Bilinç Nedir
Sarkaç'tan Alınmıştır.

Bilinç Üzerine Felsefi Yaklaşım Tartışmaları

Bilinç; tarihsel, psikolojik, felsefi yanı bir kenara bırakılırsa kısaca uyanıklık hali, uyaranlara tepki verme yeteneği, dikkat ya da farkındalık olarak ifade edilebilir. Ancak zihnin karmaşık yapısı sebebiyle bilinci açıklamak zordur. Bilinç kendi varlığımıza dair derin bir konudur.

Biyolojik, fizyolojik ve nörolojik boyutlarıyla birlikte bilinç ontolojik (varlık bilim) bir problemdir. Bilincin ontolojisi hakkında konuşmak, ister istemez metafiziksel yönünü konuşmayı gerektirir. İnsan, çevresiyle etkileşim halinde olan bir varlık olması dışında kendi varlığını duyumsayan bir varlıktır. Öznel gerçeklik, yaşadığımız her şeyi bizzat kendimizin yaşadığı anlamına gelmektedir.

Deneyimler sürekli bir akış halinde, aralıksız ve değişen bir sarmalın temsili gibidirler. Öznel deneyimler sürekli akış halinde olduğu için ben dediğimiz karakteri oluşturur. Bilinci açıklayan hiçbir tabiat kanunun olmayışı bilimin bilinci reddetmesi veya indirgemeci bir tavırla yaklaşmasına neden olmuştur.

Sistematik bir yöntem kullanırsak bunun üç temel savı bulunmaktadır. Birincisi, her deneyimin bir deneyimleyeni (fenomenal öznesi) vardır. İkincisi, deneyimleyen (fenomenal özne) ontolojik olarak tözsel bir varlıktır. Üçüncüsü ise, deneyimleyeni (fenomenal özneyi) anlamaksızın ne deneyimin kendisi ne de fenomenal bilincin doğası kavranabilir değildir.

1. İdealizm

İdealizm
Sosyalwiki’den Alınmıştır.

Var olan tek töz (evrenin varoluşunu açıklamaya çalışan felsefelerin ilk öğe olarak düşündükleri varlık, öz, değişen şeylerin özünde değişmeden kaldığı varsayılan idealist kavram.) zihindir. Bilinç zihin tözünün temel karakteristiğidir. Onun dışında kalan fiziksel alem ve madde gerçek değildir. Yani yanılsamadır. İnkâr yoluna gitmediği tek gerçeklik zihindir.

Dış dünya bu kadar gerçek gibi gözükürken yani onu duyu organlarımızla algılıyorken maddenin varlığını kabul etmemek savunması güç bir yaklaşımdır. Ancak fiziksel dünyadaki bilgilerin hemen hepsi duyu organlarımız tarafından algılandığından bilinçli algılarımızın üretimi öznel deneyimlere dayandığı yorumunu çıkarmak zor değildir.

İdealizmin dış dünyayı sadece zihin tarafından algılandığımızı söylemesi aynı zamanda dil, din, ırk, cinsiyet, yaş, kültür vs fark etmeksizin ortaya çıkan bir evrensel yanılsama olduğunu iddia eder. Böyle büyük bir yanılsamayı kabul etmek reddetmek kadar zordur. Çünkü maddenin varlığını yanılsama olarak görmek fizik, kimya, biyoloji ve tüm sosyal bilimlerin yok sayılması sonucunu doğurur.

İdealizm sadece zihinlerden oluşan evren anlayışını ortaya koyması bilincin tözsel varlığını tek mutlak gerçeklik olarak yansıtıyordur. Fakat bu yaklaşım bilincin doğasına dair bir açıklama getirememektir. Bu bakımdan üç şekilde eleştirilmektedir.

