binbir gece
Kaynak: Le Point

Binbir Gece Masallarının Dahi Kadını: Şehrazat

Bilgin, zeki, asi, kültürlü, zarif ve çarpıcı. Bin yıllık “Binbir Gece” masalından Şehrazat, namuslu ve itaatkâr sadrazamın kızıdır. Başta kendisininki olmak üzere hemcinslerinin başını padişahtan korumalıdır. Kendisi gibi diğer kadınları da onları bekleyen faciadan kurtarmak ister. Bunu yapmak için dahice bir plan hazırlar, gecenin sonuna kadar sihirli sözleriyle kendine âşık eden bir sevgili ve kendi özgürlüğünü sağlayan çekici bir kadın haline gelir.

Peki, gerçekten kimdir bu Şehrazat? Bir kurgu mu yoksa gerçek mi? Hayal gücünde ısrarcı olan Arap Dünyası’nda, kadınların idealleştirilmiş bir görüntüsü veya üstü örtülen bir gerçekten mi ibaret? Ve her şeyden önce, neden Şehrazat hakkında konuşmak bu kadar önemli?

İki Bütün, Tek Parça

Çünkü bu konu İslam’ın siyasal modernliğinin, çoğulculuğunun, hümanizminin şartlarıyla örtüşür. Binbir Gece Masalları’nın neredeyse tamamlandığı onuncu yüzyılda, İslam’ın ikinci hanedanı Abbasiler, kadınların özgürlüğü, güzellik, aşk gibi bireysel özgürlüklerin çoğuna müsaade etmişlerdi. Ziyafet, cinsel özgürlük, hayvanların evrimleşmesi ve yaşama keyfi gibi kuranda bulunmayan konulardan Binbir Gece Masalları’nda bahsediliyor.

Ve Kuran’da bulunan öğütler, yasaklar ve dogmalar, Binbir Gece Masalları’nda yer almıyor. Bu iki alem birbiriyle ya güç bela ya da hiç bağdaşmıyor. Bu masalın özellikle muhafazakâr Müslümanlar tarafından hor görülmesi, Arap ve Fars kültürünün İslam dünyasının bir parçası olduğu gerçeğini değiştiremez.

Başkalarının Bilmediğini Bilmek

Şehrazat kendini tehlikeli bir döngünün içinde bulur: Kral, himayesindeki bütün kadınlarla bir gece geçirdikten sonra sabaha karşı kadınları öldürtüyordu. Soykırımla birleşen bu olaylar, zorbaların olağan durumlarındandır. Kral Şehriyar, potansiyel düşmanları korkutmak için kendi ülkesinde dehşet saçmak gibi bir düşünceye sahipti. Fakat Şehrazat, tüm Arap kadınları gibi bu toplu ölümden kaçmanın yollarını arar. Ona söylediği hoş sözlerle, sonunu bir sonraki güne saklayarak anlattığı masallarla, gösterdiği şiddetli aşkıyla kralın iyileşmesini sağlar ve bu soykırıma bir son verir.

Şehrazat’ı harem kıyafetleriyle, güzel kokulu Hint kaşmirleriyle hayal ediyorum. Gizemli kadın, diğerlerinde olmayan bir bilgeliğe sahipti.

İlk Kadınların Kraliyet Feministi

Ancak bu dahi kadın sadece Abbasi Sarayının güçlü kadını olmamakla birlikte bugün tüm Arap kadınlarının içlerinde yatan bir karakterdir. Bu kadınları Tunus’ta, Mısır’da ve hatta 2011’de Tevekkül Karmanın Nobel Barış Ödülü almasıyla Yemen’de görebiliyoruz. Bu baş döndürücü derecede uçsuz bucaksız ülkelerden bahsetmemin sebebi, kökene en yakın olan tarihi Arap havzasını koruyan değişime uğramış Suudi Arabistan’dan bile Mekke ve Medine gibi kutsal yerleri daha çok korumasıdır. Onları, Yemen, Mısır, Tunus gibi İslam ülkelerinde ele alacak olursak, Hz. Süleyman’ı ziyaret eden Belkıs ve 2003’te Nobel Barış ödülü alan Şirin Ebadi gibi kadınlarla karşılaşırız. Böylece Şehrazat karakterinin harika bir şekilde diğer kadınlara alçak gönüllük ve güçle ışık verdiği sonucunu çıkarabiliriz.

Yazar: Malek Chebel

Kaynak: Le Point