerlerde büyük ilgiyle karşılaşmıştır. Bu gelişmelere ek olarak, Orta Asya ve İran’da belli bir geçmişi olan ipekçiliğin, İslamın bu bölgelerde yayılışı ile daha da geliştiği, hatta 718 yılında Soğd bölgesinden Çin’e dahi “yüeno” denilen ipekli kumaşların gönderildiği rivayetleri vardır.[11]

Rivayetler arasında olan bir başka bir detay, Batı Göktürk Kağanlığı’nın Anadolu’ya giden elçileri arasında Soğdlu diplomatların oluşudur. Bu durum Soğdların ‘yöneten-yönetilen’ ilişkisinde hangi safta durduklarının ve devletlerin kaderini şekillendirecek kadar üst düzey görevlere layık görüldüklerinin bir göstergesidir. Çin-Orta Asya ve Hindistan-Orta Asya arasındaki etkileşimin başlıca aktörleri olan Soğdlar, aynı zamanda Zerdüştlük, Budizm, Manihaizm, Nesturi Hristiyanlık gibi dinlerin samimi misyonerleriydi. Buna göre Soğdların; Uygurlara, Manihaizm dinini taşıdığı ve empoze  ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla Türkerin ilk İslami yıllarında Soğdlulara Samani, Samaniler’den sonra “Tacik” denmeye başlanmıştır ve bu isim günümüzde geçerli bir ıstılah olarak bugün bile bir halkın  adı olarak  kullanılmaktadır.

 

3) Soğd Dili

Soğd dili, Pehlevice’nin yani Orta farsça olarak adlandırılan bir kültürün doğu lehçesi idi. Bu dil sahip olduğu coğrafi yapı gereği birçok kültür ve medeniyetin etkisi altında kalmış; özelikle eski zamanlardan itibaren yalnız Semerkant’ta değil, Orta Asya’nın bütününde kullanılan yaygın bir dil olmuştur. İpek Yolu’nun Çin’den Horasan’a kadar olan bölümünde bu dilin ortak bir ticaret dili haline gelmesinin en önemli sebepleri arasında Budist misyonerlerin, Türkler ve İranlılar arasındaki faaliyetlerinde Hint alfabesi yerine Soğd alfabesini tercih etmesi vardır. Soğd dilinin yayılmasının temel iki sebebi vardı: Bunlar; Soğdlu tüccarların misyonerlik faaliyetlerinde bulunması ve bu misyonerlık ile birlikte ticaret de yaparken kendi dillerini kullanması olarak sıralanabilir.

Soğd dili, bazı dillerin yazı sistemlerinin oluşumunda da önemli rol oynamıştır. Mesela Uygur yazısının oluşumunda Soğdca’nın önemli yeri vardır. Uygurların, kendilerinden üstün bir medeniyet olan Soğd kültüründen etkilendikleri ve alfabelerini Soğdcadan almış oldukları bilinmektedir. Uygurlar, Soğdlardan aldıkları alfabeyi korumuşlar ve bu yazı, ilim dünyasında “Uygur yazısı” adını almıştır.

Sonuç olarak Soğdluların kullandıkları dilin, çevrelerindeki birçok milleti etkilemesi ve bir dönem uluslararası bir dil olması, bölgedeki kültürel gelişime büyük katkı sağlamıştır. Müslümanlar bölgeyi ele geçirince önce Arapça, daha sonra yeni Farsça resmi ve hakim dil olsa da, Soğdcanın bu bölgede uzunca bir süre daha konuşma dili olarak kaldığı düşünülmektedir. Soğd dilinin en önemli yazılı kaydı Bugut yazıtlarıdır. Bugut yazıtı; Türklerin, Soğdlarla ilişkilerini, onların dillerini ve alfabelerini devlet dili ve alfabesi olarak kullanacak kadar sıkı tuttuğunu göstermektedir.