İlk olarak eğer varlık dediğimiz sadece zihin ise o zaman her şey öznenin bir parçasıdır. Bu bağlamda tek olan şey öznedir. Diğer şeylerin varlığından söz edilemez. Bir idealist, buiddiaya “Zihnin içeriğini özneden ayırabiliriz.” şeklinde bir öneriyle karşı çıkacaktır. Bu durumda var olan tek şey zihindir fakat zihin özne ve zihinsel içerik olarak ikiye ayrılmaktadır.

İkinci olarak ilk eleştirideki soruyu “Özne zihnin içeriğinden bağımsız olarak bir varoluşa sahiptir ve zihnin içerikleri tek tek boşaltılsa bile geriye özne kalır.” cevaplamak istediğimizde özne ve zihnin içeriği konusunda yine yeni bir sorunsal oluşmaktadır.

Zihin içeriğinin öznenin kendisinden ayrılması oldukça güç görünmektedir.  İdealizmin bu ayrımı yapmamızı sağlayacak herhangi bir kriteri yoktur veya önermemiştir. İdealizm zihnin içerinden bağımsız bir özne iddia edebilir. Bu durumda ise öznenin doğasına dair herhangi bir açıklama getiremeyeceğinden zihinsel içerikle özneyi ayıramayacaktır.

Üçüncü eleştiri ise şu şekildedir; “Bilinçli deneyimi oluşturan zihin durumlarının ortaya çıkması için bazı nöral aktiviteler gereklidir.”  Bilinçli olma durumumuzda nöral aktiveteler faaliyet görür. Bu durumda bu görülen nöral faaliyetleri de yok saymamız gerekmektedir.

2. Materyalizm

Materyalizm İdealizm Bilinç
Sonsuz Us’dan Alınmıştır.

Var olan her şeyin maddesel olduğunu söylemektedir. Bu durumda bilinç de maddeseldir. Böylelikle sırtını doğa bilimlerine dayamıştır. Düalizmden türemiş olan beden ve zihin karşıt konumlandırılışı felsefe tarihine çözümü zor bir zihin beden problemi vermiştir.

Materyalizm bu düğümü zihinsel olanı ayrı bir töz olarak almayı reddederek çözmeye çalışmıştır. Bu durumda zihinsel olanın doğasına dair ortaya atılan argümanları kendi içerisinde farklı kollara ayırmaktadır.

Materyalist teorileri bu bakımdan üçe ayrılmaktadır. Birincisi “bilincin gündelik dil ve düşünüş şekli tarafından üretilmiş olduğu” argümanıdır ki bu argümana göre bilincin varlığını bütün olarak reddetmektedir. İkincisi ise bilinci nörolojik olaylara indirgemektedir. Üçüncü yaklaşımda ise bilinç yine fiziksel bir varlık olarak kendisine yer bulmakta ve beynin üst düzey bir etkinliği olarak indirgemeci olmayan bir tavır olduğu söylenebilir.

3. Düalizm

Düalizm
Milliyet Sanat’tan Alınmıştır.

Düalizme göre evreni meydana getiren iki farklı töz vardır. Bunlardan birisi fizikseldir. Bu töz fiziksel bilimlerde evrenin yapı taşları olan her şeyden oluşmaktadır. Diğer töz ise, fiziksel olmayan denmektedir.

Fiziksel olmayanın özü zihinseldir. Düalist kuramlar kendi aralarında çatışıyor olsa bile birleştikleri çok önemli bir nokta vardır. Bu “bilinçli zekanın özsel doğasının fiziksel olmayan bir şeye, fizik, nörofizyoloji ve bilgisayar bilimi gibi bilimlerin kavrayış alanının ebediyen ötesinde kalacak bir şeye bağlı olduğu” fikridir.

Töz Düalizmi; Düalizmin en katı formlarından biridir. Töz düalizmi Platon’un iki töz vardır. Biri beden biri ruh söylemine kadar dayanmaktadır. Platon, Phaidon diyaloğunda ruh ve bedenin ayrılığını şöyle anlatmaktadır: “Ruh en çok tanrılık olana, ölümlü olmayana, düşünülebilene, yalın olana, dağılmayana, her zaman aynı kalana benzer;  ten de en çok insanlık olana, ölümlü  olana, düşünülemeyene, çok şekilli olana, dağılana, asla kendisinin aynı kalmayanına benzer.”