Aynı şekilde Göktürk  ve Uygur dönemlerine ait bazı yazıtlarda Soğdlardan bahsedilmesi; bu dönemlere ait bazı yazıtların bir yüzlerinin Soğd alfabesiyle ve Soğdca yazılmış olması, Uygur döneminde Göktürk alfabesinin terk edilip Soğd kaynaklı bir alfabenin  geliştirilmiş               olması, Türk – Soğd ilişkilerinin seviyesini gösteren en değerli kanıt olmaktadır[12].

Soğdların; Müslüman Araplar tarafından ilhakı ile diğer İrani halklara karışarak veya Türkleşerek tarih sahnesinden bütünüyle çekilmesi (en azından siyasi, kültürel, ekonomik faaliyetleri sona ermiştir) dillerinin yok olup gitmesine neden olmamıştır. Aksine Sakaca, Harezmce gibi tarihi kökenli İran dillerinin unutulmasına rağmen Soğdca dokuz yüzyıl boyunca ölü bir dil olmamıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Özbekistan ve Tacikistan Devletleri; Semerkant, Buhara ve Pencakent’ten batıya doğru akan Zerefşan Nehri’nin hayat verdiği topraklarda yaşayanlar olmak üzere, önemli sayı ve oranlarda Tacik ve Özbek yerli azınlıklara ev sahipliği yapmaktadır. Kendi ailelerinin en ‘atipik’ dilbilimsel özelliklerini barındırarak birbirine yakınlaşan dilleri, kültürleri ve inançlarıyla harmanlanan Özbekler ve Tacikler; özellikle birlikte yaşadıkları bölgelerde, tıpkı Kaşgarlı’nın[13] notunda: ‘Balasagunluların, Tıraz (Talas) ve Beyza şehir halkının Soğdca ve Türkçe kullandıklarını belirttiği gibi, her iki dili de konuşmaya devam etmişlerdir[14].

 

Sonuç

Döneminin en güçlü tüccarları olan ve diplomasiyi çok yetkin kullanan Sogdianalı insanlar maalesef unutulmaktadır ve araştırılmamaktadır. Özellikle Türk Tarihi araştırmacılarının bu yönde ciddi araştırmalar yapması gerekmektedir. Çünkü Türk-Soğd ilişkisi incelendiğinde varolan kültürel bağlar ortaya çıkarılabilir. Ek olarak Soğdların ticaret konusundaki maharetleri ve Soğd’lu kadınların çocuklarını yetiştirme yöntemleri örnek alınması dolayısıyla incelenmesi gereken diğer araştırma konularıdır. Yaşadıkları coğrafya gereği dillerine duymuş oldukları saygı ve taşımış oldukları ticaret ahlakı sayesinde gittikleri her coğrafyada kendilerinden bir parça bırakmayı başaran bu topluluk bahsedilen sebeplerle daha titiz çalışmalarla incelenmelidir.

Başta tarihçi Fuat Köprülü olmak üzere, etimolog ve filologların  tespitine göre;  Türkler İslamiyet’i, Müslüman Araplardan değil  Soğd veya Taciklerden öğrenmiş olma ihtimalleri vardır[15]. Çünkü kültürel etkileşimin en önemli yolunu Soğdlar kullanmıştır ve 9. ile 10. yüzyıllarda Samani sınırları içinde kalan Sogdiana, o dönemde kültür ve medeniyet açısından en parlak günlerini yaşamış ve bu parlaklık ışığında dini anlamda kendi tanrılarını başka kültürlerle tanıştırmışlardır. Bu etkilerine rağmen onlarla işbirliği yapmak tehlikeli değildi. Çünkü onlar Çinlilerden ve Farslardan farklı olarak bozkır halklarıyla düşman olan büyük bir devletin tebaaları değildiler. Aksine kendileri açısından en uygun olan işi yapmakla meşgul olup, askeri gücün üstün olduğu bir dönemde diplomatik araçların önemine vurgu yapan bir kavim olmuşlardır. Bu kadar fazla etki alanlarının olması (diplomaside, ticarette, dillerini etkili kullanmada, tarıma ve el işçiliğine verdikleri önemde) onları, günümüz güçlü devletleriyle kıyaslanabilir bir seviyeye taşımaktadır. Fakat, askeri anlamda bir güce sahip olmamaları sebebiyle büyük bir devlete sahip olmaktan yoksun bir şekilde tarihin yırtık sayfalarında kalmışlardır.