Ruh ve bedenin karşıtlığını sistematize ederek ortaya koyan isim Descartes idi. Şöyle anlatmıştır. Öyle ki bu ben yani kendisiyle neysem o olduğum ruh, bedenden tümüyle ayrıdır;  hatta bedenden daha kolay tanınır ve beden olmadığında bile o kendisi olmaktan çıkmaz.”

Töz düalizmin karşısındaki en büyük şüphe nörofizyoloji alanında gerçekleşen gelişmelerdir. Beyni ve zihni birbirinden bağımsız varoluşlara sahip olarak kabul eder. Töz düalizmin dayandığı temel prensip beyin tamamen yok olsa bile zihnin kusursuz bir biçimde işlediğini söyler.

4. Panpsişizm

Panpsişizm Bilinci
Terminoloji.Org’dan Alınmıştır.

Panpsişizm, evrendeki her fiziksel şeyin aynı zamanda bir zihne ya da bilinçli bileşenlere sahip olduğunu iddia eden bir teoridir. Zihinsel ve fiziksel özellikler her varlıkta vardır.

David Chalmers tarafından ortaya atılan protopanpsişizm ile zihin felsefesine yeni bir bilinç teorisi gelmiştir. Panpsişizm iki önemli savunucusu Thomas Nagel ve Galen Strawson’dur. Fiziksel olandan zihinsel olana geçişin irrasyonel veya gizemli olmadığını savunmaktadır.

Bilince sahip olmayan fiziksel bir varlıktan nasıl olup da bilinçli içerikler çıktığı sorusunu bertaraf edecek tek yaklaşımın insan ve hayvan bilincinin ancak mikro basit düzeydeki bir bilinçten türeyebileceği tezi olduğunu savunan Strawson’a göre bu türeyiş ya da beliriş rasyonel düzeyde gerçekleşmektedir. Buna mikropsişizm adı verilmektedir.

Temel olarak bir elektronun iç doğası nedir? Bu noktanın bilinçli olup olmadığıyla ilgili herhangi bir bilgiye sahip değilsek elektronların mikro düzeyde bir bilince sahip olduğunu söylemek hem çelişkiye yol açmayacak hem karmaşık zihin ve bilinç yapısının açıklanması kolaylaşacaktır. Bu nedenle panpsişizm özellikle bu konudan dolayı evrim teorisine güçlü bir yol göstericidir.

Panpsişizm bu bakımdan mikro parçacıkların dahi temel doğasını öznel niteliksel deneyim olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur. Her bir parçacığı özne olarak ele almak sezgisel olarak mantıksız gözükse bile mümkündür. Özne toplaması adlı teoride ise parçacık öznelerin bir araya gelerek büyük özne var etmesini imkansızlığını anlatmaktadır. Çünkü bu toplanma işlemi teorik olarak mümkün değildir.

5. Agnostik Gizemcilik

Bilincin doğasının bilinmez olduğunu söyler. İlk defa 1992 yılında Owen Flanagan tarafından ortaya koyulan teori Colin Mcginn tarafından geliştirilmiştir. McGinn’in gizemciliği, “bilincin doğal dünyanın bir parçası olduğu” ve “doğal dünyanın bize sunacağı bir bilinç açıklamasının bulunmadığı” öncüllerinden “bütün bir bilinç açıklamasının mümkün olamayacağı” sonucuna varmaktadır.

Gizemcilik zihin-beden probleminin çözülmez olduğunu temel almaktadır. Bilincin bilgisine erişmenin tek yolu iç gözlemdir. Fakat dış dünyanın bilgisi algısal deneyim yolu ile olur. Rowlands’a göre algının dış dünyanın bilgisini açığa çıkarma şekli ile iç gözlemin bilinci açığa çıkarma şeklinin çok farklı olduğuna dair güçlü sezgilerimiz vardır; bu sebepledir ki birinin diğerinin oluşması için temel sağlıyor olması imkânsız görünmektedir.

Gizemcilik bilincin mekansal bir var oluşu olmadığını söyler ve bu ikinci önemli tezidir. 2004 yılında McGinn ‘’İç-gözlem yoluyla bilince mekândan bağımsız olarak erişilebilirken, sahip olduğumuz tüm diğer fiziksel bilgiler mekâna bağımlıdır; dolayısıyla mekandan bağımsız bilincin mekansal olan beyinden belirmiş olması mümkün değildir’’ demiştir. Kökleri Kant’a dayanan bu argüman epistemik kapasitemizin zaman ve mekân ile sınırlı olduğu görüşüne atıf yapmaktadır.

Agnostik gizemcilik nörobilim ve beyin araştırmaları kusursuz bir şekilde sonuçlansa ve beynin nasıl çalıştığını öğrensek bile bilinçle ilgili keşfedeceğimiz ve bilincin nasıl ortaya çıktığını anlamamızı sağlayacak hiçbir şey olmayacağını varsaymaktadır.

6. Kimlik

Kimlik
Onedio’dan Alınmıştır.

Kimlik kısaca ‘’herhangi bir nesneyi belirlemeye yarayan özelliklerin tümü’’ olarak söylenebilir. ‘’Kişi’’, ‘’kişilik’’, ‘’karakter’’, ‘’birey’’ ve ‘’özne’’ kimlik kavramıyla doğrudan alakalıdır. Bu kavramlar genel olarak insanın sosyal bir varlık olduğuna gönderme yapmaktadır.

Latince ‘’toplum’’ bir arada yaşama halini, ‘’birey’’ ise birlikte yaşayan insan tekini gösterir. ‘’Kişi’’, ‘’karakter’’ ve ‘’etik’’ kavramları anlamca bağlıdır. Kişiler yaşamın içinde etik ilişkiler kurmaktadır. ‘’Etik’’ kelimesi eski Yunancada ‘’etos’’ kelimesinden türemiş olup anlamı karakter demektir. Kişiler başkalarının davranışlarını ve ilişkilerini düşünerek kendilerini değerlendirir ve bu yapıp etmelerini değiştirir.

Crick kimliği ‘’siz, neşeleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız, ihtiraslarınız, benlik ve özgür irade duygularınızla aslında çok sayıda nöron ve bunlarla ilişkili moleküllerin bir arada davranışlarından ibaretsiniz.’’ açıklamıştır.

Damasio bilinci çekirdek bilinç ve genişletilmiş bilinç olarak ayırmıştır. Çekirdek bilincin içinde ortaya çıkan merkezi benlik, beynin etkileşimde bulunduğu bir nesneyle beraber durmaksızın yeniden üretilen bir yapıdır. Geleneksel benlik ise kimlik ile doğrudan bağıntılıdır. Ve bir kimseyi tanımlayan eylemlerle olguları işaret eder. Bu bellek türü ‘’otobiyografik bellek’’ türüdür. Kimliği şekillendiren anılar otobiyografik bellekte saklanır. Burada en önemli nokta ise yeni doğanda bile özgün bir mizacın olduğudur. Bunlar genetik yoldan ve çevreyle etkileşimden kazanılır.

7. Bilinç Nedir?

Bilinç
NEURO-MAR’dan Alınmıştır.

Tevfik Alıcı’ya göre, bilinç bir insanın öznel dünyası belli bir anda sahip olduğu algılama, duyumsama ve anımsama gibi deneyimlerin tümünü kapsar.

Dilimizde ise iki şekilde kullanılır. Birincisi, koma ve uyku halinde olmama durumuna söylenen bilinçli olmak iken; ikincisi, farkında olduğu öznel durumlar anlamına gelmektedir.