Kaynakça

ALYILMAZ, Cengiz. «Bugut Yazıtı ve Anıt Mezar Külliyesi Üzerine.» Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi. no. 13. Konya, 2003.

AYDINLI, Osman. «İslam Hakimiyetindeki Kadarki Dönemde Soğd Havzasının İktisadi ve Sosyokültürel Dinamikleri.» İslam Araştırmaları Dergisi. no. 32. 2014.

BOZKURT, Nebi. «İPEK.» TDV. Cilt 22. 2012.

CHAVANNES, Edouard. Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri. Çeviren Mustafa Koç. İstanbul: Selenge Yayınlaro, 2013.

COMPARETİ, Matteo. «Soğdiyana Tarihine Giriş.» Yeni Türkiye Yayınları. Cilt 2. Ankara: Türkler Ansiklopedisi, 2002.

EKER, Süer. «Orta Asya’nın Gizemli Halkı; Soğdlular, Soğd ve Soğdca.» Cilt 74. Türkbilig Türkoloji Araştırmaları Dergisi, 2012.

MARSHAK, Boris. «Türkler ve Soğdlular.» Türkler Ansiklopedisi. Cilt 2. Yeni Türkiye Yayınları, 2002.

MERT, Osman. «Karakurum Bölgesindeki Arap Harfli Yazıtlar.» no. 54. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2015.

TAŞAĞIL, Ahmet. «Soğd.» TDV. Cilt 37. 2012.

 

 

İnternet Kaynakları

http://www.iranicaonline.org/articles/sogdian-trade

[1] Ahmet TAŞAĞIL, “Soğd’’, (TDV, 2012), C.37, S.348

[2] Baktriya ya da Toharistan, Hindukuş Dağları ve Ceyhun Irmağı arasında yer alan, merkezi bugünkü Belh şehri olan o dönemki adı ile Baktra / Balhika / Bahdi olan, Afganistan sınırları içindeki antik bir bölgedir.

[3] Orta Asya’nın en büyük vadisi Fergana, Özbekistan’dadır.

[4] Süer EKER, ‘’Orta Asya’nın Gizemli Halkı: Soğdlular, Soğd ve Soğdca’’, Türkbilig Türkoloji Araştırmaları, 2012/74, s. 82

[5] TAŞAĞIL, a.g.e

[6] Osman MERT, ‘’Karakurum Bölgesindeki Arap Harfli Yazıtlar’’, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2015/54, s.4

[7] http://www.iranicaonline.org/articles/sogdian-trade

[8] Matteo Compareti, ‘’Soğdiyana Tarihine Giriş’’, Türkler Ansiklopedisi, (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), 2: s.272

[9] Edouard Chavannes, Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri, çev. Mustafa Koç (İstanbul: Selenge Yayınları, 2013), s. 183

[10]EKER, a.g.e, s.6

[11] Nebi Bozkurt, ’’İpek’’, (TDV, 2012), C.22, S.366

[12] Cengiz Alyılmaz, Bugut Yazıtı ve Anıt Mezar Külliyesi Üzerine, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2003/13, s.3

[13] Dîvânü Lugâti’t-Türk’ün yazarı.( Kâşgarlı Mahmud)

[14] Eker, a.g.e, s. 90

[15] Boris I. MARSHAK, ‘’Türkler ve Soğdlular’’, Türkler Ansiklopedisi, (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), 2: s. 175