Birçok düşünür bilincin üç temel özelliği olduğunu düşünür. Birincisi öznelliktir. Ve başka birine doğrudan aktarılamaz. Bazı düşünürler bu durumu(olanaksızlığı) çarpıcı hale getirmek için tersine görme (inverted spectrum) adlı felsefi bir problem ortaya koymuştur.

İkinci temel özelliği ise bilincin teklik ve bütünlük algısıdır. Bilinçli bir anda farklı duyusal kanallardan gelen veriler farklı öznel deneyimlere yol açar. Ancak bunların hepsi tek bir bilinç durumunda birleşmiş ve bütünleşmiş gibi deneyimlenir. Descartes bu konuda ‘’Bilincin Tiyatro Sahnesi’’ olarak söz etmiştir.

Üçüncü temel özelliği ise özneliktir. Bilincin bu özelliği her şeyi kendi isteyerek yapıyor izlenimini yansıtır. Bu deneyime göre bazen davranışlarımız dış uyaranlara tepki olarak bazen ise kendiliğinden ortaya çıkar. Ama her iki durumda da özgür iradeye dayalıdır.

Bilinç tartışmalarında sık sık adı geçen başka bir kavram ise qualia (öznel deneyim parçacıkları)’dır. Bu kavram bilinci oluşturan öznel deneyimlerin her biridir. Öznel deneyimin en küçük birimidir.

8. Bilinçte Anlam ve Beyin

Bilinçte Anlam ve Beyin
Khosann.com’dan Alınmıştır.

Bilincin son zamanlarda tartışılan bir diğer yanı ise, anlam ile olan bağıntısıdır. Öznel deneyimlerimizin her biri bir şey hakkındadır ve biz onlara farklı anlamlar yükleriz. Mesela domates yemek kültürden kültüre farklılık gösterir. Bazı insanlar şeker atarken bazıları tuz atar.

Öznel deneyimin nörofizyolojik temellerini araştıran her bilim insanı bunu kaale almalıdır. Çünkü bilincin sadece bu özelliğinin bozulduğu hastalıklar vardır. Adı agnozidir. Nesnelere anlam verememe, algılayamama ve tanıyamama biçiminde ortaya çıkar. Algıladıklarımızı anlamlarından yoksun olarak düşünmemiz neredeyse imkansızdır.

Bilinç deneyimleri beyinde gerçekleşen nöral bağlantılarla doğrudan alakalı görülmektedir. Beynimizi etkileyen psikoaktif madde ve ilaçlar öznel deneyimlerimizde çarpıcı değişimlere yol açar. Onun dışında bir hastaya elektrik akımı verilmesi beyinde verilen bölgeye göre annesini hatırlamasına, koku almasına veya bir şey görmesine neden olabilir. Somut ve gözle görülebilir davranışlarımız dışında artık düşüncelerimizde beyin izleme cihazlarında net bir biçimde ayırt edilebilmektedir.


Kaynakça

Doğan, Mehtap: Bilincin Doğasına Yönelik Beş Temel Yaklaşımın Bir Değerlendirmesi, Yapay Zeka Ve Zihin Felsefesi Dergisi, 1.sayı, 22-55, Haziran 2018.

Özkan, Burçak: Nörofelsefe ve Bilinç, İstanbul, Ginko Bilim, Temmuz 2019.

Zeman, Adam: Bilinç Kullanım Kılavuzu, Beyoğlu/İstanbul, Metis Bilim, Şubat 2017.

Coşan, T. Erhan: Beyin ve Bilinç Evrimi, Osmangazi Tıp Dergisi, Özel Sayı 1, 20-28.

Churcland, Paul M.: Madde ve Bilinç, İstanbul, Alfa bilim, 2012.

Sarkıç, Mehmet: Beynin ve Aklın Evrimi, 32-41.